Ana sayfa » deyimler » F Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

F Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir iş) felce uğramak : bir iş yarım kalmak, yürümez duruma gelmek, tam olarak durmak. Örnek Kullanım : Yağmur yüzünden trafik felce uğradı.

(bir şeye) Fatiha okumak : o şeyden umudunu kesmek.

(biri) fena olmak : 1) hasta gibi olmak, fenalaşmak. Örnek Kullanım : ?Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum duygusu kapladı.? -P. Safa. 2) kötüleşmek 3) çok üzülmek, bozulmak.

(biri) fitili almak : birdenbire telaşlanmak, kaygılanmak, öfkelenmek.

(birinden) fikir almak : birinin düşüncesinden yararlanmak.

(birine) felfelek sokmak : birini kuşkuya düşürmek. Örnek Kullanım : ?Sen beni bekle, bir gün seni alırım diye kıza bir felfelek sokmuş.? -R. N. Güntekin.

(birine) fena gözle bakmak : kötü niyetini anlatır biçimde bakmak.

(birine) fikir danışmak : bilgi edinmek için bir yetkiliden bilgi almak.

(birine) fit vermek (sokmak) : 1) birini başkasına karşı kışkırtmak, arayı açmak 2) kuşku uyandırmak. Örnek Kullanım : ?Muhtar, paraları alıp kaçmış olmasınlar diye zihnine bir fit sokmaya bakıyor.? -R. N. Güntekin.

(birine) fitil vermek : kızdırmak, azdırmak, kışkırtmak.

(birini) fena etmek : 1) kötü davranmak 2) kötü bir duruma düşürmek. Örnek Kullanım : Bu koku beni fena etti.

(birinin) fikrini almak : fikir almak.

(birinin) fikrini çelmek : kandırmak, düşüncesini değiştirtmek, ikna etmek. Örnek Kullanım : ?Belki bir yolunu buluruz da kızın fikrini çeleriz, diyormuş.? -S. F. Abasıyanık.

… fırın ekmek yemesi lazım : ?bir duruma erişmek için pek çok emek vermesi, çalışması gerekir? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Onun usta olması için daha beş fırın ekmek yemesi lazım.

faaliyet göstermek : 1) çalışmak 2) işler durumda olmak, etkinlik göstermek. Örnek Kullanım : ?Casusların en çok faaliyet gösterdikleri liman da burasıydı.? -F. F. Tülbentçi.

faaliyete geçmek : 1) çalışmaya başlamak, çalışır duruma geçmek, işlemeye başlamak 2) işler duruma gelmek, etkin duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Bir siyasi grup, başka cinsten bir faaliyete geçmiş görünüyordu.? -R. N. Güntekin.

faaliyette bulunmak : çalışma içine girmek. Örnek Kullanım : ?Sendikalar siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar.? -Anayasa.

faaliyetten alıkoymak : çalışması durdurulmak, çalışmadan alıkonulmak.

faça etmek : serenleri başa veya geriye doğru çevirerek yelkenleri sarmak.

façası olmak : havalı, gösterişli olmak.

façasını almak (al aşağı etmek) : birini mahcup etmek, bozmak.

façuna etmek : sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak.

faize yatırmak (vermek) : parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak.

faka basmak : aldatılmak, tuzağa düşmek.

fakir düşmek : yoksullaşmak.

fakir tavuğu tek tek yumurtlar : ?destekçisi olmayan, dayanağı olmayan kimsenin işleri yavaş yürür? anlamında kullanılan bir söz.

fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp : ?yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır? anlamında kullanılan bir söz.

fal açmak (bakmak) : bakla, su, iskambil vb.ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Tutun birer niyet de açayım size birer maydanozlu fal!? -O. C. Kaygılı.

fal taşı gibi : iri, büyük. Örnek Kullanım : ?Bu elleri güzel, yüzü çirkin delikanlı, ilk defa, gözleri fal taşı gibi açık, ruhundan bir ses koparabildi.? -N. F. Kısakürek.

fala bakmak : fal açmak. Örnek Kullanım : ?Para ile fala baktığı hâlde geçim sıkıntısından kurtulamıyor.? -R. N. Güntekin.

falakaya çekmek (yatırmak veya vurmak veya yıkmak) : falakaya bağlayarak dövmek.

falso çıkmak : bozuk olmak. Örnek Kullanım : ?Yüzde beş yüz kâr beklediği bu işlerin alt tarafı falso çıkınca apışmış kalmıştı.? -E. E. Talu.

falso vermek : 1) bozulmaya yüz tutmak. Örnek Kullanım : ?Artık İstanbul’da her şey gevşemiş, falso vermişti.? -Ö. Seyfettin. 2) açık vermek.

falso yapmak : yanlış davranışta bulunmak. Örnek Kullanım : ?Yeteneksizliğini ortaya koyacak bir falso yapmaktan korkuyordu.? -Ç. Altan.

faraş gibi (kadar) : normalinden fazla açılan (ağız).

fare çıktığı deliği bilir : ?bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir? anlamında kullanılan bir söz.

fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış : 1) ?yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş? anlamında kullanılan bir söz 2) ?kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış? anlamında kullanılan bir söz.

fare deliği bin altın : ?herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir? anlamında kullanılan bir söz.

fare düşse başı yarılır : bir yerin boş ve yoksulluk içinde bulunduğunu anlatan bir söz.

fareler cirit atmak (oynamak) : bir yerde hiç insan bulunmamak, o yer çok ıssız olmak.

fariğ olmak : vazgeçmek, çekilmek, el çekmek.

fark atmak : ileri gitmek, çok üstün gelmek.

fark etmek : 1) görmek, seçmek. Örnek Kullanım : ?Boğaz’ın sisle kaplı olduğunu ancak ön güvertede bir yer bulup oturunca fark etmişti.? -A. İlhan. 2) anlamak, sezmek. Örnek Kullanım : ?Öç almanın fırsatını yakalamış gibi konuştuğunu fark etti.? -T. Buğra. 3) değişmek, başkalaşmak 4) ayırt

fark etmez : ?önemi yok, etkisi olmaz, değişmez? anlamında kullanılan bir söz.

fark gözetmek : ayrı tutmak. Örnek Kullanım : ?Siz erkekler ekseriya nikâhlı kadınla nikâhsız kadınlarınız arasında bir fark gözetirsiniz.? -H. C. Yalçın.

fark olunmak : 1) seçilip ayırt edilmek 2) anlaşılmak 3) sezilmek.

fark yapmak : üstünlük sağlamak.

farkına varmak : gözüne çarpmak, fark etmek, anlamak. Örnek Kullanım : ?Bu nedenle karısının gözlerinde biriken öfkenin farkına varmadı.? -L. Tekin.

farkında olmak : görülmesi veya bilinmesi gereken şeylerden haberi bulunmak, kavranması gereken bir şeye dikkat etmek. Örnek Kullanım : ?Farkında olmadan kendini bir gün bu pis, hastalıklı, cerahatli suyun dibinde bulacaksın.? -P. Safa.

fart furt etmek : anlamsız, boş sözlerle böbürlenmek, farta furta etmek.

farta furta etmek : fart furt etmek.

fartası furtası olmamak : patavatsızca konuşmak.

farz etmek : varsaymak. Örnek Kullanım : ?Bu bir nevi başkasını yok farz etmek ve sonunda küçümsemek değil midir?? -C. Meriç.

farz olmak : yapılması kaçınılmaz olmak. Örnek Kullanım : Bunun üzerine, işe bir son vermek farz oldu.

farz olunmak : varsayılmak. Örnek Kullanım : ?Vapurun kahvecisi Kefalonyalı denilen ve kötü bir insan farz olunan biriydi.? -Y. K. Beyatlı.

fasıla vermek : ara vermek, kesmek. Örnek Kullanım : ?Birer kart göndererek baş ağrılarından dolayı bu kabullere fasıla verdiğini bildirmişti.? -P. Safa.

fasit olmak : namaz, oruç, abdest vb. bozulmak.

fasulye gibi kendini nimetten saymak : kendine çok değer vermek, kendini bir şey sanmak.

fasulye sırığı gibi : zayıf, sıska ve çok uzun boylu. Örnek Kullanım : ?Fasulye sırığı gibi üç buçuk akasya ile park mı olurmuş?? -T. Buğra.

fatura etmek : faturalamak.

fatura kesmek : satılan bir şey için fatura düzenlemek.

faturasını (birine) çıkarmak (ödetmek) : sorumluluğu birine yüklemek.

fayda etmemek : etkisi olmamak, işe yaramamak, yararlı olmamak. Örnek Kullanım : ?Hekimler epeyce çalıştılar, ilaç verdiler, kan aldılar ise de fayda etmedi.? -M. Ş. Esendal.

fayda vermemek : yararlı olmamak.

faydalı olmak : yararlı olmak. Örnek Kullanım : ?Şu seyyahlar İstanbul’a faydalı oluyorlar mı bilmem ama bana zararları dokundu.? -N. Hikmet.

faydası dokunmak : yararı dokunmak. Örnek Kullanım : ?Şimdiye kadar bana iki paralık faydan dokundu mu ki her gün alacaklı gibi gırtlağıma sarılıyorsun!? -R. N. Güntekin.

faydası olmak : yararı olmak. Örnek Kullanım : ?Kimseye faydası olmayıp da yalnız kendi nefsine ayırdığın servet, asla makbul değildir.? -A. Kabaklı.

faydasını görmek : 1) yarar sağlamak. Örnek Kullanım : ?Faydasını gördüğümüz ve faydasını görürsek tekrar etmemizi doktor tavsiye ettiği için reçeteyi yine aldım ele.? -N. Hikmet. 2) kâr elde etmek.

faydasız baş mezara yaraşır : ?yaşayan kimse bir işe yaramalıdır, bir işe yaramayan kimsenin ölüden farkı yoktur? anlamında kullanılan bir söz.

fayrap etmek : 1) ocağın ateşini harlandırmak 2) argo herhangi bir işi veya şeyi hızlandırmak. Örnek Kullanım : Beleş rakıyı bulunca fayrap etti. 3) argo açmak, çıkarmak. Örnek Kullanım : Pencereleri fayrap etti. Gömleği fayrap etti.

fazla gelmek (kaçmak) : çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak.

fazla kaçırmak : alışılmış olan ölçüden çok içmek, yemek veya konuşmak.

fazla mal göz çıkarmaz : ?ne kadar ve ne türden mal olursa olsun elden çıkarılmamalıdır? anlamında kullanılan bir söz.

fazla olmak : dayanma gücünü aşacak davranışlarda bulunmak, çok olmak.

fazlalık etmek : birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak.

feda etmek : kıymak, gözden çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Her şeyi feda ederek onun peşine takılmış.? -H. C. Yalçın.

feda olmak : uğrunda yok olmak. Örnek Kullanım : Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

feda olsun! : ?varsın gitsin, uğrunda yok olsun!? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Böyle harmancı çingeneler, sana düzinelerle feda olsun!? -O. C. Kaygılı.

fedakârlığa katlanmak : bir amaca, bir emele ulaşmak için birçok sıkıntıya, üzüntüye, güçlüğe dayanmaya çalışmak.

fedakârlık etmek : 1) özverili davranmak. Örnek Kullanım : ?Kadınlar fedakârlık ettikleri erkekleri severler.? -P. Safa. 2) azlığına katlanmak, az oluşu ile yetinmek, vazgeçmek. Örnek Kullanım : ?İlk defa ömründe yemek saatinden fedakârlık etti.? -E. İ. Benice.

fedakârlık yapmak (göstermek) : özverisini ortaya koymak. Örnek Kullanım : ?Yalnız rica ederim, bir an için zahmet ve fedakârlık daha yapın!? -H. F. Ozansoy. ?Arkadaşının karısına gösterdiği fedakârlığı o karısına gösteriyordu.? -N. Cumalı.

felah bulmak : kurtulmak, onmak. Örnek Kullanım : ?Kadın delifişeğin biri ise yine felah bulamazsın.? -R. H. Karay.

felç gelmek : inme inmek. Örnek Kullanım : ?Babam kendisine felç geldiği zaman beni affetti ve çağırttı.? -P. Safa.

felç olmak : 1) inme inmek 2) bir iş içinden çıkılamaz durum almak, tıkanmak.

feleğe küsmek : talihten yakınmak, şanstan ümidini kesmek.

feleği şaşmak : argo feleğini şaşırmak.

feleğin çemberinden geçmek : hayatta acı tatlı günler görmüş geçirmiş olmak, olgunlaşmış, deneyim kazanmış olmak. Örnek Kullanım : ?Oyuna bir de kalender, feleğin çemberinden geçmiş ihtiyar komiser koyacaksınız.? -H. Taner.

feleğini şaşırmak : argo ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek. Örnek Kullanım : ?Bir gün burada koyu ateş renginde bir hotoz görmüştür ki feleğini şaşırmıştır.? -S. Birsel.

felek yâr olursa : ?bir terslik çıkmazsa, şartlar uygun giderse? anlamında kullanılan bir söz.

felek, kimine kavun yedirir kimine kelek : ?bu dünyada kimi insanlar mutluluk içinde yaşarlar, kimileri de talihsizdirler? anlamında kullanılan bir söz.

felekten bir gün (gece) çalmak : güzel bir gün veya gece geçirmek.

felekten kâm almak : güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek.

felsefe yapmak : 1) olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince soyut birtakım düşünceler ileri sürmek. Örnek Kullanım : ?Sana su şehirlerinin felsefesini yaptım.? -H. C. Yalçın. 2) bilgiçlik taslamak. Örnek Kullanım : ?Saldırmak onun içgüdülerinden biridir ve yöntemi çekiçle felsefe yapmakt

fena bulmak : ölmek, yok olmak.

fena değil (sayılmaz) : oldukça iyi.

fena yapmak : kötü duruma düşürmek.

fenalık etmek : kötülük etmek, kötülükte bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bilmeyerek sütnineciğime ve kendime büyük bir fenalık etmiştim.? -R. N. Güntekin.

fenalık geçirmek (gelmek veya çökmek) : kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Ben biraz fenalık geçirdim de eczaneden rica ettik.? -B. Felek.

fenasına gitmek : üzülmek, gücenmek, kırılmak, sinirlenmek.

fenaya çekmek : söylenen bir sözü kötü tarafından anlamak.

fenaya sarmak : iş veya durum kötüye gitmek.

fener çekmek : 1) elinde fenerle önden gitmek. Örnek Kullanım : ?Fener çeken çocuk, herkese yolunu göstermek mecburiyetinde.? -B. Felek. 2) mec. bir kalabalığa önderlik etmek.

feneri nerede söndürdün : şaka geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz.

fenersiz yakalanmak : beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak.

fennini almak (kapmak) : bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak.

fent çevirmek : düzen, hile yapmak.

feragat etmek (göstermek) : hakkından vazgeçmek, el çekmek. Örnek Kullanım : ?Beni çıkardığı tahtımdan arzumla feragat edeceğim.? -R. H. Karay.

ferah tutmak : iç rahatlığını, huzurunu korumak. Örnek Kullanım : ?Kendinizi ferah tutunuz. Canınızı hiçbir şeye sıkmayınız.? -Ö. Seyfettin.

ferahlık duymak : içinin açıklığını, rahatlığını hissetmek. Örnek Kullanım : ?Şimdi karşımda alevden bir duvar görüyor, içimde bir ferahlık duyar gibi oluyorum.? -A. Ağaoğlu.

ferahlık vermek : iç açmak, rahatlık hissettirmek. Örnek Kullanım : ?Yeni boyanıp temizlenmiş bir ev gibi havası ferahlık veriyordu.? -R. H. Karay.

ferih fahur yaşamak : bağımsız, bağlantısız bir biçimde yaşamak. Örnek Kullanım : ?Nesir kendini nazımdan ayırarak gazetelerde, kitaplarda, kürsülerde, mikrofonlarda ferih fahur yaşıyor.? -O. V. Kanık.

feriştahı gelse : argo 1) ?en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa? anlamında kullanılan bir söz 2) ?en iyisi olsa? anlamında kullanılan bir söz.

ferman çıkarmak : 1) padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek 2) yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

ferman dinlememek : yasa, kural, yol yöntem tanımamak.

ferman sizin : ?siz nasıl isterseniz öyle olsun? anlamında kullanılan bir söz.

fertik çekmek (fertiği kırmak) : kaçmak. Örnek Kullanım : ?Kampana vurup tren kalkacağı esnada ‘fertik!’ diye bağırırlardı ki ‘fertiği kırmak’ tabiri buradan kalmadır.? -S. M. Alus.

feryadı basmak : çığlık koparmak, yüksek sesle haykırmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Bu defa da, Sultanahmet’ten gelen efeler değilmiş de feryadı basanlar, onların gündüzki taşkınlığından yüz bulan eroincilermiş.? -N. F. Kısakürek.

feryat etmek : 1) yüksek sesle haykırmak. Örnek Kullanım : ?İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle feryat edebiliyor.? -N. Hikmet. 2) mec. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak. Örnek Kullanım : İstanbul, susuzluktan feryat ediyor.

feryat koparmak : yüksek sesle bağırmak, haykırmak. Örnek Kullanım : ?Pencereden kopardığım feryadı pek geç işittiler.? -R. N. Güntekin.

ferz çıkarmak : acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

ferz çıkmak : satrançta piyon, karşıdaki en son kareye kadar sürülüp vezir olmak.

fesat çıkarmak (fesada vermek) : ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

fesat karıştırmak : hile yapmak. Örnek Kullanım : ?… resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma … suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar.? -Anayasa.

fesini havaya atmak : sevinmek.

fetva çıkarmak : esk. belli bir konuda dinî hukuk kurallarına göre izin almak. Örnek Kullanım : ?Şimdi müftüye gideceğim, fetva çıkarıp senden boşanacağım.? -A. Gündüz.

fetva vermek : 1) herhangi bir işlemin veya eylemin din kurallarına uygun olup olmadığı konusunda konuyla ilgili bilim adamlarınca açıklama yapılmak 2) bir işin yapılabilmesi için yargıda bulunmak 3) mec. gereksiz yere emir verir gibi konuşmak.

fetvayişerife çıkarmak : 1) şeyhülislam fetvası ilan etmek 2) mec. kendi kendine yorum getirmek. Örnek Kullanım : ?Fetvayişerife mi çıkarıyorsun be?? -H. Taner.

feveran etmek : birdenbire öfkelenmek, köpürmek, parlamak. Örnek Kullanım : ?Beni dinlemeden öyle feveran etme … hiddetlenme!? -E. E. Talu.

fevt etmek : yitirmek, elden kaçırmak.

fevt olmak : 1) yitmek 2) ölmek.

fıçı gibi : kısa boylu ve çok şişman.

fıkır fıkır kaynamak : 1) bir şeyden bir yerde çok bulunmak. Örnek Kullanım : Peynir tenekesinde fıkır fıkır kurt kaynıyor. 2) yerinde duramamak.

fındık kabuğunu doldurmaz : önemsiz, değersiz.

fındık kırmak : çapkınlık yapmak.

fındık kurdu gibi : ufak tefek, tombulca, sevimli.

fır dönmek : bir kimseye yaranmak veya yardım etmek için üstün çaba harcamak. Örnek Kullanım : Kızı, annesinin çevresinde fır dönüyor.

fırça çekmek (atmak) : paylamak.

fırça gibi : dik, sık ve sert (saç, sakal). Örnek Kullanım : ?Fırça gibi sert, gür saçları kırlaşıyor.? -M. Ş. Esendal.

fırça yemek : paylanmak.

fırıldak çevirmek (döndürmek) : isteğini elde etmek için hileli yollara başvurmak. Örnek Kullanım : ?Anasının gözü kardeşi, işi gücü fırıldak çevirmek.? -A. İlhan.

fırıldak gibi : düşüncesini sürekli değiştiren, sözünden dönen (kimse).

fırsat beklemek (aramak) : en uygun şartı, durumu veya zamanı kollamak.

fırsat bilmek : bir şeyden belli bir amaçla hemen yararlanmak. Örnek Kullanım : ?Bazı kişiler üstüme varmak için fırsat kolluyorlar yalnız eski kamyonlarla katırlardan söz açarsam olabilir ki fırsat bilirler.? -A. Boysan.

fırsat bu fırsat : ?yararlanılacak en uygun zaman? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Fırsat bu fırsat deyip gelip görüyorlar, yiyip içiyorlar.? -B. Felek.

fırsat bulmak : uygun, elverişli zaman bulmak. Örnek Kullanım : ?Ben ve ablanız, fırsat buldukça size serbest ders vermeye geleceğiz.? -N. F. Kısakürek.

fırsat düşmek (çıkmak) : bir imkâna kavuşmak. Örnek Kullanım : ?Evet mademki fırsat düşmüştü. Cesaretini göstermek lazımdı.? -Ö. Seyfettin.

fırsat her vakit ele geçmez : ?fırsat insanın eline çok seyrek geçtiği için çıkan fırsat iyi değerlendirilmelidir? anlamında kullanılan bir söz.

fırsat kollamak (gözlemek) : yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek. Örnek Kullanım : ?Sonra fırsat kollamasını biliyordu ve tekme yapıştıracak, çelme takacak zamanı içgüdülerin şaşmazlığıyla seçiyordu.? -T. Buğra.

fırsat sakal altından geçer : ?fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir? anlamında kullanılan bir söz.

fırsat vermek : bir işi yapmak için uygun, elverişli şartı sağlamak. Örnek Kullanım : ?Bu çeşit yazılara cevap vermek hasma fırsat vermek olur.? -B. Felek.

fırsatı ganimet bilmek : çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak. Örnek Kullanım : ?Fırsatı ganimet bilen İbrahim Ağa, soluğu doğru Eminönü’nde aldı.? -H. R. Gürpınar.

fırsatı kaçırmak : elverişli durumdan yararlanmamak. Örnek Kullanım : ?Fırsatı kaçırmadım, hakkında malumat topladım.? -R. H. Karay.

fırsatını düşürmek : kolayını bulmak.

fırsattan istifade etmek : ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak.

fırtına atlatmak : güç durumdan kurtulmak. Örnek Kullanım : ?Ne sen gideceksin ne de ben. Böyle kaç fırtına atlattık biz.? -A. Kulin.

fırtına çıkmak : sert rüzgâr esmeye başlamak.

fırtına gibi : 1) hızla, birdenbire. Örnek Kullanım : Fırtına gibi geldi gitti. 2) aceleci. Örnek Kullanım : Fırtına gibi adam.

fırtına kopmak (patlamak) : 1) şiddetli fırtına çıkmak. Örnek Kullanım : ?Fırtına kopmadan epey önce köpek balıkları açık denizlere kaçarlar.? -Halikarnas Balıkçısı. 2) mec. bir yerde kavga ve gürültü çıkmak.

fıstık gibi : tkz. 1) dolgun, besili ve canlı 2) mec. çok güzel 3) argo alımlı, çekici (kadın).

fıstıki makamla : ağır ağır, yavaş yavaş. Örnek Kullanım : ?Akşam serinliğinde fıstıki makamla Sarıyer’in yolunu tuttum.? -O. C. Kaygılı.

fıtık etmek : sıkıntı vermek, üzmek. Örnek Kullanım : ?Aklından, fıtık etti ha, cevap olumsuz herhâlde ama insan bir söyleyiverir, diye geçmekteydi.? -Ü. Dökmen.

fıtık olmak : büyük sıkıntı duymak, kahrolmak, çaresiz kalmak.

fidan gibi : ince ve uzun (boy). Örnek Kullanım : ?Fidan gibi bir boy, yağız bir çehre, üst dudağında hafif bir gölge.? -C. S. Tarancı.

figan etmek : bağırarak ağlamak, inlemek. Örnek Kullanım : ?Emrah eder düştüm dile / Bülbül figan eder güle? -Erzurumlu Emrah.

fiile koymak : eyleme geçirmek. Örnek Kullanım : ?Dava insanın, ben daha çok işe yararım kanaatine varması ve bunu fiile koyabilmesidir.? -B. Felek.

fikir edinmek : kanaat sahibi olmak. Örnek Kullanım : ?Ama ben, bir kitap üzerine bir fikir edinmek istedim mi o kitabı kendim okurum.? -N. Ataç.

fikir vermek : 1) düşüncesini bildirmek. Örnek Kullanım : ?Evet iyi bir şey değil fakat benim için bir fikir verir diye seçtim.? -R. N. Güntekin. 2) bir konuda yol gösterici bilgi edinmek. Örnek Kullanım : ?İşitilen sözler, görülen tavırlar, beğenilen düşünceler Şinasi Bey’e yeni fikirler ve

fikir yormak : bir konuda çok düşünmek.

fikir yürütmek : bir konu üzerine düşüncesini söylemek.

fil dişi kuleden bakmak : herkesi küçümseyip kendini farklı görmek.

fil dişi kuleye çekilmek : herkesi küçümseyip kendisine özgü dünyasına çekilmek. Örnek Kullanım : ?Çöküşün ve çöküşten kaçışın, fil dişi kuleye çekilişin yarattığı isyanlar kitaplaşmamıştır.? -S. İleri.

fil gibi : 1) çok yemek yiyen (kimse) 2) çok şişman (kimse).

fildişi gibi : donuk, beyaz (ten).

filinta gibi : genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse).

filiz gibi : ince ve güzel vücutlu.

filiz vermek : 1) sürgün çıkmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?O sene ise buğday ekmişler, tam filiz verecekken Sakarya taşmış, yirmi gün çekilmemişti.? -S. F. Abasıyanık. 2) mec. ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?Ama bu arada hiç akıllarda olmayan bir sıkıntı filiz vermişti.? -A. Kulin.

film çekmek : 1) sin. ve TV bir sinema kamerasıyla görüntüleri tespit etmek veya bir hareket ve görünüşün sıralı resmini çekmek 2) vücudun röntgenini almak.

film çevirmek : 1) sin. ve TV beyaz perdede oynatılacak bir eseri filme almak veya bu eserin çekilişi sırasında rol yapmak. Örnek Kullanım : ?Sanki buraya film çevirmeye gelmişti.? -S. F. Abasıyanık. 2) argo eğlenmek, hoş vakit geçirmek.

film oynamak : bir film, sinemada gösterilmekte olmak.

film oynatmak : bir filmi sinemada göstermek.

finale kalmak : şampiyonu belirleyecek son yarışmaya katılma hakkını kazanmak.

fincan gibi : iri ve patlak (göz).

fincancı katırlarını ürkütmek : zararı dokunabilecek bir kimsenin hoşuna gitmeyen bir davranışta bulunmak.

firar etmek : kaçmak.

fire vermek : eksilmek, azalmak. Örnek Kullanım : ?Halk edebiyatı gibi, divan edebiyatı da çok fire verdi elbet.? -B. Necatigil.

fiske fiske kabarmak (olmak) : kabarcıklar oluşmak. Örnek Kullanım : Yumurta yiyince çocuğun derisi fiske fiske kabardı.

fiske kondurmamak (dokundurmamak) : bir kimse veya nesneyi en küçük bir tehlikeden bile korumak, titizlikle savunmak.

fiskos etmek : başkalarının bulunduğu yerde birkaç kişi gizlice, alçak sesle konuşmak. Örnek Kullanım : ?Düşüncelerimizi açık seçik ortaya koymak yerine fiskos etmeyi yeğleriz.? -T. Uyar.

fiş açmak : bir işle ilgili konuda gereken bilgileri fiş üzerine yazmaya başlamak, fişlemek.

fişek atmak : 1) ortalığı karıştıracak bir söz söylemek 2) kaba cinsel birleşmede bulunmak.

fişek salıvermek : ara bozacak söz söylemek.

fişini çekmek : 1) birine zarar vermek 2) birini öldürmek 3) yaşama dönme umudu olmayan hastayı, nefes alması, kalbinin atması gibi faaliyetlerini yerine getiren aletlerden ayırmak.

fişini tutmak : bir kimsenin davranışlarını fiş üzerinde belirlemek.

fit olmak : argo ödeşmek, razı olmak. Örnek Kullanım : ?Kilosunun fiyatına bir fakir ailenin bir hafta fit olduğu çilekler ne çirkin şeylerdir.? -S. F. Abasıyanık.

fitil gibi : çok sarhoş.

fitil olmak : 1) çok kızmak 2) argo sarhoş olmak.

fitne fesat çıkarmak : 1) ara bozucu söz söylemek 2) ara bozucu davranışta bulunmak.

fitne sokmak : ara bozmak, insanları birbirine katmak.

fiyaka satmak (sökmek) : argo gösteriş yapmak, caka yapmak, çalım satmak. Örnek Kullanım : ?Okula gidiyor diye fiyaka söküyor bize.? -O. Kemal.

fiyasko vermek : bir girişim başarısızlıkla sonuçlanmak.

fiyat ayarlamak : para değerindeki değişiklik ve başka ekonomik şartlar dolayısıyla fiyatları düzenlemek.

fiyat biçmek : bir değer için ödenecek para karşılığını belirlemek. Örnek Kullanım : Bu yazmaya ne fiyat biçersiniz?

fiyat kırmak : fiyatı düşürmek, fiyatı indirmek.

fiyat vermek : isteyeceği veya ödeyeceği fiyatı bildirmek. Örnek Kullanım : ?Ne fena fena bakar, ne de olmayacak bir fiyat verdiğim zaman homurdanır.? -S. F. Abasıyanık.

fiyatları dondurmak : fiyatların yükselmesini önlemek, fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak.

flört etmek : karşı cinsten biriyle duygusal ilişki kurmak, çıkmak. Örnek Kullanım : ?Bir delikanlıyla flört edince hemen adınız dolaşmaya başlardı ortalıkta.? -A. Ümit.

fol yok yumurta yok : bir konu ile ilgili ortada hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşüldüğünde kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Kız kardeşi ile Mahir daha ortada fol yok yumurta yokken gelin güveyi olmuşlar.? -H. R. Gürpınar.

fonda etmek : demir atmak. Örnek Kullanım : ?Bir iki geminin fonda ediş gürültüsünü duyan Çakır Ayşe, kıyıya seğirtti.? -Halikarnas Balıkçısı.

fondip yapmak : bir solukta, bir dikişte içmek.

fora etmek : 1) açmak, çözmek. Örnek Kullanım : ?Diğeri ise yelkeni fora etti.? -A. Midhat. 2) argo çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Arkadaşlar da derinliğine bir samimiyetle ceketlerini fora etmişler.? -Ç. Altan. 3) argo bıçak, tabanca vb.ni çekip çıkarmak 4) açmak, çıplak duruma getirmek. Örn

format atmak (çekmek) : biçimlendirmek.

formda olmak : gerekli güç ve yeteneklere sahip olmak. Örnek Kullanım : Güreşçilerimiz formda olmak zorundadır.

formdan düşmek : güç ve yeteneği yitirmek.

formunu korumak : 1) gerekli güç ve yeteneği bozmadan sürdürmek 2) diri ve canlı görünmek.

formül bulmak : bir işi çözümleyecek çıkar yol bulmak, çözüm bulmak. Örnek Kullanım : ?O, bu nazik duruma karşı bir formül bulmuştu.? -R. N. Güntekin.

forsu olmak : bir konuda saygınlığı, gücü, söz geçirirliği bulunmak.

forsunu yitirmek (kaybetmek) : etkinliğini ve saygınlığını kaybetmek.

fos çıkmak : bir işin sonu gelmemek, boş çıkmak.

fotoğraf çekmek : fotoğraf makinesiyle görüntü tespit etmek.

fotoğrafını almak : fotoğraf makinesiyle görüntüsünü tespit etmek.

foyası meydana (ortaya) çıkmak : bir olay dolayısıyla bir kimsenin kötü niteliği ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?Utanmazlık siyasetinin veya utanmaz siyasinin önünde sonunda foyası meydana çıkar.? -B. Felek.

foyasını belli etmek : göz boyacılığı, suçu, kötü niteliği veya gizli niyeti ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?İnsana güzel gibi gelen, foyasını ancak gözle görülür şeklin içinde belli eden bir âlemdedirler.? -S. F. Abasıyanık.

fön çekmek : aletle saçı kurutup biçim vererek taramak. Örnek Kullanım : ?Birkaç dakika içinde üçü üç koldan çalışarak hem yaşlı kadına, hem de küçük kıza fön çektiler.? -E. Şafak.

Fransız kalmak : 1) anlatılan bir konuyu anlayamamak 2) herhangi bir konudan uzak kalmak.

fren yapmak : freni kullanarak taşıtın hızını kesmek veya taşıtı durdurmak.

freni patlamak (tutmamak) : 1) fren, görevini yapmamak 2) mec. bir iş denetimden çıkmak.

frikik vermek : argo göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini, bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açarak göstermek.

frikik yakalamak : argo bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açılmış olan göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini görmek.

fücceten gitmek : ansızın ölmek.

fülsüahmere muhtaç olmak : çok fakir, düşkün, zavallı olmak.

fütur etmemek : umursamamak, önemsememek. Örnek Kullanım : El âlem huzurunda fütur etmeden akıllarına estiği zaman gelir, iki tek atarlar.? -S. F. Abasıyanık.

fütur getirmek : bezginlik getirmek, bezmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir