Ana sayfa » deyimler » E Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

E Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir iş) elinde olmak : isteyince o işi yapabilmek.

(bir işe) eli yatmak : eli alışmak. Örnek Kullanım : ?Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı, ikide bir düşürürdü.? -R. H. Karay.

(bir işte) eli olmak : karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak. Örnek Kullanım : ?Şu hâlde Sırrı Beyi Ahmet Samim’in ölümünde de eli olanlardan saymak lazım geliyordu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir işten) el yıkamak : ilgisini kesmek.

(bir şey) el değiştirmek : bir şeyin kullanımı veya mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek.

(bir şey) elden gitmek : bir şeyi yitirmek, o şeyden yoksun kalmak. Örnek Kullanım : ?Kahramanlıktı yurdun meyve veren tek dalı / O da elden giderse nereye başvurmalı?? -F. N. Çamlıbel.

(bir şey) eli altında olmak : buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.

(bir şeyden) el ayak (etek) çekmek : uzaklaşmak, kaybolmak. Örnek Kullanım : ?Tarzının, yönteminin piyasadan el ayak çekmek zorunda kalacağını açık seçik kavrıyorsunuz.? -S. İleri. ?Bazı meddahlar da Karagöz oynatmış, şahbaz, hayalbaz veya hayalî isimleriyle yaşadıktan sonra temaşa hayatımızdan el etek

(bir şeye) elini sürmemek : 1) eliyle dokunmamak 2) mec. hiç karışmamak, bir şey yapmamak. Örnek Kullanım : ?O gün akşamı böyle ettik, kimse elini işe sürmedi.? -M. İzgü. 3) mec. bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek 4) mec. ilgi göstermemek.

(bir şeyin) esprisi kalmamak : ilgi çekici olmaktan çıkmak.

(bir şeyin) eti kemiği : esası, ana özelliği, asıl ağırlığı. Örnek Kullanım : ?Bu iki ana renk pazar yerinin etini kemiğini teşkil ediyor.? -B. R. Eyuboğlu.

(bir şeyin, bir kimsenin) etrafını almak (sarmak) : çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak. Örnek Kullanım : ?Ön arabanın karşısına geçerler, bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığa vurarak etrafını alırlar.? -R. H. Karay. ?Herkes etrafımı sarmış, beni hararetle tebrik ediyorlardı.? -N. F. Kısakürek.

(bir yerde) ecinniler top oynuyor : ?bomboş, kimse yok, ıssız ve sessiz? anlamında kullanılan bir söz.

(bir yerden, bir şeyden) elini ayağını (eteğini) kesmek (çekmek) : 1) uğramaz olmak 2) uğraşmamak, ilgilenmemek. Örnek Kullanım : ?Ben artık öyle şeylerden elimi ayağımı çektim.? -O. C. Kaygılı. 3) o şeyle ilgisini kesmek. Örnek Kullanım : ?Odasına kapandı, aylarca dünyadan elini eteğini çekti.? -R. H. Karay.

(biri ötekinin) eline doğmak : yaşlı bir kimse, birini, çocukluğundan beri çok yakından tanımak.

(birini) el üstünde tutmak : bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek. Örnek Kullanım : ?Ama azdır sanatçılara saygı gösterenler, onları el üstünde tutmak isteyenler.? -S. Birsel.

(birinin) ekmeğine yağ sürmek : istemediği hâlde birinin işine yarayacak biçimde davranmak. Örnek Kullanım : ?Bu name, cumhuriyetçilerin ekmeğine yağ sürdü.? -N. F. Kısakürek.

(birinin) ekmeğiyle oynamak : geçim kaynağını tehlikeye düşürmek.

(birinin) eli ayağı (olmak) : yardımcısı (olmak), her işine yarar (olmak).

(birinin) elinde … var : yapar, bilir, bulundurur. Örnek Kullanım : Elinde güzel bir mesleği var.

(birinin) elinden (bir şey) düşmemek : bir şeyle sürekli ilgilenmek. Örnek Kullanım : ?Hiç keser, çapa elinden düşmüyordu, yeri kazıyor kazıyordu.? -M. İzgü.

(birinin) eline bakmak : 1) bir kimsenin yardımıyla geçinmek. Örnek Kullanım : ?Bir senedir burada oturuyorlar, o küçüğün eline bakıyorlar.? -P. Safa. 2) ?ne getirdi? diye gözlemek.

(birinin) eline kalmak : ondan başka yardım edeni olmamak, yalnız ona muhtaç olmak.

(birinin) eline su dökemez : ?değerce ondan çok geride? anlamında kullanılan bir söz.

(birinin) elini kolunu bağlamak : bir şey yapamayacak duruma getirmek.

(birinin) emrine girmek : bir kimsenin buyruğu altında bulunmayı kabul etmek.

(birinin) ensesine yapışmak : yakalayıp sıkıştırmak. Örnek Kullanım : ?Polisler ikametgâhsız diye ensene yapışırlar, seni deliğe tıkarlar.? -Y. K. Beyatlı.

(birinin) eteğini toplamak : 1) birinin derli toplu olmasını sağlamak, birini düzenli yaşatmak. Örnek Kullanım : ?Senin eteğini toplamaktan hamur açacak zamanı mı var onun?? -A. Kulin. 2) birinin kötü yaptığı işleri düzeltmek.

(birinin) etrafında dört dönmek (pervane olmak) : isteğini elde etmek için birinin yanından ayrılmayıp gönlünü etmeye çalışmak.

… elinden çıkmak : biri tarafından yapıldığı belli olmak. Örnek Kullanım : ?Giysi belli oldu, çok kaliteli, çok iyi terzi elinden çıkmış.? -M. İzgü.

ebedî uykuya dalmak : ölmek. Örnek Kullanım : ?Bu mezarda iki harp ve aile kahramanı ebedî uykusuna dalmıştı.? -A. Gündüz.

ecel aman verirse : ?ömür yeterse, ölmezsem? anlamında kullanılan bir söz.

eceli gelmek : ölümü veya yok olması kaçınılmaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Bizim oralarda eceli gelmeden vuruyorlar adamı.? -A. Kulin.

eceline susamak : ölmek istermiş gibi tehlikeli işlere girişmek.

eceliyle ölmek : olağan sayılan herhangi bir biçimde ölmek.

edebini takınmak : edepli davranmaya başlamak.

edebiyat yapmak : bir konu üzerinde gereksiz yere süslü sözler söylemek. Örnek Kullanım : ?Biz edebiyat yapmıyoruz, gazetecilik ediyoruz, modern gazetecilik!? -M. Ş. Esendal.

edep etmek : utanmak, sıkılmak.

edep yahu : kötü davranışlarda bulunanlara ?utan, edebini takın? anlamında kullanılan bir söz.

edeptir söylemesi : hlk. ?affedersiniz, söylemesi ayıptır ama? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Edeptir söylemesi, donuna kaçırmış.

efendi gibi yaşamak : sıkıntısız, varlık içinde yaşamak.

efendiden bir adam : terbiyeli, kibar ve ağırbaşlı kimse.

efendime söyleyeyim : 1) söz söylerken gerekli kelimeyi bulamayan bir kimsenin kullandığı bir söz. Örnek Kullanım : ?Efendime söyleyeyim, sütlü bir mısır kebabı derken bir sivrisinek bulutudur havalanmış çeltik batağından.? -B. R. Eyuboğlu. 2) örnek olarak, mesela.

efkâr basmak : tasalanmak, kaygılanmak. Örnek Kullanım : ?Efkâr basınca, haftaları ay, ayları yıl diye hesap eder mahkûm.? -K. Korcan.

efkâr dağıtmak : sıkıntıyı gidermek, üzüntüden uzaklaşmak.

efkârı dağılmak : sıkıntı ve üzüntüden kurtulmak, rahatlamak, huzur bulmak. Örnek Kullanım : ?Ona ne zaman rastlarsanız, konuşsanız içiniz açılır, efkârınız dağılır.? -H. Taner.

eflake ser çekmek : çok yüksek olmak.

efradını cami, ağyarını mâni : ?ne eksik ne fazla, eksiği artığı olmayan? anlamında kullanılan bir söz.

eğilip bükülmek : bir kimsenin karşısında sıkıntı, utanç vb. duygularını açığa vuracak hareketlerde bulunmak.

eğitim almak : belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetişmek.

eğitim vermek : belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirmek.

eğreti almak : ödünç almak.

eğreti oturmak : bir yerde çok kısa süre kalacakmış gibi oturmak.

eğreti vermek : ödünç vermek.

eğretiye almak : bir yapının alt bölümünü onarmak için üstünü destekler üzerinde durdurmak.

eğri (eğri gözle) bakmak : kötü düşünce ile bakmak.

eğri gemi doğru sefer : ?kullanılan araç yetersiz ancak yapılan iş isteğe uygun? anlamında kullanılan bir söz.

eğrisi doğrusuna gelmek : olmayacak gibi görünen bir iş, bir girişim, rastlantı sonucu olumlu bitmek.

ejder gibi : iri yapılı ve korkunç görünüşlü.

ejderha gibi : ejder gibi.

ek bent olmak : şaşırıp ne diyeceğini bilememek.

ekini belli etmemek : eksik, bozuk, yanlış, kusurlu bir işi sağlam, doğru ve doğal imiş gibi gösterme becerisini kanıtlamak. Örnek Kullanım : ?Ben doğrusu beğeniyorum, dedi, kadın yağ satıyor, yumurta satıyor, ekini belli etmiyor ya!? -M. Ş. Esendal.

ekip biçmek : tarım yapmak.

ekmediği yerden biter : umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz.

ekmeğinden etmek : işinden çıkarmak, işinden atmak.

ekmeğinden olmak : geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak. Örnek Kullanım : ?Bu anormal gidiş bir yerden patlak verirse ahir ömründe ekmeğinden de olabilirdi.? -K. Korcan.

ekmeğine göz koymak (dikmek) : birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak.

ekmeğini çıkarmak : çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak. Örnek Kullanım : ?Şu dünyada her birimiz alnımızın teriyle ekmeğimizi çıkarmak zorundayız.? -Halikarnas Balıkçısı.

ekmeğini kazanmak : geçimini sağlamak. Örnek Kullanım : ?İçi huzurlu, akşama dek çalışmış, ekmeğini kazanmış.? -M. İzgü.

ekmeğini taştan çıkarmak : 1) geçimini sağlamakta çok becerikli olmak 2) en zor koşullarda bile kazancını sağlamak. Örnek Kullanım : ?Bu cins çocukların da ekmeğini taştan çıkarmak için ölürcesine çalıştıklarını görüyorum.? -S. F. Abasıyanık.

ekmeğini yemek : 1) birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak. Örnek Kullanım : ?Bedavadan ekmeğini yediği gazeteyi tekmeledikten sonra, aynı gazete geriye döneni tekrar bağrına nasıl basar?? -N. F. Kısakürek. 2) geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak. Örnek Kullanım : Oğlun

ekmek elden su gölden : ?kendisi çalışmayıp başkasının kazancıyla geçinme durumu? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Uygar yaşamlarında ekmek elden su göldendi.? -A. Kutlu.

ekonomi yapmak : tutumlu davranmak.

eksik doğmak : vaktinden önce veya organları gelişmeden doğmak.

eksik etmemek : her zaman bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Sağ gözünden, güneş vurdukça sağa sola yansıyan tek gözlüğünü eksik etmezdi.? -A. İlhan.

eksik gedik kapamak : ufak tefek gereksinimleri karşılamak.

eksik gelmek : yetişmemek, yetmemek.

eksik olma! : ?var ol, sağ ol!? anlamında kullanılan bir söz.

eksik olmamak : her vakit ve her fırsatta bulunmak. Örnek Kullanım : ?Yalnız bizim Babıali yazı piyasasında sipahi bölüğü imamının bulduğu çareye başvurup bir gaza kahramanı kesilenler eksik değil.? -N. Hikmet. ?Bir ufak sac mangal, kış yaz önünden eksik olmaz.? -M. Ş. Esendal.

eksiltmeye çıkarmak : bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

el açmak : 1) dilenmek. Örnek Kullanım : ?Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi?? -M. A. Ersoy. 2) başkasının yardımını isteyecek durumda olmak 3) kâğıt açmak.

el almak : 1) esk. tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak 2) bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak 3) kâğıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kâğıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.

el arı düşman gayreti : ?dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme? anlamında kullanılan bir söz.

el atmak : 1) birisinin işine karışmak, müdahale etmek. Örnek Kullanım : ?Nereye el atsak, altından kirli işler çıkıyor.? -H. Topuz. 2) bir işe girişmek, teşebbüs etmek. Örnek Kullanım : ?Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor.?

el ayak çekilmek : ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek. Örnek Kullanım : ?Yollar ıssızdı, el ayak çekilmişti, sokaklarda yolu şaşırdım.? -Halikarnas Balıkçısı.

el bağlamak : 1) saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak 2) namaza durmak. Örnek Kullanım : ?Durup el bağlayalar yâran saf saf.? -Baki.

el basmak : kutsal bir şey üzerine el koyarak yemin etmek.

el bebek gül bebek : nazlı, şımarık bir biçimde. Örnek Kullanım : ?Varlıklı, görgülü bir ailenin el bebek gül bebek yetiştirilmiş çocuğusunuz.? -H. Taner.

el bende! : ?tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende? anlamında kullanılan bir söz.

el birliği etmek : birlikte davranmak, dayanışmak.

el çekmek : vazgeçmek.

el çektirmek : görevinden uzaklaştırmak. Örnek Kullanım : ?Sorumluları tespit edildi, işten el çektirildi.? -M. Ş. Esendal.

el çırpmak : 1) alkışlamak, tempo tutmak. Örnek Kullanım : ?Bir köylü oturduğu yerde cura çalıyor, birkaç delikanlı etrafında el çırparak ayak vurarak türkü söylüyorlardı.? -R. N. Güntekin. 2) birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.

el dokunulmamak : daha önce kullanılmamak, el değmemiş olmak. Örnek Kullanım : ?El dokunulmamışından canı yandığından artık az kullanılmışına fit oldu.? -H. Taner.

el el üstünde oturmak : herhangi bir iş yapmadan boş oturmak. Örnek Kullanım : ?Herhâlde konağın kuytu bir köşesinde, gene el el üstünde oturuyor olmalıydı.? -R. N. Güntekin.

el elde baş başta : elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Balya’da beş on lira kazanmıştı. Onları da yedik, el elde baş başta.? -R. N. Güntekin.

el ele vermek : 1) el tutuşmak. Örnek Kullanım : ?Haydi, ateş dansı yapalım deniyor, el ele verip bir halay çekiyoruz.? -A. Erhat. 2) mec. birlikte davranmak, bir konuda birleşmek. Örnek Kullanım : ?Yoksa el ele verip hep beraber dünyayı mı uçuralım?? -N. F. Kısakürek.

el emeği göz nuru : yapımı uzun zaman alan ve çok emek isteyen iş, el işi göz nuru.

el ense çekmek (etmek) : 1) sp. güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek 2) mec. yenmek, mağlup etmek.

el etek öpmek : 1) bir işi yaptırmak için çok yalvarmak 2) yaltaklanmak.

el etek tutmak : tarikata girmek, derviş olmak.

el etmek : 1) bir kimseyi el işaretiyle çağırmak. Örnek Kullanım : ?Hemen ablasına bulunduğu yerden el etti.? -N. Cumalı. 2) uzaktan el sallamak.

el işi göz nuru : el emeği göz nuru.

el iyisi olmak : yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek.

el kadar : çok küçük, küçücük. Örnek Kullanım : ?Üvey annesi kalp yerine taş taşıdığından eziyet üstüne eziyet ederdi el kadar yetime.? -E. Şafak.

el kaldırmak : 1) oy verdiğini veya söz istediğini elini kaldırarak belirtmek 2) birine, bir şeye vurmaya kalkışmak. Örnek Kullanım : ?İtlerden birine el kaldırmanın cezası ölüm idi.? -M. İzgü.

el kapısına düşmek : yabancıya muhtaç olmak. Örnek Kullanım : ?Başından nasıl bir sergüzeşt geçmişti de böyle el kapılarına düşmüştü?? -R. H. Karay.

el katmak : 1) bir işe karışmak, müdahale etmek 2) bir işin yapılmasına yardım etmek.

el kazanıyla aş kaynatmak : başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.

el ovuşturmak : 1) birinin karşısında ezilip büzülmek 2) birinin kötü duruma düşmesine içten içe sevinmek.

el pençe : el pençe divan.

el pençe divan : 1) saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde. Örnek Kullanım : ?Doğruldu, el pençe divan durdu, başını önüne eğdi.? -P. Safa. 2) aşırı saygı göstererek. Örnek Kullanım : ?Dayımı el pençe divan karşılar, ne yiyip ne içeceğini sormazdı, çünkü bilirdi.? -A. Boy

el sıkışmak : pazarlıkta anlaşmak.

el sıkmak : selamlaşmak için birinin elini tutmak.

el sürmemek : 1) dokunmamak, değmemek 2) bir işi yapmamak, ilgilenmemek. Örnek Kullanım : ?Canım dalga geçmek, akşama kadar bir şeye el sürmemek istiyordu.? -Ö. Seyfettin.

el tazelemek : bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek.

el tutmak : bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek.

el uzatmak : 1) birinden bir hakkı almaya kalkışmak. Örnek Kullanım : ?Ne var ki niye bizim lokmamıza el uzatırlar?? -A. İlhan. 2) yardım etmek. Örnek Kullanım : ?Sözü geçecek, en umulmadık bir zamanda kendine el uzatabilecek bir adam olmadığı nereden belli?? -R. N. Güntekin.

el vermek : 1) yardım etmek 2) esk. tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek 3) halk hekimliği ile uğraşan kimse bilgilerini bir başkasına öğretmek 4) kâğıt oyunlarında elde olan veya olmayan sebeplerle oyun üstünlüğünü karşı tarafa bırak

el vurmamak : bir işi yapmaya yanaşmamak ve başlamamak.

el(I) el koymak : 1) bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek 2) üstüne konmak. Örnek Kullanım : ?Herkesin olan bir olanağa el koyup onu kendi çıkarına kullananı neden seveyim?? -A. Ağaoğlu. 3) zorla almak. Örnek Kullanım : ?Bizi işimizde gücümüzde serbest bırakmak şöyle dursun,

elaman çekmek : bezginlik gösterip yakınmak.

elaman demek : çok bezmek.

elde (elinde) olmamak : iradesi dışında gerçekleşmek. Örnek Kullanım : ?Elinde olmadan başını kaldırdı ve göz göze gelince de konuşmak zorunda kaldı.? -T. Buğra.

elde avuçta (bir şey) kalmamak : mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak.

elde avuçta (ne varsa) : sahip olunan mal, para vb., her şey. Örnek Kullanım : ?Ailesi de elde avuçta ne var ne yok satarak İstanbul’a göçmek zorunda kalmıştı.? -H. Topuz.

elde etmek : 1) bir şeye sahip olmak. Örnek Kullanım : ?O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?? -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

elde kalmak : geride kalmak. Örnek Kullanım : ?Çöküyor dört tarafa uğursuz bir karanlık / Elde kalan, çökmeyen bir şey var. Örnek Kullanım : Kahramanlık? -F. N. Çamlıbel.

elde tutmak : sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.

elden ağza yaşamak : günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.

elden almak : 1) bir malı pazara çıkarılmadan sahibinden doğrudan satın almak 2) herhangi bir şeyi biriyle yüz yüze görüşerek almak.

elden ayaktan düşmek (kesilmek) : yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak çalışamaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Ve gün battığı zaman artık Gülbahar’ın hâli kalmamış, elden ayaktan kesilmişti.? -Y. Kemal.

elden bırakmamak (düşürmemek) : bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.

elden çıkarmak : 1) bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak. Örnek Kullanım : ?Eskilerden bir kısmını yok pahasına elden çıkarmak gerekecek.? -H. Taner. 2) yitirmek. Örnek Kullanım : ?Sanki o, kaçırdığım, elden çıkardığım bir fırsattı.? -N. F. Kısakürek.

elden çıkmak : 1) malı olmaktan çıkmak, malı satılmak 2) kaybedilmek. Örnek Kullanım : ?Selanik elden çıkınca ailesi İzmir’e göçmüştür.? -A. İlhan.

elden ele dolaşmak (gezmek) : iyi nitelikleri dolayısıyla çok ilgi görmek, çok beğenilmek. Örnek Kullanım : ?Gönülden Sesler, Meşrutiyet gençliğinin elden ele dolaşan kitabı idi.? -Y. Z. Ortaç.

elden ele geçmek : çok sahip değiştirmek. Örnek Kullanım : ?Elden ele geçen ve fiyatı giderek artan bu silahlar eski ve güçsüzdür ama çetecilik için yeterlidir.? -A. Kutlu.

elden geçirmek : eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek. Örnek Kullanım : ?Otomobil tamircisi bir akrabaları varmış, o da arabayı elden geçirmiş.? -E. Bener.

elden gel! : argo 1) ver! Elden gel bakalım iki papeli. 2) tkz. kutlamak amacıyla söylenen bir söz.

elden geldiği kadar : yapılabildiği, olabildiği kadar. Örnek Kullanım : ?Müsteşardan kapıcıya kadar bütün nezaret mensupları elden geldiği kadar gayret ettiler.? -R. N. Güntekin.

elden gelmemek : yapamamak, dayanamamak. Örnek Kullanım : Bu üzücü durum karşısında ağlamamak elden gelmiyor.

elden kaçırmak : elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak. Örnek Kullanım : ?Cin yahut periler bu evi elden kaçırmamak için ne kadar hırçınlık etseler yeridir.? -R. N. Güntekin.

elden kaçmak : 1) sahip olamamak 2) değerlendirememek. Örnek Kullanım : ?Kibar kıyafetli bir hanım, elden kaçmış eski fırsatların hırsı gözlerinde parlayarak dedikodu yapmaya başladı.? -R. H. Karay.

elden ne gelir? : çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Elden ne gelir, merdivenden düşüp ayak kırılırsa.? -A. K. Tecer.

ele alınır : oldukça iyi, işe yarar.

ele alınmaz : çok kötü, berbat.

ele almak : 1) bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Sözlerini bambaşka bir anlayışla ele almış ve kendi kendine sormuştu.? -T. Buğra. 2) bir konuyu görüşmek 3) bir konuyu incelemek, araştırmak. Örnek Kullanım : ?Kamu düzeniyle ilgili bu konuların yanında toplum ve aile s

ele avuca sığmamak : 1) söz dinlememek, baskı altına alınmamak, zapt edilememek. Örnek Kullanım : ?İzmir’deyiz. Ele avuca sığmaz haşarı bir çocuğum.? -R. N. Güntekin. 2) şımarık davranmak. Örnek Kullanım : ?Hani vatandaşlarımız da güç, ele avuca sığmaz, kanmaz, doymaz insanlar olsa bari!? -F. R. A

ele bakmak : 1) avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak, el falına bakmak 2) muhtaç olmak.

ele geçirmek : 1) yakalamak. Örnek Kullanım : ?Hele onu bir elime geçireyim, görürsün, burnundan getireceğim.? -H. Topuz. 2) sahibi olmak. Örnek Kullanım : ?İstanbul’u ele geçirmek için bu muharebeye girdiklerini ilan etmekten başka bir şey yapamadılar.? -Ö. Seyfettin.

ele geçmek : 1) yakalanmak. Örnek Kullanım : ?Nihayet bir defasında tam iki ay izini kaybetmiş, bir türlü ele geçmemişti.? -R. H. Karay. 2) edinilmek.

ele gelmek : 1) tutulabilmek 2) bebek kucağa alınacak kadar büyümüş olmak.

ele vermek : 1) suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak, ihbar etmek. Örnek Kullanım : ?O adamlar kim ise haber vermeli, dikkat etsinler, kendilerini sakın ele vermesinler.? -H. E. Adıvar. 2) herhangi kötü bir şey yapanın yaptığını herkese bildirmek 3) ortaya çıkarmak. Örnek Kullanım : ?İ

elekten geçirmek : 1) elemek 2) ayıklamak 3) araştırma sonunda doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü ayırmak.

elektriği kesmek : elektrik enerjisinin akışına engel olmak.

elektriği yakmak : bir yeri aydınlatmak için elektrik enerjisini açıp kullanmak. Örnek Kullanım : ?Ondan hemen ayrılıp elektriği yaktı.? -T. Buğra.

elektrik almak : etkilenmek, etkisi altında kalmak.

elektrik vermek : 1) bir yeri elektrikle donatmak 2) işkence amacıyla birinin çıplak bedenine doğru akım vermek 3) elektrik enerjisini kullandırmak 4) mec. etkilemek, etkisi altında bırakmak.

eli alışmak : 1) bir işte uzluk, ustalık kazanmak 2) herhangi bir davranışı âdet edinmek.

eli armut devşirmek : birisini bir iş yaparken öbürü boş durmak. Örnek Kullanım : ?Bu insanlar bu güzel şehirleri kurarken bizim ellerimiz armut mu devşiriyordu?? -B. R. Eyuboğlu.

eli ayağı (ayağına) dolaşmak : şaşırmak, telaşlanmak. Örnek Kullanım : ?Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır.? -A. İlhan. ?Şaşkınlıktan eli ayağına dolaşarak pencerelere koştu ve orada gördüğü manzara karşısın

eli ayağı buz kesilmek (tutmamak) : güçsüz, dermansız kalmak. Örnek Kullanım : ?Bu hâli biraz yapmacık da olsa şimdi ben de şaşırmış, elim ayağım buz kesilmişti.? -O. C. Kaygılı.

eli ayağı titremek : korku, sinir vb. sebeplerle heyecanlanmak.

eli ayağı tutmak : beden gücü yerinde olmak. Örnek Kullanım : ?Eli ayağı tutanlar, hiçbir haksızlığa razı olmamalıydı.? -Ö. Seyfettin.

eli aza varmamak : bir şeyi çok alma veya verme alışkanlığında olmak.

eli boş çıkmak : umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak. Örnek Kullanım : ?Sağa döndü, sola baktı, seksen sergüzeşte atıldı, eli boş çıktı, parasız, kıyafetsiz ve mevkisiz olup…? -R. H. Karay.

eli boş dönmek (çevrilmek veya geri gelmek) : umduğunu alamadan dönmek. Örnek Kullanım : ?Nereyi arayıp taradılarsa elleri hemen hemen boş döndüler.? -Halikarnas Balıkçısı.

eli boş gelmek : 1) armağansız gelmek 2) umulan şeyi getirmeden gelmek.

eli böğründe kalmak : başarısızlığa uğramak, bir şey yapamaz duruma düşmek.

eli cebine (cüzdanına veya kesesine) gitmemek (varmamak) : çok cimri olmak.

eli dar (darda) olmak : para sıkıntısı içinde olmak.

eli değmek : bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak. Örnek Kullanım : ?Elim değmişken bir açıklamada bulunayım.? -H. E. Adıvar.

eli dursa ayağı durmaz : kıpırdak, hareketli (kimse).

eli ekmek tutmak : geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?İşi var, eli ekmek tutuyor. İyi çocuktur.? -M. Ş. Esendal.

eli eline değmemek : 1) herhangi bir yakınlaşma olmamak 2) birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.

eli ermek : 1) yapabilmek, ulaşabilmek. Örnek Kullanım : ?Zaman zaman, şiirin ne olduğunu elimin erdiği, gücümün yettiği kadar anlatmaya çalıştım.? -O. V. Kanık. 2) bir işi yapmak için zaman bulabilmek.

eli ermez gücü yetmez : çaresiz, zavallı.

eli genişlemek : bolca paraya kavuşmak.

eli gitmek : bir şeyi kavramak, tutmak istemek.

eli harama uzanmak : dinî bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek. Örnek Kullanım : ?Eli ne vakit harama uzandı?? -H. Taner.

eli işe yatmak : becerikli, eli yatkın, uz olmak.

eli kalem tutmak : 1) yazı yazmayı bilmek 2) düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak. Örnek Kullanım : ?Saz sanatkârı bütün kedileri sever. Aynı zamanda eli kalem tuttuğundan sevdiği kedilerin bir bir hikâyesini yazar.? -H. Taner.

eli kırılmak : eli, işe yatkın bir duruma gelmek.

eli kolu (eli ayağı) bağlı kalmak (durmak veya olmak) : bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Diplomatlarımıza, büyükelçilik ve temsilcilik binalarımıza, tankerlerimize yapılan saldırılara karşı elimiz kolumuz bağlı duruyoruz.? -T. Halman.

eli koynunda kalmak : çaresiz kalmak.

eli mahkûm olmak : mecbur durumda kalmak.

eli para görmek : eline para geçmek. Örnek Kullanım : ?Elli yaşlarına doğru pazarcılık yapmaya başladı eli para gördü, yüzü güldü.? -Ü. Dökmen.

eli silah tutmak : silah kullanabilmek.

eli varmamak (gitmemek) : bir işi yapmaya gönlü razı olmamak. Örnek Kullanım : ?Temiz yere kolay çöp atamazsınız. Eliniz varmaz.? -H. Taner.

elifi mertek sanmak : çok cahil olmak. Örnek Kullanım : ?Bir şişe görürsün, üstünde ‘ilaç’ yazar. Benim gibi elifi mertek sanan takımdansan şurup sanır içersin, zehirlenir ölürsün.? -R. N. Güntekin.

elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi : elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi.

elinde avucunda nesi varsa : ?maddi olarak sahip olduğu her şey? anlamında kullanılan bir söz.

elinde bulunmak (olmak) : o şeye sahip bulunmak.

elinde büyümek : 1) büyütülmek, bakılmak. Örnek Kullanım : ?Çocuklar Nimet Hanım adında bir kadının elinde büyüdüler.? -R. N. Güntekin. 2) eğitilmek, bilgi, görgü ve terbiye sahibi olmak, yetiştirilmek. Örnek Kullanım : ?Üstadım, ben sizin elinizde büyüdüm, sizden feyzaldım.? -F. F. Tülbentçi.

elinde kalmak : 1) birinin bakımında, yönetiminde olmak 2) bir şey satılamayıp sahibinde kalmak.

elinde olmak : 1) bakımı, gözetimi altında olmak 2) egemenliği altında, yetkisinde olmak.

elinde patlamak : 1) bir şey satılamayıp sahibinde kalmak 2) haber vb.ni uygun zamanda kullanamayıp fırsatı kaçırmak.

elinde tutmak : 1) kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak 2) bir malı satmayıp bekletmek.

elinden (bir şeyi) düşürmemek : sürekli onunla ilgilenmek. Örnek Kullanım : ?Kendileri sanata çok meraklılar, ellerinden hiç kitap düşürmezler.? -M. İzgü.

elinden almak : bir şeyden mahrum etmek. Örnek Kullanım : ?Özgürlüklerini ellerinden alıp birer araç hâline getiriyor onları.? -A. Erhat.

elinden bir iş (şey) gelmemek : çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak. Örnek Kullanım : ?Matbu kâğıtları doldurmaktan başka elinden bir iş gelmez, sorulmadıkça kendiliğinden konuştuğu görülmezdi.? -R. H. Karay.

elinden bir kaza (sakatlık) çıkmak : istemeyerek birini yaralamak veya öldürmek. Örnek Kullanım : ?Belki elinden bir kaza çıkar diye evine girmeye cesaret edemezdi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

elinden geleni ardına (arkasına) koymamak : yapabileceği bütün kötülükleri yapmak. Örnek Kullanım : ?Düşüncesini en iyi biçimde anlatabilmek için elinden geleni ardına koymamıştır.? -S. Birsel.

elinden geleni yapmak : gücünün yettiği kadarını yapmak. Örnek Kullanım : ?Bunu başarmak için elinden geleni yapacaksın, dedi.? -İ. O. Anar.

elinden gelmek : yapabilmek. Örnek Kullanım : ?Nesir az çok benim de elimden geldiği için midir nedir kabul edemiyorum şiirden güç olduğunu.? -N. Ataç.

elinden hiçbir şey kurtulmamak : her şeyi becerebilmek.

elinden iyi iş gelmek : becerikli, hünerli olmak.

elinden kan çıkmak : cinayet işlemek. Örnek Kullanım : ?Kırk kanını Allah’a affettirmeye çalışırken kazara, elinden yeni bir kan çıkmıştı.? -Ö. Seyfettin.

elinden kurtulmak : birinden kaçmayı başarmak. Örnek Kullanım : ?Birtakım bahanelerle elimden kurtulacağını mı sanıyorsun?? -A. M. Dranas.

elinden tutmak : 1) yardım etmek 2) kayırmak.

eline (elinize veya ellerinize) sağlık : el emeği ile güzel bir şey yapana söylenen iyi dilek sözü.

eline almak : 1) bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek 2) bir işi kendi yapmaya başlamak.

eline ayağına kapanmak (sarılmak, düşmek) : birine çok yalvarmak.

eline ayağına üşenmemek : her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak.

eline düşmek : 1) egemenliği, buyruğu altına girmek. Örnek Kullanım : Kale düşman eline düştü. 2) yakalanmak. Örnek Kullanım : Haydutların eline düştü. 3) birine muhtaç olmak. Örnek Kullanım : Elbet bir gün elime düşersin. 4) rastlamak, tesadüf etmek. Örnek Kullanım : Çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü.

eline erkek eli değmemiş olmak : kız, namuslu olmak.

eline eteğine doğru : her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.

eline eteğine sarılmak : çok yalvarmak.

eline fırsat geçmek : imkân bulmak. Örnek Kullanım : Hazır fırsat geçmiş eline, hiç öyle mi konuşulur?

eline geçmek : 1) kazanmak, edinmek, elde etmek. Örnek Kullanım : ?Evi sattım, elime bin iki yüz lira kadar bir şey geçti.? -Ö. Seyfettin. 2) rastlamak, bulmak. Örnek Kullanım : Eline geçen her kitabı okur. 3) yakalamak.

eline tutuşturmak : karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek. Örnek Kullanım : Bir şey demeden mektubu elime tutuşturdu.

eline yüzüne bulaştırmak : bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.

elini arı kovanına sokmak : elini taşın altına koymak.

elini ayağını öpeyim : ?çok yalvarırım? anlamında kullanılan bir söz.

elini belli etmek (göstermek) : kâğıt, okey vb. oyunlarda elindeki kâğıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak.

elini çabuk tutmak : gerekli önlemi zamanında almak. Örnek Kullanım : ?Aman elinizi çabuk tutun, yılanın başı küçükken ezilmeli.? -Y. Kemal.

elini kolunu sallaya sallaya gelmek : 1) gelirken hiçbir armağan getirmemek 2) bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek.

elini kolunu sallaya sallaya gezmek : 1) ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak 2) pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak. Örnek Kullanım : ?Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmaya başlamıştım.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

elini kulağına atmak : ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak.

elini oynatmak : parayı esirgememek.

elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi) : birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.

elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak : hiçbir iş yapmamak. Örnek Kullanım : ?Anneciğim, hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.? -A. Kutlu.

elini taşın altına koymak (sokmak) : bir konuda sorumluluk üstlenmek.

elini uzatmak : yardım etmek. Örnek Kullanım : Kızılay, yoksullara elini uzatır.

elini veren kolunu alamaz : kendisine iyilik yapıldığında devamını fazlasıyla isteyen kimseler için kullanılan bir söz.

elini vicdanına koymak : doğru, yansız, hakça davranmak.

elinin altında olmak : 1) her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak). Örnek Kullanım : ?Elinin altındaki asker pek azdı.? -Ö. Seyfettin. 2) hazırda bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Bütün belgelerin elimin altında olduğunu söylüyordum.? -M. İzgü.

elinin hamuruyla erkek işine karışmak : kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.

elinin tersiyle çarpmak : ayanın arkasıyla şiddetle tokat atmak.

elinin tersiyle itmek : reddetmek, kabul etmemek. Örnek Kullanım : ?Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter.? -M. İzgü.

eliyle koymuş gibi : aramadan, kolayca. Örnek Kullanım : ?Eliyle koymuş gibi rafta çay kavanozunu buldu.? -O. Rifat.

elle tutulacak tarafı (yanı) kalmamak : 1) sağlam bir yanı kalmamak 2) güvenilecek veya kayrılacak bir yönü olmamak.

elle tutulur : 1) çok açık ve belli 2) somut.

elle tutulur gözle görülür (dille anlatılır) : çok belirgin, çok açık. Örnek Kullanım : ?Sevim’in güzelliği elle tutulur, dille anlatılır makbul bir güzellik değildir.? -R. N. Güntekin.

elle tutulur tarafı olmamak : hiçbir değerli yanı olmamak.

ellenmiş dillenmiş : iffetsizliği yayılmış (kadın).

eller yukarı! : ?ellerini kaldırarak teslim ol? anlamında kullanılan bir söz.

ellerde gezmek : 1) elden ele dolaşmak 2) mec. el üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek.

elleri (ellerin) dert görmesin : ?ellerine sağlık? anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü. Örnek Kullanım : ?Havluyu geri aldığı zaman, oh rahatladım, ellerin dert görmesin, dediği duyulurdu.? -N. Cumalı.

ellerim yanıma gelsin : ?Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum? anlamında kullanılan bir söz.

elma da alma da demesini biliriz : ?şartlara göre uygun davranırız? anlamında kullanılan bir söz.

elma gibi : kırmızı (yanak).

elmas gibi : çok iyi, çok değerli. Örnek Kullanım : Elmas gibi kalbi var. Elmas gibi bir çocuk.

emanet bırakmak (etmek, vermek) : bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak. Örnek Kullanım : ?Çocuğu annesine emanet etmeyecek, kendisi bakacaktır.? -A. Kutlu.

emdiği (helal) süt haram olmak : herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek. Örnek Kullanım : ?Altı mikrobun canını daha cehenneme göndermeden gidersem emdiğim helal süt haram olmaz mı?? -H. Taner.

emdiği sütü burnundan getirmek : birisine çok sıkıntı çektirmek. Örnek Kullanım : ?Bu olanları başka birinden işitecek olursam emdiğin sütü burnundan getiririm.? -B. Günel.

eme seme yaramamak : işe yaradığı kabul edilmemek, makbule geçmemek, takdir edilmemek.

eme yaramak : işe yaramak, yararlı olmak.

emeği geçmek : bir şeyin ortaya çıkması için çalışmış olmak. Örnek Kullanım : ?Anneniz, bu kurumun oluşmasında emeği geçmiş belli başlı kişilerdendir.? -E. Atasü.

emek çekmek : bir işte çok çalışarak yorulmak.

emek vermek : bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak. Örnek Kullanım : ?Dirsek çürütüp emek verdiği kitapları, can vermeden can bulunamayacağını ona hiç söylememişti.? -S. Ayverdi.

emekliye ayırmak (çıkarmak, çıkartmak) : kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak. Örnek Kullanım : ?Size bir fenalık edebilir, sizi işinizden attırır, vekâlet emrine alır, vakitsiz emekliye çıkartabilir.? -H. Taner.

emekliye ayrılmak (çıkmak) : emekli olmak, tekaüde sevk olunmak. Örnek Kullanım : ?Sakatlığımı öne sürerek emekliye ayrılmamı isteyebilirim.? -N. F. Kısakürek.

emekliye sevk etmek : emekliye ayırmak. Örnek Kullanım : ?Bayanı emekliye sevk ederek kendisinin evleneceğini söyledi.? -R. N. Güntekin.

emel beslemek : isteği, arzuyu sürekli düşünmek veya güçlendirmek. Örnek Kullanım : ?Size karşı güzel bir emel besleyenler için kazanmak lazım, değil mi?? -P. Safa.

emeline alet etmek : birini veya bir şeyi kendi istekleri doğrultusunda kullanmak. Örnek Kullanım : ?İttihat ve Terakki, ordunun genç subaylarını emellerine alet etmeyi başarmıştı.? -S. Ayverdi.

emin olmak : inanmak, güvenmek. Örnek Kullanım : ?Onları kimsenin görmediğine emin olunca pervasız konuşmaya başladılar.? -M. Yesari.

emir komuta zinciri içinde olmak : herhangi bir işlem en alt rütbe veya makamdan en üst rütbe veya makama doğru gerçekleşmek.

emniyet etmek : güvenmek. Örnek Kullanım : ?Hele emniyet ettiğim birkaç uyanık arkadaşla bulunduğum zaman bülbül gibi ötüyordum.? -R. N. Güntekin.

emretti patrik efendi : alay birinin yersiz bir buyruğuna karşı kullanılan bir söz.

emrihak vaki olmak : ölmek. Örnek Kullanım : ?Bir emrihak vaki olduğu zaman yerimize oğullarımız geçecek.? -F. F. Tülbentçi.

emrine vermek : 1) görevlendirmek, atamak 2) yararlanması için ayırmak. Örnek Kullanım : Bu daireyi büro olarak onun emrine verdiler.

emrivaki yapmak : oldu bittiye getirmek.

enayiliğine doyma! : iyi niyetle yaptığı bir davranış sonunda zarar gören kimseye söylenen bir söz.

endazeyi kaçırmak : fazla abartmak, ölçüyü kaçırmak. Örnek Kullanım : ?Endazeyi kaçırmışsındır çancı ustası, dedi, olmayacak bahse sürersin emmi oğlumu.? -K. Bilbaşar.

endazeyi şaşırmak : ne yapacağına karar verememek, eli ayağı dolaşmak. Örnek Kullanım : ?Biri bu konuda damarına basınca endazeyi şaşırıyor, kendine hükmedemiyordu.? -N. Araz.

endişeye düşmek : tasaya kapılmak, kaygılanmak. Örnek Kullanım : ?Hatta kilise yetkilileri onun sağlığından endişeye düştüler.? -İ. O. Anar.

enfiye çekmek : keyiflenmek amacıyla çürütülmüş tütünden yapılan tozu burna nefes yoluyla almak. Örnek Kullanım : ?Gözleri dönmüş bir hâlde kendisini sokağa atar, bol enfiye çekerek akşamlara kadar bir başına dolaşır.? -R. H. Karay.

engel çıkarmak : bir işin yapılmasını zorlaştırmak. Örnek Kullanım : ?Aslında bütün mesele, düğün için engel çıkarmakta.? -N. Hikmet.

engel tanımamak : her türlü zorluğa karşın başarılı olmak. Örnek Kullanım : ?Bir gece içinde donanmasını, bir sepet su çiçeği gibi Haliç’e döken, engel tanımaz hareket şevkiyle Fatih.? -N. F. Kısakürek.

engin dallardan murt yememek : yükseklerden uçmak, burnu büyük olmak. Örnek Kullanım : ?Engin dallardan murt yemezdi. Onun alacağı kız ya çok zengin ya da tanınmış bir aileye mensup olmalıydı.? -O. Kemal.

ense kulak yerinde olmak : tkz. 1) iri yarı olmak 2) kelli felli olmak.

ense yapmak : argo hiçbir iş yapmadan yan gelip yatmak.

ensesinde boza pişirmek : 1) ısıtmak, kızgın duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Güneş, bütün gün enselerinde boza pişirmiş, vücutlarının teri mintanlarının üstüne çıkmıştı.? -H. Taner. 2) birini çok üzmek, tedirgin etmek. Örnek Kullanım : ?İhtiyarlık kepaze şey… Şimdi çocuk evde ensemde boza pişiriyo

ensesine binmek : birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak.

enseyi karartmak : ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek.

entel takılmak : argo bir süre entel gibi yaşamaya, onların yaptıklarını yapmaya çalışmak.

entrika çevirmek : entrika ile amacına ermeye çalışmak, dolap çevirmek. Örnek Kullanım : ?Küçük entrikalar çevirmek onları mutlu kılıyorsa ne yapabilirdim?? -A. Ümit.

entrikaya kurban gitmek : hileli, dalavereli bir iş sonunda zarara uğramak. Örnek Kullanım : ?İşi bu kadar sağlama almış olduğu hâlde, dışarıda entrikaya kurban gidiyormuşçasına ağlamaklı…? -H. Taner.

ere gitmek (varmak) : hlk. kadın veya kız evlenmek.

ere vermek : kızı evlendirmek. Örnek Kullanım : ?Ninesini, kardeşini beslemiş hatta kız kardeşini ere vermişti.? -H. E. Adıvar.

ergen olmak : evlenecek çağa girmek.

eriyip bitmek : üzüntü ve sıkıntıdan çok zayıflamak. Örnek Kullanım : ?O zaman da ben kahır yüzünden eriyip bitmiş olacağım.? -P. Safa.

eriyip gitmek : yok olmak. Örnek Kullanım : ?Bence her şiir, yazılmasından, basılmasından, eriyip gitmesine kadar dört beş dönemden geçer.? -B. Necatigil.

erkân göstermek : yolunu yordamını öğretmek. Örnek Kullanım : ?Bize yol aç, erkân göster yollar aç bize de, biz de adam sırasına girelim.? -K. Korcan.

erkek gibi : erkeğe yakışır, erkeğe benzer. Örnek Kullanım : Ayşe hanım erkek gibi sesiyle bağırdı.

erkekliğe sığmamak : mertliğe, yiğitliğe yakışmamak.

erkekliği kesilmek : erkek fizyolojik görevini yerine getirememek. Örnek Kullanım : ?Yaşlı imiş … çoktan erkekliği kesilmiş.? -K. Tahir.

erkekliğine yedirememek : mertliğe, yiğitliğe yakıştıramamak. Örnek Kullanım : ?Bir kimsesizlik acısı, sevilme, şefkat ihtiyacı içinde ağlıyor ağlamayı erkekliğine yediremiyordu.? -N. Meriç.

erkeklik taslamak : kendini erkek gibi göstermek, erkekçe davranışta bulunmak, kabadayıca davranmak. Örnek Kullanım : ?Şuna bak, hem karıdan dayak yer hem de erkeklik taslar.? -Z. Selimoğlu.

erketecilik etmek : gözetlemek. Örnek Kullanım : ?Hırsızlara erketecilik ettiğini anladı.? -Ö. Seyfettin.

erketelik yapmak : gözetlemek. Örnek Kullanım : ?Bir kadınla erkeğin buluşmasında erketelik yapmak, pek de onurlu bir iş değildi ne de olsa.? -E. Bener.

Ermeni gelini gibi kırıtmak : ağır veya yavaş hareket etmek. Örnek Kullanım : ?O kuruntularımız, o tafralarımız, o Ermeni gelini gibi kırıtmalarımız pek boşuna demektir.? -S. Birsel.

erozyona uğramak : 1) aşınmak 2) mec. değer veya saygınlık kaybetmek.

es geçmek : tkz. üzerinde durmamak, boş vermek, önemsememek. Örnek Kullanım : ?Ortaya zam falcısı diye biri çıkar da hiç gazeteler, gazeteciler es geçerler mi bu haberi, olayı.? -M. İzgü.

esamesi okunmamak : kendisine değer verilmemek, adı anılmamak. Örnek Kullanım : ?Sen babasının gönlünü ettikten sonra kızın esamesi mi okunur bre usta!? -O. Kemal.

esarette kalmak : uzun süre esir olarak bulunmak.

esas vaziyete geçmek : hazır ol durumunu almak. Örnek Kullanım : ?Kaldırımın önünde esas vaziyete geçip kasketini çıkardı.? -O. Kemal.

esasa bağlamak : belirli bir kurala dayandırmak.

esası olmamak : gerçek olmamak, yalan olmak.

esasına bakarsan : aslına bakarsan.

esen kalmak : ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olmak. Örnek Kullanım : Şen ve esen kalınız.

eser kalmamak : hiçbir belirti, iz olmamak. Örnek Kullanım : ?Bir şirretleşmiş ki dünkü saygısından eser kalmamıştı.? -A. Kabaklı.

esermek besermek : emek vererek ortaya çıkarmak.

esip gürlemek : sinirli bir biçimde kızmak, bağırmak.

esir almak : 1) tutsak etmek 2) alıkoymak, meşgul etmek.

esir düşmek : tutsak olmak. Örnek Kullanım : ?Beyhude ölmektense esir düşüp yaşamayı tercih ettikleri için teslim oldular.? -Y. K. Beyatlı.

esir etmek : 1) tutsak durumuna getirmek. Örnek Kullanım : ?Beni bir takım vahşi çapulcular esir edip sımsıkı bağladıkları hâlde memleketlerine götürdüler.? -N. F. Kısakürek. 2) mec. alıkoymak, meşgul etmek.

esir yatmak : savaşta düşman eline düşüp uzun süre tutsak kalmak, esarette kalmak.

eski ağza yeni taam : turfanda bir şey yenilirken söylenen söz.

eski defterleri kapatmak : eski olayları yeniden ele almamak. Örnek Kullanım : ?O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı.? -T. Buğra.

eski defterleri yoklamak (karıştırmak) : bir yarar umarak veya başka bir amaçla eski olayları yeniden ele almak.

eski hamam eski tas : ?hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumunda kalmış? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Bereket versin, işi kuru gürültüden ileri gitmediği, her şeyin eski hamam eski tas kaldığı çabuk anlaşıldı.? -K. Tahir.

eski hayratı da berbat etmek : bir işi daha iyi bir duruma sokmaya çalışırken büsbütün bozmak.

eski kimliğine bürünmek : önceki düşüncelerine dönmek. Örnek Kullanım : ?Unutmak istediğim eski kimliğime bürünüvermiştim.? -O. Pamuk.

eski köye yeni âdet getirmek : alışılmamış, yadırganan bir yeniliği yapmaya kalkışmak.

eski kulağı kesiklerden olmak : görmüş geçirmiş, çok deneyimli olmak.

eskisi kadar (gibi) : eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde. Örnek Kullanım : ?Doğal güzellikler artık eskisi gibi turist çekmiyor.? -N. Cumalı.

eskisini aratmamak : yenisi eskisinin yerini doldurabilmek, yokluğunu sezdirmemek.

esmayı üstüne sıçratmak : davranışlarıyla belayı üstüne çekmek.

espri patlatmak : konuşma sırasında, beklenilmedik anda, ortama uygun hoş, nükteli veya ilginç söz söylemek.

esrar çekmek : esrar içmek.

esrara dalmak : sırlara gömülmek. Örnek Kullanım : ?Sular büsbütün kararınca Boğaz’ın hayatı da büsbütün esrara dalar.? -A. Ş. Hisar.

estek köstek etmek : oyalamak, yersiz bahaneler bulmak, işten kaçınmak.

eş tutmak : talimde veya oyunda ikişer olmak için arkadaş seçmek.

eşeğe gücü yetmeyip semerini dövmek : tkz. güçlü birine kızıp da ondan alamadığı hıncını çevresindekilerden çıkarmak.

eşeğin kuyruğu gibi : her zaman aynı durumda kalan, hiç değişikliğe uğramayan. Örnek Kullanım : ?Benim aylığım eşeğin kuyruğu gibi ne kısalır ne uzar.? -M. İzgü.

eşeğini sağlam kazığa bağlamak : işini güven altına almak.

eşek derisi gibi : 1) derisi çok kalın 2) mec. duygusu az, duygusuz.

eşek gibi : kaba, düşüncesiz.

eşek kadar : hkr. büyük, iri, aşırı derecede gelişmiş.

eşek sudan gelinceye kadar dövmek : tkz. adamakıllı dövmek. Örnek Kullanım : ?Uslu otur yoksa ufak bir münasebetsizliğini duyarsam eşek sudan gelinceye kadar döverim, kemiklerin kırılır, anladın mı?? -R. H. Karay.

eşekten düşmüş karpuza (düşmüşe) dönmek : argo 1) çok şaşırmak, donup kalmak 2) kötü bir duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Bunlar ezberlerindeki mânileri söylerler, dağarcıklarında mâni kalmayınca da eşekten düşmüş karpuza dönerler.? -S. Birsel.

eşi manendi (menendi, benzeri) olmamak (bulunmamak, yok) : benzeri olmamak. Örnek Kullanım : ?Allah rahmet eylesin, eşi menendi bulunmaz bir adamdı Nazmi Albay.? -A. Ümit. ?Bir iki çıkışı, Arap Kadir’in bir eşi benzeri bulunmadığı gerçeğini ortaya koymuştu.? -K. Korcan. ?Bizim dairenin müdürünün bir eşi benzeri daha yoktur.

eşiğine yüz sürmek : bir dilekte bulunmak için bir kişiye yalvarmaya gitmek.

eşiğini aşındırmak : işini yaptırmak için bir yere çok gidip gelmek.

eşik (eşiğini) atlamak : 1) herhangi bir konuyu doyasıya yaşayarak belli bir olgunluğa ulaşmak. Örnek Kullanım : ?Sevginin, merhametin eşiğini atlayanlar, ızdırabın gömleğini de kendiliğinden giyinirler.? -A. H. Tanpınar. 2) engelleri aşmak, zorlukları yenmek.

eşkıya gibi : yüzü, bakışları ve kılığı korkunç olan.

et bağlamak : 1) şişmanlamak 2) yara kapanmak.

et tırnak olmak : sıkı aile bağı kurmak.

et tutmak : et bağlamak. Örnek Kullanım : ?Ye de biraz et, can tut.? -R. H. Karay.

ete kemiğe dönüştürmek (büründürmek) : canlandırmak. Örnek Kullanım : ?Aşkımemnu’da Firdevs Hanım’ı inanılmaz bir başarıyla ete kemiğe dönüştürmüş.? -S. İleri.

eteğe varmak : yardım istemeye gitmek.

eteği ayağına dolaşmak : eli ayağı dolaşmak.

eteği kirlenmek : kadının namusuna dokunulmak.

eteğinde namaz kılınmak : içi dışı çok temiz kişi olmak.

eteğindeki taşı dökmek : bütün bildiklerini açıklamak.

eteğinden ayrılmamak : peşini bırakmamak. Örnek Kullanım : ?Bu ağırsamaları anlamakla beraber aldırmayan Hilmi, eteğinden ayrılmıyor, peşi sıra yürümekten vazgeçmiyordu.? -R. H. Karay.

eteğinden el çekmek : 1) etliye sütlüye karışmamak 2) birini tacizden vazgeçmek.

eteğine düşmek (sarılmak) : yalvarıp yakarmak.

eteğine yapışmak (sığınmak) : birinin koruyuculuğu altına girmek.

eteğini başına atmak (sarmak) : birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak.

eteğini çekmek : günah sayılan işlerden uzak durmak.

eteğini tutmak : yardım istemek.

eteğiyle mum söndürmek : uygun olmayan biçimde iş yapmak, sakar olmak, üstünkörü davranmak.

etek açmak : kadın, cinsel arzusunu belirtmek.

etek öpmek : yaltaklanmak, dalkavukluk etmek.

etek silkmek : 1) el etek çekmek 2) çekilmek, artık karışmamak.

etek takmak (giymek) : argo erkek ar, namus, erdem vb. özellikleri bulunmayan duruma düşmek.

etekleri tutuşmak : çok telaşlanmak. Örnek Kullanım : ?Öğleden sonra vali yine kıza köpüre arayınca komiser Zihni ‘nin etekleri iyice tutuştu.? -M. İzgü.

etekleri uzamak : yanlışları düzeltmek, ayıbını kapatmak.

etekleri zil (ıslık veya çalpara) çalmak : 1) çok sevinmek. Örnek Kullanım : ?İlk mektebe gittiği gün Gülsüm’ün sevincinden etekleri zil çalıyordu.? -R. N. Güntekin. 2) alınan sevinçli bir haber üzerine telaşa ve heyecana kapılmak.

eteklerini indirmek : argo üzerine düşen görevi yerine getirmek.

eteklerini toplamak : düzenli, temiz veya namuslu olmak.

eti budu yerinde (etine dolgun) : şişmanca, tombul.

eti kemiğine yapışmak : çok zayıflamak.

eti ne budu ne? : 1) ?yaşı küçük? anlamında kullanılan bir söz 2) ?imkânları, gücü sınırlı, parası az? anlamında kullanılan bir söz.

etinden et koparmak (kesmek) : çok acı vermek.

etki bırakmak : kuvvetli bir biçimde etkilemek.

etkisini göstermek : etkisini ortaya koymak, belli etmek.

etle tırnak gibi : birbirlerine candan bağlı, sıkı ilişkili.

etliye sütlüye karışmamak : toplum içindeki çeşitli hareketlerden uzak durmak, hiçbir şeyle ilgilenmemek, tartışmalı konulardan kaçınmak. Örnek Kullanım : ?Etliye sütlüye karışmamak ve hiçbir ideal için hiçbir mücadeleye katılmamak onun mizacıdır.? -P. Safa.

etme eyleme : bir davranış karşısında ?yapma? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Aman etme, aman etme eyleme, şuradan şuraya tek adım atma, saraydan çıkma!? -N. F. Kısakürek.

etmediğini bırakmamak (komamak) : elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.

etrafı boş bulmak : kendisini engelleyecek kimse olmamak. Örnek Kullanım : ?Vaktiyle etrafı boş bulduğu için mistik sıfatını takınmak istemişti.? -A. H. Çelebi.

etten duvar örmek : korumak amacıyla çevresinde kalabalık insan birikmek.

etten önce çömleğe düşmek : bir işte bilgisiz veya yetkisiz olmasına rağmen herkesten önce ortaya atılmak.

ettiği hayır, ürküttüğü kurbağaya değmemek : yol açtığı zarar, yaptığı iyilikten büyük olmak.

ettiği yanına (kâr) kalmak : yaptığı kötülük karşılıksız kalmak, cezasını görememek.

ettiğini bulmak (çekmek) : yaptığı kötü davranışın karşılığını görmek.

ettiğini yanına bırakmamak : yapılan kötü davranışa karşılık vermek.

ettiğiyle kalmak : 1) yapmak istediği kötülüğü başarıya ulaştıramayan kimse, başarısızlığın üzüntüsü ve utancı içinde kalmak 2) yapmak istenilen kötülük amacına ulaşamamak.

ev açmak : 1) ayrı bir eve yerleşmek, ayrı bir eve geçmek 2) evlenmek.

ev bark yıkmak : karı kocayı birbirinden ayırmak. Örnek Kullanım : ?Bir kızı vardı ki dünyanın bütün kusurları bir araya gelse onun kadar ev bark yıkamazdı.? -P. Safa.

ev bozmak : 1) karı koca ayrılmak 2) karı kocanın ayrılmalarına sebep olmak.

ev ev dolaşmak (gezmek) : her eve uğrayarak dolaşmak.

ev işletmek : genelev sahibi olmak.

ev tutmak : ev kiralamak. Örnek Kullanım : ?Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk.? -Ö. Seyfettin.

evci çıkmak : tatil günlerinde okul, kışla vb.nden eve gelmek.

evde kalmak : tkz. kızın evlenme çağı geçmiş olmak. Örnek Kullanım : ?Hiç evlenmeyen kız olur muymuş, evde kalmış mı dedirtecen kendine?? -E. Işınsu.

eve çıkmak : 1) aileden ayrılıp ayrı bir evde oturmak 2) öğrenci yurttan ayrılıp ev kiralayarak yaşamak. Örnek Kullanım : ?Öğrencilerin bir bölümü, ilk yılı yurtta geçirse bile ikinci yıldan başlayarak eve çıkmayı yeğler.? -A. Cemal.

evin bağlamak : ürün tanelenmek, tane bağlamak, olgunlaşmak.

evirip çevirmek : iyice, istediği gibi, adamakıllı gözden geçirmek.

evlerden ırak (uzak) : hlk. ölüm veya kötü bir durumdan söz edilirken dinleyenlerin aynı durumla karşılaşmamalarını dilemek için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Evlerden ırak, dağ gibi delikanlı iki günde devrildi gitti.

evlere şenlik : alay beğenilmeyen, olumsuz karşılanan bir durum, bir davranış karşısında söylenen bir söz.

evliya gibi : 1) uysal (kimse) 2) iyi ahlaklı (kimse).

evrat çekmek : okunması âdet olan duaları ve Kur’an ayetlerini sürekli tekrarlamak. Örnek Kullanım : ?Geceleri Hüsnü’nün evinde toplanır, zikreder, evrat çekerlermiş.? -M. Ş. Esendal.

evvel zaman içinde, kalbur saman içinde : ?çok zaman önce? anlamında bir tekerleme.

eyer boşaltmak : 1) cirit oyununda hedef olmaktan kurtulmak için eyer üzerinde sağa sola eğilmek 2) saldırıları boşa çıkaracak önlemler almak.

eyer kapatmak (kapamak) : eyeri atın sırtına koyup bağlamak.

eyer vurmak : eyeri hayvanın sırtına koyup bağlamak.

eyeri boş kalmak : atın binicisi ölmek.

eylem koymak : eylemde bulunmak.

eylemde bulunmak : toplu hâlde hareket etmek. Örnek Kullanım : ?Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.? -Anayasa.

eyleme geçmek : tasarlanan bir işi uygulamaya başlamak.

eyvallah demek : 1) hoş görerek kabul etmek veya edilmek. Örnek Kullanım : ?Mersi denir. Sonra teşekkür edilir. Eyvallah denir, çok mersi denir.? -S. F. Abasıyanık. 2) hoşça kalın, sağlıcakla kalın demek.

eyvallah etmemek : birinden yardım istememek, gönül borcu olmamak, boyun eğmemek. Örnek Kullanım : ?Ben kimseye eyvallah etmeyeceğim, dedi. Bir gece amcasının konağından kaçtı.? -Ö. Seyfettin.

eyvallahı olmamak : kimseye gönül borcu, minneti olmamak.

eyyam görmek (sürmek) : iyi günler geçirmek, mutlu zamanlar yaşamak.

eyyam ola! : ?havanın iyi olmasını dilerim? anlamında kullanılan bir söz.

ez de suyunu iç : değersiz, yararsız şeyler için kullanılan bir söz.

ezber bozmak : birinin sahip olduğu düşüncenin yanlış olduğunu göstermek.

ezber etmek : ezberleyerek akılda tutmak.

ezber okumak : bir metni veya sözü herhangi bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle söylemek.

ezberden okumak : daha önceden belleğine aldığı için herhangi bir yere bakmadan söylemek.

ezberden yapmak : bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle yapmak.

ezbere almak : dikkat etmeden satın almak.

ezbere anlatmak : okunan bir şeyi olduğu gibi, bozmadan anlatmak.

ezbere bilmek : 1) bir yerin her yanını iyice bilmek. Örnek Kullanım : ?Buraların altını ezbere bilirim, ezbere.? -S. F. Abasıyanık. 2) bir şeyin bütün niteliklerini çok iyi öğrenmiş olmak. Örnek Kullanım : ?Yolun neresi kayalık, neresi kumsal hep ezbere bilirdi.? -Halikarnas Balıkçısı.

ezbere iş görmek : incelemeden gelişigüzel yapmak.

ezbere konuşmak : bilmeden, aslını arayıp sormadan konuşmak.

ezbere yapmak : 1) ezberden yapmak 2) model veya doğa karşısında durmayarak fikirden tasavvur ve tahayyül suretiyle resim yapmak.

ezberinde olmak : aklında tutmuş olmak. Örnek Kullanım : ?En az yirmi şiiri ezberimdeydi.? -N. Cumalı.

eziklik duymak : kendini mahcup hissetmek.

ezilip büzülmek : güç bir duruma düşüp davranışlarıyla utandığını belli etmek. Örnek Kullanım : ?Etrafındakiler hanımefendiye karşı bir suç işlemiş gibi ezilip büzülüyorlar.? -H. E. Adıvar.

ezilmeden yenilmek : başa baş bir karşılaşma çıkararak az farkla yenilmek.

ezip büzmek : ezip parçalayarak tamamen değiştirerek kullanılmaz veya anlaşılmaz duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Bütün ecnebi kelimeleri ezip büzüp anlaşılmaz hâle getirip öyle kullanıyorlar.? -B. R. Eyuboğlu.

eziyet çekmek : zahmet ve sıkıntıya uğramak.

eziyet etmek : zahmet ve sıkıntı vermek, canını yakmak. Örnek Kullanım : ?Annesine eziyet ettiğine inandığı babasından fazla bahsetmek istemediğini sezdim.? -A. Kabaklı.

eziyet vermek : zahmet çektirmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir