Ana sayfa » deyimler » G Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

G Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(…-mesi) gün meselesi : olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda. Örnek Kullanım : Kovulması gün meselesi olduğu için usta bir taraftan sıkıştırıyor, patron bir taraftan sıkıştırıyor.

(bir durum) gün ışığına çıkmak : açıklığa kavuşmak, aydınlanmak. Örnek Kullanım : ?Bu mesele gün ışığına çıkmadıkça toplumun doğru dürüst bir düzen kurabileceğine inanmak zordur.? -B. R. Eyuboğlu.

(bir iş) gâvur orucu gibi uzamak : bir iş gereğinden çok sürmek, sürüncemede kalmak.

(bir işi) gözü yememek : bir işi yapacak güç ve yeteneği kendinde bulamamak.

(bir kadın bir erkekte) gözünü açmak : kadın ilk cinsel ilişkiyi o erkekle kurmuş olmak.

(bir şey birinin) gözünde olmamak : herhangi bir üzüntü veya zor durum dolayısıyla o şeye değer verecek durumda bulunmamak.

(bir şey birinin) gücüne gitmek : gönlü kırılmak, onuruna dokunmak. Örnek Kullanım : ?Bugünkü hâlimizle tabiatın sırlarını kavrayamayacağımızı düşünmek bizi sinirlendiriyor, gücümüze gidiyor.? -N. Ataç.

(bir şey) gözüne ilişmek : birdenbire, istemeden görmek. Örnek Kullanım : ?Tam kapı yanında bir sütçü dükkânı gözüme ilişti.? -R. H. Karay.

(bir şey) gözünü almak : 1) şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek 2) mec. aşırı biçimde etkilenmek.

(bir şeyde) gönlü olmak : sevip istemek.

(bir şeyde) gözü olmak : bir şeyi ele geçirmek isteği beslemek. Örnek Kullanım : ?Allah bilir, milletvekilliğinde de gözü vardır.? -H. Taner.

(bir şeyde) gözü olmamak : 1) bir şeye sahip olmayı istememek 2) heves beslememek, fazla önem vermemek. Örnek Kullanım : ?Giyinip kuşanmakta, gezip tozmakta gözüm yok.? -R. N. Güntekin.

(bir şeyden) geçilmemek : bol, çok, aşırı olmak. Örnek Kullanım : Çarşıda meyveden geçilmiyor.

(bir şeyden) gözünü ayırmamak : bir şeye sürekli olarak bakmaktan kendini alamamak. Örnek Kullanım : ?Ateşoğlu, bir yandan da gözlerini deniz yüzüne gelen ve yüzde suyu fokurdatan hava habbelerinden ayırmıyordu.? -Halikarnas Balıkçısı.

(bir şeyden, birinden) geri kalmamak : 1) yapmaktan kaçınmamak. Örnek Kullanım : ?Daima müttefikler lehine çarpışmaktan geri kalmadılar.? -F. R. Atay. 2) birinden daha az başarılı olmamak.

(bir şeye) … gözüyle bakmak : yerine koymak. Örnek Kullanım : Kardeş gözüyle bakmak.

(bir şeye) gebe olmak : bir şeyin gerçekleşme olasılığı bulunmak.

(bir şeye) gölge düşürmek : bir şeyin değerini veya ününü azaltacak işler yapmak. Örnek Kullanım : ?Bu iki yazarın usta hikâyeci vasıflarına gölge düşürmüştür.? -A. Ş. Hisar.

(bir şeye) gönlü olmak : razı olmak.

(bir şeye) gözü (gözleri) takılmak : dikkati çeken bir şeyden bakışlarını ayıramamak. Örnek Kullanım : ?Gözleri başka bir sahifenin ortalarına takıldı.? -P. Safa.

(bir şeye) gözü gitmek : bir şeyi istemeden görmek, elinde olmayarak bakmak.

(bir şeye) gözünü yummak : görmezlikten gelmek.

(bir şeyi) garanti etmek : 1) o şeyle ilgili olarak güvence vermek 2) bir işin gerçekleşmesi için gerekli önlemleri almak.

(bir şeyi) gâvur etmek : boşuna harcamak, yerinde harcamamış olmak, işe yaramaz duruma getirmek.

(bir şeyi) geri vermek : aldığı yere veya kimseye vermek, iade etmek.

(bir şeyi) gizli tutmak : başkalarına duyurmamak, saklamak.

(bir şeyi) gözü gibi sakınmak (saklamak veya esirgemek) : bir şeye aşırı ilgi göstermek, önemle bakıp korumak. Örnek Kullanım : ?Doğru, hakları vardı, koskoca sandalıyla da beraber gömemezdiler ama çok sevdiği, gözü gibi esirgediği ağlarıyla gömebilirlerdi.? -S. F. Abasıyanık.

(bir şeyi) gözü gibi sevmek : pek çok sevmek.

(bir şeyin) girdabına kapılmak : etkisinde kalmak, o şeyin çekiciliğinden kurtulamamak.

(bir şeyin) gözü kör olsun : tkz. 1) bazı zorunlu durumlarda zararı istemeyerek kabullenmeyi anlatan bir söz 2) gereksinim duyulan şeyin yokluğunda söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Paranın gözü kör olsun.

(bir şeyin) gözünü çıkarmak : 1) beceriksizce davranmak, zarara uğratmak 2) tkz. iyisi dururken en kötüsünü seçmek.

(bir yer) güneş almak (görmek) : güneş ışınlarıyla aydınlanacak durumda olmak. Örnek Kullanım : ?O ev güneş görmüyor. Soba yanmazsa her şey nemleniyor.? -A. Ümit.

(bir yerde) gözünü açmak : o yerde olduğunun farkına varmak.

(bir yeri) gürültüye vermek : telaş ve karışıklığa yol açmak.

(birinden) gözü su içmemek : güvenmemek. Örnek Kullanım : ?Azarlayıp adam olmazsın sen nafile… Gözüm hiç su içmiyor senden.? -O. Kemal.

(birine) gariplik basmak : yalnızlık çökmek. Örnek Kullanım : ?Başka yerlerde bana bir gariplik basıyor.? -S. F. Abasıyanık.

(birine) gözdağı vermek : sonradan verilecek bir ceza ile korkutmak, yıldırmak, tehdit etmek, caydırmaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Sarhoş ağabeyi, parası pulu ile gözdağı vermeye kalktı onlara.? -N. Cumalı.

(birine) gözünün üstünde kaşın var dememek : birinin her davranışını hoş görmek.

(birine) gurur gelmek : hlk. kurumlanmak.

(birine) gün doğmak : isteklerini gerçekleştirmek için iyi bir duruma erişmek veya eline olağanüstü bir fırsat geçmek.

(birine, bir şeye) güveni olmak : güvenmek, inanmak.

(birini bir şeye) gark etmek : 1) batırmak, boğmak 2) mec. birine bir şeyi bol bol vermek. Örnek Kullanım : ?Bu hayrı ile milletimizi nura gark edeceğine herkes kani idi.? -Y. K. Beyatlı.

(birini veya bir şeyi) göklere çıkarmak : aşırı derecede övmek. Örnek Kullanım : ?Kadın dergileri bizi göklere çıkarıyorlardı, bunu da hak etmemiştik.? -A. Ağaoğlu.

(birini veya bir şeyi) gölgede bırakmak : ondan daha üstün bir düzeye yükselmek, ondan çok daha başarılı olmak. Örnek Kullanım : ?Enişte, delikanlıları gölgede bırakacak kadar çalıştı hâlâ ayak üstünde.? -S. M. Alus.

(birini veya bir şeyi) gözü görmez olmak : artık ona değer vermemek.

(birini veya bir şeyi) gözü kesmek : bir işi yapabilme konusunda kendisine veya başkalarına güvenmek. Örnek Kullanım : ?Şimdi Murat dağlarında eğlenirim, beni bulmak istersen adamlarının da gözü keserse oraya yolla.? -T. Buğra.

(birini veya bir şeyi) gözü kesmemek : 1) bir işi yaparken kendine veya başkalarına güvenmemek 2) beğenip seçememek. Örnek Kullanım : ?Kendi deyimiyle otuzu geçtiği hâlde isteyenler arasında kendine uygun birisini gözü kesmediği için evlenmemişti.? -N. Cumalı.

(birini veya bir şeyi) gözü tutmak : güvenmek, beğenmek. Örnek Kullanım : ?Bu genç çocukla bu üstü başı oldukça eski ihtiyar adamı gözü tutmamıştı.? -N. Hikmet.

(birini) gafil avlamak : umulmadık, beklenmedik bir zamanda yakalamak, zor duruma düşürmek. Örnek Kullanım : ?Nasıl sinsice yaklaşmıştı baykuş, düşmanlarını nasıl gafil avlamıştı.? -C. Meriç.

(birini) gaza getirmek : birini olmadık bir şey veya hayalî bilgilerle coşturmak, ileri sürmek.

(birini) gır gıra almak (getirmek) : alaya almak. Örnek Kullanım : ?Baskına dikkat et diye emir yayımlamıştı da gır gıra aldık adamı.? -A. İlhan.

(birini) gömleğinden (gömlekten) geçirmek : evlat olarak kabul etmek, evlat edinmek.

(birini) gönülden çıkarmamak : sevilen kimseyi unutmamak.

(birini) görüp gözetmek : korumak, yardım etmek, mukayyet olmak.

(birini) gözü ısırmak : bir kimseyi tanıyacak gibi olmak.

(birini) gözüm görmesin : ?bana görünmesin, yüzünü görmek istemem? anlamında kullanılan bir söz.

(birinin bir şey) gözünü bağlamak : doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek.

(birinin) geçmişlerini karıştırmak : 1) birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek 2) geçmişini araştırmak.

(birinin) geçtiği yoldan geçmek : daha önce aynı olayları yaşamış olmak, deneyimli olmak. Örnek Kullanım : ?Onun geçtiği yollardan geçtiğim için tahminlerim biraz daha kolaylaşıyor.? -H. Taner.

(birinin) gemisi şapa oturmak : iş, düzelemeyecek kadar bozulmak.

(birinin) gırtlağına basmak : birine bir şey yaptırmak için dayatmak veya inat etmek.

(birinin) gırtlağına sarılmak : peşini bırakmamak, musallat olmak. Örnek Kullanım : ?Şimdiye kadar bana iki paralık faydan dokundu mu ki her gün alacaklı gibi gırtlağıma sarılıyorsun!? -R. N. Güntekin.

(birinin) gönlü ile oynamak : sever görünüp eğlenmek.

(birinin) gönlünü etmek (yapmak) : birini razı ve hoşnut etmek. Örnek Kullanım : ?Ben patronun gönlünü ederim, hafta arasında.? -N. Cumalı.

(birinin) gönlünü hoş etmek : birinin dileğini yerine getirerek onu sevindirmek. Örnek Kullanım : ?Feride, çocukların birini bırakıp ötekini alıyor, hepsinin sıra ile gönlünü hoş etmek istiyordu.? -R. N. Güntekin.

(birinin) gözlerine mil çekmek : birinin gözlerini kızgın mille kör etmek.

(birinin) gözü önünde : yanında, yakınında. Örnek Kullanım : ?Çocukluğundan beri onun bir siniri de aydınlıkta başkasının gözü önünde uyumaktı.? -R. N. Güntekin.

(birinin) gözüne girmek : sevgi ve ilgisini kazanmak. Örnek Kullanım : ?Tevfik Bey’in gözüne girdiğini de etraflıca anlattı.? -T. Buğra.

(birinin) gözünü açmak : görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.

(birinin) gözünü korkutmak : yıldırmak. Örnek Kullanım : ?Şimdiden gözünü korkutmazsan ileride büsbütün başa çıkılmaz bu bacaksızlarla.? -N. Cumalı.

(birinin) gözünün (gözlerinin) içine bakmak : 1) bir kimsenin üstüne titremek 2) buyruğunu yerine getirmeye hazır bulunmak 3) bir arzunun gerçekleşmesi için gözleriyle birine yalvarmak.

(birinin) gözünün yaşına bakmamak : acımamak, merhamet etmemek.

(birinin) günahına girmek (günahını almak) : 1) birisi için haksız olarak kötü düşünmek, kuşkulanmak. Örnek Kullanım : ?Ne yazık, günahına girdim bu halkın demin / Zehir nefesleri var bu seslerde matemin? -F. N. Çamlıbel. 2) iftira etmek.

(birinin) günahını çekmek : birinin yaptığı veya birine karşı yapılan kötülüğün cezasını görmek.

(birinin) güzel hatırı için : yüzünden, sebebiyle. Örnek Kullanım : ?İnanınız ki müdürün güzel hatırı için işime başladım.? -M. Ş. Esendal.

(biriyle) geçmişi olmak : 1) aralarında eskiye dayanan dostluk, arkadaşlık olmak 2) aralarında kırgınlığa yol açacak bir durum geçmiş bulunmak.

(biriyle) gır gır geçmek : alay etmek. Örnek Kullanım : ?Kendi sinema serüveniyle gır gır geçen Sadri Bey, herhâlde yaşantısını sinemaya yansıtmak isterdi.? -S. İleri.

… gibi yapmak : … imişçesine davranmak. Örnek Kullanım : Sever gibi yapmak.

gadre uğramak : haksız davranışlarla karşı karşıya gelmek. Örnek Kullanım : ?Önce kendini gadre uğramış sanan Nahit rolünü öğrenince utandı.? -T. Buğra.

gaf yapmak : bilmeden yersiz bir davranışta bulunmak veya başkasını incitecek söz söylemek, pot kırmak, çam devirmek. Örnek Kullanım : ?Birden yaptığı gafı anlayıp suspus oldu.? -E. Şafak.

gafil avlanmak : beklenmedik bir sırada yakalanmak, habersiz ve hazırlıksız bir anda bir olayla karşılaşmak, zor duruma düşürülmek. Örnek Kullanım : ?Atatürk bizden ayrılınca öbür sınıflara da girmiş. Fakat onlar bizim gibi önceden hazırlanmadıklarından gafil avlanmışlar.? -H. Taner

gaflet basmak : 1) dalgın, dikkatsiz bir durumda bulunmak 2) uykusu gelmek.

gaflet uykusuna dalmak (yatmak) : 1) dalgınlıktan ileri gelen uyuşukluk içinde olmak 2) idraksizlik, bilgisizlik, aymazlık içinde olmak.

gaflet uykusundan uyandırmak : bilgisizlikten, idraksizlikten kurtarmak. Örnek Kullanım : ?Sanki Orhan Veli’nin okuyucuyu gaflet uykusundan uyandırmak için yazdığı mısra rakı şişesinin içindeymiş gibi.? -S. F. Abasıyanık.

gaflete düşmek : gaflet içinde kalmak.

gagasından yakalamak : bir kimseyi karşı koyamayacak duruma getirmek.

gaipten haber vermek : kendisinde manevi güç olduğuna inanılan kimse, gelecekte neler olacağından veya bilinmeyen âlemden haber vermek.

galebe çalmak : 1) yenmek. Örnek Kullanım : ?Kocanın münasebeti her türlü cazibesini kaybettiği gün rakibine galebe çaldığına emin olabilirsin.? -H. C. Yalçın. 2) üstün gelmek, baskın çıkmak. Örnek Kullanım : ?Kadıncağızın gönlü gence kayıyordu. Fakat neticede akıl ve mantık tarafı galebe çal

galeyana gelmek : coşmak, hiddetlenmek. Örnek Kullanım : ?Bir an çalgılar sustu, herkes şaşırmıştı, kimse padişahın birdenbire galeyana gelmesinin sebebini bilmiyordu.? -F. F. Tülbentçi.

galeyana getirmek : coşturmak. Örnek Kullanım : ?Nağmeler ve hanende sesleri, uslu ve evcimen halkı heyecana ve galeyana getiriyordu.? -A. Ş. Hisar.

galip gelmek : yenmek, üstün gelmek.

galop yapmak : at yarışında veya hazırlık çalışmasında iyi bir derece elde etmek.

gam çekmek : tasalanmak, kaygılanmak, üzülmek. Örnek Kullanım : ?Gam çekme güzel, nasılsa baharın sonu yazdır.? -F. N. Çamlıbel.

gam yapmak : gam biçiminde deneme ve alıştırmayı çalgı veya sesle uygulamak.

gam yememek : tasa etmemek, kaygılanmamak, üzülmemek. Örnek Kullanım : ?Şu anda bile ölsem gam yemem.? -H. Taner.

garanti altına almak : güvence altına almak. Örnek Kullanım : ?Ondan sonra da, zavallı kuzunun artakalan birkaç kemiğini garanti altına aldılar.? -N. F. Kısakürek.

garanti vermek : güvence altına almak. Örnek Kullanım : ?Bu konuda size bütün ciddiyetimle garanti verebilirim.? -M. Yesari.

garaz bağlamak : birine karşı kin beslemek. Örnek Kullanım : ?Bana garaz bağladığını seziyorum.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

gardını almak : 1) savunma durumuna geçmek 2) mec. önceden önlemini almak.

gargaraya getirmek : 1) gürültüye, karışıklığa boğarak bir sözün veya bir işin etkisini azaltmak, dağıtmak, dikkatten kaçırmak 2) kandırmak, aldatmak.

garibine gitmek : yadırgamak, şaşırmak. Örnek Kullanım : ?Frankfurt caddelerinde en çok garibime giden insan, dilencisi olmuştur.? -A. Haşim.

garip bulmak : yadırgamak, tuhaf ve anlaşılmaz olarak nitelemek. Örnek Kullanım : ?Sizin gibi modern bir sosyete adamının böyle düşünmesini garip buluyorum.? -M. Yesari.

gark olmak : 1) gömülmek, batmak. Örnek Kullanım : ?Toprağa gark olmuş nazik tenleri / Söylemekten kalmış tatlı dilleri? -Yunus Emre. 2) mec. boğulmak. Örnek Kullanım : Paraya gark oldu.

gâvur inadı tutmak : iyiden iyiye inatlaşmaya başlamak.

gâvur olmak : 1) Müslüman olmamak 2) dinsiz olmak 3) mec. boşuna harcanmak. Örnek Kullanım : Aldığım, bu şeylerle, beş bin lira gâvur oldu.

gâvur ölüsü gibi : çok ağır ve hantal. Örnek Kullanım : ?Gâvur ölüsü gibi yemek masası, ona benzer büfe, kasvetli.? -E. Işınsu.

gâvura kızıp oruç yemek (bozmak) : başkasına kızıp kendine zararlı olan bir iş yapmak.

gaybubet etmek : göz önünde bulunmamak.

gayret dayıya düştü : ?iş, onu başarabilecek olana kaldı? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Gayret dayıya düştü, bu işe sen el atmazsan olmayacak.

gayret göstermek : çaba harcamak, başarmak için çalışmak. Örnek Kullanım : ?Azar azar fakat ısrarlı bir gayret göstermeye başladı.? -P. Safa.

gayret vermek : isteklendirmek, özendirmek, yüreklendirmek.

gayrete gelmek : bir işi yapmaya veya bitirmeye özenmek canlanmak. Örnek Kullanım : ?Ekmeğini zeytinyağına banıp öyle lezzetli bir yiyişi vardı ki ben de gayrete gelmiştim onunla.? -Y. Z. Ortaç.

gayretine dokunmak : bir işi yapamayacağını ileri sürenlere kızarak veya kendisinin yapması beklenen işi başkasının yapmasından utanç duyarak başarmaya çalışmak.

gaz vermek : 1) motorlu taşıtlarda gaz pedalına basmak 2) mec. dolduruşa getirmek 3) mec. coşturmak.

gaza basmak (dayanmak) : 1) harekete geçirmek veya hızını artırmak için motorlu taşıtın gaz pedalına basmak 2) mec. bir işi hızlandırmak.

gaza gelmek : dolduruşa gelmek.

gaza yüklenmek : harekete geçirmek veya hızını artırmak için motorlu taşıtın gaz pedalına çokça basmak. Örnek Kullanım : ?İleride yolun daraldığını göre göre gaza yüklendi.? -E. Şafak.

gazaba gelmek : öfkelenmek, kızmak. Örnek Kullanım : ?Sert kelimeler kullandı, köpürdü, gazaba geldi.? -P. Safa.

gazaba uğramak : güçlü bir kimsenin hışmına uğramak.

gazabını yenmek : öfkesini, şiddetini göstermemek veya bastırmak.

gazel okumak : 1) gazel söylemek. Örnek Kullanım : ?Karagözcünün makamlar arası dolaşması, şarkı ve gazel okuması lazımdı.? -S. Ayverdi. 2) mec. oyalamak veya kandırmak üzere boş sözler söylemek.

gazel tutturmak : yüksek sesle şarkı veya türkü söylemek. Örnek Kullanım : ?Sonra makinelerin gemiyi sarsan temposuna uyarak yanık bir gazel tuttururdu.? -H. Taner.

gebe kalmak : 1) insan veya hayvanın karnında yavru oluşmak. Örnek Kullanım : ?Kırk dört yaşında gebe kalan bir kadın böyle bir sabırsızlığa kapılabilir.? -Y. Atılgan. 2) mec. minnet altında kalmak.

geberip gitmek : istenmedik bir biçimde ve beklenmedik bir zamanda ölmek. Örnek Kullanım : ?En ufak sarsıntıda damlarınız kafanıza yıkılıyor, çoluk çocuk geberip gidiyorsunuz.? -A. Kulin.

gece gündüz dememek : 1) vaktin uygun olup olmadığına bakmamak, vakit seçmemek 2) bir işi sürekli olarak, ara vermeksizin yapmak. Örnek Kullanım : ?Gece gündüz demez ha bire okurlardı. Sonra başlarlardı yazmaya.? -A. Ümit.

gece silahlı, gündüz külahlı : ? gerçekte iyi olmadığı hâlde iyi gibi görünen kimseler için kullanılan bir söz? anlamında kullanılan bir söz.

gecekondu gibi : derme çatma yapılan (yapı).

geceyi (gecesini) gündüze (gündüzüne) katmak : aralıksız, gece gündüz çalışmak, büyük çaba göstermek. Örnek Kullanım : ?Başaramayacağı kadar çok işlerin altına girmekten çekinmedi, geceyi gündüze katıp çalışmaya başladı.? -M. Ş. Esendal. ?Köycülük kollarında gecemi gündüzüme kattım.? -Y. Z. Ortaç.

geç kalmak : vaktinden sonra davranmak, gecikmek.

geç! (geç efendim!) : ?kulak asma, önem verme!? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Biz ev yaptırdık ama sen bize bakma bizim paramız vardı. Geç efendim geç bu işler sizin gibilerin harcı değil.? -N. Kurşunlu.

geçimini doğrultmak : geçinmek için yeteri kadar para kazanmak. Örnek Kullanım : ?Biri elbise askısı yapıyor, diğeri de yapılanları satıyor, böylece geçimlerini doğrultuyorlardı.? -S. Ayverdi.

geçinip gitmek : çok iyi değilse de şöyle böyle geçinmek. Örnek Kullanım : ?Sözün tam anlamıyla bu sayede geçinip gidiyordu.? -M. Mungan.

geçiniz : 1) ?bu söylediklerinizi kabul etmiyorum, daha mantıklı sözler söyleyin? anlamında kullanılan bir söz 2) bilgi yarışmalarında kendisinden sonraki yarışmacıya geçilmesini istemek için veya bir sonraki soruya geçmek için söylenen bir söz.

geçinmeye gönlü olmamak : herhangi bir konuda isteksizliğini belli etmek.

geçit vermek : çay, ırmak, dağ vb.nin geçilecek bir yeri olmak.

geçmiş ola : ?o fırsat bir daha ele geçmez? anlamında kullanılan bir söz.

geçmiş olsun : hastalananlara, kaza geçirenlere, beklenmedik büyük bir olumsuz durumdan kurtulanlara veya hapishaneye girenlere söylenen iyi dilek sözü. Örnek Kullanım : ?Geçmiş olsun ağabey, ne oldu sana böyle?? -O. C. Kaygılı.

geçmişini kurcalamak : geçmişini araştırarak kötü amaçlı kullanmak için birisiyle ilgili bilgi edinmek.

gedik açılmak : giderilmesi çok güç bir eksiklik veya açık ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?El yordamıyla ilerlemeyi sürdürürken, sanki karanlıkta bir gedik açılıyor, bir yerlerden içeriye ışık vuruyor.? -A. Ümit.

gedik açmak : ask. düşman mevzilerindeki zayıf bir noktadan giriş yeri açmak.

gedik kapamak : küçük bir gereksinimini karşılamak.

gedik kapmak : bir gelir kaynağı ele geçirmek.

gedikleri tıkamak : çıkan veya çıkacak olan zorlukları önlemek.

gehgeh tutmak : nöbetli bir hastalığa yakalanmak.

gel keyfim gel : büyük bir memnunluk ve alay anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Oh, artık sabahın bu vaktinde güneş henüz doğarken bu serin harman yerinde, gel keyfim gel.? -O. C. Kaygılı.

gel zaman git zaman : ?aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Gel zaman git zaman bu kadının bir kızı olmuş.? -E. Şafak.

gelberi etmek : argo aşırmak, çalmak, kendine mal etmek.

gelin almak : 1) erkeğe bir eş bulmak 2) gelini babasının evinden özel bir törenle alıp damadın evine götürmek.

gelin gibi süzülmek : geline yakışır biçimde edalı, nazlı yürümek.

gelin gitmek : bir aileye, bir yere gelin olarak gitmek. Örnek Kullanım : ?Bin türlü dedikodu içinde ben oraya gelin gittim.? -H. R. Gürpınar.

gelin yazmak : gelinin yüzünü değişik süs gereçleriyle bezemek.

gelinliği tutmak : gelinlik etmek.

gelinlik etmek : 1) gelin, kendisinden beklenilen hizmeti yapmak 2) aile büyüklerinin yanında susmak.

gelip çatmak (dayanmak) : vakti gelmek, kaçınılmaz olmak. Örnek Kullanım : ?Ayrılık günleri geldi dayandı.? -Âşık Veysel. ?Konser günü gelip çattığındaysa stadyumda mahşeri bir kalabalık vardı.? -M. Mungan.

gelip geçici olmak : kısa süreli, önemsiz olmak. Örnek Kullanım : ?Bu ilişkinin nasıl olsa gelip geçici olduğunu biliyormuş gibi aldırışsızdır.? -İ. Aral.

gelip geçmek : 1) bir yerden geçmek 2) bir makam, bir yer vb.nde kısa bir süre bulunmak 3) kısa bir süre etkin olmak. Örnek Kullanım : ?Kızcağız bilir ki bu sözler kızgınlık sözleridir, gelir geçer.? -M. Ş. Esendal.

gelsin … (gelsin … gitsin …) : 1) yaşantı veya durumun rahatlığını anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ondan sonra o masanın üstüne yığılan mezeler, gelsin gır gır, alay, muziplik.? -H. Taner. 2) sorumsuzca davranıp işine gereken önemi vermemeyi anlatan bir söz.

gem almak : at, alışıp hizmete elverişli duruma gelmek.

gem almamak : söz dinlememek.

gem vurmak : 1) hayvanın ağzına gem takmak 2) mec. her türlü taşkınlığı, isteği, hevesi vb.ni engellemek. Örnek Kullanım : ?Senin bütün emellerin, azgın kalbinden korktuğun, ona gem vurmak istediğin içindir.? -P. Safa.

gemi azıya almak : 1) at, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve alabildiğine koşmak 2) mec. söz dinlemez olmak. Örnek Kullanım : ?Kim var kim yok geldi toplandı. Derken her kafadan bir ses çıktı, kimi kâh nalına, kâh çivisine vurdu, kimi gemi a

gemi baş vurmak : den. önden gelen dalgalarla gemi başı kalkıp kalkıp inmek.

gemi dövünmek : den. şiddetli dalgaların etkisiyle gemi bağlı veya demirli olduğu yerde inip kalkmak, sallanmak.

gemi gezmek : den. dış etkiler yüzünden gemi rota çizgisinden ayrılıp sancak veya iskele yönüne ilerlemek.

gemi karaya oturmak : gemi, sığ bir yere saplanıp kalmak.

gemini kısmak : bir kimsenin üzerindeki baskıyı arttırmak.

gemisini yürütmek : bir işi hiçbir engel tanımadan sürdürmek.

gemiyi rotasına koymak : den. gemiyi pusula ile gideceği yönde belli olan rota çizgisi üzerine getirmek.

gemiyi tutmak : den. gemiyi belirli bir yerde bir süre bekletmek, çalışmadan durmak.

gemiyi yatırmak : den. altını temizlemek amacıyla küçük gemileri yan döndürmek.

geniş bir nefes almak : sıkıntılı bir durumdan kurtulmak, ferahlığa kavuşmak.

geniş karşılamak : hoşgörü ile değerlendirmek. Örnek Kullanım : ?Bu vahim skandalı, bu mahdut dışarlık çocuğu niçin bu kadar geniş karşılıyordu?? -R. N. Güntekin.

genizden konuşmak (çıkarmak) : burnu tıkalı gibi konuşmak. Örnek Kullanım : ?Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.? -O. C. Kaygılı.

gerçek yüzünü göstermek : sakladığı düşüncelerini sonradan ortaya koymak.

gerdan kırmak : 1) naz ile boynu başla birlikte iki yana oynatarak kırıtmak. Örnek Kullanım : ?Avrupa tiyatrosunda işveli gerdan kırışları, meşhur kantolarıyla, ortalığı kırıp geçirdiği zamanlar!? -A. İlhan. 2) mec. boynu, başı geriye oynatarak büyüklük taslar bir durum almak.

gerdeğe girmek : gelinle damat düğün gecesi bir araya gelmek.

gereği düşünülmek : bir sorunu sonuçlandırmak için tutulacak yolu kararlaştırmak.

gereği gibi : nasıl olması gerekli ise öyle. Örnek Kullanım : Gereği gibi davranmak.

gerek görmek : yapılmasını istemek. Örnek Kullanım : ?İçeri giren polisin onları sorgulamaya bile gerek görmeden kurşuna dizdiğini söylediler.? -A. Ümit.

gerekçe göstermek : gerektirici sebep ve doküman ileri sürmek.

gerekli görmek : yapılması icap etmek. Örnek Kullanım : ?Ruslar, gerekli gördükleri her yerde konsoloshane açabilecekle.? -N. F. Kısakürek.

gerekli kılmak : icap ettirmek.

gereksinme duymak : ihtiyacı olduğunu anlamak. Örnek Kullanım : ?Doğrusu ya, açık havaya, yeni yüzlere, yeni sözcüklere gereksinme duyuyorum.? -T. Uyar.

gereksiz görmek : lüzum görmemek. Örnek Kullanım : ?Ona danışmayı gereksiz görerek Sevim’e yöneldi.? -N. Cumalı.

gerginlik yaratmak : gergin duruma getirmek.

geri almak : 1) verdiğini almak 2) geriye doğru götürmek. Örnek Kullanım : Koltuğu biraz geri al. 3) düşmandan kurtarmak 4) arabayı geri geri götürmek için vites kolunu geri durumuna getirmek.

geri basmak : geri geri gitmek.

geri çekilmek : karıştığı bir işi sürdürmekten veya sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.

geri çevirmek : 1) geri vermek, geldiği yere göndermek, iade etmek 2) kabul etmemek, reddetmek. Örnek Kullanım : ?Oğlunun hiçbir dileğini geri çevirmezmiş.? -S. F. Abasıyanık.

geri dönmek : geldiği yere gitmek. Örnek Kullanım : ?Arada gelenlerin çoğu kapıdan bakıp oturmadan geri dönüyorlardı.? -N. Cumalı.

geri durmak : bir iş yapmaktan kaçınmak. Örnek Kullanım : ?Kafası kızınca aklına geleni yapmaktan geri durmuyordu.? -A. Kulin.

geri geri çekilmek : arka arka gitmek. Örnek Kullanım : ?Hamit’in eteğini öpmüş ve geri geri çekilerek odadan çıkmış.? -Y. Z. Ortaç.

geri gitmek : kötüleşmek. Örnek Kullanım : İşler günden güne geri gidiyor.

geri göndermek : geldiği yere göndermek, iade etmek. Örnek Kullanım : ?Eteğim gayet fena olmuş, terziye geri gönderdim.? -M. Yesari.

geri kalmak : 1) arkada kalmak 2) gecikmek 3) çağdaşlarının ve yaşıtlarının düzeyine gelememek veya düzeyinde olmamak.

geri komamak : yapmazlık etmemek, yapmak. Örnek Kullanım : Elinden geleni geri koma!

geri saymak : geriye doğru saymak.

geriye bırakmak : tehir etmek.

geriye yürümek : huk. öncesini kapsamak. Örnek Kullanım : ?İptal kararları geriye yürümez.? -Anayasa.

gerize taş atmak : edepsiz bir kimseye edepsizliğini göstermeye fırsat vermek.

geviş getirmek : yutmuş olduğu yiyeceği midesinden ağzına çıkarıp yeniden çiğnemek. Örnek Kullanım : ?Evin önünde birkaç davar geviş getiriyordu.? -Halikarnas Balıkçısı.

gevrek gevrek gülmek : 1) kendine güvenip karşısındakini küçümsemek. Örnek Kullanım : ?Diğer dükkânların satılmayan mallarını ben sanki ne yapayım diye gevrek gevrek gülerek kendi kendine hak verirdi.? -A. Ş. Hisar. 2) neşeli ve kendine güvenli biçimde gülmek.

geyik etine girmek : genç kız, erginlik çağına girmek.

geyik yapmak : boş, yararsız konuşmak.

geze almak : hedefe doğrultmak. Örnek Kullanım : ?Bağ hendeğine sinip tüfeği geze aldım.? -M. Ş. Esendal.

gezip tozmak : eğlenmek amacıyla çokça gezmek. Örnek Kullanım : ?Seher hep Bayram’ın sinirine dokunanlarla gezip tozdu.? -S. F. Abasıyanık.

geziye çıkmak : uzak yerleri dolaşmak.

gıcık almak (kapmak, olmak) : argo bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek.

gıcık tutmak : bir süre boğaz gıcıklamasına yakalanmak. Örnek Kullanım : ?Gıcık tutmuş gibi manalı manalı öksürdü.? -M. Yesari.

gıcık vermek : 1) boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak 2) argo bir kimseyi sürekli sinirlendirmek.

gıcır gıcır etmek : 1) ?gıcırtı? sesi çıkarmak. Örnek Kullanım : Merdiven basamakları gıcır gıcır ediyordu. 2) tertemiz duruma getirmek.

gık dedirtmemek : ses çıkarmasına fırsat vermemek.

gık demek : ses çıkarmak, karşı çıkmak, yakınmak.

gık dememek (gıkı çıkmamak) : sesini çıkarmamak, karşı çıkmamak, yakınmamak.

gıllıgışlı olmak : gizli amaçlı, inandırıcılıktan uzak bulunmak. Örnek Kullanım : ?Yüreği temiz olan başkalarının gıllıgışlı olabileceğini kolay kolay aklına getirmez.? -H. Taner.

gına gelmek : usanmak, bıkmak. Örnek Kullanım : Siyasetten, eleştiriden gına gelmişti.

gına getirmek : bıkmak, usanmak.

gır atmak : konuşmak, laf atmak.

gır geçmek : 1) bol bol konuşmak, çene çalmak 2) dikkat etmemek, aklı başka yerde olmak.

gır kaynatmak : birkaç kişi işlerini bırakıp yârenlik etmek.

gırla gitmek : 1) uzun sürmek, sürüp gitmek. Örnek Kullanım : ?Park enikonu bir olay, tebrik ve övgüler gırla gidiyor.? -T. Buğra. 2) bol bol ortaya dökülüp harcanmak.

gırtlağına kadar : çok fazla. Örnek Kullanım : ?İşrete düşkünlüğünü anlata anlata bitiremiyorlar, gırtlağına kadar borç içindeymiş.? -A. İlhan.

gırtlağından kesmek : herhangi bir amaç için yiyeceğinden kısıntı yapmak, boğazından kesmek, tasarruf etmek.

gibi gelmek : … sanısı vermek, … sanısı yaratmak. Örnek Kullanım : ?Murat’a, boş, kimsesiz ahşap bina, temelinden sallanıyor gibi geldi.? -K. Tahir.

gibi olmak : bir duruma, bir duyguya yaklaşmak. Örnek Kullanım : ?Sorum üzerine biraz çekinir gibi oluyor.? -A. Ümit.

gibisine gelmek : imiş gibi gelmek, sanmak. Örnek Kullanım : Öyle gibime geliyor ki bu işin içinden kolay çıkamayacağız.

gibisine getirmek : sanısı uyandırmak, sanısı vermek. Örnek Kullanım : Bu teklifi doğru bulmamış gibisine getirdi.

gidiş o gidiş : konuşmaya konu olan kimsenin bir daha dönmediğini anlatan bir söz.

girecek delik aramak : saklanmak istemek.

girip çıkmak : 1) bir yere kısa süre kalmak üzere uğramak 2) bir yere sık sık gelmek. Örnek Kullanım : Onun yanımızdaki eve girip çıktığını görürdük.

girişimde bulunmak : davranmak, teşebbüs etmek. Örnek Kullanım : ?Mahmut Bey’in adamlarını kendi taraflarına çekmek için her türlü girişimde bulunmuşlardı.? -H. E. Adıvar.

gitti de geldi : yaşayabileceğinden umut kesilecek kadar ağır hastalık geçirip de iyi olanlar için söylenen bir söz.

gitti gider (dahi gider) : söz konusu olan şeyin bir daha gelmeyeceğini, ele geçmeyeceğini anlatan bir söz.

giydiği yakışırken eller bakışırken : ?gençken, güzelken? anlamında kullanılan bir söz.

giydirip kuşatmak : temiz, yeni giysilerle donatmak. Örnek Kullanım : ?O da kendisinden yirmi yaş küçük arabacısını sevmiş, nikâhla varmış, bu arabacıyı giydirip kuşatmış, âlâ bir bey yapmıştı.? -Ö. Seyfettin.

giyinip kuşanmak : özenle giyinmek. Örnek Kullanım : ?Giyinmiş kuşanmış, benim de giyinip kuşanıp hazır olmamı bekliyor.? -A. Ağaoğlu.

gizli din taşımak : göründüğünden farklı bir din veya inanç sahibi olmak.

gol atmak : topun karşı takımın kalesine girmesini sağlamak.

gol kaçırmak : uygun durumda olmasına rağmen karşı takımın kalesine topu sokamamak.

gol yemek : topun kendi kalesine girmesine engel olamamak.

göbeği biriyle bağlı (beraber kesilmiş) : her zaman birlikte bulunan, birbirinden ayrılmayan kimseler için kullanılan bir söz.

göbeği çatlamak : birçok güçlüğü yenmek için çok uğraşmak. Örnek Kullanım : ?Meclisten geçirinceye kadar göbeğim çatlamıştı.? -H. E. Adıvar.

göbeği çıkmak : şişmanlamak. Örnek Kullanım : ?Benim oğlanın göbeği çıkıyormuş da biraz, her sabah koşu yapıyor, dedi.? -N. Hikmet.

göbeği düşmek : göbek deliğinin kapanmamasından fıtık oluşmak.

göbeği sokakta kesilmiş : evde durmayıp hep sokaklarda gezen, sürtük.

göbeğini eritmek : zayıflamak. Örnek Kullanım : ?Göbeğini eritmek için her sabah sıcakta, tozda koşu yapan delikanlıyı düşünüyorum.? -N. Hikmet.

göbeğini kesmek : 1) çocuğun göbeğiyle etene arasındaki damar örgüsünü kesmek 2) mec. birini çok eskiden beri tanımak, bilmek.

göbek atmak : 1) karnını hareket ettirerek oynamak. Örnek Kullanım : ?Dillere destan olan oturak âlemlerinde göbeği atan, erkek değil, kadındır.? -B. R. Eyuboğlu. 2) mec. çok sevinmek. Örnek Kullanım : ?Dolmuştan inince bir yandan saatine bakar, bir yandan da göbek atarmış, daha bir saat va

göbek bağlamak (salıvermek) : şişmanlayarak karnı büyümek, göbeklenmek. Örnek Kullanım : ?Şimdi gördüğü kişi, ellisinin üstünde, göbek bağlamış, metal gözlük çerçeveli biriydi.? -O. Aysu.

göbek çalkamak (çalkalamak) : göbeğini sağa sola hareket ettirerek oynamak.

göç etmek (eylemek) : 1) oturduğu yerden başka bir yere gidip yerleşmek, göçmek. Örnek Kullanım : ?Kalktı göç eyledi Afşar elleri.? -Dadaloğlu. 2) mec. ölmek.

göçüp gitmek : ölmek. Örnek Kullanım : ?En güzel halk türküleri çok sevilen bir insanın ansızın göçüp gitmesi ile kopan bir feryattır.? -B. R. Eyuboğlu.

göğe merdiven dayamış : çok uzun boylu.

göğsü daralmak (tıkanmak) : 1) güçlükle nefes almak 2) mec. içi sıkılmak. Örnek Kullanım : ?Öteden beri yola yüzü yoktu. Hele yokuşları karşıdan gördüğü vakit göğsü tıkanırdı.? -R. N. Güntekin.

göğsü kabarmak : övünç duymak, kıvanmak, iftihar etmek. Örnek Kullanım : ?Onu sapasağlam görünce göğsüm kabardı oğul.? -S. F. Abasıyanık.

göğsünü gere gere : 1) kendine güvenerek. Örnek Kullanım : ?Ne yazık ki geçtiğimiz yılda, göğsümüzü gere gere, işte zafer diyebileceğimiz pek az başarımız olmuştur.? -T. Halman. 2) övünerek. Örnek Kullanım : ?Kim bilir, bu erkek, kadınların zaafı ile göğsünü gere gere kaç kere istihza etmiştir.?

göğsünü kabartmak : bir olay dolayısıyla kıvanç duygusunu ortaya koymak, övünmek. Örnek Kullanım : ?Duvarda, güneşe karşı / Göğsünü kabartan bir güvercin / İçimde öksüzün gözyaşı / Yıkılan yıllar için? -H. F. Ozansoy.

göğsünü yırtmak : coşkunluğunu ortaya koymak, coşmak, cıvıldamak. Örnek Kullanım : ?Sevda mevsimi gelince kuşlar bin türlü teranelerle minimini göğüslerini yırtarlar.? -R. N. Güntekin.

göğüs bağır açık : özensiz bir kılıkta. Örnek Kullanım : ?Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı.? -N. Cumalı.

göğüs geçirmek : üzülerek derinden soluk almak. Örnek Kullanım : ?Birdenbire sustu ve göğüs geçirdi, hüzün, dertlenme derecesini bulmuştu.? -T. Buğra.

göğüs germek : bir güçlüğe karşı koymak, dayanmak. Örnek Kullanım : ?Hayatın lezzetleri içinde yüzen bizler, elbette geçici birçok zahmetlere katlanmaya ve birçok zorluklara göğüs germeye mecburduk.? -A. Ş. Hisar.

göğüs vermek : eziyete, sıkıntıya katlanmak, tahammül etmek. Örnek Kullanım : ?Ben, onun hatırı ve hatırası için daha ağırlarına da göğüs verirdim.? -R. N. Güntekin.

gök delinmek : birdenbire çok ve hızlı yağmur yağmak.

gökte ararken yerde bulmak : çok güçlükle ele geçirebileceğini sandığı şeyi veya kimseyi birdenbire bulmak. Örnek Kullanım : ?Merhaba dostum / Seni gökte ararken / Yerde buldum? -B. Necatigil.

gökten zembille mi indi : 1) ?Tanrı’nın özel olarak gönderdiği, saygınlık görmesini istediği bir kişi mi?? anlamında kullanılan bir söz 2) ?uğraşmadan, didinmeden, kendiliğinden mi türedi?? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Biz Anadolu’nun ortasına gökten zembille mi indik?? -O

göl olmak : gereksiz olarak bir yerde su toplanmak, göllenmek.

gölge düşmek : bir şey üzerine karaltı inmek, üzerine gölge gelmek.

gölge etmek : 1) ışığa engel olmak 2) mec. engel olmak 3) mec. gereksiz yere rahatsız etmek. Örnek Kullanım : ?Gölge etme, başka ihsan istemem.? -Diyojen.

gölge gibi : varlığını belli etmeden, gizlice. Örnek Kullanım : ?Bunlar yekdiğerlerine tutunarak birer gölge gibi duvara siftine, inleye, ıkına orada duran arabalara tırmanmaya başladılar.? -A. H. Müftüoğlu.

gölgede (gölgesinde) kalmak : adı sanı pek duyulmamak, ön plana çıkamamak, daha az ünlü olmak. Örnek Kullanım : ?Önce akranlarının gölgesinde kaldı, sonraları kendinden sonra yetişen şairler gölge ettiler önüne.? -N. Cumalı.

gölgesine sığınmak : birinin emri altına girmek. Örnek Kullanım : Yakınları bağışlatınca da ayaklarına kapanarak gölgesine sığınmıştı.

gölgesine yatmak : daha önce elde edilen para, makam, ün vb.ne sığınarak zaman geçirmek veya bundan yararlanmak. Örnek Kullanım : ?O, büyük aktörlüğün gölgesine yatmış, günlerini stüdyolara telefon etmekle geçiriyor.? -A. İlhan.

gömlek değiştirmek : 1) yılan üst derisini değiştirmek 2) mec. huy veya düşünce değiştirmek. Örnek Kullanım : ?Toplumun gömlek değiştirmesi, siyasal karmaşa elbette onları da etkiliyor.? -S. İleri.

gömlek eskitmek : deneyim kazanmış olmak.

gönderme yapmak : konuşurken veya yazarken başka kaynak veya olaylarla bağlantı kurmak.

gönlü akmak : birine karşı güçlü sevgi duymak. Örnek Kullanım : ?Bu delikanlının kıza, bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüreği kabarıyor.? -R. N. Güntekin.

gönlü bulanmak : 1) kusacak gibi olmak 2) mec. kuşkulanmak.

gönlü çekmek : imrenip istemek.

gönlü çelinmek : güzel sözlere aldanmak, kapılmak.

gönlü çökmek : yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak.

gönlü düşmek : âşık olmak. Örnek Kullanım : ?Çaydan üç güvercin uçtu / Benim gönlüm sana düştü? -Halk türküsü.

gönlü istemek : dilemek, kuvvetle içten arzulamak. Örnek Kullanım : ?Gönül istiyordu ki böyle büyük sanatçılara hastalıklar hiç değmesin, onlardan uzak olsun.? -C. Uçuk.

gönlü kalmak : 1) isteyip de edinemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek 2) gücenmek.

gönlü kanmak : bir işle ilgili kaygısı kalmamak, mutmain olmak, müsterih olmak.

gönlü kaymak : sevmeye eğimli olmak.

gönlü kırılmak : üzülmek, incinmek, yerinmek. Örnek Kullanım : ?Bunları duymakla gönlüm kırıldı.? -A. Ş. Hisar.

gönlü razı olmamak : istememek. Örnek Kullanım : ?Ama Salih’in gönlü buna razı olmaz, bu yüzden de sorunları yarım ağızla cevaplandırırdı.? -T. Buğra.

gönlü takılmak : 1) bir şeye karşı ilgi duymak 2) aşk ile sevmeye başlamak.

gönlü varmamak : istek duymamak, istememek, çekinmek. Örnek Kullanım : ?Birkaç gece evvel gelip de bir şey soracaktım, rahatsız etmeye gönlüm varmadı.? -P. Safa.

gönlünde kalmak : çok istediği hâlde ulaşamamak, elde edememek. Örnek Kullanım : ?Bu soyadı çıkmasaydı, bu hatiplik onun gönlünde kalacakmış.? -M. Ş. Esendal.

gönlünden geçirmek (geçmek) : 1) bir şeyin olmasını veya bir şey yapmayı istemek. Örnek Kullanım : ?Topkapı Sarayı’nda Hünername minyatürlerine bakarken kaç defa gönlümden bu özleyiş geçti.? -Y. K. Beyatlı. 2) düşünmek.

gönlünden kopmak : kendiliğinden vermek. Örnek Kullanım : ?Fukara bir denizciye rast gelirsen süngerlerimden birkaç tanesini ona ver, gönlünden koparsa.? -Halikarnas Balıkçısı.

gönlüne doğmak : içine doğmak, sezmek, hissetmek.

gönlüne dokunmak : üzülmek, rahatsızlık duymak. Örnek Kullanım : ?Onun kenar mahallelerde sürüklenen çıplak ayakları benim gönlüme dokunuyor.? -O. S. Orhon.

gönlüne girmek : kalbine girmek.

gönlüne göre : dileğine göre, isteğine uygun olarak.

gönlünü çalmak : kalbini çalmak.

gönlünü çelmek : 1) kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak. Örnek Kullanım : ?Nice beyler, paşalar onun peşinde yıllarca dolaşmışlar, onun gönlünü çelmek için her türlü çareye başvurmuşlardı.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak. Örnek Kullanım : ?İlk tanıştığ

gönlünü düşürmek : âşık olmak, sevdalanmak. Örnek Kullanım : ?Biraz aklı olsa bizim Rabia’ya gönül düşürür mü?? -H. R. Gürpınar.

gönlünü eğlemek : mutlu, neşeli vakit geçirmek. Örnek Kullanım : ?Ne güzel yayla da şu bizim yayla / Çık soğuk su başına da gönlünü eğle? -Halk türküsü.

gönlünü kaptırmak : âşık olmak. Örnek Kullanım : ?Kız kaptırdı gönlünü / Sevdiği kalpsizin biri? -B. Necatigil.

gönlünü karartmak : yaşamaya karşı sevgi ve isteğini azaltmak. Örnek Kullanım : ?Tabiatın bu eşsiz güzellikleri karşısında o birtakım gevezeliklerle benim kafamı ağrıtacak, gönlümü karartacak değil.? -O. C. Kaygılı.

gönlünü pazara çıkarmak : sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

gönlünü serin tutmak : sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

gönlünü söndürmek : küstürmek, kırmak, incitmek. Örnek Kullanım : ?Kalpsiz bir güzelliğin, fakir teyze kızlarının hayatını kırmaktan, gönlünü söndürmekten başka neye faydası var ki!? -R. N. Güntekin.

gönlünü yaralamak : incitmek, kırmak, üzmek. Örnek Kullanım : ?Onun gönlünü yaralayarak bir latife ederlerse hemen kaçıyor, sokulmuyor.? -M. Ş. Esendal.

gönlünün dümeni bozuk : tkz. isteklerinde, özellikle gönül işlerinde tutarlılık göstermeyen, sık sık istek değiştiren.

gönül (gönlünü) almak : 1) sevindirmek 2) kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek. Örnek Kullanım : ?Bu oğlanı amcama itmek doğru değil, bir ara gönlünü almalı.? -A. Ümit.

gönül açmak : insanın iç sıkıntısını gidermek, iç açmak.

gönül akıtmak : âşık olmak, sevmek.

gönül avlamak : huyunu suyunu yakından bilerek olumlu davranışta bulunmak, tavlamak. Örnek Kullanım : ?İstanbul’un yetiştirdiği mizaçtan anlar, gönül avlamasını bilir dalkavuklardan biriydi.? -A. Ş. Hisar.

gönül avutmak : hoşça vakit geçirmek. Örnek Kullanım : ?Gözünü ve gönlünü avutmak için türlü hoppalıklar yapıyordu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

gönül bağlamak : severek bağlanmak, içten sevmek, âşık olmak. Örnek Kullanım : ?Gözlerin kızarmış, niye ağladın? / Bir başkasına mı gönül bağladın?? -Y. Z. Ortaç.

gönül birliği etmek : duygusal anlamda tam bir uyum içinde olmak.

gönül bulandırmak : 1) mide bulandırmak 2) mec. kuşkulandırmak 3) mec. rahatsız etmek. Örnek Kullanım : ?Haberler iyi değil, rivayetler gönlümü bulandırıyor, sürgünmüş, göz hapsiymiş, estek köstek.? -A. İlhan.

gönül çekmek : sevdalı olmak. Örnek Kullanım : ?Henüz bu yaşta, zavallı çocuk gönül çekmek nedir, bir büyük adam gibi biliyor ve bir büyük adam gibi yarasının acısını kimseye sır vermeyerek taşıyor.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

gönül eğlendirmek : geçici bir ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek. Örnek Kullanım : ?O bizim arkadaşı oraya dilber Çingene kızları ile gönlünü eğlendirmeye gelmiş paralıca bir delikanlı sanıyordu.? -O. C. Kaygılı.

gönül gezdirmek : hlk. seçmek için aklından birçok şey geçirmek.

gönül indirmek : kendisine yakıştıramadığı bir şeye razı olmak. Örnek Kullanım : ?Oysa o oturmamıştı bile sofraya, bir fincan çay içmeye gönül indirmemişti.? -İ. Aral.

gönül kırmak (yıkmak) : birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek. Örnek Kullanım : ?Osman Efendi iyi adamdı, kimsenin gönlünü kırmazdı.? -İ. H. Baltacıoğlu.

gönül koymak : gücenmek, alınmak, darılmak.

gönül okşamak : birini hoş bir söz veya davranışla sevindirmek, iltifat etmek.

gönül rızası ile : isteyerek.

gönül vermek : 1) sevmek, âşık olmak. Örnek Kullanım : ?1934’te yepyeni bir Türkçeye gönül vermiş olan Atatürk, sonraki üç dört yıl içinde, daha ılımlı bir dil devrimine yönelmiş olabilir mi?? -T. Halman. 2) bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelmek, eğinmek, meyletme

gönül yakmak : 1) insanı aşırı derecede etkilemek, sarsmak, kendinden geçmesine yol açmak. Örnek Kullanım : ?Bu sesler, o zamanki hayat zevklerinin iç bayıltıcı bir içkisi gibi gönlümüzü yakarak ta derinliklerimize kadar nüfuz etmesini bilirdi.? -A. Ş. Hisar. 2) aşk dolayısıyla iç

gönül yıkmak : birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek, gönül kırmak.

gönülden ırak olmak : sevilmekten yoksun kalmak, sevilmemek.

gör (görürsün) : ?işin sonucunu anla, anlarsın? anlamında kullanılan bir tehdit sözü. Örnek Kullanım : ?Birini çağırıp o güvercinleri vereyim de sen de gör.? -M. Ş. Esendal.

gör bak : ?görürsün, göreceksin? anlamında kullanılan bir söz.

göresi (göreceği) gelmek : görmek isteğini duymak, özlemle görmek istemek, özlemek. Örnek Kullanım : ?Geçmiş günlere hasret çekmiyorum. Çocukluğumu göresim gelmedi.? -N. Hikmet.

görev almak : bir görevde bulunmak, bir görevi üstlenmek. Örnek Kullanım : ?Hâkimler ve savcılar kanunda belirtilenlerden başka resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.? -Anayasa.

görev bilmek (saymak, addetmek) : görev olarak üzerine almak, sorumluluk üstlenmek. Örnek Kullanım : ?Umutlu da olsam umutsuz da olsam görev bildiğim işi yerine getiririm.? -M. C. Anday.

göreyim seni : 1) senden başarılı sonuçlar bekliyorum. Örnek Kullanım : Haydi göreyim seni, bu işi yapıver. 2) ?sen bunu yaparsan karşılığını da görürsün? anlamında kullanılan bir tehdit sözü.

görmediğe (görmemişe) dönmek : 1) tam bir sağlığa kavuşmak 2) başından geçmemiş gibi olmak. Örnek Kullanım : ?Bir saniye içinde hasret ve firkati hiç görmemişe dönersiniz.? -R. N. Güntekin.

görmezden gelmek : görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. Örnek Kullanım : ?Oğlunun yardım dileyen bakışlarını görmezden gelerek kahvaltı masasına oturdu.? -E. Şafak.

görmezlikten gelmek : görmemiş gibi davranmak. Örnek Kullanım : ?Kibirli değildi, bayağı bir saldırıyı görmezlikten gelecek kadar.? -R. Mağden.

görücü gitmek : evlenecek erkek için kız görmeye gitmek.

görücülüğe gitmek : evlenmek isteyen erkek için kız görmeye gitmek.

görücüye çıkmak : evlenmesi söz konusu olan kız görücüye görünmek. Örnek Kullanım : ?Onu indirmek, görücüye çıkmaya razı etmek için başta haminne olmak üzere bütün ev halkı ağacın altında durdu, yalvardı.? -H. E. Adıvar.

görümcelik yapmak (etmek) : görümce, geline kötü davranmak.

görünüş almak : şekil almak.

görünüşe aldanma : ?yalnızca dış görünüşe bakarak yargıya varmak insanı yanıltabilir? anlamında kullanılan bir söz.

görünüşü kurtarmak : bir işi gereği gibi değil, yapılıyor dedirtmek için üstünkörü yapmak, zevahiri kurtarmak.

görüp göreceği rahmet bu : ?görülecek tek şey? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ağız tadı ile oynanan futbolu gördük ama görüp göreceğimiz rahmet de bu kadarmış.? -B. R. Eyuboğlu.

görüş bildirmek : bir konuda elde edilen düşünce ve deneyimleri vermek.

görüş birliği içinde olmak : aynı görüş ve düşünceye sahip bulunmak. Örnek Kullanım : ?Rahat rahat konuştukça her bakımdan tam görüş birliği içinde olduğumuz açığa çıktı.? -R. Erduran.

görüş birliği sağlamak : aynı görüş ve düşüncede birleşmek.

görüş birliğine varmak : farklı görüş ve düşüncelerden sonra aynı görüş ve düşünceye ulaşmak.

gösterime girmek : sinema salonlarında bir film oynamaya başlamak.

gösterişe kaçmak : gösteriş yapmaya başlamak.

gövdeye atmak (indirmek) : tkz. oburca yemek. Örnek Kullanım : ?Bir tepsi baklavayı gövdeye indirdikten sonra…? -T. Buğra.

göz (gözler) önüne sermek : açıklamak, sergilemek, göstermek, tanıtmak. Örnek Kullanım : Adı duyulmamış, şiiri bilinmeyen gençleri tutar, gözler önüne sererdi.

göz (gözünün) kuyruğuyla bakmak : göz ucuyla bakmak.

göz (gözünün) önünde olmak : 1) sürekli denetimi altında bulunmak 2) unutmamak, olduğu gibi hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Hızla açılan kapıdan içeri girişi, hayır girişi değil, atılışı hâlâ gözümün önündedir.? -Y. Z. Ortaç. 3) gündemde yer almak 4) kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunmak.

göz (gözünün) önüne serilmek : görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?İstanbul’a bu yükseklikten bakılınca birden gözlerimizin önüne serilir.? -A. Ş. Hisar.

göz (gözünün) ucuyla bakmak : fark ettirmeden gözlemek, belli etmemeye çalışarak başını çevirmeden yandan bakmak. Örnek Kullanım : ?Kadın, gözünün ucuyla erkeğe baktı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

göz açamamak : yoğun işler yüzünden bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak. Örnek Kullanım : ?İşkembe ayıklamaktan, bulaşık yıkamaktan göz açamıyordum.? -O. Kemal.

göz açıp kapayıncaya kadar : çok kısa bir sürede. Örnek Kullanım : ?Göz açıp kapayana kadar Zafer büyüdü.? -A. Kutlu.

göz açtırmamak : başka bir iş yapmasına vakit veya imkân vermemek.

göz alabildiğine : 1) gözün görebileceği en uzak yerlere kadar. Örnek Kullanım : ?Bu göz alabildiğine düzlük, sinsi bir bataklık gibidir.? -A. Erhat. 2) çok geniş, engin bir biçimde.

göz ardı etmek : gereken önemi vermemek. Örnek Kullanım : ?Kocakarı yöntemlerine inanmayı göz ardı ettiğini söyleyemezdim.? -A. Kulin.

göz atmak : kısa bir süre, fazla dikkat etmeden bakıvermek. Örnek Kullanım : ?Bir ara karşıdaki salaş birahanenin penceresine göz atıyorum.? -A. Ümit.

göz boyamak : kandırmak, yanıltmak, gösterişle aldatmak. Örnek Kullanım : ?Yerine göre fakiri korur gibi görünür, gözleri boyar böylece.? -K. Korcan.

göz değmek : uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşmek.

göz dikmek : bir şeyi ele geçirmek isteğine kapılmak. Örnek Kullanım : ?Bizim canımıza, malımıza hangi devlet göz dikmişti?? -Y. K. Karaosmanoğlu.

göz doldurmak : görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek. Örnek Kullanım : Bu futbolcu antrenmanda göz doldurdu.

göz doyurmak : bir şey görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek.

göz etmek : gözle işaret etmek.

göz gezdirmek : 1) derinlemesine incelemeden okumak. Örnek Kullanım : ?Masanın üstünde bir başka gazete var. Biraz evvel ona göz gezdirdiğim zaman birbiri ardı sıra üç havadis görmüştüm.? -R. N. Güntekin. 2) bir yeri, bir şeyi çabucak incelemek.

göz göre göre : 1) belli ve apaçık olarak, herkesin gözü önünde. Örnek Kullanım : ?Göz göre göre masumların kanına girmem için benden ferman almaya mı geldiniz.? -N. F. Kısakürek. 2) olacağı bilindiği hâlde önlem alınmadan.

göz göz olmak : üzerinde birçok göz, delik oluşmak veya bulunmak. Örnek Kullanım : ?Yeter oldu bu sitemler yetişir / Göz göz oldu kara bağrım tutuşur? -Halk türküsü.

göz göze gelmek : her iki tarafın bakışları karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?İşte bu iki adam bir aralık göz göze geldiler.? -İ. H. Baltacıoğlu.

göz gözü görmemek : yoğun sis, duman, toz vb. sebeplerle hiçbir şey görülememek. Örnek Kullanım : ?Tezek dumanında göz gözü görmez.? -N. Hikmet.

göz hapsine almak : bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak. Örnek Kullanım : ?Sözü sohbeti yerinde görünen birkaç erkeği haftalarca göz hapsine aldı.? -R. N. Güntekin.

göz kamaştırmak (almak) : 1) kuvvetli ışık veya parlaklık, kısa bir zaman için görüşü bulandırmak 2) mec. bir niteliğiyle hayran bırakmak. Örnek Kullanım : ?O sıralar Avrupa’da bir büyük piyano ustası gözleri kamaştırıyordu.? -N. Nadi.

göz kaş süzmek : dikkatle ve hissettirmeden bakışlarla kontrol altında tutmak. Örnek Kullanım : ?Anlamlı anlamlı birbirine işaretler yaparak, göz kaş süzerek Emine’ye uzun uzun bakıyorlar.? -R. H. Karay.

göz kesilmek : bütün dikkatiyle bakmak.

göz kırpmadan : 1) acımadan, merhamet etmeden 2) duraksamadan, çekinmeden.

göz kırpmak : 1) göz kapağını kapayıp açmak. Örnek Kullanım : ?Hem gülüyor hem sık sık bana kaçamak bakışlarla bakıyor, muziplikle göz kırpıyor.? -A. Ağaoğlu. 2) başkasına söylediklerinin doğru olmadığını işaretle anlatmak için, benimsediği kimseye bakarak gözünü kapayıp açmak. Ö

göz kırpmamak : uyumamak.

göz koymak : bir kimseyi veya bir şeyi ele geçirmeyi istemek. Örnek Kullanım : ?Kırkyılda bir nişanlı buldum, ona da sen mi göz koydun?? -M. Ş. Esendal.

göz kulak olmak : 1) görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak 2) mec. gözetmek, korumak, bakmak. Örnek Kullanım : ?Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu.? -A. İlhan.

göz nuru dökmek : fazla emek sarf etmek. Örnek Kullanım : ?Kızcağız göz nuru dökmüş, çok ince şeyler işlemiş.? -H. Taner.

göz önünde tutmak (bulundurmak) : herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak, dikkate almak.

göz önüne almak : önceden düşünmek, hesaplamak, dikkate almak. Örnek Kullanım : ?1908’den önceki zemin ve zamanı göz önüne almalı.? -Y. K. Beyatlı.

göz önüne getirmek : zihinde canlandırmak, tasarlamak.

göz süzmek : baygın ve anlamlı bakmak. Örnek Kullanım : ?Göz süzüp boyun kırması, erkeği baştan çıkarmanın ilmini bilmesi fabrikaların tezgâh başlarında, soyunma odalarında konuşuldu.? -L. Tekin.

göz ucuyla görmek : fark etmek. Örnek Kullanım : ?Benim için dualar okuduğunu göz ucuyla görebiliyordum.? -A. Kulin.

göz ucuyla süzmek : iyice tanımak, bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek, bakmak. Örnek Kullanım : ?Sokakta göz ucuyla süzdüğüm kadının bana ehemmiyet vermediğini görürsem hoşça bir latife söyleyiveririm.? -R. N. Güntekin.

göz yıldırmak : gözünü korkutmak.

göz yummak : 1) görmezlikten gelmek, hoş görmek, bağışlamak. Örnek Kullanım : ?Kendi dillerine başka bir dilden en küçük bir şeyin karışmasına göz yumamazlar.? -N. Uygur. 2) umudunu kesmek, umutsuzluğa düşmek.

göz yummamak : 1) uyumamak 2) mec. hoş görmemek, bağışlamamak.

gözaltına almak : güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak.

gözaltında tutmak : 1) güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak 2) gözetlemek.

gözaydın etmek : güzel bir olay için kutlamak, iyi dileklerde bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bir hafta evimize geldiler, gittiler. Köylerden bizleri tanıyanlar bile geldiler, gözaydın ettiler.? -M. Ş. Esendal.

gözaydına gelmek : birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gelmek. Örnek Kullanım : ?Eve dönünce orasını düğünevi gibi kalabalık buldum. Duyan kadınlar gözaydına gelmişler.? -M. Ş. Esendal.

gözaydına gitmek : birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gitmek.

gözden (gözünden) düşmek : bir kişi veya şey değerini yitirmek, rağbet görmemek. Örnek Kullanım : ?Muhtarın oğlu bu hasta köpeklere düşman olduğu günden beri gözümden düştü.? -S. F. Abasıyanık.

gözden (gözünden) kaçırmak : dalgınlıkla görmemek. Örnek Kullanım : ?Fikirleri dağınıklıktan kurtarmak için, özüne irca etmek ve onu gözden kaçırmamak lazımdır.? -M. Kaplan.

gözden (gözünden) kaçmak : görülmemek, farkına varılmamak. Örnek Kullanım : ?Emeğinin ve cesaretinin gözümden kaçmış bulunmasından hâlâ üzgünlük duyuyorum.? -A. Ağaoğlu.

gözden (gözünden) sürmeyi çalmak (çekmek) : hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak.

gözden çıkarmak : bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek. Örnek Kullanım : ?İnsan, emeğini o kadar kolay gözden çıkaramıyor.? -A. Ağaoğlu.

gözden geçirmek : 1) okumak. Örnek Kullanım : ?O günkü gazeteleri gözden geçirdi.? -F. R. Atay. 2) niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak, incelemek, muayene etmek. Örnek Kullanım : ?Akşam hazırlanmış sofrayı gözden geçirmek için odasından çıktı.? -A. Kutlu. 3) araç, motor vb.nin ç

gözden gönülden çıkarmak : önem vermemek, ilgisini kesmek. Örnek Kullanım : ?Şimdi, artık gözünden ve gönlünden çıkardığı bu adamın her şeyi onun için müsavi idi.? -R. N. Güntekin.

gözden ırak tutmak : görmek istememek.

gözden ırak tutulmak : önem verilmemek, değersiz bulmak. Örnek Kullanım : ?Bunca yüzyıl gözden ırak tutulan gerçek Türkçeyi ön plana almak gerekiyordu.? -A. Erhat.

gözden kaybetmek : görünmemek, ortadan çekilip gitmek. Örnek Kullanım : ?Mektepten sonra birbirimizi gözden kaybetmiştik.? -R. N. Güntekin.

gözden kaybolmak : ortadan çekilmek veya görünmez olmak, kaybolmak. Örnek Kullanım : ?Vakta ki gece mehtaba çıktılar. Senihe ile Faik Bey uzun bir müddet gözden kayboldular.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

gözden nihan olmak : gözden kaybolmak. Örnek Kullanım : ?Nihayet yıkık bir kulübe civarında gözden nihan oldular.? -R. N. Güntekin.

gözden uzak tutmak : önem vermemek, arka plana itmek. Örnek Kullanım : Çıkarlarını gözettiği sınıfı gözden uzak tutmak, adını andırmamak isterler.

gözden uzaklaşmak : ayrılıp başka yere gitmek, görünmez olmak.

göze almak : gelebilecek her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Bunlardan kaç babayiğit bu ölüm yarışını göze alabilir?? -T. Buğra.

göze batmak : 1) aşırı derecede görünür olmak. Örnek Kullanım : ?Şöyle kenara göze batmayacak bir masaya iliştik.? -N. Hikmet. 2) tedirgin etmek, uygunsuz veya yakışıksız görünmek. Örnek Kullanım : ?Hiçbir zaman göze batmak ve sivrilmek isteme.? -N. F. Kısakürek. 3) çekemezliğe yol açmak.

göze çarpmak : dikkati üzerine çekmek. Örnek Kullanım : ?Evin nizamında Türk kadınlarının vakur zarafeti göze çarpar.? -O. S. Orhon.

göze diken olmak : göze batmak.

göze gelmek : birisine nazar değmiş olmak.

göze girmek : davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak. Örnek Kullanım : ?O fırsatta onu yererek göze girmeye çalışan birkaç tıynetsiz dalkavuk da elbet renk verdiler.? -A. Kabaklı.

göze görünmek : belli, açık olmak.

göze görünmemek : 1) ortaya çıkmamak, ortalıkta dolaşmamak, saklanmak 2) kendisi var olduğu hâlde göz onu görememek 3) değersiz olmak.

gözetim altında tutmak : göz önünden ayırmamak. Örnek Kullanım : ?Onu kolla, gözetim altında tut ama bunu ona hiç belli etme.? -A. Kulin.

gözle görülür, elle tutulur hâle gelmek : çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek. Örnek Kullanım : Haksızlık, rüşvet, gözle görülür, elle tutulur hâle gelmişti.

gözle yemek : 1) bir şeye çok istekle ve dik dik bakmak 2) göz değdirmek. Örnek Kullanım : Çocuğu gözle yediler.

gözlem altına almak : 1) bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek 2) hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak.

gözleri bayılmak : uyku, istek vb. bir durum gözlerinden belli olmak.

gözleri berraklaşmak : bakışları daha canlı ve parlak olmak. Örnek Kullanım : ?Çocukluğuna ait bazı hatıralarını söylerken, gözleri berraklaşıyordu.? -R. N. Güntekin.

gözleri buğulanmak (bulutlanmak) : gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.

gözleri çakmak çakmak (olmak) : ateşli hastalık veya öfkeden gözleri kızarmış ve parlamış (olmak). Örnek Kullanım : ?Avuçları ateş gibi fersiz gözleri çakmak çakmak dört dönüyordu.? -H. E. Adıvar.

gözleri çukura gitmek (kaçmak) : aşırı yorgunluktan göz çevresi kararmak veya çökmek. Örnek Kullanım : ?Genç yakışıklı yüzü solmuş, gözleri çukura kaçmıştı.? -Y. Kemal.

gözleri dolmak (dolu dolu olmak) : ağlayacak kadar duygulanmak. Örnek Kullanım : ?Gözleri dolu doluydu ama ağlamadı.? -A. Ümit.

gözleri dönmek : aşırı ateşten veya can çekişirken gözlerin renkli bölümü kapakların altında kalarak görünmemek.

gözleri fıldır fıldır etmek : şeytanca ve çapkınca bakmak.

gözleri fıldır fıldır olmak : telaşlı bir biçimde bakmak. Örnek Kullanım : ?Pipo içer, gözleri yüzünde iki ateş böceği gibi fıldır fıldırdır.? -N. Hikmet.

gözleri ışıklı (olmak) : gözleri ışık içinde (olmak).

gözleri kan çanağına dönmek (kanlanmak) : 1) uykusuzluk, yorgunluk, ağlama vb. sebeplerle gözleri çok kızarmak. Örnek Kullanım : ?Kerem’in kusacağı geliyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü.? -Y. Kemal. 2) sinirden, öfkeden, hiddetten gözleri irileşmek ve kızarmak.

gözleri kapanmak : 1) ölmek 2) çok uykusu gelmek.

gözleri parlamak (parıldamak) : gözlerinde sevinç ve istek belirmek. Örnek Kullanım : ?İki kere gidip geldikten sonra gözleri parladı, evi bulmuştu.? -H. E. Adıvar. ?Yavaş yavaş başlarını kaldırıp yekdiğerinin yüzüne baktılar, ikisinin de gözleri parıldadı.? -A. H. Müftüoğlu.

gözleri sulanmak : gözlerine yaş gelmek.

gözleri süzülmek : göz kapakları hafifçe kapanmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?İki elini bastonun gümüş topuzuna dayamış, gözleri saadetten süzülmüş, adamı dinliyordu.? -H. Taner.

gözleri şıldır şıldır dönmek : gözleri yaş dolu bir biçimde bakmak. Örnek Kullanım : ?Gözleri şıldır şıldır dönerek şikâyet ederdi.? -Y. Z. Ortaç.

gözleri takılıp kalmak : bir şeyden gözlerini ayıramamak. Örnek Kullanım : ?O anda pek çok şeyler yapmak istediği hâlde, gözleri köşeyi ağır ağır dönen tramvaya takılıp kalmıştı.? -P. Safa.

gözleri velfecri okumak : kurnazlığı gözlerinden belli olmak.

gözleri yaşarmak : 1) gözleri sulanmak. Örnek Kullanım : ?Öyle halk türküleri vardır ki gözleriniz yaşarmadan okuyamaz veya dinleyemezsiniz.? -M. Kaplan. 2) mec. duygulanmak. Örnek Kullanım : ?Bütün başarılarda gözlerim yaşarır, bütün ayrılışlarda aynı şey.? -B. Necatigil.

gözleri yuvalarından (evinden) fırlamak (uğramak) : korku, öfke ve telaşı gözlerinden belli olmak. Örnek Kullanım : ?Cüce rolünde halkı gülmekten katıltan sırıtış, Rakım’ın bütün buruşuklarını kaplamış, ayrık gözleri evlerinden uğramış.? -H. E. Adıvar.

gözlerinde şimşek çakmak : aşırı parlamak. Örnek Kullanım : ?Bazen kara gözlerinde şimşekler çakıyordu.? -R. Enis.

gözlerinden okumak : düşüncelerini bakışlarından sezmek. Örnek Kullanım : ?Doktor, Sevim Hanım’ın içinden geçenleri gözlerinden okuyarak söze karıştığında pişman oldu.? -M. Ş. Esendal.

gözlerine inanamamak : hiç umulmayan, hiç beklenmeyen bir şeyin görülmesi karşısında şaşırmak.

gözlerini bayıltmak : gözlerini yarı kapamak. Örnek Kullanım : ?İnleyerek, gözlerini bayıltarak nasıl düştüğünü anlatıyor.? -M. Ş. Esendal.

gözlerini belertmek : gözlerini, akı çok görünecek biçimde açmak. Örnek Kullanım : ?Birisinin âşıklı maşuklu bir masal söylediğini işitti mi karşısında apışıp gözlerini belertiyordu.? -R. N. Güntekin.

gözlerini bitirmek : gözlerini aşırı yormak. Örnek Kullanım : ?Her gece fasılasız çalışmak gözlerimi bitirdi.? -Ö. Seyfettin.

gözlerini devirmek : öfke ile bakmak. Örnek Kullanım : ?Şerbetçide temiz bardak bulamayan müşteri, gözlerini devire devire bağırıyor.? -Ç. Altan.

gözlerini fal taşı gibi açmak : şaşkınlıkla, hayretle bakmak.

gözlerini kaçırmak : biriyle göz göze gelmemek için gözlerini başka tarafa çevirmek. Örnek Kullanım : ?Bazen böyle bir tesadüf olursa gözlerini kaçırmayı doğru bulmuyorlardı.? -R. N. Güntekin.

gözlerinin içi gülmek : çok sevindiği yüzünden, gözlerinden belli olmak. Örnek Kullanım : ?Zayıf bir kızı severdim / Gözlerinin içi gülerdi? -N. Cumalı.

gözlerinin içine kadar kızarmak : utancından yüzü çok kızarmak.

gözü (gözleri) (bir şeyde, bir şeyin üzerinde) olmak : dikkati bir yerde toplanmak. Örnek Kullanım : ?Masalarda oturan kadınların en ufak bir harekette gözleri kapıdaydı.? -N. Cumalı.

gözü (gözleri) açılmak : 1) iyiyi kötüyü veya kendisine yarayanı ayırt eder duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Mektepten, kitaplardan fazla bu gençlerin muhitinde gözleri açılmış.? -Y. K. Beyatlı. 2) uyanmak.

gözü (gözleri) dönmek : aşırı bir isteğin, öfkenin etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Teşebbüs, hamle, gayret, aksiyon ne demektir, bu gözü dönmüş insanlardan öğrenmek lazım.? -N. F. Kısakürek.

gözü (gözleri) kamaşmak : 1) güçlü bir ışık sebebiyle göz bakamaz olmak. Örnek Kullanım : ?Güneş hiç olmadığı kadar parlaktı, gözlerim kamaştı.? -E. Işınsu. 2) mec. çok etkilenmek.

gözü (gözleri) kararmak : 1) başı dönmek, hafif baygınlık geçirmek. Örnek Kullanım : ?Duvar tarafına doğru bir adım atarak evet cevabını veren Orhan’ın gözleri gene kararıyordu.? -P. Safa. 2) mec. umutsuzluğun veya aşırı bir isteğin etkisi altında ne yaptığını bilmez duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?İn

gözü (gözleri) kaymak (kaçmak) : 1) gözünde hafifçe şaşılık bulunmak 2) istemeyerek bakıvermek. Örnek Kullanım : ?İstemeye istemeye gözleri lokantacıya kaçtı.? -Ö. Seyfettin. 3) bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak.

gözü (gözleri) okşamak : göze hoş görünmek. Örnek Kullanım : ?Kadıköy’den Fenerbahçe’ye kadar olan saha, gözleri okşayan bağlarla örtülüdür.? -B. Akyavaş.

gözü (gözleri) üstünde kalmak : 1) kıskançlık sebebiyle herkesin ilgisini çekmek. Örnek Kullanım : ?O, dükkânı sana vereyim, dedi, ben istemedim. Neme lazım, bin kişinin gözü üstünde kalacak.? -M. Ş. Esendal. 2) herkesin dikkatini çekmek.

gözü açık gitmek : gerçekleşmesini çok istediği bir dileğine erişmeden ölmek.

gözü açık olmak : fırsattan yararlanmak, kurnazca davranmak.

gözü akmak : gözü yaralanıp kör olmak.

gözü alışmak : 1) önceden iyi göremediği bir şeyi sonradan görür olmak 2) mec. bir şey ilk etkisini yitirmek, yadırganmaz olmak.

gözü almamak : bir işi becerebileceğine inanmamak, yadırganmaz olmak.

gözü arkada kalmak : bırakılan bir şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek. Örnek Kullanım : ?Benim gibi bir adama teslim ettikten sonra gözü arkada kalmazdı.? -R. N. Güntekin.

gözü bağlı olmak : 1) bağlanmak, tutulmak 2) büyülenmiş bulunmak.

gözü bulanmak : bulanık görmeye başlamak.

gözü büyükte olmak : büyük emeller beslemek.

gözü dalmak : gözü bir noktaya dikili olarak dalgın dalgın bakmak.

gözü değmek : uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşürmek.

gözü doymak : çok istenen bir şeyin yeterli miktarı elde edildikten sonra daha çoğunu istememek.

gözü dumanlanmak : öfkeden gözü hiçbir şey görmez duruma gelmek.

gözü dünyayı görmemek : hiç kimseye, hiçbir şeye önem, değer vermemek. Örnek Kullanım : ?Bir kere fevri, hemen parlar, kızınca gözü dünyayı görmez.? -A. İlhan.

gözü gönlü açılmak : neşelenmek, ferahlamak.

gözü görmemek : 1) görmez olmak 2) belli bir şeyden başka bir şeyle ilgilenmemek 3) öfke sonucu en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.

gözü hiçbir şey görmemek : heyecana kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?O yaz nasıl geçti bilmiyorum ne yaz ne tatil, hiçbir şeyi gözüm görmüyordu.? -A. Erhat.

gözü ilişmek : birdenbire veya istemeden görmek. Örnek Kullanım : ?Demin şu pencereden gözüm denize ilişince kendimi Roma’ya giden bir vapurda sandım.? -P. Safa.

gözü kalmak : 1) elde edemediği bir şeye karşı isteği sürmek 2) elde edemediği bir şeyi kıskanmak. Örnek Kullanım : ?Ben herkesin gözü kalsın istemem yediğim lokmada.? -N. Cumalı.

gözü kapalı olmak : çevresinde olup bitenin farkına varmamak, ilgisiz kalmak.

gözü kara çıkmak : korkusuz olduğu anlaşılmak. Örnek Kullanım : ?Gözü kara çıkmış, yaşamın bozuk para gibi harcanabileceğini kanıtlayan o üstün insanlar arasına katılmıştı.? -S. İleri.

gözü kızmak : gözü hiçbir şey görmeyecek ölçüde öfkelenmek.

gözü korkmak : daha önce geçirdiği kötü bir denemeden sonra birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği kanısına varmak. Örnek Kullanım : ?Yabancı bir iklimde, ebedî olarak yaşamaya mahkûm olduktan sonra bundan üstün hangi bir cezadan gözümüz korkabilir.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

gözü sönmek : kör olmak.

gözü toprağa bakmak : ölmek üzere olmak.

gözü uyku tutmamak : uyuyamamak. Örnek Kullanım : ?O gece Aşağı Sazan’ın gözünü uyku tutmamıştır, birçok pencerede ışık vardır.? -R. N. Güntekin.

gözü yılmak : daha önceden denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek. Örnek Kullanım : ?Artık bu tedaviden bıkmış usanmış, adamakıllı gözü yılmıştı.? -P. Safa.

gözü yolda (yollarda) kalmak (olmak) : birinin gelmesini merak, istek veya özlemle beklemek.

gözü yüksekte (yükseklerde) olmak : bulunduğu durumdan çok üstün olan bir duruma ulaşma amacını gütmek.

gözüm çıksın (kör olsun) : bir şeyin doğruluğuna inandırmak için edilen ant.

gözün aydın! : sevinçli bir olay dolayısıyla kullanılan bir kutlama sözü.

gözünde (gözlerinde) şimşek (şimşekler) çakmak : 1) sert ve şiddetli darbe yüzünden göz önünde yıldızlar oluşmak 2) çok sevindiğini belli etmek. Örnek Kullanım : ?Zehra’yı Haşim’e almayı düşünürken, oğlanın gözlerinde nasıl şimşek çakmıştı.? -H. E. Adıvar. 3) çok kızmak, öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?Eski oyuncunun gözlerind

gözünde büyümek : bir şey bir kimseye olduğundan güç veya önemli görünmek. Örnek Kullanım : ?Güneşin altında bu sıcak kırları geçmenin ağırlığı gözümde büyüyordu.? -M. Ş. Esendal.

gözünde büyütmek : bir kimseyi, olayı veya şeyi abartmak. Örnek Kullanım : ?Bir zamanlar gözünde büyüttüğü adama bir nevi minnet borcu edası olmalıydı bu.? -O. Aysu.

gözünde tütmek : çok özlemek. Örnek Kullanım : ?Akşamlar niçin hâlâ gözünde tütüyor?? -A. N. Asya.

gözünden (gözlerinden) uyku akmak : çok uykulu olmak. Örnek Kullanım : ?Şilteye diz çökmüş, uyku akan gözlerini parmaklarıyla açıyor, uyumayayım diye ninni söylüyordu.? -R. N. Güntekin.

gözünden (gözlerinden) yaş (yaşlar) boşanmak : çok ağlamak. Örnek Kullanım : ?Gözlerinden yaşlar boşandı birden.? -C. Uçuk.

gözünden kıskanmak : üzerine titremek, kollayıp gözetmek.

gözüne (gözlerine) bakmak : gözünün veya gözlerinin içine bakmak.

gözüne batmak : tedirgin etmek, rahatsız etmek. Örnek Kullanım : ?Kimsenin gözüne batmadan, tanınıp bilinmeden büyük bir kentin kaldırımlarında yaşamanın doyulmaz bir tadı vardı.? -N. Cumalı.

gözüne çarpmak : görünür olmak, dikkati çekmek. Örnek Kullanım : ?İlk gözüme çarpan köşe minderi ve üstündeki eski nakışlarla işlenmiş yastıklar.? -H. E. Adıvar.

gözüne diken olmak : gözüne batmak. Örnek Kullanım : ?Hasene’yi odadan kovdunuz da şimdi gözünüze ben mi diken oldum?? -H. R. Gürpınar.

gözüne dizine dursun : nankörlük eden birine ?Allah nankörlüğünün cezasını seni kör ve kötürüm ederek versin? anlamında söylenen bir ilenme sözü. Örnek Kullanım : ?Yaptığım iyilik gözünüze dizinize dursun.? -S. F. Abasıyanık.

gözüne hiçbir şey görünmemek : kendi derdi dolayısıyla hiçbir şeye değer vermemek.

gözüne karasu inmek : 1) karasu hastalığı yüzünden gözü görmez olmak 2) gelmesini çok istediği kimsenin uzun süre yolunu gözlemek.

gözüne kestirmek : 1) başarabileceğini ummak 2) zevkine uygun bulmak, hoşlanmak. Örnek Kullanım : ?Dam olarak beni gözüne kestirdiği anlaşılıyordu.? -R. N. Güntekin. 3) uygun bulmak, elverişli görmek. Örnek Kullanım : ?Kayaların gözüme kestirdiğim bir yerinden aşağı inmeye başladım.? -R. N. Günt

gözüne sokmak : bir kimsenin görmediği veya bulamadığı bir şeyi, ona sert bir tavırla göstermek.

gözüne uyku girmemek : uyuyamamak, uykusuz kalmak. Örnek Kullanım : ?Uykum kaçınca aklım bir şeye takılır ve o takıntıyı savuşturuncaya kadar gözüme uyku girmez.? -B. Felek.

gözünü (gözlerini) (bir şeye) dikmek : dikkatle bakmak, gözünü ayırmadan bir yere veya bir kimseye bakmak. Örnek Kullanım : ?O sert bir tavır alıyor, gözlerini Ali Rıza Bey’in gözlerine dikerek adamcağızı büsbütün şaşırtıyordu.? -R. N. Güntekin.

gözünü (gözlerini) açmak : 1) uyanmak 2) kendine gelmek, ayılmak. Örnek Kullanım : ?Eczacının yaptığı bir adrenalin iğnesinden sonra gözlerini açtı.? -H. Taner. 3) uyanık, dikkatli bulunmak. Örnek Kullanım : ?Gözünü aç da kâğıdı kaptırma.? -S. Ali.

gözünü (gözlerini) duman bürümek : 1) hayale dalmak, dalgınlaşmak. Örnek Kullanım : ?Gözlerini de bir duman bürüyor, başını yana çevirerek uzaklara bakıyordu.? -R. N. Güntekin. 2) hüzünlenmek.

gözünü (gözlerini) kan bürümek : adam öldürecek kadar öfkelenmek.

gözünü (gözlerini) kapamak : 1) ölmek. Örnek Kullanım : ?Fakat o gözünü kapayınca başsız kalan konak birdenbire karışmış.? -R. N. Güntekin. 2) görmezden gelmek. Örnek Kullanım : ?Dünün kurumları ile birlikte güzellik ölçüleri, değerleri de değişiyor, biz bunlara gözlerimizi kapamak istiyoruz.? -N. Ataç.

gözünü (gözlerini) kırpmadan : çekinmeden, korkusuzca. Örnek Kullanım : ?Bu yüzden gözlerini kırpmadan cinayet işleyebiliyorlar.? -A. Ümit.

gözünü (gözlerini) oymak : çok kötülük etmek. Örnek Kullanım : ?Pembe Teyzenin niyeti bozuk fakat babama göz atarsa gözünü oyacağımı dobra dobra söyledim.? -H. E. Adıvar.

gözünü … hırsı bürümek : bir şeyi aşırı ölçüde istemek. Örnek Kullanım : ?İnsanın gözünü hırs, para hırsı bürümeye görsün!? -S. F. Abasıyanık.

gözünü ağartmak : gözlerini belertmek.

gözünü alamamak : bir şeye, bir yere bakmaktayken, gözünü oradan başka bir yere çevirememek. Örnek Kullanım : ?Sermet Bey, gözünü köşkten alamıyordu.? -Ö. Seyfettin.

gözünü daldan budaktan (çöpten) esirgememek (sakınmamak) : tehlikeli işlere atılmaktan çekinmemek. Örnek Kullanım : ?Gençliğinde gerçekten delifişek, gözünü daldan budaktan sakınmaz bir askermiş.? -H. Taner.

gözünü doyurmak : bol bol vermek.

gözünü dört açmak : aldanmamak için çok uyanık bulunmak. Örnek Kullanım : ?Hop diye giriyoruz, gözünüzü dört açın, tongaya basmayın.? -H. Taner.

gözünü gözüne dikmek : başkasının gözüne sürekli olarak bakmak.

gözünü kapamak : 1) ölmek. Örnek Kullanım : ?Fakat o gözünü kapayınca başsız kalan konak birdenbire karışmış.? -R. N. Güntekin. 2) görmezden gelmek. Örnek Kullanım : ?Dünün kurumları ile birlikte güzellik ölçüleri, değerleri de değişiyor, biz bunlara gözlerimizi kapamak istiyoruz.? -N. Ataç.

gözünü karartmak : bir işe atılırken hiçbir şeyden çekinmemek. Örnek Kullanım : ?Cesaret timsali değildi Cemal ama üç büyük birayı devirdikten sonra, kendi gözünü karartabileceği gibi başkalarınınkini de morartabileceğinden hiç şüphesi yoktu.? -E. Şafak.

gözünü kin bürümek : intikam alma duygusundan başka bir şeye önem vermemek. Örnek Kullanım : ?Gözünü kin bürümüş, doğruyu eğriyi seçemiyor, kurunun yanında yaşı da yakacak.? -A. İlhan.

gözünü sevda (aşk) bürümek : ondan başka hiçbir şeyi düşünmemek, tamamen ona bağlanmak. Örnek Kullanım : ?Senin gözünü sevda bürümüş, bey, dedi. Sen bir İzmir’e git de gönlünü eğle!? -S. Ali.

gözünü sevdiğim : okşamalık olarak kullanılan bir söz.

gözünü seveyim : tkz. birinden bir şey isteneceği zaman kullanılan söz.

gözünü toprak doyursun : kendinden olan veya kendisine verilen şey ne kadar çok olursa olsun, bununla yetinmeyenler için söylenen bir ilenme sözü.

gözünü üstünden ayırmamak : sürekli denetim altında bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Buna rağmen, bir şey yakalamak ümidiyle gözünü üstünden ayırmadığını hissediyordu.? -R. N. Güntekin.

gözünü yıldırmak : gözünü korkutmak. Örnek Kullanım : ?Hem de oraya kadar sürüklenmek, hanlarda birçok para harcamak, günlerce işten güçten kalmak köylülerin gözünü yıldırır.? -N. Nâzım.

gözünü yummak : 1) gözünü kapamak 2) mec. ölmek. Örnek Kullanım : ?Atatürk, o zaman için çaresiz bir hastalıktan gözünü yumduğu sırada altmışına basmamıştı.? -B. Felek.

gözünün bebeği gibi sevmek : çok sevmek.

gözünün çapağını silmeden : sabahleyin uyanır uyanmaz.

gözünün içine baka baka : cesaret ve soğukkanlılıkla.

gözünün önünden geçmek : hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Selma Hanım’ın salonlarında gördüğü tipler birer birer gözünün önünden geçti.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

gözünün önünden gitmemek : bir türlü unutamamak.

gözünün önüne gelmek : bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak, hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Doğduğum köydeki çocukluğum, İstanbul’a gelişimiz, mektep, Avrupa. Hep gözümün önüne geldi.? -Ö. Seyfettin.

gözünün önüne gelmek : hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Mine’nin parçalanmış bedeni gözlerimin önüne geliyor.? -A. Ümit.

gözünün önünü görmemek : sisten, pustan dolayı etrafını görememek.

gözüyle (gözleriyle) tartmak : kim ve ne olduğunu anlamak için dikkatle bakmak. Örnek Kullanım : ?Beni gözleriyle tartarak önümden geçti, sonra geri döndü geldi, oturmakta olduğun tahta sıranın ucuna ilişti.? -O. Kemal.

gözüyle görmek : bir olaya tanık olmak.

gözyaşına boğulmak : çok ağlamak. Örnek Kullanım : ?Kapının ağzında duran kız kardeşim, hayret dolu bakışlarını anneme çevirdikten sonra gözyaşlarına boğularak evden çıktı.? -E. Şafak.

gradosu düşmek : argo itibarı azalmak, derecesi düşmek. Örnek Kullanım : ?Kızda insanlığın ve her türlü kabiliyetlerinin gradosu seneden seneye düşerken, böyle sevginin aslındaki temizlikle devam etmesine imkân yoktu.? -R. N. Güntekin.

granit gibi : güçlü, dayanıklı, sert.

gurbet çekmek : doğup yaşadığı yerleri özlemek.

gurbete (gurbet ele) düşmek : aile ocağından uzak bir yere gitmek.

gurbete çıkmak : doğup yaşanılan yerden uzaklaşmak.

gurk etmek : tavuk kuluçkaya yatmak isterken veya yavrularını çağırırken ?gurk gurk? diye ses çıkarmak.

gurk olmak : kuluçkaya yatmaya hazırlanmak.

gurka yatmak : tavuk civciv çıkarmak için yumurta üzerine oturmak.

gurup etmek : güneş, batmak. Örnek Kullanım : ?Güneş kuru bir kütük ateşi gibi kımıldayan al alevler arasında gurup ediyordu.? -A. H. Müftüoğlu.

gurur duymak : gururlanmak. Örnek Kullanım : ?Bu acıya kendi sebebiyet verdiğini hissetmekten gurur duyuyordu.? -H. E. Adıvar.

gurura kapılmak : büyüklenmek, gururlanmak. Örnek Kullanım : ?Sataşmalarını artırıyor ve yersiz bir gurura kapılıyordu.? -K. Korcan.

gururuna ağır gelmek : kişiliğine zor gelmek, büyüklüğünün zedelendiğini düşünmek.

gururuna dokunmak : kişiliği zedelenmek, onuru kırılmak.

gururunu ayakaltına almak : her türlü fedakârlığı göze alıp ödün vermek, ilkelerden vazgeçmek.

gururunu okşamak : yüzüne karşı değerlerini belirterek bir kimseyi duygulandırmak. Örnek Kullanım : ?Genç, güzel bir kızın kendisinden hoşlandığını görmek, gururunu okşuyor.? -N. Cumalı.

güce sarmak : bir iş güç bir duruma gelmek, güçleşmek.

gücü gücü yetene : haklılığa değil kaba kuvvete veya güce dayanılarak.

gücü kesilmek : kuvveti, takati azalmak. Örnek Kullanım : ?Yavaş yavaş gücüm kesiliyor, işte o zaman ağlamaya başlıyorum.? -N. Eray.

gücü yetmek : eldeki imkânlarla ancak altından kalkabilmek, üstesinden gelebilmek. Örnek Kullanım : ?Zaman zaman, şiirin ne olduğunu elimin erdiği, gücümün yettiği kadar anlatmaya çalıştım.? -O. V. Kanık.

gücüne koşmak : bir sorunun kolay çözümü varken onu güçleştirmek.

güç gelmek : bir şeyin yapılmasında zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmak.

güç mevkide kalmak : içinden çıkılması zor bir durumda bulunmak. Örnek Kullanım : ?Hemen kararını vermekten âciz olan Hasan ne kadar güç bir mevkide kalmıştı?? -O. C. Kaygılı.

güçlüğü (güçlükleri) yenmek : bir güçlüğü, zorluğu ortadan kaldırmak.

güçlük çekmek : 1) maddi açıdan sıkıntı içinde olmak 2) mec. zorlanmak. Örnek Kullanım : ?Cellat bana bu aynanın evveliyatını anlattığında ona inanmakta güçlük çektim.? -İ. O. Anar.

güçlük çıkarmak : bir şeyin gerçekleşmesini engelleyici sebepler ileri sürmek. Örnek Kullanım : ?Ancak çoğu sansür görevlisi de rüşvet alabilmek için güçlük çıkarıyordu.? -M. And.

güçsüz düşmek : gücü yetmemek. Örnek Kullanım : ?Silahlarından birini elinden bırakmış, güçsüz düşmüştür.? -N. Cumalı.

güdük kalmak : 1) büyüyememek, küçük, bodur kalmak 2) mec. bitmemiş, sonuç vermemiş durumda olmak.

gül gibi : çok iyi, çok güzel. Örnek Kullanım : ?Herkes evinin önünü temizlesin, şehir gül gibi olur.? -T. Buğra.

gül gibi bakmak : 1) geçimini para sıkıntısı olmadan sağlamak 2) iyi, temiz bakmak. Örnek Kullanım : Çocuğuna gül gibi bakıyor.

gül gibi geçinmek (yaşamak) : 1) çok iyi anlaşmak, geçinmek 2) pek geniş olmayan bir imkânla rahat, sıkıntısız yaşamak. Örnek Kullanım : ?Allah bereket versin, gül gibi geçiniyorum.? -R. N. Güntekin.

gül üstüne gül koklamamak : bir sevgili üstüne bir ikincisini sevmemek.

güler misin, ağlar mısın! : hem gülünecek hem üzülecek nitelikteki şaşırtıcı olaylar karşısında söylenen bir söz.

gülerken ısırmak : iyilik yapar görünüp kötülük yapmak.

gülle gibi : 1) çok ağır 2) hâlsiz, yorgun argın. Örnek Kullanım : ?Ayakkabılarını giymeden gülle gibi çocukların yanına düştü.? -O. C. Kaygılı.

gülleri yarılmak : çok keyiflenmek. Örnek Kullanım : ?Kahpe karının neredeyse gülleri yarılacaktı.? -O. Kemal.

gülmekten kırılmak (katılmak, yarılmak) : aşırı derecede gülmek. Örnek Kullanım : ?Ahali gülmekten kırılıyordu.? -R. N. Güntekin.

gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz : birinin uygunsuz özellikleri sayılırken bunların öteden beri bilindiğini anlatmak için söylenen bir söz.

gülüp geçmek : umursamamak, aldırış etmemek, üzerinde durmamak. Örnek Kullanım : ?Bizi şimdi böyle görse yine sadece gülüp geçer miydi?? -O. C. Kaygılı.

gülüp oynamak (söylemek) : neşeli, sevinçli, keyifli, güzel vakit geçirmek.

güm güm atmak : kalp heyecanla çarpmak. Örnek Kullanım : ?Göğsünün nasıl güm güm attığını fark eder, ne olur diye meraka düşmekten kendini alamazdı.? -N. Cumalı.

güm güm etmek : derinden yankılı ses olmak, ses çıkmak.

güme gitmek : tkz. 1) anlaşılmamak. Örnek Kullanım : ?Ama sözleri motor gürültüsünün içinde güme gitti.? -H. Taner. 2) boşu boşuna ölmek, hiç uğruna ölmek. Örnek Kullanım : ?Baktım ki güme gideceğim, yavaşça kayığın baş yanına gittim ve kendimi denize salıverdim.? -Halikarnas Balıkçısı. 3)

güme götürmek : anlaşılmasını engellemek. Örnek Kullanım : ?Demagog, kelime oyunu içinde hakikati güme götüren bir hokkabazdır.? -N. F. Kısakürek.

gümleyip gitmek : argo beklenmedik bir zamanda ansızın ölmek. Örnek Kullanım : ?Bütün incelikleri titizlikle gözeten bir kadın olduğu için kırk altı yaşında gümledi gitti annem.? -T. Uyar.

gümrük koymak : engel olmak, kısıtlamak. Örnek Kullanım : ?Yalnız hareketlerime değil, sözlerime de gümrük koyacak.? -R. N. Güntekin.

gümrükten mal kaçırır gibi : yangından mal kaçırır gibi.

gün ağarmak : tan yeri aydınlanmak. Örnek Kullanım : ?Kalın perdenin ardında gün ağarmıştı.? -Y. Atılgan.

gün almak : 1) bir iş görmek için ilgili kişiden bir gün ayırmasını istemek, randevu almak. Örnek Kullanım : Doktordan gün almam gerekir. 2) belirli bir yaşı bitirdikten sonra girdiği yaştan süre almak. Örnek Kullanım : Beş yaşından iki gün aldı.

gün atmak : hlk. 1) davayı ileri bir tarihe bırakmak 2) güneş doğmak. Örnek Kullanım : ?Süleyman kâhya gün atıncaya kadar çadırların arasında dolaştı.? -Y. Kemal.

gün batmak : güneş batmak.

gün doğmak : sabah olmak.

gün eylemek : gün geçirmek. Örnek Kullanım : ?Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola?? -Halk türküsü.

gün geçirmek (öldürmek) : boş şeylerle vakit geçirmek.

gün gibi açık : çok açık, çok belli.

gün görmemek : sıkıntı içinde yaşamak. Örnek Kullanım : ?Üçü de kocadan gün görmemişler, üçü de mazlum ve boynu bükük kadın…? -A. Erhat.

gün kavuşmak : güneş batmak, akşam olmak. Örnek Kullanım : ?Gün kavuşurken Handune’nin de hareket derecesi artmış.? -E. E. Talu.

gün koymak : yapılacak bir iş için gün belirlemek.

gün saymak : herhangi bir iş veya olayın belirlenmiş süresinin sonunu heyecanla beklemek.

gün yemek : hapis cezası almak. Örnek Kullanım : ?Arkadaşım altı ay gün yedi.? -A. Gündüz.

gün yüzü görmemek : 1) güneş ışığından uzakta kalmak, ışık görmemek 2) mec. hiç kullanılmamak, yeni kalmak.

gün yüzü görmemiş (söz, küfür) : 1) hiç kullanılmamış 2) ortalığa çıkmamış 3) çok ağır hakaret içeren.

günah çıkarmak : 1) Hristiyanlar, Tanrı’nın bağışlaması için papaza gidip işlediği günahları anlatmak 2) mec. kötü davranışlarını, suçlarını açıklamak, anlatmak. Örnek Kullanım : ?Sözlerinin ardında sitem vardı ama daha çok günah çıkarıyordu.? -A. Kutlu.

günah işlemek : günah sayılan davranışta bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bedia’yı terk edersem büyük bir günah işlemiş olacağım.? -P. Safa.

günah olmak : yazık olmak. Örnek Kullanım : Bu mala bu kadar para vermek günah olur.

günaha girmek : dinî bakımdan suç sayılan bir iş yapmak. Örnek Kullanım : ?Ben bunu kitaplıkta saklayarak günaha giriyorum.? -S. Birsel.

günahı (günahı vebali) boynuna : ?ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Günahı boynuna, doping de yapıyormuş.? -H. Taner.

günahı kadar sevmemek : sevmemek, nefret etmek. Örnek Kullanım : ?Kışın çok karlı, tipili günlerinden başka günlerini günahı kadar sevmezdi.? -O. C. Kaygılı.

günahını vermez : çok cimri.

güncelliğini korumak : önemini sürdürmek, yitirmemek. Örnek Kullanım : ?Bu sorun hâlâ bütün güncelliğini korumaktadır.? -S. İleri.

güncelliğini yitirmek : süre aşımına uğrayarak önem ve değerini yitirmek. Örnek Kullanım : ?Güncelliklerini yitirdikçe ölen o yazılar gibi şiirler de ölür.? -N. Cumalı.

gündeliğe gitmek : günlük işler yaparak gelir sağlamak. Örnek Kullanım : ?Kör Mustafa bahçelerde çalışır, gündeliğe gider, sarnıç sıvar, dam aktarır, kuyu kazar.? -S. F. Abasıyanık.

gündeme almak : bir kurul toplantısında görüşülecek konuları bir listeyle belirlemek.

gündeme getirmek : 1) bir toplantıda bir konuyu tartışmak, görüşmek için önermek 2) mec. bir konuya güncellik kazandırmak.

gündüz külahlı, gece silahlı : gerçekte iyi olmadığı hâlde iyi gibi görünen kimseler için kullanılan bir söz.

güneş açmak : güneş bulutlardan sıyrılıp görünmek. Örnek Kullanım : ?Batum’da yağmur kırk gün kırk gece yağsa da güneş bir açtı mı, çakıl taşı döşeli sokaklar saniyesinde kuruyuverir.? -N. Hikmet.

güneş batmak : gün sonunda, güneş ufukta kaybolmak. Örnek Kullanım : ?Akşam iyice yaklaşmış, güneş batmaya yüz tutmuştu.? -O. C. Kaygılı.

güneş çarpmak : sıcak havada güneş altında çok kalmaktan hasta olmak.

güneş çavmak : hlk. güneş yayılmak, güneş doğmak.

güneş doğmak : sabahleyin güneş ufuktan yükselmek.

güneş görmek : güneş ışığından yararlanır durumda olmak. Örnek Kullanım : ?Balık beslenen havuz mutlaka güneş görmelidir.? -İ. H. Baltacıoğlu.

güneşe karşı işemek : kaba saygı gösterilmesi gereken şeylere saygısızlık göstermek.

güneşi üzerine doğdurmamak : güneş doğmadan önce yataktan kalkmak. Örnek Kullanım : ?Ömrübillah güneşi üzerine doğdurmamış olmakla övünüyor.? -H. Taner.

güneşin alnında (altında) : güneşin yakıcı ışınları altında.

günlerden bir gün : herhangi bir gün, önceden belli olmayan bir gün, vaktiyle. Örnek Kullanım : ?Günlerden bir gün bu güzel gemilere binme nasip oldu.? -B. R. Eyuboğlu.

günleri gece olmak : çok kederlenecek bir durum içinde bulunmak.

günleri sayılı olmak : 1) ölümü yakın olmak 2) bir yerde kalmak için ancak birkaç günü bulunmak.

günlük güneşlik görünmek : sıkıntısız, sorunsuz, huzur ortamında bulunmak.

günlük tutmak : her gün yaşananları, olayları ve anıları bir deftere yazmak. Örnek Kullanım : ?Şimdiye kadar günlük tutmadım, olanı biteni kaydetmediğim için birçok şeyi unuttum.? -İ. Aral.

günü dolmak : 1) önceden belirlenmiş bir süreyi tamamlamak 2) ömrünü tamamlamak, eceli gelmek. Örnek Kullanım : ?Benim tavukların günü daha dolmamışsa suçlu olan ben miyim?? -Z. Selimoğlu. 3) hamilelikte çocuğun olması gereken süreyi tamamlamak, doldurmak.

günü gününe uymaz : her zaman aynı durumda bulunmaz, kararsız.

günü kurtarmak : günün ağır koşullarını ve engellerini bir biçimde atlatmak. Örnek Kullanım : ?Gelecek insanın mutluluğu için günümüzü kurtarmak hangi babayiğidin harcıdır?? -M. C. Anday.

günü yetmek : 1) ölüm zamanı gelmek 2) gebe için doğum vakti gelmek.

gününü (günlerini) saymak (beklemek) : kurtulamayacak hasta son günlerini yaşamak.

gününü doldurmak : bir işin sona ermesi için gereken süreyi tamamlamak. Örnek Kullanım : ?Hele günümü doldurup çıkayım, ben ona gösteririm. Onu gebertmezsem anam avradım olsun, derdi.? -Halikarnas Balıkçısı.

gününü görmek : 1) kötü bir sonla karşılaşmak, cezaya çarptırılmak 2) çocuklarının iyi, mutlu günlerini görmek 3) aybaşı görmek.

gününü göstermek : tehdit yollu cezalandırmak.

gününü gün etmek : hiçbir şeyi dert edinmeyip gününü hoş geçirmek. Örnek Kullanım : ?Sevmek, sevilmek, eğlenip yan gelmek, çubuğunu yakıp gününü gün etmek mi?? -H. Taner.

güreş etmek (tutmak) : güreşmek. Örnek Kullanım : ?Daha bir hafta evvel koruda güreş ederek onu yere yıkmıştı.? -P. Safa.

gürleyip gitmek : beklenmedik bir zamanda ansızın ölmek. Örnek Kullanım : ?Huri’nin anası, doğurduktan sonra bir tifo hastalığında gürleyip gitmişti.? -N. Nâzım.

gürültü bastırmak : gürültüden daha güçlü ses çıkarıp onu etkisizleştirmek. Örnek Kullanım : ?Barın bütün gürültüsünü bastıran kahkahaları bundan sonra başladı.? -N. Cumalı.

gürültü çıkarmak (etmek, koparmak, yapmak) : 1) düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Karanlıkta bana çarpıp da gürültü yapmamaya dikkat ederek kapıyı açtım.? -H. C. Yalçın. 2) kavga, karışıklık, tartışma çıkarmak.

gürültü çıkmak : kavga, tartışma, karışıklık olmak. Örnek Kullanım : ?Bir gürültü çıkarmadan buradan gidiniz…? -H. R. Gürpınar.

gürültüye gelmek : bir iş, bir düşünce vb. telaş ve karışıklığa rastlayarak ilgi çekmemek, üzerinde durulmamak.

gürültüye getirmek (boğmak) : 1) bir işi, bir düşünceyi telaş ve karışıklık yüzünden ilgi çekmez duruma getirmek 2) söz kalabalığından, karışıklıktan yararlanarak istediğini elde etmek.

gürültüye gitmek : telaş ve karışıklığa rastlayarak değeri anlaşılmayıp unutulmak.

gürültüye pabuç bırakmamak : tkz. patırtıya pabuç bırakmamak.

güven duymak (beslemek) : güvenmek, inanmak.

güven kazanmak : kendisine inandırmak.

güven vermek : güven duygusu uyandırmak, itimat telkin etmek.

güvence altına almak : koruma sorumluluğunu üstlenmek.

güvence vermek : 1) bir anlaşmada taraflardan biriyle ilgili olarak sorumluluğu yüklenmek, inanca vermek, teminat vermek, garanti vermek 2) bir sorumluluk karşılığı olarak para vb. ortaya koymak, inanca vermek, teminat vermek, garanti vermek.

güvenceye bağlamak : güvence altına almak.

güvendiği dağlara kar yağmak (güvendiği dal elinde kalmak) : yardım ve yarar beklediği kimse, yer veya şeyden iyilik gelmemek.

güveni sarsılmak : güveni kalmamak.

güvenmelik vermek : bir kimseye pazarlığında anlaşılmış bir paranın küçük bir bölümünü önceden vermek, kapora vermek.

güvenoyu almak : hükûmetin tutumu milletvekilleri tarafından onaylanmak.

güvenoyu vermek : hükûmetin tutumu ile ilgili olarak milletvekilleri tarafından olumlu oy kullanılmak.

güvensizlik duymak : güvenmemek. Örnek Kullanım : ?Dikkatle dinlemiyordu bu haberleri. Aksine gittikçe artan bir güvensizlik duyuyordu söylenen sözlere.? -N. Cumalı.

güveyi girmek : 1) erkek, evlenmek. Örnek Kullanım : ?Kostüm yeni, potinler yeni, gömlek yeni. Güveyi mi giriyorsun çapkın?? -P. Safa. 2) iç güveyisi girmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir