C Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları



C harfi ile başlayan deyimler ve anlamları kısa açıklamaları ile birlikte bu yazımızda.


(bir şeye) can dayanmamak : bir şey karşısında insanın dayanıklılığı elden gitmek. Örnek Kullanım : ?Bir lacivert petunya vardır ki renginin hoşluğuna canlar dayanmaz.? -A. Boysan.

(bir şeye) can gelmek : canlanmak, güçlenmek. Örnek Kullanım : ?Vücudumuza serinlik, ferahlık yayılıyor / Kan verilen bir yaralı imişçesine cismime can geliyor? -R. H. Karay.

(bir şeye) cila vermek : aydınlatmak. Örnek Kullanım : ?Çocukluk günlerin hatırası zihinlerine cila vermişti.? -R. N. Güntekin.

(bir yerde) cinler cirit (top) oynamak : o yer ıssız olmak. Örnek Kullanım : ?Şimdi koca çiftliğin yirmi odasında cinler top oynuyor.? -S. F. Abasıyanık.

(bir yerde) cirit atmak : bir yerde çokça bulunmak, sık dolaşmak ve serbestçe davranmak. Örnek Kullanım : Fareler evde cirit atıyor.

(bir yeri) curcunaya çevirmek (döndürmek veya vermek) : ortalığı karışık, gürültülü duruma sokmak.

(birinden veya bir şeyden) cesaret almak (bulmak) : herhangi bir durumdan, davranıştan güç almak. Örnek Kullanım : ?Biraz da bu tanışıklıktan cesaret alarak konuşmak istiyordum kızla.? -A. Ümit.

(birine) cephe almak : hasım durumu takınmak, bir düşünceye karşı olmak, direnmek. Örnek Kullanım : ?Çekinmiyor, bizzat imparatora karşı cephe alıyordu.? -F. F. Tülbentçi.

(birine) cesaret gelmek : yılgınlığı gitmek, yüreklenmek.

(birine) cesaret vermek : birinin yılgınlığını gidermek, birini yüreklendirmek. Örnek Kullanım : ?Ben size ne cesaret verdim ki bana böyle bir teklifte bulunabiliyorsunuz?? -N. F. Kısakürek.

(birine) ceza kesmek : görevli, para cezası yazmak.

(birini) cebinden çıkarmak : ondan çok üstün olmak.

(birini) cepten aramak : bir kimseyi cep telefonundan aramak.

(birini) cin tutmak : bir inanışa göre cinlerin etkisiyle delirmek.

(birinin) can damarına basmak : bir işin en önemli yönü üzerinde durmak.

(birinin) canı yok mu? : birinin katlandığı sıkıntıyı başkalarına örnek göstermek için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Onun canı yok mu, sabahtan beri çalışıyor.

(birinin) canına susamak : birini öldürmeyi istemek.

(birinin) canını acıtmak : birine acı vermek. Örnek Kullanım : ?Korku, canını acıtacak, elle tutulur gözle görülür bir madde oldu.? -N. Hikmet.

(birinin) cemaziyelevvelini bilmek : bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki her türlü yönünü veya kötü durumunu bilmek.

(birinin) cesaretini kırmak : yürekliliğini gidermek, korkutmak. Örnek Kullanım : ?Zekânız size yardım etmez, bilakis cesaretinizi kırar.? -R. H. Karay.

(birinin) ciğerine işlemek : 1) kötü söz, kötü davranış çok dokunmak, etkilemek 2) kötü koku rahatsız etmek. Örnek Kullanım : ?Tezek kokusu burnumun direğini kırmış, ciğerime işlemişti.? -B. R. Eyuboğlu.

(birinin) ciğerini okumak : onun aklından geçenleri, gizli düşüncelerini bilmek. Örnek Kullanım : ?Mademki … her baktığı insanın ciğerini dahi okuyordu, nasıl olup da etrafını saran mideci dalkavukların ikiyüzlülüğünü anlayamıyordu?? -H. Taner.

(birinin) ciğerini sökmek : bir kimseyi çok büyük zararlara uğratmak.

(birinin) ciğerini yakmak : bir kimseye büyük bir acı çektirmek.

(birinin) ciğerinin içini bilmek : çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek. Örnek Kullanım : ?Ben böylelerinin ciğerinin içini bilirim, dedi. Bu kız hanım ölürse belki beni alır diye ümitlendi.? -R. N. Güntekin.

caddeyi tutmak : 1) herhangi bir sebeple bir yoldan geçişi engellemek, kapamak 2) argo korkulu bir durumda başını alıp gitmek, uzaklaşmak. Örnek Kullanım : ?Emine bağırarak caddeyi tutarken peşi sıra ötekiler de kalktılar.? -O. C. Kaygılı.

cadı gibi : 1) saçı başı dağınık, tırnakları uzun ve pis (kadın) 2) çok becerikli.

cadı kazanı gibi kaynamak : dedikodu, kargaşa çok olmak.

cafcafından geçilmemek : her zaman ve her yerde gösteriş yapmak. Örnek Kullanım : Cafcafından geçilmiyor.

cahil kalmak : bilgi edinememek, bilgisi olmamak. Örnek Kullanım : ?Bu konularda yeni kuşağın yanında her zaman cahil kalmaya mahkûmuz.? -H. Taner.

caka satmak : gösteriş yapmak, çalım satmak. Örnek Kullanım : ?Askerliğin palavra ile olmadığını anladı ama hâlâ caka satıyor.? -H. E. Adıvar.

caka yapmak : gösterişli davranmak, fiyakalı durumda olmak. Örnek Kullanım : ?Baktım ki caka yapıyor, vesikayı el âleme göstere göstere eviriyor, çeviriyor.? -P. Safa.

cakasından geçilmemek : her zaman ve her yerde gösteriş yapmak. Örnek Kullanım : ?Dünyaları yakarım diyen, o cakasından geçilmeyen genç adamdan geriye bir enkaz kalmıştı.? -A. Ümit.

cakasını bozmak : çalımına engel olmak, böbürlenmesini boşa çıkarmak.

cam gibi : 1) arkası görünen, saydam, şeffaf 2) donuk, cansız (göz).

cama çıkmak : pencereden görünmek.

camadan vurmak : fazla rüzgâra karşı yelkeni kasmak.

camadanı fora etmek : bağları koyuverip kısılmış yelkeni açmak.

camı çerçeveyi indirmek : etrafı kırıp dökmek, her şeyi parçalayıp dağıtmak. Örnek Kullanım : ?Neden soğuk değil bu su diye hır çıkarıp camı çerçeveyi indiriyor.? -Ç. Altan.

cami olmak : toplamak, bir araya getirmek, bir arada bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Umumi kütüphane, ilmin, edebiyatın her şubesine ait kitapları cami olmak lazım gelir.? -Z. Gökalp.

cami yıkılmış ama mihrabı yerinde : ?yaşlandığı hâlde güzelliği bozulmamış (kadın)? anlamında kullanılan bir söz.

can alacak nokta (yer) : bir şeyin en önemli yeri. Örnek Kullanım : ?Bağırasım geldi ama bey kardeşim, bağıramadım bir türlü, kâfirin kızları oyunlarının tam can alacak noktalarına gelmişlerdi.? -N. Hikmet.

can alıp can vermek : ölüm sıkıntısı ve acısı içinde bunalmak.

can atmak : şiddetle arzu etmek, çok istemek. Örnek Kullanım : ?O zaman herkes böyle bir tecride can atardı.? -K. Korcan.

can baş üstüne : istenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.

can başına sıçramak : çok korkmak.

can beslemek : 1) kaygısızca yiyip içip rahatına bakmak 2) başkasının yiyeceğini, içeceğini sağlamak.

can borcunu ödemek : ölmek. Örnek Kullanım : ?Sırası gelince kendi paylarına düşen can borcunu da ödediler.? -M. Ş. Esendal.

can bulmak : dirilmek, canlanmak. Örnek Kullanım : ?Eylül sonunda ruhunu teslim eden heves / Can bulmak üzredir yeni baştan bahar ile? -F. N. Çamlıbel.

can cana, baş başa : 1) bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Gecenin karanlığında bütün bir mahalle donanma fişekleri gibi ateş almış. Sokaklarda herkes can cana, baş başa… Tulumbacı naraları, çığlıklar, borula

can çekişmek : 1) ölmek üzere bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bir uzun can çekişme bunun her anı bence / İçimi sızlatan şey ölüm değil işkence? -F. N. Çamlıbel. 2) sona ermek, tükenmek, bitmek. Örnek Kullanım : ?Yazdığım satırlara bakarsanız manevi varlığımın can çekiştiğini görürsünüz.? -H. E.

can damarından yakalamak : 1) konuya en önemli yerinden yaklaşmak 2) birinin en zayıf noktasından yararlanmak.

can derdinde olmak : zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Herkes can derdinde, ben de Şahin’in ardına düşmüşüm.? -Y. K. Beyatlı.

can kalmamak : bitkin bir duruma gelmek, gücü tükenmek.

can kaygısına düşmek : her şeyden vazgeçip sadece kendi hayatını koruma veya kurtarma çabasında olmak.

can olmak : sevimli, hoş görünmek. Örnek Kullanım : ?Yok canım, öyle demişim demek, derken ne kadar da can olurdu.? -T. Buğra.

can sıkmak : 1) bıkkınlık vermek. Örnek Kullanım : ?Adam sizin çok can sıktığınızı, çok anlayışsız ve inatçı olduğunuzu ifade etmek üzere ters bir bakışla bakıyor yüzünüze.? -İ. Özel. 2) huzur bozmak. Örnek Kullanım : ?Hani hakikati bilmek iyi şeydir ama bu kadarı da onu değiştiremediğiniz

can simidi olmak : birinin kötü durumda kalmasını engellemek.

can vermek : 1) ölmek. Örnek Kullanım : ?Göçük altında can vermiş kaç insan görmüştü bugüne kadar?? -A. Kulin. 2) ruha güç vermek. Örnek Kullanım : Bu sözleriniz bana can verdi. 3) canlanmasına yol açmak. Örnek Kullanım : ?Bahar toprağa gene can verdi.? -F. R. Atay. 4) bir şeyi çok istemek.

can yakmak : 1) zulmetmek, eziyet etmek. Örnek Kullanım : ?Yahu! Sen en az çirkin, en az can yakıcı bir usulle para çalan bir zavallıdan başka nesin?? -N. F. Kısakürek. 2) bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak 3) üzmek, acı vermek. Örnek Kullanım : ?Ayrılık! Her vakit can yakar, ağlatır

cana (canına) can katmak : yaşama gücünü artırmak. Örnek Kullanım : ?Pınarların dibindeki çimenlik, sofada kuşların çığlıkları geziye çıkanların canına can katar.? -S. Birsel.

cana minnet saymak (bilmek) : bir lütuf olarak kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Yeni yıla değil, yeni bir sabaha sağ çıkabilmeyi cana minnet sayıyorlardı.? -H. Taner.

canavar gibi : 1) iri yarı, saldırgan 2) çok fazla. Örnek Kullanım : Canavar gibi çalışıp sınavlara hazırlandı.

canavar kesilmek : hırçınlaşmak, canavar gibi olmak. Örnek Kullanım : Fakat o, bu gece sahiden canavar kesilmiş.

canciğer kuzu sarması : içli dışlı, candan, pek içten. Örnek Kullanım : ?Bir gün evvel canciğer kuzu sarması, ferdası günü sen kimsin efendi ben seni tanımıyorum.? -H. Taner.

canciğer olmak : birbiriyle çok yakın arkadaş olmak. Örnek Kullanım : ?Birbirinizin yüzüne karşı canciğer olursunuz fakat sekiz on adım ayrıldığınız gibi başka birine mükemmel çekiştirirsiniz.? -R. N. Güntekin.

candan geçmek : ölmek. Örnek Kullanım : ?Geçti Galip Dede candan yahu.? -Süruri.

canevinden vurmak : en etkileyici yönünden saldırmak. Örnek Kullanım : ?Zeki bakışı, hınzır nükteleriyle beni canevinden vurmaktan geri kalmadı.? -T. Uyar.

canfes gibi : ince, taze ve sinirsiz (asma ve dut yaprağı).

canı acımak : 1) çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak. Örnek Kullanım : ?Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu.? -S. F. Abasıyanık. 2) üzülmek, rahatsız olmak.

canı ağzına (boğazına) gelmek : 1) büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. Örnek Kullanım : ?Bunlardan biri elimden kayarak ayağım üstüne şiddetle düşüverdi, az kalsın canım ağzıma gelecekti.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak. Örnek Kullanım : ?Bitip tük

canı bayılmak : iç geçmek, takatsizlik göstermek.

canı burnuna (burnundan) gelmek : bir şey yaparken çok zorluk çekmek.

canı burnundan çıkmak : çok kızgın olmak, öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?Öte yandan Osman da canı burnundan çıkarak ‘karışma, hırsını alsın, anne!’ der.? -M. Seyda.

canı cana ölçmek : başkasına yapılacak şeyi kendine yapılacak gibi düşünmek. Örnek Kullanım : ?Canı cana ölç. Allah esirgesin bize birisi böyle bir şey yapsa Allah razı olsun der miyiz?? -R. N. Güntekin.

canı canına (içine) sığmamak : sabırsızlık göstermek, tahammül etmemek.

canı cehenneme : sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildiren bir söz.

canı çekilmek : 1) vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak 2) içi ezilmek.

canı çekmek : bir şeyi istemek, istek duymak, arzulamak. Örnek Kullanım : ?Yufka, dedim de canım bir ıspanaklı börek çekti ki.? -S. F. Abasıyanık.

canı çıkmak : 1) çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. Örnek Kullanım : Çalışmaktan canım çıktı. 2) ölmek. Örnek Kullanım : ?Herifin burnunu sıksan canı çıkacak.? -S. F. Abasıyanık. 3) çok yıpranmak. Örnek Kullanım : Her gün giyilmekten elbisenin canı çıktı. 4) zarar etmek. Örnek Kullanım : ?Kazandığımız paranın

canı gelip gitmek : 1) ayılıp bayılmak 2) ümit ve ümitsizlik arasında kalıp heyecanlanmak.

canı gelmek : yeniden canlanmak, canı yerine gelmek.

canı gibi sevmek : çok güçlü bir sevgiyle bağlanmak. Örnek Kullanım : ?Amcasının sırtını, canı gibi sevdiği sekiz yaşındaki Serdar’ı nasıl okşarsa öyle sıvazlıyor.? -T. Buğra.

canı gitmek : özen gösterilen, çok sevilen bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak.

canı ile oynamak : tehlikeli işlerle uğraşmak.

canı ile uğraşmak : 1) ağır hasta olmak, ölüm döşeğinde can çekişmek. Örnek Kullanım : ?Kadıncağız canı ile uğraşıyor, sen de eğleniyorsun.? -R. N. Güntekin. 2) büyük sıkıntıya düşmek.

canı istemek : heves duymak. Örnek Kullanım : ?Şehre ineceğiz, canı dans etmek istiyormuş.? -R. H. Karay.

canı isterse : ?kabul etmezse etmesin? anlamında kullanılan bir söz.

canı sıkılmak : 1) içi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak. Örnek Kullanım : ?Bir an daldı. Durup dururken canı sıkılmıştı.? -E. Şafak. 2) öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?Belki de kitapları bedavaya getireceğimi düşündüğü için canı sıkılıyor.? -A. Ümit. 3) üzülmek. Örnek Kullanım : ?At

canı yanmak : 1) çok acı duymak 2) acı bir deneme geçirmek 3) bir işte zarar görmek.

canı yerine gelmek : 1) yorgunluğu geçmek 2) sağlığını, gücünü kazanmak.

canım dese canın çıksın diyor sanmak : birinin en gönül okşayıcı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak.

canımın içi : çok sevilen bir kimse için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Gel benim canımın içi, gel yanıma.? -O. V. Kanık.

canına acımamak : kendini düşünmeden, kendine bakmadan yaşamak.

canına değmek : 1) çok hoşlanmak. Örnek Kullanım : Bu limonata canıma değdi. 2) ruhu şad olmak. Örnek Kullanım : Babanın canına değsin.

canına ezan okumak : bir kimsenin hakkından gelmek, öldürmek.

canına geçmek (işlemek veya kâr etmek) : çok etkilemek. Örnek Kullanım : ?Yalnızlık canıma kâr etti, bilmem neylesem.? -Ruhi.

canına kastetmek : 1) intihara kalkışmak 2) birini öldürmeye hazırlanmak.

canına kıymak : 1) acımadan öldürmek 2) kendini öldürmek. Örnek Kullanım : ?Başyardımcının canına kıymasından birkaç gün sonra, gece çalışma odama geldi.? -C. Külebi. 3) gücünden fazla iş görerek aşırı derecede kendini yormak.

canına minnet (olmak) : beklenilmeyen iyi bir durumla karşılaşıldığında duyulan memnunluğu anlatmak için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Mektep işi canına minnet ya!? -N. Hikmet.

canına okumak : tkz. berbat ve perişan etmek. Örnek Kullanım : ?Sabaha kadar canına okur, gün ağardı mı zavallıyı ter içinde perperişan bırakır gider.? -E. Şafak.

canına susamak : ölmek istemek. Örnek Kullanım : ?Canına susamış kim varsa bir adım yaklaşsın.? -N. F. Kısakürek.

canına tak demek (etmek) : dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak. Örnek Kullanım : ?Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma.? -M. A. Ersoy.

canına tükürdüğümün (üfürdüğümün) : argo kızgınlık ve öfke belirten bir söz.

canına yandığım (yandığımın) : argo sevgi, hayranlık, öfke vb. duygular anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Hep böyle canına yandığımın, hep geç kalırım, hep treni kaçırırım.? -N. Hikmet.

canına yetmek : katlanamayacak duruma gelmek, bezmek, bıkmak. Örnek Kullanım : ?Vatan hasreti artık canına yetmiş.? -A. Kabaklı.

canından bezmek (bıkmak veya usanmak) : ölümü göze alacak kadar sıkıntı içinde olmak. Örnek Kullanım : ?Artık doğrusu bendeniz canımdan bıktım.? -M. Ş. Esendal.

canından geçmek : ölmek için hazır olmak. Örnek Kullanım : ?Millet her ne zaman isterse uğrunda canımdan geçmeye hazırım.? -H. C. Yalçın.

canını (bir yere) dar atmak : bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sığınmak.

canını almak : 1) öldürmek. Örnek Kullanım : ?Ya hemen canını almaz da sana işkence edersem?? -N. F. Kısakürek. 2) canını verdirecek kadar memnun etmek 3) sıkıntıya sokmak. Örnek Kullanım : ?İşi o makamdan o makama sora sora dolaşır, parasını almaz ama iş sahibinin canını alır.? -B. Felek.

canını bağışlamak : öldürülmesi gerekirken vazgeçmek.

canını burnundan getirmek : çok yormak, fazla çalıştırmak. Örnek Kullanım : ?Bize soluk aldırmaz, canımızı burnumuzdan getirir.? -Y. Kemal.

canını cehenneme göndermek (yollamak) : argo öldürmek. Örnek Kullanım : ?Elim değmişken, elmas kılıcımla canını cehenneme yollayayım.? -T. Oflazoğlu.

canını çıkarmak : hırpalamak, çok yormak, yıpratmak.

canını dişine almak (takmak) : 1) her tehlikeyi göze alarak işe girişmek. Örnek Kullanım : ?Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?? -Y. Kemal. 2) bütün gücünü harcayarak yapmak.

canını sıkmak : sözlerle veya davranışlarla kişinin neşesini kaçırmak, huzurunu bozmak. Örnek Kullanım : ?Serbestçe birisi olursa sizin canınızı sıkar.? -Ö. Seyfettin.

canını sokakta bulmak : sağlığı korumak gerektiğini anlatan bir söz. Örnek Kullanım : Canımı sokakta mı buldum? Elbette biraz dinleneceğim.

canını vermek : 1) kendini feda etmek. Örnek Kullanım : ?En küçük sevgi sözüne canımızı verecek hâle geliriz.? -S. F. Abasıyanık. 2) hiçbir şey esirgememek 3) bir şeye çok düşkün olmak, çok sevmek. Örnek Kullanım : O, kitap için canını verir.

canını yakmak : 1) acı verecek bir biçimde cezalandırmak. Örnek Kullanım : ?Eskiden uzun seneler askerî rüştiyelerde hocalık etmiş olan bu adam, kim bilir ne kadar çocuğun canını yakmıştı.? -R. N. Güntekin. 2) bir kimseyi, çok sıkıntı ve zarara sokmak. Örnek Kullanım : ?Ne derse desin, gözü b

canının derdine düşmek : canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak.

canının derdine düşmek : ölüm korkusuna kapılmak.

canının içine sokacağı gelmek : çok hoşlanmak, çok sevmek.

cankulağı ile dinlemek : çok dikkatli dinlemek. Örnek Kullanım : ?Atölyede duyduğum kelimeleri, cümleleri cankulağı ile dinliyor, bunları aynen Fransızlar gibi kullanmak için can atıyordum.? -B. R. Eyuboğlu.

cansız düşmek : hastalık veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek.

cart (zırt) kaba kâğıt : argo yüksekten atana veya çalımlı bir tavır takınana karşı ?senin bu tavrına değer veren var sanki? anlamında kullanılan bir söz.

cart cart ötmek : çok konuşmak. Örnek Kullanım : ?Öldürecek adam öldüreceğim diye cart cart ötmez, sıkı ise gelir öldürür.? -H. Taner.

cart curt etmek : göz korkutmak veya övünmek amacıyla abartılı konuşmak. Örnek Kullanım : ?Cart curt etmesine bakma, korkaktır.? -S. F. Abasıyanık.

cartayı çekmek : argo ölmek. Örnek Kullanım : ?Yarın cartayı çektim mi, kefensiz mefensiz it ölüsü gibi meydanda kalacak leşim.? -O. Kemal.

cascavlak (ortada) kalmak : bütün imkânları elinden alınmak. Örnek Kullanım : ?Bütün paran yok olur gider, cascavlak ortada kalırsın.? -H. Topuz.

cavlağı çekmek : argo ölmek. Örnek Kullanım : ?Ne olacak a canım, hepimiz de ya bir kaza neticesinde veyahut kazasız olarak cavlağı çekeceğiz.? -Halikarnas Balıkçısı.

cayırtı koparmak : çok gürültü koparmak.

cayırtı vermek : gürültü ile gözdağı vermek.

cayırtıyı basmak : birdenbire bağırıp çağırmaya başlamak.

caz yapmak : 1) boşa konuşmak, gevezelik etmek 2) aykırı düşünceler ortaya atmak.

ce demeye mi geldin? : şaka ?bu kadar az oturmaya mı geldin?? anlamında kullanılan bir söz.

cebellezi etmek : cebine indirmek. Örnek Kullanım : ?Dalsın içeri de el âlemin kirazını, şeftalisini cebellezi mi etsin?? -N. Hikmet.

cebi para görmek : parası yokken para kazanmaya başlamak.

cebine indirmek (atmak) : hakkı olmadığı hâlde parayı kendine mal etmek.

cebini doldurmak : karşılaştığı elverişli durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. Örnek Kullanım : ?Dünyayı bir tüketim çılgınlığına itip ceplerini doldurmuşlardı.? -H. Taner.

cebir kullanmak : bir işi yaptırmak için zora başvurmak.

cefa çekmek (görmek) : zulüm görmek. Örnek Kullanım : ?Mektubumda yazmamış mıydım, senin yüzünden ne cefalar çektiğimi?? -O. C. Kaygılı.

cefaya katlanmak : zulme tahammül etmek. Örnek Kullanım : ?Hediye istemezler, fazla kıskanmazlar, cefaya katlanırlar, can sıkmazlar.? -P. Safa.

cehennem ol! : ?defol!? anlamında kullanılan bir söz.

cehennem olup gitmek : defolmak. Örnek Kullanım : ?Başımı örtünce cehennem olur giderim.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

cehenneme çevirmek : yaşanılmaz bir duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Kafamın çatlaklığı yüzünden bir anda orasını zindana, cehenneme çevirdim.? -R. H. Karay.

cehenneme kadar yolu var : ?defolsun, istediği yere kadar gitsin? anlamında kullanılan bir söz.

cehennemi boylamak : sevilmeyen bir kimse ölmek.

cehennemin bucağı (dibi) : çok uzak yer. Örnek Kullanım : ?Var git de ne hâlin varsa gör! Cehennemin dibine kadar yolun var!? -N. Hikmet. ?… inerseniz çok büyük sevaba girmiş olursunuz. Yoksa bilirsiniz ki ben, cehennemin bucağı olsa giderim…? -O. C. Kaygılı.

cehennemin dibine gitmek : kızılan bir kimse defolup gitmek.

ceketini alıp çıkmak : 1) ilişkisini tamamen koparmak 2) hiçbir şey almadan birlikteliği bitirmek, ortaklıktan ayrılmak.

cellat gibi : acımasız.

cemaate uymak : içinde bulunulan bir topluluğa uyarak davranmak.

cemaatle namaz kılmak : imama uyarak namaz kılmak.

cemre düşmek : sıcaklık yükselmek. Örnek Kullanım : Bugün cemre suya düştü.

cenaze gibi : benzi sararmış.

cenazeyi kaldırmak : 1) ölüyü gömmek üzere götürmek 2) ölüyü gömmek 3) mec. ortada kalan bir işi bitirmek.

cendereye sokmak : manevi baskı altına almak. Örnek Kullanım : ?Böyle sabit bir görüş tarzı, fikir ve hayali bir cendereye sokmak demektir.? -N. Hikmet.

cennet gibi : güzel, bakımlı (yer). Örnek Kullanım : ?Bu cennet gibi yerler gözümde zindan kesiliyor.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

cennete çevirmek : temiz, bakımlı, güzel bir yer durumuna getirmek.

cennete dönmek : güzel, rahat yaşanılır, bakımlı bir yer durumuna gelmek.

cep harçlığını çıkarmak : günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak. Örnek Kullanım : ?Tuttuğu odayı, ayda üç bin Frankla başkasına veriyor arada hiç olmazsa cep harçlığını çıkarıyordu.? -A. İlhan.

cep yakmak : çok pahalı olmak.

cephe açmak : savaş olmayan bir bölgede, savaşa hazırlanmak ve başlamak. Örnek Kullanım : ?Avusturyalılara karşı Makedonya’da cephe açarak Selanik’e otuz bin asker çıkardılar.? -N. Cumalı.

cepheden cepheye koşmak : durmadan değişik cephelerde savaşmak, yılmak bilmemek.

cepten harcamak : bir başkasının söylemediği bir sözü söylemiş gibi aktarmak.

cepten vermek : kendi kesesinden, kendi malından ödemek. Örnek Kullanım : ?Kâğıt parasını oyuna başlamadan peşinen cepten vereceğiz.? -K. Tahir.

ceremesini çekmek : başkasının yol açtığı zararı ödemek.

cereyan çarpmak : elektrik akımına tutulup etkisinde kalmak.

cereyana kapılmak : 1) elektrik akımıyla çarpılmak 2) suyun akışı içinde kalıp sürüklenmek 3) bir eğilim, bir görüş hareketi içinde yer almak.

cereyanda kalmak : 1) kapalı bir yerde, karşılıklı açık pencere veya kapı arasında meydana gelen hava akıntısında kalmak 2) buna bağlı olarak üşütmek.

cerre çıkmak : medreselerde okuyan softalar para ve erzak toplamak için belli aylarda köylere dağılıp imamlık veya müezzinlik yapmak. Örnek Kullanım : ?Padişahlardan birinin torunu çıkageldi, yarı ümmi bir adamla cerre çıkmıştı.? -R. H. Karay.

cesaret göstermek : yürekli davranmak.

cesarete gelmek : yılgınlığı gitmek, yüreklenmek.

cesaretini toplamak : kendine güven duygusunu, yürekliliğini ve atılganlığını bir araya getirmek. Örnek Kullanım : ?Bir gün bütün cesaretini toplayıp beyefendiye gider.? -F. R. Atay.

cevabı dikmek (dayamak veya yapıştırmak) : hlk. kesin, ters ve karşısındakinin beklemediği bir karşılık vermek. Örnek Kullanım : ?Usta hemen cevabı yapıştırmıştı.? -N. Hikmet.

cevahir yumurtlamak : tkz. cevher yumurtlamak.

cevapsız bırakmak : karşılığında herhangi bir cevap vermemek, bir tepki göstermemek. Örnek Kullanım : ?O yüzden, seni ödüllendirmek için sorunu cevapsız bırakmayacağım.? -İ. O. Anar.

cevapsız kalmak : cevap alınamamak. Örnek Kullanım : ?Suallerim cevapsız kaldı.? -N. F. Kısakürek.

cevher yumurtlamak : tkz. değerli sözler söylediğini sanarak saçmalamak. Örnek Kullanım : ?Sofrada biraz fazla kaçırdığı şarabın ateşiyle daha saatlerce cevherler yumurtlayacaktı.? -Ö. Seyfettin.

ceviz kırmak : yanlış tutum veya davranışta bulunmak, hata yapmak. Örnek Kullanım : ?Onun kırdığı cevizler artık haddini aştı.? -O. C. Kaygılı.

ceylan gibi : yapısı ince ve uyumlu.

ceza almak : cezalandırılmak.

ceza çekmek : 1) hapiste yatmak. Örnek Kullanım : Hırsızlıktan üç ay ceza çekti. 2) manevi bakımdan işlenen suçun ağırlığını çekip sıkıntı ve üzüntü içinde kalmak.

ceza görmek : kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak.

ceza vermek : 1) cezalandırmak 2) para cezası ödemek.

ceza yemek : cezalandırılmak.

cezasını bulmak : hak ettiği kötü sona uğramak. Örnek Kullanım : ?Hasretten lime lime olmuş zavallı kalbinle oynayanlar cezalarını buldular.? -H. E. Adıvar.

cezasını çekmek : 1) yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak. Örnek Kullanım : ?Bu haylazlığının cezasını çeker.? -P. Safa. 2) hükmedilen cezayı bitirmek.

cezaya çarptırmak : cezalandırmak. Örnek Kullanım : ?Seni yalana tövbe ettirecek bir cezaya çarptırmalıyım.? -R. H. Karay.

cezbeye tutulmak (kapılmak) : bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek. Örnek Kullanım : ?Cezbeye tutulmuş gibi haykırdım, Türkçe haykırdım.? -A. Gündüz.

cezve sürmek : kahveyi pişirmek için cezveyi ateşe koymak.

cıcığı çıkmak : 1) çok yorulmak 2) hırpalanmak.

cılk çıkmak : kusurlu, boş veya bozuk çıkmak.

cılk etmek : bozmak, çürütmek.

cılkı çıkmak : bozulmak, doğru ve uygun yolundan ayrılmak.

cıva gibi : yerinde durmaz, ele avuca sığmaz, çok hareketli.

cız etmek : 1) ?cız? diye ses çıkarmak 2) acı duymak.

cızlamı çekmek (cızlam etmek) : 1) kaçmak, savuşup gitmek 2) argo ölmek. Örnek Kullanım : ?Adam bir hafta içinde cızlamı çekerse hiç günahım yokken adım kötüye çıkar.? -T. Yücel.

ciddiye almak : inanmak, gerçek sanmak, önem vermek. Örnek Kullanım : ?Halkımız sanatçıyı baştan beri pek ciddiye almaz, ona bir delişmen gözüyle bakar.? -T. Uyar.

ciğer kebap olmak : büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak.

ciğeri beş (on) para etmemek : değersiz, aşağılık bir kimse olmak. Örnek Kullanım : ?Önüme hiç kimse duramaz bunun için, ciğeri on para etmez adam onlar.? -K. Korcan.

ciğeri parçalanmak : yüreği parçalanmak.

ciğeri yanmak : çok acı ve sıkıntı çekmek, büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak.

ciğerimin köşesi : 1) çok sevdiğim. Örnek Kullanım : ?Oturmuş kumar oynar / Ah ciğerimin köşesi? -Halk türküsü. 2) çok sevgili evladım.

ciğerine oturmak : masraf çok ağır gelmek.

ciğerini (delip) delmek (geçmek) : acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek.

ciğerleri bayram etmek : 1) her zamankinden daha iyi cins sigara içmek 2) temiz havaya çıkmak.

cihana gelmek : 1) doğmak 2) mec. meydana gelmek, ortaya çıkmak.

cihanı tutmak : her tarafa yayılmak, dünyayı tutmak.

cihat açmak : savaş için çağrı yapmak.

cila çekmek : içilen içkinin etkisini azaltmak veya artırmak amacıyla bir şey içmek.

cim karnında bir nokta : 1) hiçbir bilgisi olmayan, cahil 2) acemi, toy.

cin çarpmak : bir inanışa göre, cinlerin öfkesiyle inme inmek.

cin çarpmışa dönmek : neye uğradığını bilemeyecek kadar kötü bir duruma düşmek.

cin damarına basmak : kişiyi çok sinirlendirecek söz söylemek, çileden çıkarmak. Örnek Kullanım : ?İnadıma iş yapmasın, dokunmayım hatırına. Cin damarıma niye basıyor?? -O. Kemal.

cin gibi : anlayışlı ve zeki. Örnek Kullanım : ?Bir kedi kadar çevik, açıkgöz olan İzmirli Nusret, lisenin onuna kadar okumuş, cin gibi bir delikanlıydı.? -O. Kemal.

cin ifrit olmak (kesilmek) : son derece kızmak, öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?O mirasın ağırlığı altında ezilip susacaklarına, bir de ülkemizde insan haklarının avukatı kesilmiyorlar mı cin ifrit oluyorum.? -A. İlhan.

cin olmadan şeytan (adam) çarpmak : gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak.

cini tutmak : çok sinirlenmek.

cinine gitmek : nefret etmek, tiksinmek. Örnek Kullanım : ?Karaya uğramak, her denizci gibi cinine gidiyordu.? -Halikarnas Balıkçısı.

cinleri (cin) tepesine çıkmak (binmek) : çok kızmak. Örnek Kullanım : ?Gidip oyunu seyretmiş. Seyretmiş ama, bütün cinleri de tepesine çıkmış, ağızlarının payını vermiş.? -N. Meriç. ?Biraz fazlaca gülsen, bir parça kısa giysen cin tepesine biniyor.? -O. Kemal.

cinleri ayağa kalkmak : sinirlenmek.

cinnet geçirmek : delirmek, aklını kaçırmak.

cinnet getirmek : bir an için delilik belirtisi göstermek. Örnek Kullanım : ?Ayol, duydunuz mu? Fahim Bey cinnet getirmiş.? -A. Ş. Hisar.

cirit oynamak : 1) cirit oyununu oynamak. Örnek Kullanım : ?Bu dallardan kendimize atlar yapar, cirit oynar, yarışa çıkardık.? -Ö. Seyfettin. 2) istediği biçimde, keyfince davranmak.

cukkayı yutmak : oyunda ütülmek.

cumartesi kibarı gibi süslenmek : özentili fakat zevksiz süslenmek.

cumburlopu çekmek : pat diye düşmek.

cübbe gibi : çok geniş ve uzun (giysi).

cümbüş yapmak : toplu olarak eğlenmek. Örnek Kullanım : ?Bir ziyafette cümbüş yapanları teker teker tokatlamış.? -A. Kabaklı.

Makaleyi paylaşmak ister misin?
Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak diğer insanların faydalanmasını sağlayabilirsiniz. İçeriğin paylaşılması BirBilgi ye destek olacak yazarların daha iyi içerik üretmesi için motivasyon sağlayacaktır. Haydi şimdi paylaşın!

Makale bilgileri.

Yazar: BB Yazar

Okunma sayısı: 15

Yayın tarihi: 19 Eylül 2019 04:09:55

Güncelleme tarihi: 14 Ocak 2020 04:01:57

Kategoriler: Deyimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir