Ana sayfa » deyimler » Ö Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

Ö Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir şeyin) önünü almak : önlemek. Örnek Kullanım : ?En ucuz şekilde bu fesadın önünü almak için ne yapmak lazımsa söyleyiniz.? -N. F. Kısakürek.

(bir şeyin) örneğini almak : biçimini çizmek.

(bir şeyin) örneğini çıkarmak : benzerini yapmak veya çizmek.

(bir yer) örümcek bağlamak : 1) üzerinde örümcek ağı olmak 2) mec. bir şey uzun süre kullanılmadan kendi hâline bırakılmış olmak.

(bir yeri) örümcek sarmak : bir yer örümcek ağları ile dolmak.

(birinden) öfkesini çıkarmak (almak) : öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak. Örnek Kullanım : ?Evde önüne gelenin öfkesini kendisinden çıkarmasına alışıktı.? -N. Cumalı. ?Adamı pataklamadan bırakmazdım, pataklamadıkça öfkemi alamazdım.? -R. H. Karay.

(birine) öyle gelmek : sanmak, zannetmek. Örnek Kullanım : ?Bana öyle gelirdi ki çocuklar yalnız kışın büyürler.? -S. F. Abasıyanık.

(birinin) ödünü koparmak (patlatmak) : çok korkutmak.

(birinin) öl dediği yerde ölmek, kal dediği yerde kalmak : onun sözünden çıkmamak.

öbür dünyayı boylamak : ahireti boylamak. Örnek Kullanım : ?O rahmetli katırın yerine ben öbür dünyayı boylardım.? -O. C. Kaygılı.

öç (öcünü) almak (çıkarmak) : yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak. Örnek Kullanım : ?Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?? -N. Hikmet.

ödev bilmek (saymak) : bir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek.

ödü bokuna karışmak : kaba çok korkmak. Örnek Kullanım : ?Fırsatını bulsa pencereden atlayıp kaçacak, öyle de ödü bokuna karışmış.? -A. Ümit.

ödü kopmak (patlamak) : çok korkmak. Örnek Kullanım : ?Benim at sineği ile hamam böceğinden ödüm kopar.? -Ö. Seyfettin. ?Oğluna nazar değecek diye ödü patlar, kaplumbağanın yumurtasına yaptığı gibi bir an bile gözünü ayırmak istemezdi ondan.? -E. Şafak.

öfke yüzü göstermek : çok sinirlendiğini belli etmek. Örnek Kullanım : ?Hayatında kimseye sert muamele etmedi ve öfke yüzü göstermedi.? -N. F. Kısakürek.

öfkeden deliye dönmek : fazla sinirlenmek. Örnek Kullanım : ?Torununu gizlice tavan arasında saklamakta olduğunu öğrendiğinde öfkeden deliye dönmüştü.? -A. Kulin.

öfkesi kabarmak : çok kızmak, sakinleşmişken yeniden öfkelenmek, tekrar sinirlenmek.

öfkesini kusmak : kızgınlıkla ağır hakaret etmek.

öfkesini yenmek : iradesini kullanarak öfkesini gidermek.

öfkeye kapılmak : çok sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek. Örnek Kullanım : ?Siz gelin de böyle bir adamın herhangi bir öfkeye kapılacağını tahmin edin.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

öğür olmak : çokça birlikte bulunmaktan çok sıkı bir alışkanlık edinmek. Örnek Kullanım : ?Çoluk çocuk öylesine öğür oldular ki anları dışarıdan gören pekâlâ çok nüfuslu tek bir aile sanabilirdi.? -H. Taner.

öğütte bulunmak : öğüt vermek.

ökseye basmak : dikkatsizlik ederek zarara uğramak veya yanılmak.

öksüz kalmak : 1) anası veya hem anası hem babası ölmüş olmak 2) kimsesiz olmak. Örnek Kullanım : ?O güne kadar yalnızlığımı pek o kadar duymamıştım, birden öksüz kaldım.? -R. H. Karay.

öküz gibi : aptal, anlayışsız bir biçimde. Örnek Kullanım : ?Usta şoför olsa tramvay fren yapınca bunu sezer, gelip öyle öküz gibi bindirmezdi.? -H. Taner.

öküz gibi bakmak : karşısındakini rahatsız edercesine bakmak.

öküzün altında buzağı aramak : olmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.

öküzün trene baktığı gibi bakmak : aptalca, hiçbir şey anlamadan bakmak.

ölçü almak : 1) herhangi bir şeyin boyutlarını ölçmek 2) terzi vücut ölçülerini tespit etmek.

ölçülü olmak : dikkatli, hassas, düşünceli olmak.

ölçüp biçmek : bir konuda çok ayrıntılı düşünmek, inceden inceye düşünmek, değerlendirmek. Örnek Kullanım : ?Değer yargılarımızı her an, hiç durmamacasına yeniden ölçüp biçmek zorunluluğumuz, işte bu aşağılanma sorunundan kaynaklanıyor.? -S. İleri.

ölçüyü kaçırmak : yiyip içmekte veya davranışlarda aşırı gitmek. Örnek Kullanım : ?Ateşli tartışmalara girdiği zaman bile ölçüyü kaçırmazdı.? -H. Taner.

ölü gibi : 1) hiç kımıldamadan. Örnek Kullanım : ?Arkadaşlarım ölü gibi uyuklarken, ben sabahlara kadar dans ediyordum.? -R. N. Güntekin. 2) kımıldamayan, hareketsiz.

ölü gözü gibi : sönük, fersiz (ışık).

ölü gözü kadar : çok az. Örnek Kullanım : ?Üç yıldır bizim oralarda kuraklık var. Hele bu yıl ölü gözü kadar rahmet görmedik.? -R. N. Güntekin.

ölü gözünden yaş ummak : hiç olmayacak yerden, mümkün olmayan durumda yardım veya destek beklemek.

ölüevi gibi : üzüntülü, sessiz.

ölüm Allahın emri : 1) ?herkes ölecek, ölmek kaçınılmazdır? anlamında kullanılan bir söz 2) tehlikeli bir karar verme durumunda ?ölümden korkmuyorum, ölümü bile göze alıyorum? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ölüm Allah’ın emri, bu işi yapacağım.

ölüm döşeğinde olmak : son anlarını yaşamak. Örnek Kullanım : ?Avrupa medeniyeti de ölüm döşeğindedir ama bu ölüme bir türlü katlanamaz yazarın gönlü.? -C. Meriç.

ölüm gibi : çok büyük sıkıntı, üzüntü. Örnek Kullanım : ?Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu.? -R. N. Güntekin.

ölüm kalım meselesi (savaşı) yapmak (olmak) : yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek. Örnek Kullanım : ?Kurtuluş Savaşı’nda bir ölüm kalım savaşı içinde idik.? -H. Taner.

ölüm sessizliği çökmek : yoğun ve derin bir sessizlik kaplamak. Örnek Kullanım : ?Masanın başına oturduğum zaman ortalığa gerçekten ölüm sessizliği çöktü.? -R. N. Güntekin.

ölüme koşmak : kendisini bile bile tehlikeye atmak.

ölümle burun buruna gelmek : ölümle sonuçlanabilecek çok büyük bir tehlike ile karşılaşmak.

ölümü gör (öp) : bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan yemin sözü. Örnek Kullanım : ?Sevim, Beyhan’ın ölümü öp diye ısrarla getirdiği pastasından bir dilim yedi.? -H. Taner.

ölümü göze almak : elde etmek istediği sonuç uğruna ölüm de dâhil her türlü tehlikeye açık olmak. Örnek Kullanım : ?Daha İstanbul’da iken buna ahdetmiş, bu yolda ölümü göze alarak Anadolu’ya çıkmıştı.? -E. C. Güney.

ölümün soluğunu ensesinde duymak (hissetmek) : her an öleceğini beklemek, ölüm korkusu ile dolu olmak. Örnek Kullanım : ?Yüz yaşından daha çok insan ne kadar yaşar ki ölümün soluğunu ensemde duyuyorum.? -Y. Kemal.

ölümüne susamak : ölümle sonuçlanabilecek davranışlarda bulunmak. Örnek Kullanım : ?Ölümüne susamış kimse meydana çıksın.? -O. V. Kanık.

ölüp ölüp dirilmek : çok sıkıntı, acı çekmek veya çok ağır hastalık geçirmek. Örnek Kullanım : ?Çünkü çiçek kokusu. Proust’un tıknefes nöbetlerinde ölüp ölüp dirilmesine yol açarmış.? -S. Birsel.

ölür müsün, öldürür müsün? : çok kızılacak bir terslik karşısında kalındığında söylenen bir söz.

ölüsü bile yetmek : en zayıf olduğu durumda bile başarılı olmak.

ölüsü ortada kalmak : cenazesini kaldıracak kimse bulunmamak.

ölüyü güldürmek : çok güldürmek. Örnek Kullanım : ?Nadide Hanım, ilahi kadın nereden de bulur? Vallahi ölüyü güldürür, derdi.? -R. N. Güntekin.

ömre bedel : bir ömre değecek kadar (iyi, güzel, değerli). Örnek Kullanım : ?Orada ümitler ve hayal sukutlarıyla geçen, bir ömre bedel hareketli hayatı!? -R. H. Karay.

ömrü uzamak : 1) uzun süre yaşamak 2) çok dayanmak.

ömrü vefa etmemek : bir sonuca ulaşmadan ölmek.

ömrümün varı : gözümün nuru. Örnek Kullanım : ?Yürü dilber, yürü ömrümün varı? -Halk türküsü.

ömrüne bereket : ?ömrün uzun olsun, var ol, sağ ol? anlamında kullanılan bir söz.

ömrüne ömür katmak : sevinmesine, mutlu olmasına sebep olmak.

ömür çürütmek : uzun zaman emek vermiş olmak veya boşuna vakit geçirmiş olmak.

ömür geçirmek : yaşamak. Örnek Kullanım : ?… ihtiyar adam hazin bir ömür geçiriyordu.? -F. R. Atay.

ömür sürmek : 1) iyi ve rahat yaşamak 2) yaşamı belli şartlar içinde sürüp gitmek.

ömürler olsun : eli öpülenin öpene ?çok yaşa? anlamında söylediği bir söz.

ömürsün : 1) beklenilmeyen iyi davranışlar karşısında kullanılan bir söz 2) ?neşeli, hoşsohbet, komik, eğlendiren birisin? anlamında kullanılan bir söz.

önde gelmek : önemli durumda olmak.

öne almak : bir şey veya bir kimseye öncelik tanımak. Örnek Kullanım : ?Sıraya koyunca en önemlisini öne almak lazım geldi.? -B. Felek.

öne çıkmak : diğerlerinden daha iyi olmasından dolayı dikkat çekmek.

öne düşmek : 1) önden yürümek 2) kılavuzluk etmek. Örnek Kullanım : ?Siz öne düşün. Ne derseniz onu deriz.? -A. Rasim.

öne sermek : ortaya koymak, meydana çıkarmak, göstermek. Örnek Kullanım : ?Yendiğimiz orduların bize üstün gelişi, bu çok acı hakikati önümüze serdi.? -O. S. Orhon.

öne sürmek : 1) birini ilk önce harekete geçmesi için önermek 2) ileri sürmek.

öneride bulunmak : önermek, teklif etmek.

önü alınmak : önlenmek. Örnek Kullanım : Yangının önü alındı.

önü sıra gitmek : önünde yürümek. Örnek Kullanım : ?Bir gün, önüm sıra giden bir genç çocuk, ıslıkla bir şeyler çalmaya başladı.? -N. Meriç.

önüne arkasına bakmadan : iyi hesap etmeden, düşüncesizce.

önüne bakmak : utanmak, utancından cevap vermemek. Örnek Kullanım : ?Önüne bakmıştı Mevlüt, ne diyeceğini bilemeden.? -A. Kulin.

önüne bir kemik atmak : ağzına bir kemik atmak.

önüne çıkmak : 1) rastlaşmak, karşılaşmak, karşısına çıkmak. Örnek Kullanım : ?Neden hiçbir korsan filosu önümüze çıkamadı?? -F. F. Tülbentçi. 2) mec. ilk defa görmek, yüz yüze gelmek. Örnek Kullanım : ?Kim olursa olsun önüme çıkanla yeniden evleneceğim.? -S. F. Abasıyanık. 3) yolunu kesmek

önüne dikilmek : 1) gelip karşısında durmak, karşısına dikilmek 2) karşısındakine engel olmak istediğini söz veya davranışıyla göstermek.

önüne düşmek : 1) birinin önünden yürümek. Örnek Kullanım : ?Adam hemen geldi, önüne düştü, konuşmadan evine vardılar.? -Y. Kemal. 2) birine kılavuzluk etmek. Örnek Kullanım : ?Delikanlı Haydar ustanın önüne düştü, Hasip Bey’in evine geldiler.? -Y. Kemal.

önüne geçmek : 1) yolunu kesmek 2) önlemek. Örnek Kullanım : ?Bütün siyasi tedbirler öyle bir tehlikeli hareketin önüne geçmek için alınmıştı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

önüne gelen : olur olmaz (kimse). Örnek Kullanım : ?Mektep çocukları henüz dinlemesini biliyor, önüne gelen şiir yazma hevesine kapılarak gülünç olmuyordu.? -A. H. Çelebi.

önüne katmak : önden yürütüp kendisi ardı sıra gitmek. Örnek Kullanım : ?Hep birden ayağa kalktılar, bizi de önlerine kattılar, yola düştük.? -M. Ş. Esendal.

önünü ardını düşünmemek : sonucun ne olacağını hesaplamamak, ilerisini gerisini düşünmemek.

önünü kesmek : 1) yolunu kesmek 2) akarsuyun akmasına engel olmak.

öp babanın elini : tkz. beklenmedik, elverişsiz bir durum karşısında ?şimdi ne olacak?? anlamında kullanılan bir söz.

öperken ısırmak : güler yüz gösterirken kötülük yapmak.

öpücük göndermek (yollamak) : parmaklarının iç ucunu öpüp birine atar gibi yaparak onu selamlamak. Örnek Kullanım : ?Kocaman avuçlarından bir öpücük gönderdi.? -S. F. Abasıyanık.

öpücük kondurmak : hafifçe öpmek. Örnek Kullanım : ?Avucunun içine çikolata kokulu buz gibi bir dudak, bir öpücük kondurdu.? -S. F. Abasıyanık.

öpüp başına koymak : 1) bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak 2) bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak. Örnek Kullanım : ?Ne dediği bilinmez, anlaşılmaz, kapalı kutu şiirleri öpüp başımıza koymak lazım geliyor

örnek almak : 1) bir kimseye huy ve davranışta uymak, birini ölçü olarak benimsemek. Örnek Kullanım : ?Atatürk sarı bıyıklarını kestiğinden bu yana devlet adamlarının çoğu onu örnek aldılar.? -H. Taner. 2) bir şeyden kendisi için ders çıkarmak. Örnek Kullanım : Bu çocuk babasını örnek alıyo

örnek olmak : hayır ve davranış yönünden başkasının kendisine benzemesi yolunda etkili olmak. Örnek Kullanım : ?Ne örnek olmaya değerim ne de gülünç olmaktan zevk alırım.? -F. R. Atay.

örnek oluşturmak : benzerini sunmak.

örnek vermek : bir konuyu daha ayrıntılı bir biçimde anlatabilmek için örneklendirmek. Örnek Kullanım : ?Son olarak bir başka yazarın kaleminden, tiyatro-nun önemi, en etkili eğitim aracı olduğu görüşüne bir örnek verelim.? -M. And.

örs ve çekiç arasında kalmak : aynı derecede güçlü ve zorlu iki kişi veya düşünce arasında bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bana örs ve çekiç arası bir durumda kaldığından yakınmıştı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

ört ki ölem : çok önemli şeyleri elde edemeyen kişilerce ?Nasıl yaşarım?? anlamında kullanılan bir söz.

örtüye sokmak (koymak) : örtünmesini sağlamak. Örnek Kullanım : ?Kız Ayşe, anana söyle, seni örtüye soksun.? -Ö. Seyfettin.

örülü olmak : ed. her şeyiyle mükemmel, eksiksiz ve estetik bütünlüğe sahip bulunmak. Örnek Kullanım : ?Üçüncü itiraz, aruza, bütün yüksek şiirimizin örülü olduğunu görüp de sadık kalmak isteyenlerden geliyor.? -Y. K. Beyatlı.

ötesi var mı? : ?daha diyecek var mı?? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Hasta da olsalar yapmıyorum işte! Ötesi var mı? İşte başhekim, git söyle.? -M. Ş. Esendal.

ötesi yok : ?diyecek daha bir şey yok? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ötesi yok, bütün sinirlerim, iliklerim âşık oluverdi işte!? -A. Gündüz.

övünç duymak : iftihar etmek, kıvanmak. Örnek Kullanım : ?Sevgili eşini kaçırarak almış olmaktan büyük övünç duyardı.? -H. Taner.

övünmek gibi olmasın : kendini övmeye hazırlanan kimselerce, övünmesini hoş göstermek veya alçak gönüllü görünebilmek için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Övünmek gibi olmasın, sesim güzeldir.

öyle (yağma) yok! : ?öyle bir şey olmaz, öyle bir şey yapılmamalı? anlamında kullanılan bir söz.

öyle olsun : peki, pekâlâ.

öyle veya böyle : ne olursa olsun, her hâlde, bu durumda. Örnek Kullanım : ?Öyle veya böyle, bir amatör, bir heveskâr işte.? -T. Buğra.

öyle ya : kuşkusuz, tabii, elbette. Örnek Kullanım : ?Öyle ya içgüdü, ilgili bilim adamlarına göre, insandan çok hayvan türlerinde varsaydığımız bir özellik.? -N. Uygur.

özen göstermek : bir şeyi özenerek elden geldiğince iyi olmasına gayret ederek yapmak, itina etmek. Örnek Kullanım : ?Çay bitmesin diye yudum yudum içmeye büyük özen gösterirler.? -S. Birsel.

özenip bezenmek : bir işi ayrıntılarına varıncaya değin büyük bir özenle ve titizlikle yapmak.

özgü olmak : 1) birine, bir şeye ait olmak 2) belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunmak 3) aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmamak.

özlemini çekmek : arzulamak, çok özlemek, hasretini çekmek. Örnek Kullanım : ?Mustafa Kemal Paşa, özlemini çektiği bir yuvaya kavuşmuştur.? -H. Taner.

özlemini duymak : yürekten istemek, arzu etmek.

özrü kabahatinden büyük : bir suç veya kabahat için özür dilerken daha büyük suç işleyen kimseler için söylenen bir söz.

özü sözü bir (olmak) : söylediği söz ile yaptığı iş veya davranışları örtüşen, tutarlı olan. Örnek Kullanım : ?Onların özü sözü birdir. Hayatları bizim için örnektir.? -N. Hikmet.

özür dilemek : 1) özrünü ileri sürerek bir işi yapmayı istememek, bir işten bağışlanmasını istemek. Örnek Kullanım : ?Onları, ayakta bekleyenleri görünce özür diledi.? -N. Araz. 2) yaptığı bir yanlıştan ötürü bağışlanmasını istemek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir