Ana sayfa » deyimler » N Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

N Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir şeye şu veya bu) nazarıyla bakmak : ona öyle imiş gibi, o gözle bakmak. Örnek Kullanım : Ona düşman nazarıyla bakıyor.

(bir şeyi) nefsine yedirememek : bir şey yapmayı kendisi için ağır, onur kırıcı bulmak. Örnek Kullanım : ?Riyakârlığı da bir türlü nefsine yediremiyordu.? -S. F. Abasıyanık.

(bir şeyi, bir şeye) nişan koymak : ileride tanıyabilmek veya ölçebilmek için bir şeyin durumunu, onun herhangi bir özelliğini akılda tutmak veya iz bırakmak. Örnek Kullanım : Dönüşte yolumuzu şaşırmamak için şu çifte kavakları nişan koymuştuk.

(birine) nazı geçmek : dilediğini kabul ettirecek kadar hatırı sayılmak.

(birinin) nabzına girmek : elindeki imkânları kullanarak birinin hoşnutluğunu kazanmak, birini yola getirmek ve düşüncelerini benimsetmek.

(birinin) nabzına göre şerbet vermek : birinin hoşuna gidecek, gururunu okşayacak yolda davranmak. Örnek Kullanım : ?Başına gelmeyen bela kalmadı. Azıcık nabza göre şerbet versen başına bu dertler gelmezdi.? -A. Boysan.

(birinin) nazını çekmek : her istediğini yerine getirmek. Örnek Kullanım : ?Ben karım için çalışıyorum. Epeyce kazanıyorum. Onun nazını çekerek bütün çocuklarına katlanıyorum.? -M. Ş. Esendal.

(birinin) notunu vermek : bir kimse için kötü bir kanıya varmak.

(davayı) nakzen görmek : huk. Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak.

(davayı) nakzen iade etmek : huk. bir yargı kararını, yargılama yöntemine ilişkin hükümler bakımından yerinde görmeyip bozarak hükmü veren mahkemeye geri göndermek.

(herhangi bir yerde) ne arıyor : ?neden oraya gitmiş? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Sen burada ne arıyorsun, haydi çabuk eve!

(tavşan boku gibi) ne kokar ne bulaşır : ?kimseye iyiliği de dokunmaz, kötülüğü de? anlamında kullanılan bir söz.

… nere … nere : iki şeyin aralarındaki uzaklığı veya nitelik ayrımını belirten bir söz. Örnek Kullanım : Konya nere Ankara nere.

… nerede … orada : söylenilen iki şeyin birlikte olması gerektiği anlatılmak istendiğinde kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ben nerede sen orada.

nabız almak : nabzını saymak.

nabız yoklamak : nabzını yoklamak.

nabzı atmak : 1) kalp vuruşu sürmek 2) mec. ortaya çıkmak, görünmek, belli olmak. Örnek Kullanım : ?Viyana’da hayat sevincinin nabzı kahvelerde atar.? -H. Taner.

nabzı durmak : ölmek. Örnek Kullanım : ?Nabzı durdu, nefesi durdu galiba.? -Y. Z. Ortaç.

nabzını saymak : bir dakikadaki kalp atışını saymak. Örnek Kullanım : ?Sonra bileğini avucumun içine alarak nabzını sayıyorum.? -R. N. Güntekin.

nabzını tutmak : 1) nabzını saymak için bileğini tutmak. Örnek Kullanım : ?Doktor, hallacın yanına vardı. Nabzını tuttu.? -S. F. Abasıyanık. 2) mec. düşüncesini, niyetini, eğilimini anlamaya çalışmak.

nabzını yoklamak : 1) niyetini, düşüncesini, eğilimini anlamaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Milletin sesini işitmek, nabzını yoklamak, meselesini ve durumunu kaynakta öğrenmek istiyordu.? -T. Buğra. 2) düşünce, niyet ve eğilimi anlamak için ön araştırma yapmak.

naçar kalmak : çare, çıkar yol bulamamak. Örnek Kullanım : ?Bu eski kafanın nasihatlerinden yıldığı için pek naçar kaldığı anlarda bu kapıyı çalar.? -H. R. Gürpınar.

nadasa bırakmak (yatırmak) : tarlayı ekmeyip bırakmak.

nafaka bağlanmak : yasaca, bakılması zorunlu olan kişiye mahkeme kararıyla evlat, koca gibi bir kimsenin, geçim parası vermesini sağlamak.

nağme yapmak : tkz. 1) bildiği bir şeyi bilmez görünmek 2) bahane ileri sürmek.

nal deyip mıh dememek : bir düşüncede direnmek.

nal toplamak : 1) at, yarışta sonlara kalmak veya sonuncu olmak 2) mec. herhangi bir alanda geride kalmak.

nalıncı keseri gibi kendine yontmak : yaptığı işlerde hep kendi çıkarını düşünmek.

nalları dikmek : argo hayvan veya hayvana benzetilen kişi ölmek. Örnek Kullanım : ?Kitap bastırmak, yazı yazmak takatinden mahrum, nalları dikeceksiniz.? -S. F. Abasıyanık.

nam almak : şöhret sahibi olmak, tanınmak.

nam kazanmak : ün sahibi olarak tanınmak. Örnek Kullanım : ?Karaman alayı, bizim harp tarihimizde büyük nam kazanmış bir alaydır.? -A. Gündüz.

nam salmak : ününü her yana yaymak.

namaza durmak : namaza başlamak. Örnek Kullanım : ?Arabalar uzaktan görününce köyüne, adamına göre kâh derviş, kâh sofu olur, hemen namaza dururdu.? -M. Ş. Esendal.

namazı kılınmak : Müslüman birinin cenaze namazı kılınmak. Örnek Kullanım : ?Bir akşam uyudu / Uyanmayıverdi / Aldılar götürdüler / Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü? -O. V. Kanık.

namazında niyazında : İslam dininin gerekliliklerini tam anlamıyla yapan. Örnek Kullanım : ?Bunlar namazında niyazında iki temiz gardiyandı.? -N. F. Kısakürek.

name okumak : herkesin bildiği deyimleri veya sözleri söylemek.

namerde muhtaç bırakmak : güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda bırakmak. Örnek Kullanım : ?İş ki kocam olacak, erkek olsun, beni namerde muhtaç bırakmasın diyormuş.? -H. Taner.

namerde muhtaç olmak : güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda kalmak.

namı nişanı kalmamak : yok olup unutulmak.

namusu iki paralık olmak : onursuz bir duruma düşmek.

namusu temizlenmek : bir işin içinden kendi saygınlığını yitirmeden çıkmak. Örnek Kullanım : ?Öyleyse evvela, senin istediğin dava görülmüş olur. Yani hırsız olmadığın meydana çıkar. Namusun temizlenmiş olur.? -Ö. Seyfettin.

namusuna dokunmak : birinin namus ve onurunu olumsuz biçimde etkilemek.

namusuna sinek kondurmamak : 1) kollamak, gözetlemek 2) namusuna, onuruna laf söylettirmemek.

namusunu temizlemek : ahlak ve onuruna ters düşen bir durumdan kurtulmak için birini veya kendini öldürmek.

namzet göstermek : bir iş için aday belirleyip sunmak, aday göstermek.

nane yemek : yakışıksız bir davranışta bulunmak, uygunsuz bir iş yapmak.

nanik yapmak : birini budala yerine koymak, alay etmek.

nankörlük görmek : nankörce davranışla karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Annen bu yalıya o kadar emek vermiş, sonra nankörlük görmüş.? -P. Safa.

nar gibi : iyice kızarmış (yiyecek).

nara atmak (basmak) : yüksek sesle uzun uzun haykırmak. Örnek Kullanım : ?Bu cevabı alan Şems bir nara atarak kendinden geçmiş ve bir daha Mevlâna’nın peşinden ayrılmaz olmuştu.? -A. H. Çelebi.

narh koymak : ihtiyaç maddeleri için değişmez fiyat belirlemek.

nârına (nâra) yanmak : ateşine yanmak. Örnek Kullanım : ?Bizim çocukluğumuz, söğüt ağacından düdük yontmakla geçerken bir gün ele avuca sığmayan bir arkadaşın nârına yandık.? -B. R. Eyuboğlu.

nasıl ki : iki cümle arasındaki anlam ilişkisini ?olduğu gibi? anlamıyla bağlayan bir söz. Örnek Kullanım : ?Acele etmez ağırdan alır, nasıl ki bu akşam da ağırdan alıyor.? -M. Ş. Esendal.

nasıl olmuşsa : her nasılsa. Örnek Kullanım : ?Yine, nasıl olmuşsa, ayakta dikilecek yer yokken, yanımdaki koltuk boş.? -A. Ağaoğlu.

nasıl olsa : her durumda, er geç. Örnek Kullanım : ?Nasıl olsa, daha bir gün Bodrum’da kalacağımız anlaşılıyor.? -A. Erhat.

nasır bağlamak (tutmak) : 1) nasırlanmak 2) mec. duygusuzlaşmak, duyarlığını yitirmek. Örnek Kullanım : O adamın kalbi nasır bağlamış.

nasırına basmak : çıkarını engellemek. Örnek Kullanım : ?Tütün alıcılarının nasırına basmamak, gölgelerini bile çiğnemeden dolanıp da geçmek gerektiğini biliyordu.? -N. Cumalı.

nasibini almak : güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak, sebeplenmek. Örnek Kullanım : ?Herkes ondan haz veya hüzün, kendi nasibini alırdı.? -A. Ş. Hisar.

nasihatte bulunmak : nasihat etmek.

nasip almak : 1) Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak 2) yararlanmak, kısmetine düşeni elde etmek. Örnek Kullanım : ?Konaktaki hamamlardan halayıklar, hizmetçiler de nasiplerini alırmış.? -S. Birsel.

nato kafa, nato mermer : söz dinlemez, söz anlamaz, taş gibi kafa.

nazar değmek : göz değmek. Örnek Kullanım : ?Oğluna nazar değecek diye ödü patlar, kaplumbağanın yumurtasına yaptığı gibi bir an bile gözünü ayırmak istemezdi ondan.? -E. Şafak.

nazara gelmek : göz değmek. Örnek Kullanım : ?Hele marangoz Halil’in gözünü de denemiş. Nazara gelmemek için kendi kendine okuyup üflüyor, nerede tahta görürse tak tak vuruyor.? -H. Taner.

nazarı değmek : gözü değmek.

nazarıdikkate almak : 1) dikkatle inceleyerek değerlendirmek 2) göz önünde bulundurmak.

nazarıdikkatini çekmek : ilgisini çekmek.

nazarıitibara almak : dikkat etmek, dikkate almak.

nazına katlanmak : istenen her şeyi hangi durumda olursa olsun yerine getirmek. Örnek Kullanım : ?Cemal Paşa, gençlik akımı içinde hatırı sayılır olduğunu bildiği için sonuna kadar Halide Hanım’ın nazına katlandı.? -F. R. Atay.

nazire yapmak : bir söze, bir davranışa benzeriyle karşılık vermek.

ne âlâ memleket : haksız ve yersiz işlerin hoş görüldüğü, kurallaştığı bir ortam için ters anlatışla ?diyecek yok, ne güzel? anlamında kullanılan bir söz.

ne âlem : yadırganan ancak kızılmayan davranışları olan kimseler için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ne âlem çocuksun!

ne âlemde? : nasıl?

ne alıp veremiyor? : ?isteği, dileği nedir, niçin musallat oluyor?? anlamında kullanılan bir söz.

ne altını bırakmak ne üstünü : bir şeyin veya yerin her tarafını karıştırmak, dolaşmak vb. Örnek Kullanım : Geze dolaşa şehrin ne altını bıraktık ne üstünü.

ne arar (onda … ne gezer) : onda yoktur. Örnek Kullanım : Onda para ne arar!

ne biçim? : nasıl?

ne buyrulur? : ?onun nasıl bir şey olduğunu gördünüz, buna ne diyorsunuz?? anlamında kullanılan bir söz.

ne çare : ?çaresi yok, elden ne gelir? anlamında kullanılan bir söz.

ne çıkar : 1) ne zararı var? ?Dar bir gün gelmiş, birinden üç beş kuruş almışım, bundan ne çıkar?? -M. Ş. Esendal. 2) bir sonuç vermez 3) nasıl bir yarar umulur?

ne çiçektir, biliriz : ?ne denli yeteneksiz, niteliksiz olduğunu biliriz? anlamında kullanılan bir söz.

ne de olsa : ?ne denli eksiği, kusuru olursa olsun, böyle olmakla birlikte? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ne de olsa o bizden tecrübelidir.

ne dedim de : yapılan bir şeyden duyulan pişmanlığı belirten bir söz. Örnek Kullanım : Ah be ne dedim de okumadım.

ne demek olsun : ne demek.

ne demek? : 1) ?öyle şey olur mu, o nasıl şey, yakışık alır mı?? anlamında kullanılan bir söz 2) ?tabii ki, elbette, lafı mı olur?? anlamında kullanılan bir söz.

ne demeye : 1) ne diye, nasıl bir düşünceyle, hangi maksatla, niçin? ?Hadi müşteriyi iplediğin yok, patrona ne demeye boş verirsin!? -R. Ilgaz. 2) hangi anlama?

ne denir (dersin) : bir konuda söyleyecek söz kalmadığını anlatan bir söz.

ne denli : ne kadar. Örnek Kullanım : ?Fakat şaşkınlığı ne denli büyük olursa olsun, oranın güzelliği daha büyüktü.? -Halikarnas Balıkçısı.

ne dese beğenirsin? : beklenmeyen bir söz söylenildiğinde kullanılan bir söz.

ne diye? : nasıl bir düşünceyle, niçin? ?Sen bundan on yıl önce kişiliğini bulmuştun, ne diye bunu bırakıp başka şeyler arıyorsun?? -B. R. Eyuboğlu.

ne fayda : iş işten geçtikten sonra alınan boş önlemler için ?neye yarar? anlamında kullanılan bir söz.

ne gam : üzülmeye gerek yok.

ne gezer : bulunmaz, yoktur. Örnek Kullanım : ?Kâr mı, ne gezer efendim? Hatta ziyanına satıyordu.? -Halikarnas Balıkçısı.

ne gibi? : nasıl, ne türlü?

ne gözle bakmak : 1) inancını belirtir biçimde bakmak 2) değerlendirmek.

ne güne duruyor? : 1) … varken başka şey gerekmez. Örnek Kullanım : Biz ne güne duruyoruz? 2) şimdi yapmazsa ne zaman yapacak?

ne günlere kaldık! : zamanın olaylarından yakınma anlatan bir söz.

ne haber? : 1) herhangi bir bilgi var mı? 2) ne var ne yok 3) alay ?senin hiçbir şeyden haberin yok? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : O, başkalarıyla geziyormuş, ne haber?

ne hacet : gereksiz, gerek yok. Örnek Kullanım : ?Bir gamlı hazanın seherinde / Israra ne hacet yine bülbül?? -A. Haşim.

ne haddine! : ona mı düşmüş, ona mı kalmış, ona düşmez. Örnek Kullanım : Böyle yazı yazmak onun ne haddine!

ne hâlde? : hangi durumda?

ne hâli varsa görsün : öğüt ve uyarı dinlemeyenler için ?ne yaparsa yapsın, beni ilgilendirmez? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Boş ver ne hâlleri varsa görsünler, ben bu heriflere bulaşamam.? -A. Ümit.

ne hesaba gelmek ne de kantara : elle tutulur olmamak, tutarlı ve sağlam görünmemek. Örnek Kullanım : Anlattıkların ne hesaba gelir ne de kantara.

ne hikmetse (hikmettir) : 1) bilmezlikten gelinen durumlarda kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Elektrik ampulü ne hikmetse hep bozulmuş olurdu.? -H. Taner. 2) bilinmeyen bir sebepten ötürü. Örnek Kullanım : ?Zira dünkü yemekte ne hikmetse Ethel, durup dururken dil değiştirmeye karar verdi ya da her

ne idiği belirsiz : ne olduğu, soyu sopu belirsiz. Örnek Kullanım : ?Ben âdeta bu ne idiği belirsiz herife gittikçe ısınıyorum.? -O. C. Kaygılı.

ne imiş? : ne değeri var?

ne istediğini bilmek : amacını kesin ve kararlı bir biçimde belirlemek. Örnek Kullanım : ?Ne istediğini bilen iradeli bir kişiliği ve dişiliği vardı.? -H. Taner.

ne iyi! : mutluluk ve beğenme anlatan bir söz.

ne kadar : 1) nicelik bakımından miktar, ölçü, fiyat, zaman anlamlarıyla soru bildiren bir söz. Örnek Kullanım : ?İlçelerinde ne kadar dernek varsa hepsini harekete geçirdiler.? -A. Kulin. 2) çok, oldukça. Örnek Kullanım : ?Bizim arkadaşın ne kadar bahtlı büyük anası varmış.? -M. Ş. Esen

ne kadar olsa : ne de olsa, sonuçta. Örnek Kullanım : ?Eh ne kadar olsa anadır. Ben de acıdım.? -M. Ş. Esendal.

ne kadar varsa : hepsi, tamamı.

ne lazım : niçin ilgileniyorsun, ilgilenme.

ne mal olduğunu bilmek (anlamak) : birinin nasıl bir nitelikte, yetenekte ve yaradılışta olduğunu bilmek, kestirmek. Örnek Kullanım : ?Büyük hanım, bir bakışta onun ne mal olduğunu anlamıştı.? -R. N. Güntekin.

ne mene : ne çeşit, ne türlü. Örnek Kullanım : ?Deve kuşunun boyunu bosunu, biçimini, ne mene bir hayvan olduğunu bilirsiniz.? -N. Hikmet.

ne mümkün : olacak şey değil, imkânsız. Örnek Kullanım : ?Görüp de sevmemek ne mümkün seni / Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin? -O. S. Orhon.

ne münasebet! : öyle şey mi olur, ilgisi yok. Örnek Kullanım : ?Ümit, ideal, şahsiyet dediğiniz zaman da hep aynı şeyleri mi anlıyorsunuz? Ne münasebet!? -P. Safa.

ne od var ne ocak : ?yoksulluk ve perişanlık içinde? anlamında kullanılan bir söz.

ne olacak! : ne değeri var, önemi yok.

ne olduğunu bilememek : şaşırmak, aklı başından gitmek.

ne oldum delisi olmak : ummadığı bir duruma ulaşan kimse çok şımarmak.

ne olur (olursun, olursunuz) : ?yalvarırım, lütfen, rica ederim? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ah ne olur büyük bir adam çıksa da sanatı da böyle tarif etseydi.? -B. R. Eyuboğlu.

ne olur ne olmaz : ?her ihtimali düşünmek gerekir? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Bir ara ne olur ne olmaz deyip frenleri, fren balatalarını gözden geçirdik.? -F. Otyam.

ne olursa olsun : ?her durumda, olumlu veya olumsuz bütün şartlarda? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ne olursa olsun tahtı ele geçirmek amacını gütmüyorum ben.? -T. Oflazoğlu.

ne oluyor? : ne gereği var veya ne karışıyor?

ne pahasına olursa olsun : 1) ?ne büyük özveri isterse istesin? anlamında kullanılan bir söz 2) ?her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göze alarak? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Emin olduğu tek şey, gerçekten ne pahasına olursa olsun, artık bir daha geri dönmeyeceğiydi.? -M. Mungan

ne söylüyorsun? : 1) ?söylediğine dikkat ediyor musun?? anlamında kullanılan bir söz 2) ?gerçek mi? doğru mu?? anlamında kullanılan bir söz.

ne Şamın şekeri ne Arapın zekeri (yüzü) : yararı olsa bile istenmeyen kimseler için söylenen bir söz.

ne var ki : aralarında aykırılık bulunan cümleleri bağlamaya yarayan bir söz, ama, fakat, lakin, gelgelelim. Örnek Kullanım : ?Ne var ki bunları şimdiye kadar kimseye anlatmadığım için uygun ifadeyi bulmakta zorlanıyorum.? -İ. O. Anar.

ne var ne yok : 1) ne haberler var, işler nasıl? 2) olanların bütünü. Örnek Kullanım : ?İş, hemen ne var ne yok yüklenip yola çıkmaya kalıyordu.? -S. F. Abasıyanık.

ne yapıp yapıp : her ne durumda olursa olsun bir çözüm yolu bularak. Örnek Kullanım : ?Seni ne yapıp yapıp memleketine göndereceğim.? -F. R. Atay.

ne yaptığını bilmemek : aklı başında olmadığından bilinçsizce davranmak.

ne yazar : argo hükmü olur mu? değeri var mı? ?Tut ki para babası olduk, kültür ve sanat alanında bir karış yol alamazsak bütün bunlar ne yazar?? -H. Taner.

ne yazık ki : üzülerek belirtelim ki. Örnek Kullanım : ?Ne yazık ki bu görüşleri bozuk kimselerin gördükleri ekseriya mukavva heykellerdir.? -A. H. Çelebi.

ne yüzle : hiç utanmadan, sıkılmadan.

necat bulmak : kurtulmak.

neci oluyor! : niçin karışıyor, ona ne? Sen neci oluyorsun, kendi işine bak!

nedamet duymak (getirmek) : pişman olmak. Örnek Kullanım : ?Ben şimdi nedamet getirdim.? -P. Safa.

neden olmak : bir şeyin olmasına veya ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak.

nedir ki : 1) şu var ki. Örnek Kullanım : Nedir ki onların sözü pek dinlenmez. 2) hangi nedenle? 3) önemsiz, değersiz.

nefes aldırmamak : dinlenmesine fırsat vermemek, aralık vermemek.

nefes almak : 1) havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak. Örnek Kullanım : ?Nefes aldıkça içime kurum ve is kokusu doluyor sanıyorum.? -R. E. Ünaydın. 2) dinlenmek 3) ferahlamak, rahatlamak. Örnek Kullanım : ?Bu telgrafı okur okumaz, geniş bir nefes aldım.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 4) mutlu bir

nefes çekmek : 1) sigara veya başka bir şeyin dumanını içine çekmek. Örnek Kullanım : ?Ramazan sigarasının izmaritinden birkaç nefes çekti.? -Ç. Altan. 2) esrar içmek.

nefes darlığı çekmek : solumada sıkıntı yaşamak. Örnek Kullanım : ?Nefes darlığı çeker, sık sık tedavi olmak için başka şehirlere gider gider gelirdi.? -A. Kulin.

nefes etmek : boş bir inanışa göre, rahatsızlığı, illeti geçirmek için okuyup üflemek. Örnek Kullanım : ?Ahalinin büyük bir kayıtsızlıkla ?çiçek? ismini verdiği frengiye nefes eder, tütsü yapardı.? -R. H. Karay.

nefes nefese kalmak : soluğu tıkanacak gibi olmak. Örnek Kullanım : ?Delikanlı, sonunda gömleği terden sırtına yapışıp nefes nefese kaldığı bir an, gömleğinin yeniyle alnının terini silerek oyunu bıraktı.? -N. Cumalı.

nefes tüketmek : uzun uzun ve boş konuşmak. Örnek Kullanım : ?Enişte istediği kadar nefes tüketsin, hepsi bir kulağımdan girer, öteki kulağımdan çıkar.? -S. M. Alus.

nefesi durmak : 1) ölmek. Örnek Kullanım : ?Nabzı durdu, nefesi durdu galiba.? -Y. Z. Ortaç. 2) mec. şaşkınlık içinde kalmak.

nefesi kesilmek (daralmak veya tutulmak) : 1) güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün durmak. Örnek Kullanım : ?Nefesi daralıyor, yüzü kızarıyor, böğrüne bir ağrı giriyor ve yol ona gittikçe uzuyordu.? -M. Ş. Esendal. 2) mec. bunalmak, sıkılmak. Örnek Kullanım : ?İki güzel filmin arkasından peş peşe on tane

nefesini tutup beklemek : heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek. Örnek Kullanım : ?Uzun süren ziyaretin sona ermesini, nefeslerini tutup beklemişlerdi.? -A. Kulin.

nefret duymak : birinden tiksinmek, hoşlanmamak. Örnek Kullanım : ?Gönlümde o zamana kadar duyduğum nefret yerine büyük bir korku titriyordu.? -M. Ş. Esendal.

nefret uyandırmak : nefret etmesine sebep olmak. Örnek Kullanım : ?Çünkü Ömer Bey, başka birinde son derece nefret uyandıran bir kabalık, bir kusur sayılması lazım gelen o gurur ve azamet buhranları içinde bile bir çocuk saflığını saklıyordu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

nefsine uymak : bedenin isteklerine uymak, günah işlemek. Örnek Kullanım : ?Nefsine uyanların, zevkten başka bir şey tanımayanların, hayvanlardan ne farkı var?? -Ö. Seyfettin.

nefsini köreltmek (körletmek) : beden isteklerinden herhangi birini üstünkörü gidermek, nefsini yatıştırmak. Örnek Kullanım : ?Yani şüphelendiği müşterilerin yolunu kesmiyor, uzaktan uzağa onları takip etmekle nefsini köreltiyordu.? -N. Hikmet.

neler : çok ve çeşitli şeyler. Örnek Kullanım : Bugün neler gördük.

neler de neler, maydanozlu köfteler : alay ?akla gelmedik şaşılacak şeyler? anlamında kullanılan bir söz.

nerede akşam, orada sabah : bir kimsenin gece kalacak belli bir yeri olmadığını, rastgele bir yerde kalabileceğini anlatan bir söz.

nerede kaldı : ne yararı oldu? ?Senin filozofluğun nerede kaldı?? -Ö. Seyfettin.

nerede kaldı ki : olacak gibi görülmeyen bir düşünceyi anlatan ifadenin başına getirilen bir söz. Örnek Kullanım : O kendisi bilmez, nerede kaldı ki başkasına öğretsin.

nesi var : 1) ?çok iyi, çok güzel? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Hem nesi var yahu, akça pakça kız.? -S. F. Abasıyanık. 2) hastanın durumunu öğrenmek amacıyla kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Cemal’in nesi var? – Nezle olmuş.

nesi var nesi yok : bütün serveti, her şeyi. Örnek Kullanım : ?Eşkıyalar yolun gerisini de tutmuşlardı. Can maldan tatlı. Herkes nesi var nesi yok efenin önüne döktü.? -Ö. Seyfettin.

nesli tükenmek : bitmek, tamamen yok olmak, ortadan kalkmak. Örnek Kullanım : ?Oralarda nesli tükenmiş sandığımız âşıklar, halkı coşturmak için ozanların kopuzlarını çalıyorlar.? -O. S. Orhon.

neşesi kaçmak : sevinci azalmak, kederlenmek. Örnek Kullanım : ?O günden sonra Canan’ın uzun müddet neşesi kaçtı.? -P. Safa.

neşesini bulmak : neşeli bir duruma gelmek, neşelenmek.

neşet etmek : kaynağını bir yerden almak, doğmak.

neşter vurmak : bir sorunu kesin bir sonuca ulaşmak amacıyla ele almak.

neşvünema bulmak : gelişmek.

netice vermek : sonuç vermek. Örnek Kullanım : ?Ağır ve onulmaz hastalıklar için yapılan tedavi, bir iyilik şeklinde görünse bile, azabı devam ettirmekten başka bir netice vermiyor.? -İ. A. Gövsa.

nevaleyi düzmek : 1) gerekli yiyecek ve içeceği sağlamak. Örnek Kullanım : ?Elinde yiyecek paketleriyle evin nevalesini düzmüş, geri dönüyor.? -R. H. Karay. 2) sofrayı hazırlamak.

nevri dönmek : belli etmemeye çalıştığı bir öfkeye kapılmak, çok sinirlenmek. Örnek Kullanım : ?Halit’in tavrını beğenmemişti. Herifin birdenbire nevri dönmüştü.? -S. F. Abasıyanık.

ney üflemek (üfürmek) : ney çalmak. Örnek Kullanım : ?Astımı olmasa babası gibi ney üfürmeye bile heves edecektir.? -H. Taner.

neye uğradığını bilememek (anlamamak, şaşırmak) : ansızın üzücü, sıkıcı, neşeli, güzel veya hoş bir durumla karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Martı gibi, şiirli duygu dolu bir oyunla karşılaşınca neye uğradığını şaşırır.? -N. Cumalı.

neyin nesi (kimin fesi) : 1) kimdir, nasıl bir kişidir? ?En iyisi, adam böyle böyle, evi kiraya istiyor, git, sor, soruştur, neyin nesi, kimin fesidir, derim.? -O. Kemal. 2) ne idiği belirsiz.

neymiş : söylendiğine göre, güya. Örnek Kullanım : ?Neymiş? Projenin sahibi oymuş!? -A. Kulin.

neyse ki : neyse.

neyse ne : bir yere, bir dereceye kadar. Örnek Kullanım : ?Erkekler neyse ne ama kadınlar…? -S. F. Abasıyanık.

nezaket göstermek : davranışlarda nazik olmak. Örnek Kullanım : ?Galiba beni tanımış olacak, ondan sonra biraz fazla nezaket göstermek istedi.? -M. Ş. Esendal.

nezarete almak : gözaltına almak.

nifak sokmak : ara açmak, bozgunculuk yapmak. Örnek Kullanım : ?Bülent ile haminnesinin arasına derin bir nifak sokmuştu.? -R. N. Güntekin.

nihayet vermek : 1) ilişkiyi kesmek, bir işi, alışkanlığı yapmaktan vazgeçmek. Örnek Kullanım : ?Tekaüt olduktan sonra doktorlara inat, oburluğa, nargileye bir nihayet vermemişti.? -Ö. Seyfettin. 2) bitirmek, tamamlamak, sonuçlandırmak. Örnek Kullanım : ?Bu komediye nihayet vermek, buraya bir

nihayete ermek : sona varmak, sonuçlanmak, bitmek. Örnek Kullanım : ?Geçirmiş olduğum elim sergüzeştin ve sefaletin nihayete ermiş olduğu bir gündü.? -Y. K. Beyatlı.

nikâh düşmek : birbiriyle evlenmelerine yasal yönden veya örf bakımından engel bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Ben kardeşinin yavuklusuyum, sana nikâh düşmez, cevabını alırdı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

nikâh kıymak : nikâh memuru kanuna göre çiftlerin karı koca olduklarını bildirmek.

nikâh koymak : nikâhlamak. Örnek Kullanım : ?Sana derim, güzel eltim, sen bu kızına tez vakitte nikâh koy!? -T. Buğra.

nikâh tazelemek : 1) boşandığı kişiyle yeniden evlenmek 2) mec. bir işe yeniden başlamak.

nimet bilmek : bir şeyi lütuf kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Çaylarımıza koşarlar, evimize davet edilmeyi nimet bilirler, etrafımızda dolaşırlar.? -H. C. Yalçın.

nimeti ayağıyla tepmek : kısmetini ayağıyla tepmek.

nispet etmek : eşit tutmak, oranlamak.

nispet kabul etmemek : eşit tutmamak, oranlamamak.

nispet vermek (yapmak) : karşısındakini kızdırmak için ona gösteriş yapmak. Örnek Kullanım : ?Yolun ortasında bir kolunu belime dolayarak bana şöylece nispet vermesin mi?? -O. C. Kaygılı.

nispeti olmak : ilgisi olmak, bağlantısı olmak.

nişan almak : 1) bir hedefi vurmak için ateşli silahlara gerekli doğrultuyu vermek, gezlemek. Örnek Kullanım : ?Tabancasını kılıfından çıkarmış ve nişan almak üzereydi.? -A. Gündüz. 2) kendisine nişan verilmek. Örnek Kullanım : ?Doktor, Türk ordusunda çalıştığını, üniformamızı taşıdığını, n

nişan takmak : 1) nişanlanan çiftin nişan yüzüklerini parmaklarına geçirmek. Örnek Kullanım : ?Birkaç gün sonra akrabalarımıza bir davet vereceğiz. Nişan takacağız.? -R. N. Güntekin. 2) göğsüne nişan iliştirmek.

nişanı (nişanını) atmak (bozmak) : kadın veya erkek nişandan vazgeçmek. Örnek Kullanım : ?Eğer nişanını bozduysa yazıklar olsun.? -M. Ş. Esendal.

niyet çekmek : niyetçiden niyet adı verilen fal kâğıdı almak. Örnek Kullanım : ?Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim diye bekleşiyorlar.? -S. F. Abasıyanık.

niyet tutmak : fala bakılırken olması istenilen şeyi aklından geçirmek.

nohut oda, bakla sofa : bir evin küçüklüğünü ve darlığını anlatmak için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Nohut oda, bakla sofa, bizim de evimiz olacak diye mırıldandı.? -H. Taner.

noksan bulmak : beğenmemek, uygun bulmamak. Örnek Kullanım : ?Eniştem zaten bizim terbiye ve tahsilimizi birçok bakımdan noksan bulurdu.? -A. Ş. Hisar.

nokta koymak : 1) gereken yerde nokta işaretini kullanmak 2) mec. bir işi bitirmek, tamamlamak 3) mec. son noktayı koymak.

noktasına virgülüne dokunmadan : 1) olduğu gibi 2) hiçbir müdahale olmadan.

nostalji uyandırmak : özlem duygusu canlandırmak. Örnek Kullanım : ?İlkokulu, liseyi birlikte okuduk, belki onda nostalji uyandırıyorum.? -İ. Aral.

not almak : 1) biri konuşurken onun söylediklerini yazmak. Örnek Kullanım : ?Not alıyorum, Türkçeye mısra mısra hemen tercüme ediyorum.? -R. H. Karay. 2) bir şeyi başlıca noktalarını özetleyerek yazmak 3) öğrenci, iyi veya kötü numara, derece almak 4) mec. bir şeyin niteliğiyle

not atmak : öğretmen, öğrencinin çalışma durumunu not vererek değerlendirmek.

not düşmek : not yazmak. Örnek Kullanım : ?Cevdet Paşa tezkeresine şöyle bir not düşmek zorunda kalır.? -S. Birsel.

not etmek : not olarak yazmak, kaydetmek. Örnek Kullanım : Bunu not edin de unutmayın.

not kırmak : 1) verilen notu düşürmek, azaltmak 2) az not vermek.

not tutmak : biri söz söylerken başkası onun söylediklerini yazmak. Örnek Kullanım : ?Benim sınıfta tuttuğum notları alır, sınavlara öyle hazırlanırdı.? -A. Ümit.

not vermek : 1) bir şeyin değeri üzerinde olumlu veya olumsuz bir kanıya varmak 2) öğrencinin bilgisini bir sayı veya derece ile belirlemek.

nöbet beklemek (tutmak) : 1) asker, polis vb. bir yeri, bir kimseyi, bir aracı gözetlemek, korumak gibi amaçlarla bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak. Örnek Kullanım : ?Kazığın yanında mızraklı bir asker nöbet beklesin!? -N. F. Kısakürek. 2) kurum ve kuruluşlarda işlerin aksamadan yür

nöbet çalmak : belli zamanlarda mızıka çalmak.

Nuh deyip, peygamber dememek : inat etmek, ayak diremek.

Nuh Nebi’den kalma : çok eski, çoktan modası geçmiş, köhnemiş.

numara çevirmek : hile yapmak, dalavereyle iş bitirmek.

numara yapmak : argo bir hareketi yalandan yapmak veya yapar gibi görünmek. Örnek Kullanım : ?Numara yapıyorum gibi bir şey gelmesin aklınıza.? -R. N. Güntekin.

numarasını vermek : notunu vermek.

nur gibi : parlak, pırıl pırıl.

nur içinde yatsın : sevgiyle anılan ölüler için söylenen bir söz.

nur inmek : kutsal bir yere gökten ilahî ışık yağmak.

nur ol! : beğenildiği belirtilmek istendiğinde kullanılan bir söz.

nur topu gibi : sağlıklı, çok güzel ve temiz (çocuk). Örnek Kullanım : ?Oğlan nur topu gibi idi.? -P. Safa.

nutku tutulmak : korkudan, şaşkınlıktan ve öfkeden konuşamaz olmak. Örnek Kullanım : ?Birdenbire nutku tutuldu ve bütün gayretlerine rağmen konuşamadı.? -N. F. Kısakürek.

nutuk atmak (çekmek) : uzun, sıkıcı bir konuşma yapmak veya özden yoksun bir söylev vermek. Örnek Kullanım : ?Kıyıda dalgalara nutuk çekip kekemeliğini düzeltmeye çalışıyor.? -H. Taner.

nutuk vermek : bir konuda özel olarak hazırlanıp konuşmak. Örnek Kullanım : ?Kapıdan içeri bir adım attıktan sonra durdu, nutuk verir gibi elini sallayarak…? -R. N. Güntekin.

nüfusunu çıkarmak : nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak. Örnek Kullanım : ?Kızının çocuklarının nüfusunu çıkartacağım.? -H. E. Adıvar.

nüfuz etmek : 1) bir şeyin içine işlemek, geçmek. Örnek Kullanım : ?Tatlı bir duman, bütün varlığını sararak en derin yerlerine kadar nüfuz ediyordu.? -P. Safa. 2) inceliğine varmak, anlamak. Örnek Kullanım : ?Bu, o kadar ince ve girift bir meseledir ki, bütün bir ömür boyunca izaha çalışıl

nüfuzu altında tutmak : söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Onu uzun müddet nüfuzu altında tuttuğuna bir misal olarak…? -A. Ş. Hisar.

nüzul inmek (gelmek) : hlk. felç geçirmek, felce uğramak. Örnek Kullanım : ?Nedir bu hâlimiz, nüzul inmiş gibi yapıştık yere, bir türlü kıpırdayamıyoruz.? -N. Eray.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir