H Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları



H harfi ile başlayan deyimler ve anlamları kısa açıklamaları ile birlikte bu yazımızda.


(…) hakkı tanımak : izin vermek. Örnek Kullanım : ?Saliha, anneye çocuğunu haftada iki kere görme hakkı tanıyan kararı yazdırıyor.? -A. Kulin.

(…) hâlini almak : herhangi bir duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Bu hastalık korkusu onda, hayatı kendine zehreden tehlikeli bir psikoz hâlini almıştı.? -M. Ş. Esendal.

(…) hükmünde olmak : 1) değerinde olmak. Örnek Kullanım : Kaynata, baba hükmündedir. 2) yerinde olmak, yerine geçmek.

(bir işin) hamallığını etmek (yapmak) : bir işin önemsiz fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak. Örnek Kullanım : ?Yok, yok! Sizi kimse hamallık etmeye bırakmaz.? -N. F. Kısakürek.

(bir işten) hariç olmak : o işin içinde olmamak.

(bir şey birine) haram olmak : bir şeyden gereği gibi yararlanamamak. Örnek Kullanım : ?Yanında oturup iki laf etmek haram oldu bize.? -M. İzgü.

(bir şey) haritada olmak : göz önünde bulundurulması gerekmek.

(bir şey) hava almak : içine hava girmek.

(bir şeyde) hayır kalmamak : işe yarar durumu kalmamak, artık işe yaramaz olmak. Örnek Kullanım : ?Bir iki yıla varmaz, ne evden ne eşyadan hayır kalır.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir şeyden) hayır görmemek : bir şey kendisine yararlı olmamak. Örnek Kullanım : ?Ne o, ne ben bu seçimlerimizin hayrını görmüştük!? -H. F. Ozansoy.

(bir şeyden) hayır yok : ?bir şey yararlı değil? anlamında kullanılan bir söz.

(bir şeye) haciz koymak : borçlunun malına el koymak. Örnek Kullanım : ?Ya parayı verirsiniz ya da haciz korum.? -B. Felek.

(bir şeye) hasret bırakmak : gerektiği anda bir şeyin yokluğunu hissettirmek. Örnek Kullanım : ?Kış günü, çoluğu çocuğu battaniyeye hasret bırakıp hepsini topladım, balkonda yattım.? -M. İzgü.

(bir şeye) hayat vermek : canlılık vermek, canlandırmak.

(bir şeyi birine) haram etmek : o şeyden umulan yarar ve rahatı tattırmamak.

(bir şeyi) hazır etmek : hemen kullanabilecek duruma getirmek.

(bir şeyi) hedef almak : 1) nişan almak 2) ulaşılmak istenen amaca göre davranmak 3) bir kimseyi, bir yeri yıpratmak, eleştirmek amacıyla karşısına almak.

(bir şeyi) hesaba almak : göz önünde bulundurmak, işini yürütürken o şeyi de düşünmek.

(bir şeyi) hesaptan düşmek : hesaptan, borçtan, alacaktan indirmek, çıkarmak.

(bir şeyi) hurdaya çevirmek : işe yaramaz duruma getirmek.

(bir şeyin) hastası olmak : bir şeye çok düşkün olmak.

(bir yerde) hazır bulunmak (olmak) : 1) bir yerde var olmak, kendi bulunmak 2) bir şeyi hemen yapabilecek durumda olmak.

(bir yerin, bir şeyin) havasını teneffüs etmek : 1) içinde hissetmek 2) ortamı yaşamak. Örnek Kullanım : ?Orada insanlığın, faziletin, sevginin havasını teneffüs edeceğiz.? -O. S. Orhon.

(biri) hava almak : 1) açık havada gezmek. Örnek Kullanım : ?Biraz hava almak için niye Hürriyet tepesine kadar bir gezinti yapmasınlar?? -A. Gündüz. 2) argo umduğunu bulamamak, hiçbir şey kazanmamak 3) ferahlamak, açılmak, hoş vakit geçirmek. Örnek Kullanım : ?Hava alalım diye beni bir akşam bir

(birinde birinin) havası olmak : o kimseye benzemek, o kimseyi hatırlatmak. Örnek Kullanım : Onda babasının havası var.

(birinde) hoşafın yağı kesilmek : söyleyecek söz, verecek karşılık veya yapacak bir şey bulamayacak bir duruma düşmek.

(birine göre) hava hoş : ?bir şeyin olmasıyla olmaması arasında fark yok? anlamında kullanılan bir söz.

(birine) haddini bildirmek : sert bir karşılıkla uslandırmak, yola getirmek, cezalandırmak. Örnek Kullanım : ?Pestil gibi yerlerde uzandığıma bakma, anam, ben şu huysuza haddini bildirirdim.? -N. Hikmet.

(birine) hak vermek : birinin düşüncesini, davasını, iddiasını doğru bulmak. Örnek Kullanım : ?Annem de ağzının içinde sessizce söylenmeye koyulduğunda ona da hak vermiyordum.? -A. Kutlu.

(birine) hayatı cehennem etmek : büyük üzüntü ve sıkıntı vermek. Örnek Kullanım : ?En yakınlarından başlayarak herkese hayatı cehennem ettiği de doğrudur.? -M. Mungan.

(birine) hor bakmak : değersiz saymak, değer vermemek.

(birini) hacı bekler gibi beklemek : büyük bir sabırsızlıkla beklemek.

(birini) haraca kesmek : zorbalıkla para koparmak veya çıkar sağlamak.

(birini) helalliğe almak : biriyle evlenmek.

(birini) hırs basmak : hırslı duruma gelmek.

(birini) hor tutmak : birine karşı küçümseyici, incitici davranışlarda bulunmak.

(birini) hoş tutmak : birine iyi ve sevecenlikle davranmak.

(birini, bir şeyi) hor görmek : bir kimseye değersiz gözle bakmak. Örnek Kullanım : ?Çenelileri hor görmemeliyiz, gereğinde söze atılmak, konuşmak hatta epeyce konuşmak suspus oturmaktan yeğdir.? -N. Uygur.

(birini, bir yeri) haraca bağlamak : bir kimseyi belli zamanlarda kendisine belli miktarda para vermeye zorlamak.

(birinin veya bir şeyin) hasretini çekmek : 1) çok özlemek. Örnek Kullanım : ?Ben dört sene onun hasretini çektim.? -A. Gündüz. 2) mec. gereksinim duyduğu şeyi elde edememenin üzüntüsü içinde bulunmak. Örnek Kullanım : Dünya, barışın hasretini çekiyor.

(birinin) harcı olmamak : bir iş, birinin yapabileceği nitelikte olmamak. Örnek Kullanım : ?Gitmeyin, uzaktan davulun sesi hoş gelir, yazı yaban, sizin harcınız değil, dedik.? -O. Kemal.

(birinin) hatırı için : bir kimsenin, gönlü hoş olsun diye. Örnek Kullanım : ?Ama bunca eziyete sırf oğlunun hatırı için katlandığına emin değildi artık.? -A. Kulin.

(birinin) hatırı kalmak : gücenmek, kırılmak. Örnek Kullanım : ?Eve geldiğiniz, gittiğiniz, bir yerde rastlaştığımız zaman elimi saygıyla öpmezseniz hatırım kalır.? -N. Hikmet.

(birinin) hatırından çıkmamak : sevdiği, saydığı birinin isteğini reddetmeyip gönlünü kırmaktan çekinmek.

(birinin) havası olmak : bir kimsenin albenisi veya cana yakınlığı olmak.

(birinin) hesabına gelmek : yararına uygun, elverişli olmak.

(birinin) hışmına uğramak : birinden zulüm görmek.

(birinin) hoşuna gitmek : beğenmek. Örnek Kullanım : ?Zamanları yararak hatta zamanı geriye doğru sürerek kendisini bulmam hoşuna gitmişti.? -A. Kabaklı.

(birinin) huyuna suyuna gitmek : birini kızdırmayacak veya ürkütmeyecek biçimde uysalca davranmak, alışkanlıklarına, isteklerine uygun davranışlarda bulunmak.

(biriyle) hesabı kesmek : alışverişi veya ilgiyi kesmek. Örnek Kullanım : ?Bu hırsızın hesabını kesip kanunun pençesine teslim etmeliyiz.? -R. H. Karay.

(her biri başka bir) hava çalmak : her biri, birbiriyle çelişen, birbirine uymayan davranış ve düşüncede bulunmak.

… hâline gelmek : gibi olmak.

ha babam (ha) : 1) karşısındakinin çabasını artırmak için kullanılan bir söz 2) sürekli olarak, durmadan. Örnek Kullanım : ?Camın arkasında oturmuş, ha babam fatura damgalayıp para üstü veriyor.? -E. Şafak. ?Yirmi iki delikanlı kan ter içinde ha babam ha koşuyorlar.? -N. Hikmet.

ha babam de babam : durmaksızın, sürekli.

ha bire : durmadan, ara vermeden, arka arkaya, sürekli olarak. Örnek Kullanım : ?Etrafında, bir kolayını bulup dışarıya sızanlardan birkaç kişi ha bire ellerinden öpüyor.? -N. F. Kısakürek.

ha bugün ha yarın : neredeyse, kısa bir süre içinde. Örnek Kullanım : Ha bugün ha yarın gelecek diye bekliyorlar.

ha deyince : istenilen anda.

ha gayret : kuvvet vermek, cesaretlendirmek, yardım etmek için söylenen bir söz.

ha Hoca Ali ha Ali Hoca : değişik gibi gösterilen iki şeyin, gerçekte aynı olduğunu anlatan bir söz.

ha şöyle : yapılan bir işin beğenildiğini anlatan bir söz.

ha şunu bileydin : tkz. ?bunu çoktan anlaman, bilmen gerekirdi? anlamında kullanılan bir söz.

habbesi kalmadı (yok) : ?kalmadı, bitti, tükendi? anlamında kullanılan bir söz.

habbeyi kubbe yapmak : önemsiz bir şeyi abartmak. Örnek Kullanım : ?Arkadaşım İrfan’ın habbeyi nasıl kubbe yaptığını çok iyi bilirim.? -O. C. Kaygılı.

haber almak : kendisine bildirilmek, öğrenmek, bilgi edinmek. Örnek Kullanım : ?Sizden haber almayalı bir seneden fazla oldu.? -P. Safa.

haber atlamak : gazetecilikte bir haberi vaktinde yayımlayamamak.

haber çıkmamak : biri veya bir şey için beklenen bilgi gelmemek.

haber geçmek : teleks, telefon vb. ile bilgi iletmek.

haber göndermek : herhangi bir araçla bildirmek. Örnek Kullanım : ?Kayıkları olmayanlar mahalledeki en alışık oldukları kira sandallarına haber gönderirler.? -A. Ş. Hisar.

haber patlatmak : çok önemli bir haberi ilk kez açıklamak. Örnek Kullanım : ?Bu haberi patlatacak olan gazete en az bir hafta gündemi belirlemiş olacak.? -A. Ümit.

haber salmak (yollamak) : haber göndermek. Örnek Kullanım : ?Ben bu sevdadan vazgeçmez iken / Gizli gizli haber salıp durmasın? -Halk türküsü.

haber uçurmak : gizlice haber göndermek.

haber vermek : 1) bildirmek, haber ulaştırmak. Örnek Kullanım : ?O evlerin ısıtılacağını, akşama sıcak yemek yapılacağını, evlerin ıssız olmadığını haber verirdi.? -A. Kutlu. 2) bir durumun, bir olayın belirtisi olmak. Örnek Kullanım : ?Günlerden beri artan iştahsızlık ve derin yorgunluk fen

haberden haber vermek : tkz. bir kimse veya bir konuda bilgi istemek.

haberi olmak : bilgisi olmak, bilmek. Örnek Kullanım : ?Annesinin bir şeyden haberi olmadığı için hemen söze karıştı.? -A. Gündüz.

haberin olsun! : birine herhangi bir konuda uyarıda bulunmak için söylenen bir söz.

haberli olmak : öğrenmiş olmak, haber almış bulunmak. Örnek Kullanım : ?En yeni teknolojik bilgilerden haberli oluyorlar.? -T. Uyar.

hacamat etmek : 1) hacamat yoluyla kan almak 2) argo hafifçe yaralamak.

hacet dilemek : istekte bulunmak. Örnek Kullanım : Artık ne hacet dilese, ne murat etse oluyor.

hacet görmek : 1) gerekli bulmak, gerekli saymak. Örnek Kullanım : ?Kendi kuvvetlerini ve yiğitliklerini söylemeye, vaka ile tespit etmeye hacet görmüyorlar.? -H. E. Adıvar. 2) tuvalete gitmek 3) alışveriş yapmak.

hacet kalmamak : gereği olmamak. Örnek Kullanım : ?Lakin zora hacet kalmadı.? -R. H. Karay.

hacet yok : ?gerekliği yok, gerekli değil, istemez? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Hiç üzülmeyin, yemin etmenize de hiç hacet yok.? -A. Ş. Hisar.

hacetini yapmak (görmek) : küçük veya büyük abdestini yapmak.

hacıağalık etmek : gereksiz yere, gösteriş için bol para harcamak.

hacir altına almak : 1) kısıtlamak. Örnek Kullanım : ?Mümkün olduğu kadar uzun zaman devam etmesi için onu âdeta hacir altına almıştık.? -R. N. Güntekin. 2) huk. hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal

haç çıkarmak : Hristiyanlar, sağ ellerini alın, karın, iki omuz başı ve göğüs hizasına götürerek haç biçiminde tapınma işaretini yapmak, istavroz çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Beraber eski kilise harabesine girdiler, kadın burada haç çıkardı.? -R. H. Karay.

haddeden geçirmek : 1) madenleri tel durumuna getirmek için haddeyi kullanmak 2) mec. en küçük ayrıntısına kadar incelemek, dikkatle araştırmak.

haddi hesabı yok : sayılamayacak kadar çok, sınırsız, ölçüsüz. Örnek Kullanım : ?Çocuklara yemiş getirenin haddi hesabı yok.? -H. R. Gürpınar.

haddi mi (haddine mi düşmüş) : ?onun bunu yapmaya yetkisi veya yeteneği yoktur? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Haddine mi düşmüş senin, saçımın teline bile ulaşamazsın.? -R. H. Karay.

haddikifayeyi bulmak : yeterince olmak.

haddini aşmak : ölçüyü kaçırmak, aşırı gitmek. Örnek Kullanım : ?Elverir ki insanı insan eden bu kuvvet, haddini aşmasın ve delilik çapına varmasın.? -N. F. Kısakürek.

haddini bilmek : kendi değer ve yeteneğini olduğundan üstün görmemek. Örnek Kullanım : ?Kişi haddini bilmeli de kendine yakışacak sevdalara düşmeli.? -N. Ataç.

hadım etmek : 1) kısırlaştırmak 2) mec. köreltmek, önemini azaltmak. Örnek Kullanım : ?Bugün Batı dünyasında sanatı, tüketim toplumu modelinin yararına olmak üzere hadım etme çabalarına rastlanmakta.? -A. Cemal.

hadi canım sen de : haydi canım sen de.

hadi oradan : haydi oradan.

hadise çıkarmak : olay çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Gürültü etmeden, iz bırakmadan, hadise çıkarmadan çalışıyorlar, arılar gibi.? -E. M. Karakurt.

hafakanlar basmak (boğmak) : sıkıntıdan bunalmak.

hafızayı yoklamak : hatırlamaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Hafızamı yokluyorum, bu imza ile karşılaştığım gün, yirmi yılın gerisinde.? -Y. Z. Ortaç.

hafif atlatmak : kötü bir durumdan çok az bir zararla kurtulmak.

hafif gelmek : 1) ağırlığı fazla olmamak. Örnek Kullanım : ?Çok hafif geldiği için düvene ağır bir taş oturtmuşlardı.? -R. Enis. 2) mec. önemsiz görmek, değer verilmemek.

hafife almak : küçümsemek, önemsememek. Örnek Kullanım : ?İnsanları hafife almanın bedelini ağır ödedim.? -E. Şafak.

hafiflik etmek : yakışıksız bir davranışta bulunmak veya söz söylemek.

hafiften almak : önemsiz bulup üzerine düşmemek, yeterince ilgilenmemek.

hafta sekiz, gün dokuz : ?tedirgin edercesine sık sık? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : O, hafta sekiz, gün dokuz bizdedir!

hah şöyle : ha şöyle. Örnek Kullanım : Hah şöyle, biraz kendini göster!

hak (hakkını) yemek : başkalarının hakkını vermemek. Örnek Kullanım : ?Hem benden haber bekleyen okuyucularımın hakkını yiyor, öteki genç okuyucularımın kalbini kırıyorum.? -O. V. Kanık.

hak etmek : 1) bir emek karşılığı hakkı olan şeyi elde etmek, hak kazanmak. Örnek Kullanım : ?Mutlu, başarılı, kendine güvenmeyi hak etmiş birisi.? -T. Buğra. 2) layık olduğu kötü karşılığı almak 3) bir başarı dolayısıyla ödüllendirilmek. Örnek Kullanım : ?Kadın dergileri bizi göklere çık

Hak getire : ?yoktur, bulunmaz, ne arar? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Senin gibi yakışıklı değildi. Boy bos desen Hak getire.? -E. Şafak.

hâk ile yeksan etmek (olmak) : 1) yapı, şehir vb. için temelinden yıkıp harap etmek, bütünüyle ortadan kaldırmak veya kalkmak 2) yapı, şehir vb. için temelinden yıkıp harap olmak, bütünüyle ortadan kaldırmak veya kalkmak.

hak kazanmak : emeğin karşılığını alabilecek duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmaya hak kazanamamıştır.? -A. H. Müftüoğlu.

hakaret görmek : ağır veya küçültücü davranış görmek, aşağılanmak. Örnek Kullanım : ?Hakkı da var, tecavüze uğramayan, hakaret görmeyen kalmıyor.? -A. Gündüz.

hakaret saymak : bir sözü veya davranışı hakaret olarak kabul etmek.

hakikatsiz çıkmak : yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamak. Örnek Kullanım : Dost bildiğim insan hakikatsiz çıktı.

hakir görmek : önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, küçük görmek, hor görmek.

hakkı geçmek : 1) birinin payından başkası almış olmak 2) birinde veya bir şeyde emeği olmak. Örnek Kullanım : ?Hemen hanım teyzemin elini öpmeye gideyim, dedim. Az hakkı mı geçmiştir bana?? -H. R. Gürpınar.

hakkı olmak : 1) payı, alacağı, hissesi olmak 2) sözünde, düşüncesinde, iddiasında haklı olmak.

hakkı ödenmemek : birinin iyiliklerine, emeklerine karşılık olarak ne yapılsa az olmak.

hakkı var : ?doğru düşünüyor, doğru söylüyor, doğru davranıyor? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Hakkınız var dağ, çöl ve deniz hasreti dinmez hasretlerdenmiş.? -R. H. Karay.

Hakkın rahmetine kavuşmak (Hakka kavuşmak, Hakka yürümek) : ölmek. Örnek Kullanım : ?Hüsmen Hakk’a kavuştu diye mırıldandı.? -R. H. Karay.

hakkından gelmek : 1) zor bir işi başarı ile sona erdirmek. Örnek Kullanım : ?Büyük kızı kocaya kaçtığı zaman küçükleri on iki dönüm tarlanın hakkından gelecek kadar yetişkindiler.? -N. Cumalı. 2) yenmek, öç almak veya cezasını vermek. Örnek Kullanım : ?Anlaşılan Cemal Paşa’nın bu işe yarar bir

hakkını aramak : hakkı olduğuna inandığı şeyi elde etmeye çalışmak.

hakkını helal etmek : hakkını, emeğini bağışlamak. Örnek Kullanım : ?Bu bahtiyar hanımcağızı sordular, iyi biliriz, dedik, hakkımızı helal ettik.? -M. Ş. Esendal.

hakkını vermek : 1) gereğini bütün olarak yerine getirmek. Örnek Kullanım : Bu yemeğin hakkını vermişsin. 2) birinin çalışmasının karşılığını gereğince değerlendirmek. Örnek Kullanım : O öğretmen, öğrencilerin her zaman hakkını verir.

haklı bulmak : davasını, iddiasını, düşüncesini, davranışını doğru bulmak, yerinde görmek. Örnek Kullanım : Müdür onu haklı buldu.

haklı çıkmak : davasının, iddiasının, düşüncesinin veya davranışının doğru olduğu anlaşılmak. Örnek Kullanım : Bu tartışmada o haklı çıktı.

haksız bulmak : bir iddiayı, düşünceyi, davranışı doğru ve yerinde bulmamak.

haksızlığa uğramak : adalete aykırı bir duruma düşmek, haksızlıkla karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Gücenik, haksızlığa uğramaktan bezmiş gibi susuyor.? -İ. Aral.

hâl hatır (hâlini hatırını) sormak : bir kimseye ?nasılsınız, ne durumdasınız? anlamında nezaket sorusu yöneltmek. Örnek Kullanım : ?Karşılıklı oturdular, hâl ve hatır sordular, sonra sustular.? -R. H. Karay. ?Rapor almışsa, çiçekler, kolonyalar getirir, hâlimizi hatırımızı sorar, moral verir.? -M. İzg

hâlâ o masal : ?hep aynı söz, aynı düşünce, davranış veya sorun? anlamında kullanılan bir söz.

halay çekmek (tepmek) : halay oyunu oynamak. Örnek Kullanım : ?Erkekler dışarıda halay çekip tabanca atarken kadınlar Zekiye’yi getirip ortaya oturttular.? -L. Tekin.

hâlden anlamak (bilmek) : bir kimsenin içinde bulunduğu güç durumu anlayarak sezip anlayış göstermek. Örnek Kullanım : ?Kız hâlden anlamış olacak ki iki kere daha ikramda bulundu.? -R. Erduran.

hâle yola koymak : iyi bir düzen vermek, tertiplemek. Örnek Kullanım : ?Ben avukatımla Baba meselesini bir hâle yola sokmaya uğraşırken Hacı Ömer ile Müftü arasında epeyce şiddetli bir kavga çıktı.? -R. N. Güntekin.

halebi orada ise arşın burada : bir iddia veya söz abartılı bulunduğunda kanıtını istemek için kullanılan bir söz.

halef selef olmak : biri ötekinin makamını almak, yerine geçmek.

halel gelmek : bozulmak, zarara uğramak. Örnek Kullanım : ?İsterdim ki saçlarının rengine, dişlerinin parıltısına ve gözlerinin güzelliğine halel gelmemiş olsun.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

halel getirmek : zarar vermek. Örnek Kullanım : ?Son nefesine kadar devlet adamı saygınlığına halel getirmeyen böyle bir metanet örneği olmuştu.? -H. Taner.

halel vermek : bozmak, sarsmak. Örnek Kullanım : ?Yeni mahalleler ayrı yerlerde şehrin tarihî kıymetine halel vermemek üzere inşa olunmaktadır.? -F. R. Atay.

haleldar etmek : bozmak, sarsmak. Örnek Kullanım : ?Haysiyetli bir şahsiyetin şeref hakkı haleldar edilemez.? -M. C. Anday.

halı altına süpürmek : çözümlenemeyen sorunların görüşülmesini ertelemek, gözden uzak etmek.

hâli (hâlleri) duman olmak : argo kötü duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Anası da artık eskisi gibi çamaşıra falan gidemediğinden hâlleri dumandı.? -H. Taner.

hâli harap olmak : bitkin, perişan olmak, kötü duruma düşmek. Örnek Kullanım : Sınıfı geçmezse hâli haraptır.

hâli kalmamak : gücü, takati, eski durumu olmamak. Örnek Kullanım : ?Ama nasıl kurtulacaktı? Kuvveti bitmiş, kımıldayacak hâli kalmamıştı.? -Ö. Seyfettin.

hâli tavrı yerinde : durumu, görünüşü, davranışı düzgün.

hâli üzere : olduğu gibi. Örnek Kullanım : ?Fakat bir zaman sonra tabiata karşı uğraşmanın nafileliğini anlayarak her şeyi hâli üzere bırakmıştı.? -R. N. Güntekin.

hâli vakti yerinde : paraca durumu iyi, zengin. Örnek Kullanım : Bu adamın hâli vakti yerinde.

hâline bakmamak : kendisinin ne durumda olduğunu düşünmeden gücünü aşan işlere kalkışmak. Örnek Kullanım : ?İhtiyar bunak, hâline bakmıyor da neler söylüyor.? -M. Ş. Esendal.

hâline köpekler bile güler : tkz. çok kötü bir duruma düşenler için kullanılan bir söz.

halka inmek : halkın anlayışı ve görüşü düzeyinde olmak.

halka olmak : bir çember biçiminde dizilmek. Örnek Kullanım : ?Alevlerin etrafında halka olduk ve konuştuk.? -H. E. Adıvar.

hallaç pamuğu gibi atmak : toplu durumda bulunan kişi veya nesneleri darmadağın etmek.

hâllenip küllenmek : kendi imkânlarıyla iyi kötü geçinip gitmek, kendi yağıyla kavrulmak.

hallihamur olmak : içinde bulunduğu koşullara uymak. Örnek Kullanım : ?Suyun, toprağın, gözyaşının ve insan kanının hallihamur olduğu bu Anadolu toprağı susar mı?? -A. Gündüz.

halt etmek : tkz. uygunsuz bir söz söylemek, uygunsuz davranmak, uygunsuz bir iş yapmak. Örnek Kullanım : ?İşlerim var. Sen de peşime takıl benimle in, sonra ne halt edersen et.? -A. Kulin.

halt karıştırmak : tkz. halt etmek. Örnek Kullanım : ?Şu kendisine üç saniye gibi gelen bir saat on beş dakika zarfında ne halt karıştırmıştı.? -S. F. Abasıyanık.

halt yemek : tkz. halt etmek. Örnek Kullanım : ?On beş yaşında bu haltları yerse yirmi yaşına geldiği zaman ne yapacak?? -R. N. Güntekin.

halvet olmak : birisi veya birileriyle yalnız görüşmek amacıyla içeriye başkasını veya başkalarını almamak.

ham çıkmak : kavun, karpuz olgunlaşmamak.

ham hum etmek : belirsiz, önemsiz, boş birtakım sözler söylemek.

ham hum şorolop : düzenle veya el çabukluğu ile yapılan, kimsenin akıl erdiremediği iş.

hamam gibi : pek sıcak. Örnek Kullanım : ?Bugün deniz hamam gibidir değil mi?? -B. Felek.

hamamcı olmak : argo boy abdesti alması gerekmek.

hamamın namusunu kurtarmak : görünüşünü kurtarmaya yönelen birtakım yetersiz çarelere başvurarak kötü bilinen bir yere onur kazandırmaya çalışmak.

hamle etmek (yapmak) : 1) atılmak, saldırmak. Örnek Kullanım : ?Sinir içindeki kadına o anda hamle etme aptallığını da yapmış ve tokadı yemiş.? -R. Erduran. 2) önemli bir işe girişmek, bir işte başarı sağlamak için çaba harcamak.

hamur açmak : yoğrulmuş hamuru inceltip yufka durumuna getirmek.

hamur gibi : 1) yorgunluktan eli ayağı tutmayan 2) çok pişip bulamaç durumuna gelen (yiyecek).

hamur tutmak : hamur hazırlamak.

han gibi : gereğinden çok geniş olan (yer).

han hamam sahibi (olmak) : malı mülkü çok, varlıklı kimse (olmak).

han kapısından teğelti atmak : defetmek, kovmak. Örnek Kullanım : ?Bir adamı hiç sormadan, etmeden böyle han kapısından teğelti atar gibi kolundan tutup fırlatınca içinde bir üzüntü kalır.? -M. Ş. Esendal.

hangar gibi : çok büyük ve geniş (yer) anlamında kullanılan bir söz.

hangi peygambere kulluk edeceğini şaşırmak : kimin sözünü yerine getireceğini bilemeyerek şaşkınlık içinde kalmak.

hani yok mu : dikkati arkadan gelen söze çekmek için söylenen bir söz.

hant hant ötmek : bir şeye aşırı istek duymak.

hanumanını yıkmak : ocağını yıkmak, evini barkını dağıtmak. Örnek Kullanım : ?Bu oğlan hanumanımı yıkar benim, derdi.? -R. N. Güntekin.

Hanya’yı Konya’yı anlamak (bilmek, görmek) : bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, akıllanmak.

hap etmek : yemek, yutmak.

hapı yutmak : tkz. kötü bir duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Gideceğimiz kasabada iki yazlık sinema varsa hapı yutmuşuzdur.? -S. F. Abasıyanık.

hapis giymek : hapis cezasına çarptırılmak.

hapis kalmak : 1) mahkûm olarak hapiste yatmak 2) bir yere çıkamaz, gidemez durumda olmak. Örnek Kullanım : ?Bu köprünün yol vermeyişinden dolayı, Haliç’te yıllar boyu hapis kalan gemiler oldu.? -A. Boysan.

hapis yatmak : hükümlü olduğu süreyi hapishanede geçirmek. Örnek Kullanım : ?Adamcağız hem hapis yatacak hem dayak yiyecek.? -A. Gündüz.

hapishane kaçkını gibi : kılık kıyafetine dikkat etmeyen (kimse).

hapislerde çürümek : çok uzun süre hapiste kalmak. Örnek Kullanım : ?İşinden atıldığını, hapislerde çürüdüğünü, çocuklarının perişanlığını gördü.? -M. İzgü.

har vurup harman savurmak : Düşüncesizce ve hesapsızca harcamak, bol bol harcayıp tüketmek.

haraç mezat satmak : açık artırma ile satmak.

haraç yemek (almak) : başkasının sırtından geçinmek.

haram yemek : toplumun gelenek ve göreneklerine veya dinî kurallarına aykırı olarak bir şeyi kendi yararına kullanmak, sahiplenmek.

harama uçkur çözmek : nikâhsız olarak cinsel ilişkide bulunmak.

harap düşmek : kötü bir durumla karşı karşıya kalmak. Örnek Kullanım : ?Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.? -Atatürk.

harar gibi : içine çok şey alabilen, geniş, büyük (eşya).

hararet basmak : 1) çok susamak 2) vücut ısısı artmak.

hararet kesmek (söndürmek) : susuzluğu gidermek.

hararet vermek : susatmak.

harekete geçirmek (getirmek) : bir işin yapılmasına sebep olmak, kımıldatmak, canlandırmak. Örnek Kullanım : ?İlçelerinde ne kadar dernek varsa hepsini harekete geçirdiler.? -A. Kulin.

harekete geçmek : 1) bir işi yapmaya başlamak, bitirmek amacı ile bir işe girişmek. Örnek Kullanım : ?Saldırma için lazım gelen strateji planını tespit ederler ve ona göre harekete geçerlerdi.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir yerden bir yere gitmeye başlamak. Örnek Kullanım : ?Derken garp istikame

harem selamlık olmak : bir yerde kadın erkek ayrı oturmak.

harf atmak : tanımadığı bir kadına uygunsuz sözler söyleyerek yaklaşmaya çalışmak.

harı başına vurmak : 1) çok kızmak 2) azmak, kendini tutamayacak duruma gelmek.

harı geçmek : kızgınlığı, sıcaklığı, hevesi, isteği veya öfkesi azalmak.

hariçten gazel okumak (atmak) : tkz. 1) bir konuyu iyice bilmeden üzerinde görüş ve düşünce ileri sürmek 2) bir konuşmaya yersiz ve zamansız katılmak.

harikalar yaratmak : hayranlık uyandıracak başarılar kazanmak.

haritadan silinmek : 1) bir ülke, başka devletin egemenliği altına girmek. Örnek Kullanım : ?Koca Rumeli, Edirne’si, Selanik’i, Manastır’ı, Yanya’sı, Kosova’sı, İşkodra’sı ile imparatorluk haritasından silinmişti.? -Y. Z. Ortaç. 2) bir yerleşim yeri savaş, deprem vb. bir olay sonunda yo

harman çevirmek : harmanlamak.

harman dövmek : ekin tanelerini saptan ayırma işini yapmak.

harman etmek (yapmak) : birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak.

harman savurmak : tahılı samandan ayırmak için dövülmüşünü rüzgâra karşı savurmak. Örnek Kullanım : ?Akşam vakti ırgatlarla beraber harman savururum.? -S. F. Abasıyanık.

harmanı kaldırmak : harman işini bitirmek. Örnek Kullanım : ?Harmanı kaldırmaktan başka bir şey düşünmüyordu.? -S. Çokum.

harp açmak : 1) savaş açmak 2) mec. bir konuda güçlü biçimde mücadele etmek, bir konuyu şiddetle savunmak. Örnek Kullanım : ?Gençler, kendi cinslerinden riyakârlara karşı harp açmalıdırlar.? -F. R. Atay.

hart hurt etmek : korkutmak amacıyla sert ve yüksek sesle konuşmak. Örnek Kullanım : ?O bile, sağa sola hart hurt etmeye başlamış.? -K. Korcan.

hasara uğramak : zarar görmek, yıkılmak, harap olmak. Örnek Kullanım : ?Bir lokomotifle iki vagon hasara uğramışlar.? -A. İlhan.

hasbi geçmek : bir şeye önem vermemek, ilgi göstermemek, kısa kesmek. Örnek Kullanım : ?Aslına bakarsanız karı bana yıllar yılı güler, işaret ederdi de arkadaş karısı diye hasbi geçerdim.? -O. Kemal.

hasıraltı etmek : bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek.

hasret çekmek : özlem duymak. Örnek Kullanım : ?Geçmiş günlere hasret çekmiyorum. Çocukluğumu göresim gelmedi.? -N. Hikmet.

hasret gidermek : özleme son vermek, kavuşmak. Örnek Kullanım : ?Sonra ver elini ana baba ocağı. Hem hasret giderecektim hem de ruhumla dinlenecektim.? -C. Uçuk.

hasret gitmek : özlemini çektiği, sevdiği bir yere veya kimseye kavuşamadan ölmek.

hasta düşmek : hastalanmak.

hasta etmek : 1) hasta olmasına yol açmak 2) mec. bezdirmek, bıktırmak, usandırmak.

hastalık almak (kapmak, hastalığa tutulmak) : bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.

hastanelik etmek : birini aşırı derecede dövmek.

hastanelik olmak : 1) hastanede tedavi görmeyi gerektirecek kadar hastalanmak. Örnek Kullanım : ?Şu son turnuvada dört futbolcu hastanelik olmuş.? -H. Taner. 2) çok dayak yemek. Örnek Kullanım : Çıkan kavgada beş kişi hastanelik oldu.

hastaneye kaldırmak (yatırmak) : tedavi amacıyla hastaneye götürmek.

haşa huzurdan (huzurunuzdan) : uygunsuz bir şey söylemek zorunda kalındığında bağışlanma dileği anlatan bir söz. Örnek Kullanım : Haşa huzurdan, o hayvan gibi davrandı.

haşa sümme haşa : ?öyle olmasına ihtimal yok, öyle değildir? anlamında kullanılan bir söz.

haşadı çıkmak : 1) bozulmak, işe yaramaz duruma gelmek 2) çok yorulmak, bitkinleşmek.

haşır neşir etmek : kaynaştırmak, bir arada bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Bir rüzgâr gibi alıp bunların arasına atar, beni bunlarla haşır neşir ederdi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

haşır neşir olmak : kaynaşmak, bir arada bulunup uğraşmak. Örnek Kullanım : ?Her ikisi de vahşi hayvanlarla haşır neşir olur.? -A. Erhat.

hat çekmek : telefon, telgraf tellerini döşemek veya direklere germek.

hata etmek (eylemek, işlemek) : yanlışlık yapmak, yanılgıya düşmek. Örnek Kullanım : ?Batıla alkış tutanların karşısına geçip hata eylediğimi yeni yeni öğrenmiş bulunuyorum.? -S. Ayverdi.

hataya düşmek : yanılmak. Örnek Kullanım : ?Bu soruya evet cevabını vermekle bir hataya düşmüş sayılmayız.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

hatır (hatırını) saymak : gerekli saygıyı göstermek.

hatır almak : gönül almak.

hatır eylemek : hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Benim Orhan isminde bir tanıdığım olmadığından, başka bir nam altında bir nankörü hatır eylemiş olsan bile…? -P. Safa.

hatır gönül bilmek (saymak veya tanımak) : kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymak.

hatır gönül yapmak : birini tutum ve davranışlarıyla mutlu etmek.

hatır gönül yıkmak (kırmak) : kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymamak.

hatır için çiğ tavuk yemek : bir kişiyi gücendirmemek için yapılması güç olan şeyleri bile yapmak.

hatır sormak : hâl hatır sormak. Örnek Kullanım : ?Önce karşılıklı hatır sormakla başlayan konuşmaların ardından, tarlaların durumuna geçti.? -N. Cumalı.

hatıra (hatır ve hayale) gelmemek : bir şeyin gerçekleşeceği, olacağı hiç düşünülmemek. Örnek Kullanım : ?Yemin, her hatır ve hayale gelmez cümlelerin ucunda bir kurdele, bir fiyonk gibi açılıveriyordu.? -A. Ş. Hisar.

hatırı sayılır : 1) oldukça çok. Örnek Kullanım : ?Adamları aracılığıyla bu konuda hatırı sayılır bir külliyata sahip oldu.? -İ. O. Anar. 2) önemli, saygın, saygıdeğer. Örnek Kullanım : ?Sabit Bey Ağabey mahalle tulumbacıları arasında en hatırı sayılır adamlardandır.? -H. Taner.

hatırına bir şey gelmesin : bir düşüncede, sözde veya davranışta kötü bir amaç güdülmediğini anlatan bir söz.

hatırına gelmek : hatırlamak, aklına gelmek. Örnek Kullanım : ?İçeriyi dinlemediği hatırına geldi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

hatırına getirmek : hatırlamasına yol açmak. Örnek Kullanım : ?Tüfeğini omzuna vurup çapraz fişeklerini kuşanan bir kişinin ölümü hatırına getirmesi garip olmaz mı?? -N. Cumalı.

hatırında kalmak : unutmamak, hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Birçok söz daha söylemişti. Hepsi hatırımda kalmamış olsa gerek.? -N. F. Kısakürek.

hatırında tutmak : unutmamak.

hatırından (hatır ve hayalinden) geçmemek : aklına gelmemek, düşünmemek. Örnek Kullanım : ?Herhangi bir devletin İstanbul’a taarruzu artık hatırından geçmiyordu.? -Y. K. Beyatlı.

hatırını hoş etmek : sevindirmek, memnun etmek.

hatırını sormak : hâl hatır sormak. Örnek Kullanım : ?Herkes içten görünüyor, hatta yıldızımın hiç barışmadığı insanlar bile dostça elimi sıkıyor, hatırımı soruyorlar.? -A. Ümit.

hatiften gelmek : gaipten ses gelmek.

hatim indirmek : Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyup bitirmek, hatmetmek.

hatim sürmek : okunan Kur’an’ı, önündeki Kur’an’dan takip etmek.

hatime çekmek : son vermek.

hava açmak (açılmak) : bulutlar dağılmak.

hava atmak : herhangi bir üstünlüğünden dolayı şişinmek, caka yapmak.

hava basmak : 1) hava vermek 2) argo büyüklenmek, gururlanmak.

hava bozmak : havada yağmur, kar, dolu veya fırtına başlamak. Örnek Kullanım : ?Hava birden bozmuş, daha doğrusu poyraza çevirmişti.? -S. F. Abasıyanık.

hava bulanmak : yağmur yağacak duruma gelmek.

hava çarpmak : iklim ve rüzgâr olumsuz etkilemek.

hava değiştirmek : iklimi değişik bir yere gidip bir süre oturmak. Örnek Kullanım : ?Hekimleri Seniha’ya biraz yer ve hava değiştirmeyi, biraz kırlarda ve denizlerde gezip eğlenmeyi tavsiye ettiler.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

hava fena esmek : ortamla ilgili her türlü şart kötü durumda olmak.

hava iyi esmek : ortamla ilgili her türlü şart uygun durumda olmak.

hava kaçırmak : 1) nesneler için içindeki havayı tutamayıp dışarıya vermek 2) yellenmek.

hava kapanmak : gökyüzü bulutlarla örtülmek.

hava kararmak : 1) güneşin batmasıyla ortalık kararmak. Örnek Kullanım : ?Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmıştı.? -P. Safa. 2) gökyüzü iyice bulutlanmak.

hava patlamak : fırtına çıkmak. Örnek Kullanım : ?Hava patlamışken, dalgalarla yumruk yumruğa boğuşan bir adamın yazgısını paylaştın mı?? -Z. Selimoğlu.

hava vermek : 1) tekerlek vb. cisimleri hava ile şişirmek, şişkinliğini artırmak, hava basmak 2) tıp akciğerlere basınç altında hava veya oksijen doldurmak.

hava yapmak : 1) kalorifer peteğinde sıvının yerine hava dolmak 2) mec. böbürlenmek.

havada kalmak : 1) yerden yüksekte bulunmak. Örnek Kullanım : Masanın bir ayağı kısa olduğundan havada kalıyor. 2) mec. sonuca ulaşmamak. Örnek Kullanım : ?Yine de bir öğretmenin iyi niyetinin, ilgisinin böyle havada kalışından acı duydu.? -A. Ağaoğlu. 3) mec. bir iddia dayanaksız olduğundan

havadan nem kapmak : en küçük bir şeyden alınmak, çok alıngan olmak. Örnek Kullanım : ?Burası, bir loca meydanı gibi, havadan nem kapmaya alışık bir çevreydi.? -A. N. Karacan.

havalara uçmak : çok sevinmek. Örnek Kullanım : ?Buna pek sevinmişti, oğlum memur oldu diye havalara uçuyordu.? -E. Bener.

havale gelmek : 1) postane veya banka yoluyla para gelmek 2) gebe ve çocuklara çoğu zaman bayılma, yüksek ateşle beraber çırpınma krizleri gelmek.

havan batsın : ?böbürlenmen boşa çıksın? anlamında kullanılan bir söz.

havan dövücünün hınk deyicisi : ?başkasına yardım edecek veya yüreklendirecek gücü olmadığı hâlde öyle görünüp yardakçılık eden kimse? anlamında kullanılan bir söz.

havanda su dövmek : boşuna uğraşmak. Örnek Kullanım : ?Havanda su dövmeyelim, önce namussuzu bulalım sonra bunları konuşalım.? -M. İzgü.

havanın gözü yaşlı : ?nerede ise yağmur yağacak? anlamında kullanılan bir söz.

havasına uymak : 1) bulunduğu çevre ve ortamı benimsemek 2) birinin huyunu almak.

havasını almak : 1) kalorifer peteğinde oluşan havayı boşaltarak sıvı maddenin dolmasını sağlamak 2) mec. birinin eli boş çıkmak 3) mec. birini sakinleştirmek 4) mec. karşıdaki kişinin böbürlenmesinin boşuna olduğunu ortaya çıkarmak.

havasını bulmak : keyiflenmek, neşelenmek.

havaya girmek : 1) hazır olmak 2) kibirlenmek.

havaya gitmek : hiçbir şeye yaramamak, boşa gitmek.

havaya pala (kılıç) sallamak : boşuna, gereksiz çaba harcamak.

havaya savurmak : gereksiz yere harcamak.

havaya uçmak : 1) patlama dolayısıyla zarar görmek 2) mec. havaya gitmek.

havayı bozmak : bir topluluğun keyfini kaçırmak. Örnek Kullanım : ?Şirket kurulalı beri Nihat kadar ticarethanenin havasını bozan bir memur gelmemişti.? -H. E. Adıvar.

havayı koklamak : 1) bir yere göz atmak 2) gelişmeleri veya ortamı anlamaya çalışmak.

havlu atmak : 1) sp. çalıştırıcı, sporcusunun karşılaşmayı terk ettiğini bildirmek için ringe havlu fırlatmak 2) başarısızlığını kabul edip mücadeleyi bırakmak, pes etmek.

havsalası almamak : aklı kabul edememek. Örnek Kullanım : ?Bir genç kızın evinden başka bir yerde sabahlamasını havsalası almıyormuş.? -A. İlhan.

havsalasına sığmamak : 1) aklı almamak, kavrayamamak 2) kabul edememek.

havyar kesmek : argo çalışmadan vakit geçirmek, vakti boşa harcamak. Örnek Kullanım : ?Bu adam bir gün doğar, fena bir aile içine girer, haylaz olur, mektebin arka sıralarında havyar keser, daima tekdir edilir.? -P. Safa.

hay hayı gitmek vay vayı kalmak : sağlığını, gençliğini yitirerek yakınır duruma gelmek.

hayâ perdesi yırtılmak : utanç duymamak. Örnek Kullanım : ?Atalarımızın ar ve hayâ perdesi yırtılmak diye pek düşündürücü bir tabirleri vardır.? -R. N. Güntekin.

hayal gibi : ince, zarif. Örnek Kullanım : ?Dudaklarının kenarından hayal gibi beyaz bir dil geçti.? -S. F. Abasıyanık.

hayal kırıklığına uğramak : çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden üzüntü duymak. Örnek Kullanım : ?Bir hafta sonra sargıları açıp eserini incelediğinde hayal kırıklığına uğradı.? -İ. O. Anar.

hayal kurmak : gerçekleşmesi istenen, özlenen şeyi düşünmek. Örnek Kullanım : ?Biz böyle hayal kurarken rüzgâr çıktı.? -A. Erhat.

hayal olmak : 1) gerçekleştirilememek 2) geçmişte kalmak, hatıra olmak.

hayale dalmak : dış dünyadan uzaklaşarak gerçekleşmesi istenilen şeyleri veya hatıraları düşünmek.

hayale kapılmak : hayallerin etkisi altında kalmak. Örnek Kullanım : ?Yine işi büyüttüğüne, hayale kapıldığına hükmetti.? -R. H. Karay.

hayalî fenere dönmek : çok zayıflamak.

hayalinden geçirmek : olmasını istemek, düşünmek. Örnek Kullanım : Fransa’ya gitmeyi hayalinden geçirirdi.

hayat geçirmek : yaşamak, varlığını sürdürmek. Örnek Kullanım : ?Gayet parlak ve kibar bir hayat geçiriyordu.? -Ö. Seyfettin.

hayat memat meselesi (yapmak, olmak) : ölüm kalım meselesi.

hayata atılmak : geçim sağlamak üzere çalışmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Altı yıllık ortaöğretim bitirmek, hayata atılmanın ilk koşulu sayılır orada.? -A. Erhat.

hayata bağlamak : yaşamayı sevdirmek, hayattan kopmamak. Örnek Kullanım : ?Bu sıcak ve içten ses Fikret’i hayata bağlıyor, yaşama sevincini artırıyordu.? -R. Enis.

hayata geçirmek : uygulanır duruma getirmek, canlılık kazandırmak.

hayata küsmek : bezgin, kötümser olmak, yaşama isteğini yitirmek. Örnek Kullanım : ?Adi günlerde size öyle gelir ki bunlar hayata küsmüş insanlardır.? -R. N. Güntekin.

hayatı kaymak : her işi ters gitmek, mahvolmak.

hayatına girmek : yaşamında yer almak.

hayatından çıkarmak : ilgisini, ilişkisini tamamen kesmek. Örnek Kullanım : ?Beni sırf, Müslüman olmayan bir erkeği sevdim diye hayatından çıkaran babamın evine dönmeyeceğim.? -A. Kulin.

hayatını (birine) borçlu olmak : 1) biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak 2) birinin yaşamı bir başkasının desteği ile sağlanmış olmak. Örnek Kullanım : Bu hayatımı ağabeyime borçluyum.

hayatını kazanmak : geçimini sağlamak. Örnek Kullanım : ?Hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.? -A. Kutlu.

hayatını yaşamak : her türlü baskıdan uzak, dilediğince, gönlünce yaşamak.

hayatının baharında olmak : hayatının en güzel dönemini yaşıyor olmak.

hayatının baharını yaşamak : hayatının en güzel günlerini yaşamak.

haybeye kürek çekmek : boşu boşuna uğraşmak.

haydi canım sen de : ?böyle şey olmaz, sana inanmam? anlamında kullanılan bir söz.

haydi oradan : 1) kovmak, azarlamak için kullanılan bir söz 2) haydi canım sen de.

haydut gibi : 1) insana korku veren, iri yarı (kimse) 2) yaramaz ve sevimli (çocuk).

hayır beklememek : iyilik ummamak, yararlı olacağını sanmamak.

hayır dememek : bir şeyi geri çevirmemek.

hayır dua almak : kendisi için iyi dilekte bulunulmak.

hayır dua etmek : iyi dileklerde bulunmak.

hayır gelmemek : yararlı olmamak. Örnek Kullanım : ?Sevmeden yapılan işten hiç kimseye hayır gelmez.? -B. R. Eyuboğlu.

hayır işlemek : dine ve insanlığa uygun, iyi bir davranışta bulunmak.

hayırdır inşallah : 1) anlatılan bir rüyayı iyiye yormak için kullanılan bir söz 2) şaşma ve merak veren olgular karşısında söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Hayırdır inşallah, rüya mı gördün böyle birdenbire?? -Ö. Seyfettin.

hayızdan nifastan kesilmek : 1) menopoza girmek 2) verimsiz olmak.

hayra alamet değil : uğursuz sayılacak bir olay için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Bu hayra alamet değil, dedi vali, etrafındakilere.? -A. Kulin.

hayra yormak : rüya veya olayı iyi bir durumun belirtisi saymak. Örnek Kullanım : ?Aslına bakılırsa aktör olmayı rüyasında görse hayra yormazdı.? -A. İlhan.

hayran etmek (bırakmak) : hayranlık duygusu uyandırmak, çok beğenilmek. Örnek Kullanım : ?Mükemmel seciyeler, kafiyeler yapar, hafızamıza, nüktelerimize onları hayran ederdik.? -Ö. Seyfettin.

hayran olmak (kalmak) : çok beğenmek. Örnek Kullanım : ?Birkaç defa görüşmüş, mimarideki fikirlerine, zevklerine, görüşlerine hayran olmuştum.? -Y. K. Beyatlı.

hayranlık duymak : çok beğenmek, tutkuyla bağlanmak. Örnek Kullanım : ?Her zaman, uyumayı düşündüğü anla uykuya dalması bir olan yapısına hayranlık duymuşumdur.? -A. Kutlu.

hayrete (hayretlere) düşmek : şaşakalmak, şaşırmak. Örnek Kullanım : ?Vaktiyle Göksel bile bu soğukkanlılığım karşısında hayrete düşmüştü.? -N. Hikmet.

hayrette (hayretler içinde) kalmak : şaşakalmak, şaşırmak. Örnek Kullanım : ?İşin evveliyatını bilmeyen ırgatlar bu tariften bir şey anlayamamış, hayrette kalmışlardı.? -H. Taner.

hayrette bırakmak : şaşmasına sebep olmak.

hayretten donakalmak : çok şaşırmak, inanamamak.

hayrı dokunmak : yararlı olmak.

hayrı olmamak : iyiliği dokunmamak, yarar sağlamamak. Örnek Kullanım : ?Öğrencisine hayrı olmayan öğretmenin hiçbir şeye hayrı olmaz.? -A. İlhan.

hayrını gör : yeni alınan bir şey için ?güle güle kullan? anlamında kullanılan bir söz.

hayrını görmek : iyiliği dokunmak.

haysiyetine dokunmak : onuru incinmek. Örnek Kullanım : Bu söz haysiyetine dokundu.

hayvan gibi : 1) hayvana benzer biçimde 2) iri yarı 3) mec. akılsız, duygusuz, kaba.

haz almak : hoşlanmak, keyif almak. Örnek Kullanım : ?Bunların hiçbirisinden haz almazdı, bu âlemde bir güzellik olmak lazım gelse bir başka biçimde lazım geleceğini düşünüyordu.? -H. Z. Uşaklıgil.

haz duymak : hoşlanmak. Örnek Kullanım : ?O, kullanmaya alışık olduğu bu şartlı eşyasını gördükçe ve elledikçe bir haz duyardı.? -A. Ş. Hisar.

haz vermek : hoşlanmasını sağlamak. Örnek Kullanım : ?Göze bu kadar samimi ve sıcak haz veren bir mahluk çok zamandır görmemiştim.? -H. E. Adıvar.

hazır mezarın ölüsü : şaka her hizmeti başkalarından bekleyen tembeller için söylenen bir söz.

hazıra konmak : başkasının emeğiyle ortaya çıkmış bir şeyden yararlanmak. Örnek Kullanım : ?Hazıra konmak istemeyen şair, yeni söyleyişler aramak zorundadır.? -O. V. Kanık.

hazırda olmak : yararlanılabilecek bir durumda, el altında olmak.

hazırdan yemek : çalışıp kazanmaksızın elindekini harcamak. Örnek Kullanım : ?Hep hazırdan yiyor, içiyor, her gün Fatma Hanım’ın bin türlü bahanelerle parasını çekiyordu.? -Ö. Seyfettin.

hazırlık görmek (yapmak) : hazır olmak için gereken şeyleri toplamak veya durumları sağlamak.

hazırlıklı olmak (bulunmak) : hazırlanmış olmak. Örnek Kullanım : ?Bir umuttur yok olmaya karşı az çok hazırlıklı olmak.? -B. Necatigil.

hazırlıksız olmak (bulunmak) : hazırlanmamış olmak.

hazırlıksız yakalanmak : ani gelişen bir olayla beklenmedik bir biçimde karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Hazırlıksız yakalandığım için bir an ne yanıt vereceğimi bilememiştim.? -A. Ümit.

hazzını çıkarmak : zevkini çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Günün bu son hazzını çıkarmadan ondan niçin vazgeçeriz?? -A. Ş. Hisar.

hedef göstermek : 1) birini kötü bir durumda kalması için hedef hâline getirmek 2) bir kimseyi olumsuz, kötü bir amaç için bir yere veya şeye yönlendirmek.

hedef gütmek : asıl amaç olarak belirlemek. Örnek Kullanım : ?Metin yayını ve çeviri. Örnek Kullanım : İnsancı davranış bu çalışmayı hedef güder.? -A. Erhat.

hedef olmak : hoş olmayan herhangi bir davranışa uğramak.

hedef saptırmak : 1) hedefe isabet ettirememek 2) mec. öngörülen amaçtan uzaklaştırıp başka bir amacı öne çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Bu işi onların yapmadığına inanıyor, birilerinin hedef saptırmaya çalıştığını söylüyor.? -A. Ümit.

helak etmek : 1) öldürmek, ortadan kaldırmak 2) mec. aşırı derecede yormak, bitkin duruma getirmek. Örnek Kullanım : Bu yolculuk bizi helak etti.

helak olmak : 1) yok olmak, ölmek. Örnek Kullanım : ?Kabızdan helak olma derecesine geldim.? -N. F. Kısakürek. 2) mec. yorulmak, bitkin duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Zavallılar kan ter içinde bir yandan karşı taraf içlerini tutacağız, bir yandan forveti besleyip akına yardım edeceğiz diy

helal olsun : 1) bir hizmet veya özverinin istenilerek yapıldığını ve takdir edildiğini göstermek için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Yol güzel, tarlalar cömert / Helal olsun yol parası? -B. R. Eyuboğlu. 2) ?hakkımı helal ediyorum? anlamında kullanılan bir söz 3) bir davra

helal süt emmek : doğruluktan ayrılmamak. Örnek Kullanım : ?Helal süt emmiş, dürüst, temiz, çalışkan bir mühendis bulalım.? -A. Kulin.

helallik dilemek : birinden hakkını helal etmesini istemek. Örnek Kullanım : ?Şimdi büyüklerinin ellerini öp de helallik dile.? -R. N. Güntekin.

helallik vermek : helal etmek.

hele şükür! : ?çok şükür? anlamında kullanılan bir söz.

helme dökmek : kaynatılmış taneler koyulaşmak.

helme gibi : iyice pişmiş.

hem de nasıl : pek çok, çok iyi. Örnek Kullanım : Ankara’yı sever misin? -Hem de nasıl.

hem İsayı hem de Musayı memnun etmek : istekleri birbirine karşıt olan iki kişiyi birden hoşnut edecek bir davranışta bulunmak.

hem kel hem fodul : yetenekli olmadığı hâlde üstünlük taslayanlar için kullanılan bir söz.

hem nalına hem mıhına (vurmak) : karşıt olan iki yanı desteklemek. Örnek Kullanım : ?Demokrasi ve adalet konusunda, hem nalına hem mıhına, bir başyazı düşünmüştü.? -A. İlhan.

hem suçlu hem güçlü : ?gerçek suçlu kendi olduğu hâlde başkalarını suçlayan? anlamında kullanılan bir söz.

hem ziyaret hem ticaret : ?biriyle görüşmeye giden kimsenin, bu gidişten yararlanarak başka bir işi de yapması durumunda söylenen bir söz? anlamında kullanılan bir söz.

hemhâl olmak : bütünleşmek, birliktelik özelliği göstermek. Örnek Kullanım : ?Çiçeklerle hemhâl olmuş, güya yumuşayarak çadırlar gibi yamru yumru kalmış duvarlar.? -A. Ş. Hisar.

hep bir ağız olmak : söz birliği etmek, anlaşarak bir konuda aynı şeyleri söylemek.

her aşın kaşığı olmak : her şeye karışmak, her şeye burnunu sokmak.

her boyaya girip çıkmak : çeşitli işlerde kısa süre de olsa çalışmış olmak.

her boyayı boyadı, bir fıstıki yeşil (mi) kaldı? : yapılması gereken bir şey varken, önemsiz, zorunlu olmayan şeylerle ilgilenildiğinde söylenen bir söz.

her derde deva olmak : birçok şeye çare olmak.

her gördüğü sakallıyı babası sanmak : şaka görünüşe aldanmak.

her kafadan bir ses çıkmak : bir konu üzerinde herkes rastgele konuşmak. Örnek Kullanım : ?Her kafadan bir ses çıkıyor, sen kazandın ben kazandım, şans mans deyip gülüşüyorlardı.? -N. Meriç.

her lafın altından kalkmak : genellikle yerme veya hakaret sözlerinin altında kalmayıp cevap verebilmek. Örnek Kullanım : ?Böyle horoz gibi her lafın altından kalkarsan kocan tuttuğu gibi geri yollar seni.? -A. Kulin.

her ne pahasına olursa olsun : ne pahasına olursa olsun.

her tarakta bezi olmak : birçok işi veya ilişkisi olmak.

her telden çalmak : 1) her çeşit işi yapabilir durumda olmak 2) birçok konuda bilgisi olmak. Örnek Kullanım : ?Senin anlayacağın, her telden çalıyor benim çocuklar.? -A. Kulin.

herze yemek : tkz. 1) yersiz söz söylemek 2) gereksiz davranışta bulunmak.

hesaba almamak (katmamak) : önem vermemek.

hesaba çekmek : bir kişiden, bir kuruldan yaptığı işler için açıklama ve savunma istemek. Örnek Kullanım : ?Meclis kapanacak ve orada hükûmeti hesaba çekeceklermiş.? -Atatürk.

hesaba dökmek : sayıyla ilgili bir konuyu açıklığa kavuşturmak için kâğıt üzerinde hesaplamak.

hesaba gelmez : 1) sayılamayacak kadar çok 2) umulmadık, beklenmedik.

hesaba katılmamak : göz önüne alınmamak. Örnek Kullanım : ?Gürültü de gürültü hani. Örnek Kullanım : Çalgının şamatası hesaba katılmasa seyircinin alkışı yeter!? -A. İlhan.

hesaba katmak : dikkate almak, göz önünde bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Hem benim avukat veya yargıç olmak isteyip istemediğimi de hesaba kattıkları yoktu.? -N. Cumalı.

hesaba kitaba gelmemek : sınırsız olmak.

hesabı kapamak : alacak verecek bırakmamak.

hesabı kapatmak : her türlü ilişkiyi bitirmek, sona erdirmek. Örnek Kullanım : ?Bir hesabı daha kapatmış olmanın gönül rahatlığıyla ıslık çalarak indim merdivenlerden.? -S. Dölek.

hesabı temizlemek : borcunu ödemek.

hesabı yok : sayılamayacak kadar çok, sayısız. Örnek Kullanım : ?İçtiği kahvenin hesabı yok.? -M. Ş. Esendal.

hesabını almak : bir iş sonunda hakkını almak.

hesabını bilmek : tutumlu olmak.

hesabını görmek : 1) alacağını verip ilişiğini kesmek 2) cezalandırmak 3) ücretini ödemek. Örnek Kullanım : ?Kemeraltı Caddesi’ne varınca arabadan inerek hesabını gördüm.? -H. Z. Uşaklıgil.

hesabını kitabını bilmek : tutumlu olmak. Örnek Kullanım : ?Ayşe hesabını kitabını bilir, tutumlu bir ev kadınıydı.? -Halikarnas Balıkçısı.

hesap açmak : 1) gereğinde çekilmek üzere bankaya yatırılan para için işlem yapmak 2) birine borçlanma imkânı tanımak, kredi açmak.

hesap çıkarmak : alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

hesap etmek : 1) bir işin kazancıyla giderini karşılaştırarak bir sonuca varmak 2) düşünmek, tasarlamak.

hesap etmek, kitap etmek : bütün ayrıntılarıyla düşünmek.

hesap görmek : alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek. Örnek Kullanım : ?Oraya çıkınca hamallara onar kuruştan hesap göreceksin.? -M. Ş. Esendal.

hesap kesmek : ilişiğini kesmek. Örnek Kullanım : ?Hana gelinceye kadar planını kurmuştu. Odabaşı ile hemen hesabını kesti.? -Ö. Seyfettin.

hesap kitap yapmak (etmek) : ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek. Örnek Kullanım : ?Yıllardır ilk defa hesap kitap yapmadan etrafına para saçıyordu.? -E. Şafak.

hesap sormak : 1) bir konuda açıklama ve savunma istemek, sorumlu tutmak. Örnek Kullanım : ?Bu karanlık işlerin hesabını sorarlar.? -M. Ş. Esendal. 2) birini, birilerini yöntem veya yasa dışı davranışlarından dolayı sorguya çekmek 3) tehdit ederek uyarmak.

hesap tutmak : alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.

hesap vermek (hesabını vermek) : 1) bir işin sorumluluğunu yüklenmek. Örnek Kullanım : ?Hesap verin bakalım, nerelerde sürtüyordunuz bu saatlere kadar?? -R. N. Güntekin. 2) herhangi bir davranışın sebebini açıklamak, anlatmak. Örnek Kullanım : ?Evvela, sana birkaç haftadır mektup yazamayışımın hesabını vereyi

hesaplamak kitaplamak : hesap kitap yapmak. Örnek Kullanım : Hesapladım kitapladım, işin içinden bir türlü çıkamadım.

hesaplı hareket etmek : ölçülü davranmak.

hesapta olmamak : daha önce düşünülen şeylerin dışında olmak.

heves etmek : bir şeye karşı istek duymak, eğilimli olmak. Örnek Kullanım : ?Birçoklarının bu havaya uydukları ve artık refahlarını devlet kapılarının dışında aramaya heves ettikleri zamanlardı.? -A. Ş. Hisar.

hevesi kalmamak : şevki kırılmak, isteği kalmamak.

hevesi kursağında (boğazında veya içinde) kalmak : istediği, imrendiği şeyi elde edememek. Örnek Kullanım : ?Gazetenin yayını kesildi çaresiz İzmir’e döndüm fakat hevesim kursağımda kalmıştı.? -A. İlhan. ?Bütün hevesim boğazımda kaldı. Küstüm oturdum.? -N. Meriç.

hevesine düşmek : kuvvetle istemek. Örnek Kullanım : ?Bir aralık, büyük bir devlet adamı olmak hevesine düştüm.? -M. Ş. Esendal.

hevesini almak : istediği, imrendiği şeyi elde ederek ona doymak. Örnek Kullanım : ?Oluruna bırak gençtir, derim / Hevesini alsın sokaklardan? -B. Necatigil.

hevesini kırmak : 1) isteklerini, düşüncelerini engellemek 2) zevki kaçmak, hevesi kalmamak, şevki kırılmak.

hey gidi (hey) : çeşitli duyguları pekiştiren veya özlem ve acınma bildiren bir söz. Örnek Kullanım : ?Hey gidi gençlik hey! Unutulmaz günlerdi onlar, Yenikapı’ya, meyhanelere indik mi şöyle bir.? -A. İlhan.

heyecan duymak : heyecanlanmak.

heyecan vermek : heyecan duymasına sebep olmak. Örnek Kullanım : ?Göz kamaştırıcı bir mücevher, kuyumcuya heyecan verir.? -S. Ayverdi.

heyecana düşürmek : heyecanlandırmak. Örnek Kullanım : ?Adına ve şimdi gördüğüm şahsiyetine zaten hayran olduğum büyük askerin bu alakası beni heyecana düşürmüştü.? -İ. A. Gövsa.

heyecana gelmek : heyecanlanmak, heyecan duymak.

heyecana getirmek : heyecanlandırmak, heyecanlanmasına sebep olmak. Örnek Kullanım : ?Nağmeler ve hanende sesleri, uslu ve evcimen halkı heyecana ve galeyana getiriyordu.? -A. Ş. Hisar.

heyecana kapılmak : aşırı derecede heyecan, coşku duymak. Örnek Kullanım : ?Ne zaman böyle büyük makineler görsem kolay kolay tarif edilemeyen bir heyecana kapıldığımı duyuyorum.? -B. R. Eyuboğlu.

heyheyler geçirmek : büyük heyecanlar geçirmek.

heyheyleri tutmak (üstünde olmak) : çok sinirlenmek.

heykel gibi : 1) hareketsiz, duygusuz 2) çok güzel (vücut).

heykelini dikmek : türlü alanlarda üstün başarı gösteren kimselere değerbilirlik göstermek.

heyula gibi : pek iri, iri yarı.

hezimete uğramak : bozguna veya büyük bir yenilgiye uğramak.

hıçkırık tutmak : sürekli olarak hıçkırmak.

hık demiş (anasının veya babasının) burnundan düşmüş : ?her durumuyla birine çok benziyor? anlamında kullanılan bir söz.

hık mık etmek : 1) bir işten kaçınmak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak 2) sorulan bir soruya açık bir anlamı olmayan, belirsiz cevaplar vermek.

hık tutmak : hıçkırık tutmak.

hıncını çıkarmak : öcünü almak. Örnek Kullanım : ?Hıncını çıkarmak için başka vesileler arıyordu.? -R. N. Güntekin.

hınç (hıncını) almak : öç (öcünü) almak. Örnek Kullanım : ?Fakat bu kadarcık bir mukabeleyle bütün hıncını almış değildi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

hırgür çıkarmak : kavga etmek, kavga çıkarmak.

hırkayı başına çekmek : bir köşeye çekilip çevresiyle ilgisini kesmek.

hırlı mıdır, hırsız mıdır? : bir kimsenin ahlakı, kişiliği hakkında kuşku duyulduğunda kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ben onu tanımıyorum hırlı mıdır, hırsız mıdır?

hırs bastırmak : aşırı ölçüde açgözlü duruma gelmek.

hırsından çatlamak : öfkeyle birlikte aşırı derecede kıskanmak. Örnek Kullanım : ?Ben kısa yazamıyorum öykülerimi diye hırsımdan çatlıyorum.? -N. Meriç.

hırsını alamamak : öfkesini yenememek.

hırsını yenmek : öfkelenmemek için kendini tutmak.

hırsız gibi : kimseye görünmeden, gizlice. Örnek Kullanım : ?Kapıda feneri söndürüp uzun süre bir hırsız gibi bekledi.? -İ. O. Anar.

hırsıza yol göstermek : birine bilmeyerek kötü bir işte yardımcı olmak.

hırtlamba gibi giyinmek : gereksiz yere üst üste ve gelişigüzel giyinmek.

hırtlambası çıkmak : 1) perişan bir biçimde giyinmiş olmak 2) eşya, çok eskiyip dökülür durumda olmak. Örnek Kullanım : Koltukların hırtlambası çıktı.

hışırı çıkmak : 1) eşya, çok hırpalanıp örselenmek 2) insan ağır işlerle uğraşıp çok yorulmak.

hız almak : atlamak için geri çekilip birdenbire fırlamak.

hız vermek : 1) hızını artırmak, hızlandırmak. Örnek Kullanım : ?Müdür bey yeni yeni fark etmeye başladığı şartların itişiyle kendine biraz hız verdi.? -K. Korcan. 2) mec. isteklendirmek.

hızını alamamak : 1) hızla gidişini yavaşlatamamak 2) mec. öfkesini yenememek, yatışamamak. Örnek Kullanım : ?Münakaşa tekrar eski hızını alamayarak biraz sonra söndü.? -R. N. Güntekin.

hızını almak : 1) şiddetini yenmek, yatışmak. Örnek Kullanım : Fırtına hızını aldı. 2) yavaşlamak, hızını yitirmek.

hızını kaybetmek (yitirmek) : etkisini, geçerliliğini yitirmek, hükmü kalmamak. Örnek Kullanım : ?Güneş hızını kaybedince bu yapışkan su donar, yapraklar ellenebilir, toplanabilir duruma gelir.? -N. Cumalı.

hızlı yaşamak : eğlenceye aşırı düşkün olarak yaşamak. Örnek Kullanım : ?Bu hızlı yaşamaya elli iki yıl dayanabilmişti ancak!? -Y. Z. Ortaç.

hicap duymak (etmek) : utanmak. Örnek Kullanım : ?Kalem aldın kaşlarını çatmaya / Hicap ettim adın sual etmeye? -Dadaloğlu.

hiç de : kesinlikle, katiyen. Örnek Kullanım : Dersleri hiç de iyi değil.

hiç değil : asla, kesinlikle. Örnek Kullanım : -Küçük tıpkı dedesi. -Hiç değil.

hiç değilse (olmazsa) : 1) önemli olmasa bile, başka bir şey olmasa bile. Örnek Kullanım : ?Bu mahluk hiç değilse hep aynı noktada dönüp dolaştığının farkında değil.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) en azından. Örnek Kullanım : ?Hiç değilse bir gazetemiz, bizim fikirlerimizle taban tabana zıt olacaktır.? -N

hiç mi hiç : kesinlikle. Örnek Kullanım : ?İstanbul’a tayinimi yaptırdım, hiç mi hiç karışmadılar.? -E. Işınsu.

hiçe saymak (indirgemek) : önemsememek, önem vermemek. Örnek Kullanım : ?Oyun kurallarını hiçe saymak, tiyatro gerçeğini bile bile bozmak da seyirci üzerinde güldürücü bir etki yapar.? -M. And.

hidayete ermek : 1) Müslüman olmak, İslam dinini kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Önce onu sünnet ettirmiş, hidayete erdiği için adını da Hadi koymuş ve konağına almış.? -Y. Z. Ortaç. 2) gerçeği görüp kabullenmek, aklı başına gelmek. Örnek Kullanım : ?Bizim gibi nice avareler burada hidayete erm

hiddetten kudurmak : çok öfkelenmek, aşırı derecede kızmak. Örnek Kullanım : ?Hele sokakta yüksek sesle gülenler olursa kendisiyle eğleniyorlar sanarak hiddetten kuduruyordu.? -R. N. Güntekin.

hilal gibi : ince ve düzgün (kaş).

hile hurda bilmemek : aldatma yollarını bilmemek.

hile yapmak : 1) aldatmak. Örnek Kullanım : ?Yarışmaların eski tadı kalmadı Sabri Bey, binbir türlü hile yapıyorlar.? -A. İlhan. 2) çıkar sağlamak amacıyla bir şeyin saflığını bozmak, değersiz bir şey karıştırmak.

hilesi hurdası yok : ?yalanı dolanı yok? anlamında kullanılan bir söz.

himaye görmek : biri tarafından korunmak, kayırılmak, gözetilmek.

himayesine almak : koruyucusu olmak, korumak.

hindi gibi kabarmak : gururlanmak, kurumlanmak, büyüklük taslamak.

hisse almak : 1) zarara uğramak. Örnek Kullanım : ?İstanbul kahvelerinde bu sıkıntıdan en büyük hisseyi alan sanatkârlarımızdandır.? -B. R. Eyuboğlu. 2) ders çıkarmak.

hisse kapmak : bir olaydan yararlı bir öğüt çıkarmak.

hissine (hislerine) kapılmak : duygusal davranmak. Örnek Kullanım : ?Ona mantık ve kıyaslarını yaparken, hissine ve taassubuna kapılmamasını tavsiye edecektim.? -Ö. Seyfettin.

hissini vermek : gibi gelmek, … izlenimini uyandırmak. Örnek Kullanım : ?Ağlıyor, yırtınıyor, dövünüyor fakat adamakıllı yuvarlanmaya başladığım hissini veren bu hâlden silkinemiyorum.? -N. F. Kısakürek.

hitam bulmak : sona ermek, bitmek.

hitam vermek : bitirmek.

hizaya gelmek : tkz. davranışlarını düzeltmek, yola gelmek. Örnek Kullanım : ?Ha şöyle, dedi, içinden, adam ol da biraz hizaya gel.? -H. Taner.

hizaya getirmek : birinin davranışlarını düzeltmek, yola getirmek. Örnek Kullanım : ?Bir defada sözü, beni meslek hayatımda hizaya getiren uyarmalardan biri olmuştur.? -B. R. Eyuboğlu.

hizmet etmek : 1) iş görmek, çalışmak 2) mec. birinin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak. Örnek Kullanım : ?Bu davaya en iyi hizmet etmiş olan benim.? -A. Erhat.

hizmet görmek : birisinden yardım almak. Örnek Kullanım : ?Değil kendisine hizmet etmeye, kendisinden herhangi bir hizmet görmeye bile tahammül edemeyeceği bir insana ‘-Ne istiyorsunuz?’ demek yok.? -S. F. Abasıyanık.

hizmete girmek : 1) çalışmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Hattın hizmete girişinden az sonra savaş başladı.? -A. Kutlu. 2) görev almak.

hizmeti dokunmak : görevde bulunmak, iş yapmak. Örnek Kullanım : ?Kendisine büyük hizmeti dokunmuş insanları unutmak bir toplumun yozlaştığını belgeler.? -H. Taner.

hizmetinde olmak : birinin yanında çalışmak, işlerini yapmak.

hocalık etmek : 1) öğretmenlik yapmak. Örnek Kullanım : ?Mülkiyede Osmanlı tarihi alanında hocalık, müdürlük, yazarlık etmiş.? -R. E. Ünaydın. 2) mec. akıl öğretmek, öğüt vermek. Örnek Kullanım : ?Böyle heybetli, akıllı adam, sana hocalık etmiş adam ölür mü hiç?? -N. Hikmet.

hokka gibi : ufak ve düzgün (ağız, burun).

hokka gibi oturmak : giysi, vücuda iyice uymak. Örnek Kullanım : ?Biraz kısaca olmasını kalınlığıyla telafi eden vücuduma hokka gibi oturan jaketatayımla bu gibi törenlerde beni daima…? -R. N. Güntekin.

hop oturup hop kalkmak : öfke, heyecan vb. duygular sebebiyle yerinde duramaz olmak, kalkıp kalkıp oturmak.

hor davranmak : kıymetini bilmemek.

hor kullanmak : dikkat etmeyerek hoyratça kullanmak.

hora geçmek : hlk. beğenilmek, hoşa gitmek, makbule geçmek, kendisine verilen kimsenin çok işine yaramak.

hora tepmek : 1) hora oynamak. Örnek Kullanım : ?Derhâl ayağa kalkıp, bir caz havası tutturup hora tepmeye başladı.? -H. E. Adıvar. 2) mec. ayaklarını vurarak gürültü etmek.

horon vurmak : horon oyununu oynamak.

horoz gibi : kabadayıca davranan (kimse).

horozdan kaçmak : kadın, erkeklerden uzak durmak, onlardan kaçmak.

horozlar ötmek : sabah olmak.

hortum gibi : çok uzun (burun).

hortum sıkmak : yangına su sıkmak.

hoş bulduk (gördük) : ?hoş geldiniz? sözüne verilen karşılık.

hoş geldiniz : gelen kişiye söylenen selamlama sözü.

hoş görmek (karşılamak) : gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı hoşgörü ile karşılamak, anlayışla karşılamak, kusur saymamak. Örnek Kullanım : ?Bu hareketi pek hoş görmeyen Şems de onun böyle sellemehüsselam girip çıkmaması için biraz ağırca sözler söylemişti.? -A. H. Çelebi.

hoşa gitmek : beğenilmek, bir kişiden veya bir şeyden hoşlanmak.

hoşaf gibi : çok yorgun.

hoşbeş etmek : sohbet etmek. Örnek Kullanım : ?Birkaç köylü ile hoşbeş ettim.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

hoşça kal (kalın) : ayrılan kimsenin kalanlara söylediği bir iyi dilek sözü. Örnek Kullanım : ?Hoşça kalın, diyor aracın kapısından çıkarken.? -A. Ümit.

hoşnutluk duymak : memnun olmak. Örnek Kullanım : ?Durumumdan artık kaygılanmadığımı, tersine oldukça hoşnutluk duymakta olduğumu fark ediyorum.? -İ. Aral.

hoşnutluk getirmek : memnun olduğunu göstermek. Örnek Kullanım : ?Fakat amirleri kendisinden çok hoşnutluk getiriyorlar.? -R. N. Güntekin.

hoşnutsuzluk getirmek : memnuniyetsizlik göstermek.

höt demek : gözdağı vermek, korkutmak.

hu çekmek (demek) : tekkelerde, dervişler ayin sırasında sürekli olarak hu demek.

hulus (huluslar) çakmak : dalkavukluk etmek, yaranmaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Bunlar aşiret reislerine hulus çakmışlar, hep alttan almışlar belki rüşvetlerini de yemişler ve onları şımartmışlardı.? -N. F. Kısakürek.

hurdası çıkmak : eşya, kullanılmayacak duruma gelmek, eskimek.

huri gibi : çok güzel (genç kadın).

husul bulmak : husule gelmek.

husule gelmek : olmak, oluşmak, doğmak, çıkmak, meydana gelmek. Örnek Kullanım : ?Bu hülya uzaklaştıkça ruhta zehirli bir fütur husule geliyordu.? -H. C. Yalçın.

husumet beslemek : hasım olmak, düşman olmak.

huy edinmek : bir davranışı alışkanlık durumuna getirmek. Örnek Kullanım : ?Zaten son zamanlarda önüne gelen her şeyi tekmelemeyi huy edinmişti.? -E. Şafak.

huyu huyuna suyu suyuna (uygun) : iki kişinin her yönden birbirine uygunluğunu anlatmak için kullanılan bir söz.

huyunu suyunu değiştirmek : eskisine göre değişik davranmasına sebep olmak.

huzur bulmak : ruhsal yönden rahatlamak.

huzur vermek : gönül rahatlığı, dirlik vermek, dinlendirmek. Örnek Kullanım : ?Kendisine her zaman huzur veren o kokuyu, anasının kokusunu duyar duymaz tatlı tatlı mırıldanmaya başladı.? -İ. O. Anar.

huzurunu kaçırmak : tedirgin, rahatsız etmek.

hücuma kalkmak : asker, siperden düşmana doğru fırlamak.

hükme varmak : iyice düşündükten sonra karar vermek.

hükmü geçmek (hüküm yürütmek) : 1) gücü yetmek, sözü geçmek. Örnek Kullanım : ?Ne doğan güne hükmüm geçer / Ne hâlden anlayan bulunur? -C. S. Tarancı. 2) geçerli, etkili durumunu yitirmek. Örnek Kullanım : Soğukların hükmü geçti.

hükmü olmamak : önemi, geçerliliği, etkisi bulunmamak.

hükmü parasına geçmek : para ile dilediğini yapabilme gücünü kazanmak. Örnek Kullanım : ?Ulan! Parama geçer hükmüm diye bağırdı. Getir diyorum iki okka ekmek.? -Ö. Seyfettin.

hükmünü icra etmek : gerekeni yerine getirmek. Örnek Kullanım : ?Yaş yine de tabii hükmünü icra ediyor, adaleleri gevşiyor ve eski canlılığını kaybediyordu.? -O. Aysu.

hükûmet etmek : bir ülkenin yönetimini elinde bulundurmak.

hükûmet gibi : güçlü, her dediğini yaptıran.

hükûmet sürmek : ülke yönetiminin başında bulunmak.

hükûmeti devirmek : zor kullanarak devlet yönetiminde değişiklik yapmak.

hüküm giymek : mahkemece cezalandırılmak.

hüküm sürmek : 1) işbaşında olmak. Örnek Kullanım : Kral otuz yıl hüküm sürdü. 2) yaygın olmak. Örnek Kullanım : Hüküm süren kanaat. 3) etki, hız vb. sürmek, devam etmek. Örnek Kullanım : ?O yükseklerde fırtına, kar, tipi hüküm sürmekteydi.? -N. Nâzım.

hüküm vermek : 1) iyice düşündükten sonra bir karara varmak. Örnek Kullanım : ?İnsanlar ellerinden çok gözleriyle hüküm verirler.? -C. Meriç. 2) bir suçluyu mahkûm etme.

hüküm yemek : mahkûm olmak. Örnek Kullanım : ?Üsküp’ün ceza mahkemesinde on beş sene hüküm yedi.? -Y. K. Beyatlı.

hükümsüz kılmak : yürürlükten kaldırmak, iptal etmek.

hülle yapmak : 1) hülleyi gerçekleştirmek 2) bir işte geçici çözüm için hileye başvurmak.

hülyaya dalmak : hayal kurmak.

hüner göstermek : 1) beceriklilik ortaya koymak 2) herkesin yapamayacağı bir işi yapmak.

hürmette kusur etmemek : karşısındaki kişiyi iyi ağırlamak, isteklerini yerine getirmek, saygısızlık etmemek. Örnek Kullanım : ?Hürmette kusur ettin mi işte o zaman kendini yok bil.? -T. Buğra.

hürriyeti seçmek : baskıdan kurtulmak ve özgür yaşamak için davranışta bulunmak.

hüsnüzan etmek : iyi niyet beslemek.

hüsrana uğramak : beklenilen sonucun elde edilememesi sebebiyle çok üzülmek, acı çekmek. Örnek Kullanım : ?Bunun aksini umanlar aldanacaktır, hüsrana uğrayacaktır.? -K. Korcan.

hüzün çökmek : hüzünlenmek. Örnek Kullanım : ?O anda yalnız kahveye değil neredeyse bütün Niksar’a hüzün çöker, lambaların ışığı solgunlaşırdı.? -C. Külebi.

hüzün duymak : hüzünlü duruma gelmek, üzülmek.

Makaleyi paylaşmak ister misin?
Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak diğer insanların faydalanmasını sağlayabilirsiniz. İçeriğin paylaşılması BirBilgi ye destek olacak yazarların daha iyi içerik üretmesi için motivasyon sağlayacaktır. Haydi şimdi paylaşın!

Makale bilgileri.

Yazar: BB Yazar

Okunma sayısı: 6

Yayın tarihi: 19 Eylül 2019 04:09:02

Güncelleme tarihi: 14 Ocak 2020 04:01:58

Kategoriler: Deyimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir