Bir Bilgi
Ana sayfa » Deyimler » A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

ay gibi : ay parçası.

ay harmanlanmak : ayın çevresinde ayla oluşmak.

ayağa fırlamak : hızla ayağa kalkmak. Örnek Kullanım : Derken balıkçı öfkeyle ayağa fırladı, kafese kapatılmış bir kaplan gibi dolandı güvertede. -A. Erhat.

ayağa kaldırmak : telaş ve heyecana düşürmek.

ayağa kalkmak : 1) ayakları üzerinde durmak, dikilmek. Örnek Kullanım : Yeniden ayağa kalkıyorum, pencereye kadar gidiyorum. -A. Ümit. 2) hasta iyi olmak, iyileşmek 3) saygı göstermek için oturma durumundan ayaküzeri durumuna geçmek 4) harekete geçmek. Örnek Kullanım : O gün yer yerinden o

ayağı (ayakları) dolaşmak : yürürken telaştan ayakları birbirine takılmak.

ayağı (ayakları) suya ermek : bir gerçeği anlayarak aklı başına gelmek.

ayağı almak : hlk. halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak.

ayağı düze basmak : güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek.

ayağı gitmemek : 1) gitmek istememek 2) oynarken çalınan oyun havasının ritmine uygun hareket edememek.

ayağı ile gelmek : 1) kendi isteğiyle gelmek 2) emek çekilmeden elde edilmek.

ayağı yerden kesilmek : 1) ayağı yere değmez olmak 2) bir taşıta binip yaya yürümekten kurtulmak 3) mec. çok mutlu olmak.

ayağına (ayaklarına) kapanmak : 1) alçalırcasına yalvarmak. Örnek Kullanım : Sandılar ki ihtiyar bahçıvan, paçaları sıvayacak, yeğenine Rabia’yı almak için paşanın ayaklarına kapanacak. -H. E. Adıvar. 2) bağışlanmak için yalvarmak.

ayağına bağ olmak : birinin bulunduğu yerden ayrılmasına veya yaptığı işi sürdürmesine engel olmak.

ayağına bağ vurmak : önüne bir engel çıkarmak.

ayağına çağırmak : yanına gelmesini istemek.

ayağına çelme takmak : 1) biri yürürken ayakları arasına ayak uzatıp düşürmek 2) mec. birinin işinde yükselmesine engel olmak.

ayağına dolanmak (dolaşmak) : 1) başkasına yapmayı tasarladığı kötülük kendi başına gelmek 2) iş yapmakta olan birine engel olmak, yürümesine engel olmak.

ayağına düşmek : çok yalvarmak. Örnek Kullanım : Obanın bütün kadınları, delikanlıları ayağına düştü. -Y. Kemal.

ayağına geçirmek : bir şeyi aceleyle giymek.

ayağına gelmek : 1) alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek 2) emek çekilmeden elde edilmek. Örnek Kullanım : Kısmet ayağına geldi.

ayağına getirmek : sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak.

ayağına ip takmak : bir kimseyi çekiştirmek. Örnek Kullanım : Ara sıra ötekinin berikinin ayağına ip takmaktan başka konuşacak lakırtıları olmazdı. -R. N. Güntekin.

ayağına kira istemek : gelmeye nazlanmak, üşenmek.

ayağına sağlık : gelmen çok memnun etti? anlamında kullanılan bir söz.

ayağına sıcak su mu, soğuk su mu dökelim? : seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.

ayağına sıkmak : ayağına ateş ederek tehdit amacıyla gözdağı vermek.

ayağına üşenmemek : hamarat olmak, ayak işlerini bıkmadan, yorulmadan yapmak.

ayağını (ayaklarını) öpeyim : hlk. ?yalvarırım? anlamında kullanılan bir söz.

ayağını (ayaklarını) sürümek : 1) verilen bir işi ağırdan almak 2) bir yerden uzaklaşmak üzere bulunmak 3) halk inanışına göre bir kimse gelirken ardından başkalarının da gelmesine yol açmak 4) ölmek üzere olmak.

ayağını alamamak : 1) ağrı veya uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak 2) alışılan bir yere gitmekten kendini alamamak.

ayağını bağlamak : engel olmak.

ayağını denk almak : 1) başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak 2) dikkat etmek. Örnek Kullanım : Ayağınızı denk alıp, bu sorunu bir an evvel çözümlemenizi istiyorum. -R. Mağden.

ayağını denk basmak : dikkatli ve uyanık davranmak.

ayağını giymek : ayakkabısını giymek.

ayağını kaydırmak : bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak. Örnek Kullanım : Hatta vekilin bile ayağını kendisinin kaydırdığını iddia ediyor. -H. Taner.

ayağını tek almak : bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak.

ayağının (ayaklarının) altını öpeyim : yalvarırım? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Dadıcığım merhamet… Ayaklarının altını öpeyim…? -H. R. Gürpınar.

ayağının altına karpuz kabuğu koymak : bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

ayağının bağını çözmek : 1) karısını boşamak 2) sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.

ayağının pabucunu başına giymek : 1) dengi olmayan bir kimseyle evlenmek 2) değersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek.

ayağının tozu ile : yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden. Örnek Kullanım : Halep’ten İstanbul’a döndüğü gün ayağının tozu ile devrin padişahını görmeye gitmişti. -Y. K. Karaosmanoğlu.

ayağının tozunu silmeden : ayağının tozu ile.

ayak açmak (vermek) : âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze başlamak amacıyla kelime, kelimeler takımı, dize, beyit ile konuyu belirtmek.

ayak almak : müz. hlk. ayak, çalınan çalgıya uymak.

ayak atmak : 1) girmek. Örnek Kullanım : Kalabalıktan en hoşlanan insan vagona ayak attı mı derhâl bir inziva hastalığına tutulur. -R. N. Güntekin. 2) ilk kez gitmek.

ayak bağı olmak : bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak. Örnek Kullanım : Bu çocuk bana ayak bağı oluyor.

ayak basmak : 1) bir yere varmak, ulaşmak. Örnek Kullanım : Bu bahçeye ayak bastığım andan beri toprağın iyiliğini kendimde hissediyordum. -K. Bilbaşar. 2) girmek, gelmek, uğramak. Örnek Kullanım : Köy evinin içine ayak basar basmaz, elbette bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur. -S.

ayak basmamak : bir yere hiç uğramamak. Örnek Kullanım : Tevfik’in kızı, kendi evladı gibi büyüttüğüm çocuk, konağa ayak basmıyor. -H. E. Adıvar.

ayak çekmek : kandırmaya çalışmak, avutmak.

ayak diremek : bir düşünceyi, bir davranışı sonuna kadar sürdürmek, kendi tutumundan şaşmamak. Örnek Kullanım : İnek sütü içmemekte hep böyle ayak direyecek misiniz?? -N. Hikmet.

ayak oyununa gelmek : kandırılmak.

ayak sürümek : 1) verilen bir işi ağırdan almak 2) gönderilen yere isteği ile gitmemek.

ayak tutmak : hlk. 1) mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uyağı vermek. Örnek Kullanım : Mânicilerden biri ‘gülerler’ diye bir ayak tutar, ona biri karşılık verir. -S. Birsel. 2) öncülük etmek 3) söz açmak 4) ileride söylenecek bir söze önceden zemin hazırlamak.

ayak uydurmak : 1) yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak 2) ayak açmak 3) mec. kendi gidiş ve davranışını başkasınınkine benzetmek. Örnek Kullanım : Âdettir, genç kızlar girdikleri ailenin terbiyesine, gidişine ayak uydururlar. -S. F. Abasıyanık.

ayak üstünde olmak : 1) dinç olmak, canlı olmak. Örnek Kullanım : Enişte, delikanlıları gölgede bırakacak kadar çalıştı hâlâ ayak üstünde. -S. M. Alus. 2) iş görür durumda olmak.

ayak vermek : âşık atışmalarında dinleyicilerden biri uyak belirtmek.

ayak yapmak : birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek.

ayakaltına almak : hakir görmek, gözden çıkarmak. Örnek Kullanım : Bunlar kolay kolay ayakaltına alınamaz, değil mi?? -R. N. Güntekin.

ayakaltında bırakmak : ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak.

ayakaltında dolaşmak : bir işe yaramadığı hâlde herkesin işine engel olacak bir biçimde ortalıkta dolaşmak.

ayakkabı vurmak : ayakkabı ayağı zedelemek, ayağı rahatsız etmek.

ayakkabılarını çevirmek : 1) konuk ayakkabılarını gidiş yönüne doğru düzgün bir biçimde sıralamak 2) mec. bazı davranışlarla konuğu gitmeye zorlamak.

ayaklar altına almak : önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek. Örnek Kullanım : Şerefini, namusunu ayaklar altına aldı.

ayaklar baş, başlar ayak olmak : değersiz kimseler başa geçip değerli kimseler ise en geride bırakılmak.

ayakları geri geri gitmek : bir yere gönülsüz, istemeye istemeye gitmek.

ayakları üstünde durmak : başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak.

ayakları yere değmemek : çok sevinmek.

ayaklarına (ayağına) kara su (sular) inmek : çok yorulmak, güçsüz, dermansız kalmak. Örnek Kullanım : Bu şehirde akşama doğru / İçime korku / Ayaklarıma kara su iner? -B. Necatigil.

ayaklarını yerden kesmek : bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak.

ayakta kalmak : 1) oturacak yer bulamamak 2) yıkılmamak, çökmemek. Örnek Kullanım : Bu yapı beş yüz yıldan beri ayakta kalmıştır. 3) değerini yitirmemek, önemini korumak. Örnek Kullanım : Ömrü boyunca bu vatan için, bu devletin ayakta kalabilmesi için çalıştı. -A. Ümit.

ayakta uyumak : aşırı dalgın, şaşkın veya yorgun olmak.

ayaz kesmek : uzun süre soğukta kalıp üşümek.

ayaz vurmak : sebze ve meyveler donmak.

ayazda kalmak : 1) soğukta kalmak 2) argo boş yere beklemek 3) argo eline bir şey geçmemek.

aydedeye misafir olmak : gece açıkta yatmak, geceyi açıkta geçirmek.

aygır gibi : iri yarı, cüsseli, güçlü (kimse).

ayı gibi : 1) iri yarı 2) kaba, anlayışsız (kimse).

ayı yavrusu ile oynuyor : alay iri ve yetişkin birinin ufak tefek birine, bir çocuğa el şakası yapması veya gücünü onda denemesi karşısında söylenen bir söz.

ayıbını yüzüne vurmak : birinin kusurunu yüzüne söylemek.

ayıkla pirincin taşını! : bir işin pek karışık ve içinden çıkılmaz durumda olduğunu anlatmak için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Karıya bir de nikâh yaptırdı mı ondan sonra ayıkla artık pirincin taşını!? -O. Kemal.

ayılık etmek : kaba davranmak.

ayılıp bayılmak : 1) birini kendinden geçercesine sevmek 2) aşırı ölçüde sinir bunalımları geçirmek.

ayın on dördü gibi : yüzü çok güzel (kadın veya kız).

ayınları çatlatmak : ayın harfinin Arapçaya özgü sesini gırtlakta boğumlamaya çalışmak.

ayıp kaçmak : argo uygun düşmemek. Örnek Kullanım : Daha ne sözler ki açıklayamam burada, ayıp kaçar. -M. Seyda.

ayıptır söylemesi : 1) ?bunu söylemek size karşı saygısızlık olacak ancak söylemek zorundayım? anlamında özür dilemek için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ayıptır söylemesi, muzundan dalağına kadar ne bulurlarsa yedirdiler. -A. Ümit. 2) ?övünmek gibi olmasın ama? anlamında kulla

ayıya kaval çalmak : anlayışsız bir kimseye bir şey anlatmaya çalışmak.

ayıyı vurmadan postunu satmak : henüz ele geçmemiş bir şey üzerinde hesap yapmak.

aykırı düşmek : uygun gelmemek, ters gelmek, ters düşmek. Örnek Kullanım : Yüzük ona biraz aykırı düşen bir parlaklıkla parmağında parlıyordu. -T. Buğra.

aylak adam işidir : işsiz güçsüz adama uygun bir iştir? anlamında kullanılan bir söz.

aylığa geçmek : 1) çalışması karşılığı olarak her ay belirli bir para alınacak bir işe başlamak, maaşa geçmek 2) gündelikten veya ücretten kadroya geçmek.

aylık bağlamak : emekli olan veya başka sebeplerle çalışmayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek, maaş bağlamak.

ayna gibi : 1) dümdüz ve parlak 2) kımıltısız, durgun (deniz).

aynı ağzı kullanmak : aynı şeyi söylemek, aynı düşünceyi ileri sürmek.

aynı kapıya çıkmak : sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak. Örnek Kullanım : Talihin aşırısı da insanı eninde sonunda aptallaştırdığından, sonuç aynı kapıya çıkardı. -E. Şafak.

aynı karede yer almak (bulunmak) : 1) kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak 2) mec. biriyle duygu ve düşüncesi aynı olmak.

aynı potada erimek : benzer konuları ve sorunları birlikte düşünmek veya değerlendirmek.

aynı telden çalmak : aynı şeyi söylemek.

aynı yolun yolcusu (olmak) : 1) kötü sonları birbirine benzer olan. Örnek Kullanım : O haspa da aynı yolun yolcusu, elbet birbirlerini kollayacaklar. -A. İlhan. 2) kaderleri, düşünceleri, davranışları birbirine benzer olan. Örnek Kullanım : Bu inanç aynı yolun yolcusu olmak niteliğini yitirecek ve siya

ayraç açmak : söz veya yazı içine, asıl konu ile ilgisi az olan bir bölüm sıkıştırmak.

ayranı kabarmak : 1) öfkelenmek, coşmak 2) aşırı bir cinsel arzu duymak. Örnek Kullanım : Sadrazamın ayranı kabarsın diye üç gün beklenildikten sonra … gelini, alayla, eşinin konağına iletmişlerdir. -S. Birsel.

ayranı yok içmeye, atla (tahtırevanla) gider sıçmaya : kaba yoksulluğuna bakmadan gösteriş yapmaya kalkanların gülünçlüğünü anlatmak için kullanılan bir söz.

ayranım budur, yarısı sudur : bir iş yarım yamalak yapıldığında özür dilemek için söylenen bir söz.

ayrı baş çekmek : topluluktan ayrılıp kendi başına iş yapmak.

ayrı düşmek : 1) birbirinden uzakta kalmak. Örnek Kullanım : Köyümden, şehrimden ayrı düştüm. -A. Kabaklı. 2) mec. uyuşmamak. Örnek Kullanım : Düşüncelerimiz ayrı düşüyor.

ayrı seçi yapmak : birkaç şey arasında fark gözetmek.

ayrı tutmak : farklı davranmak.

ayrıcalık gözetmek : ayrıcalık tanımak. Örnek Kullanım : Annem, babam çocuklar arasında hiçbir ayrıcalık gözetmezlerdi. -A. Erhat.

ayrıcalık tanımak (göstermek) : 1) birine özel hak vermek 2) birini kayırmak.

ayrıntıda boğulmak : 1) gereksiz ayrıntılarla ilgilenmek zorunda kalmak 2) mec. ilgilenilen herhangi bir konunun aslından uzaklaşmak.

ayrıntıya inmek : bir konuyu en küçük noktasına kadar inceleyip araştırmak. Örnek Kullanım : Ne var ki genelleyici bakış açısı, bizi bazen yararlı ayrıntılara inmekten ister istemez alıkoyuyor. -H. Taner.

ayrısı gayrısı olmamak : birbirinden hiçbir şey esirgemeyecek durumda olmak, samimi olmak.

ayvayı yemek : argo kötü duruma düşmek, işi bozulmak. Örnek Kullanım : Ortak bir kaderimiz var biz kadınların, sonunda ayvayı yiyen biz oluyoruz. -A. Kulin.

ayvaz, kasap hep bir hesap : hlk. ?ha öyle ha böyle, ikisi de bir? anlamında kullanılan bir söz.

ayyuka çıkmak : 1) ses yükselmek. Örnek Kullanım : Camlar çerçeveler parçalanıyor, küfürler ayyuka çıkıyordu. -A. Ümit. 2) dedikodu herkesçe duyulmak, yayılmak. Örnek Kullanım : Rezalet ayyuka çıktı, bütün İstanbul bundan bahsediyor. -N. F. Kısakürek.

Yorum ekle

BBEditör