Bir Bilgi » Deyimler » R Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

R Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

R harfi ile başlayan deyimler ve anlamları kısa açıklamaları ile birlikte bu yazımızda.


(bir davranışı birine) reva görmek : bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek. Örnek Kullanım : ?İstanbul’da işgal kuvvetleri fertlerinin halka reva görmediği cefa ve zulüm kalmamıştır.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir işi) resmiyete dökmek : bir iş veya durumu resmî bir yola sokmak, resmî bir nitelik vermek.

(bir şeye) renk gelmek : renklenmek, canlanmak. Örnek Kullanım : ?Sarı yanaklarına hafif bir renk geldi.? -Ö. Seyfettin.

(bir şeyi) rafa koymak (kaldırmak) : savsamak, artık üstünde durmamak, ihmal etmek. Örnek Kullanım : ?Anayasayı rafa kaldırarak keyfî, gelişigüzel sınırlar çizmeye kalkışmak, bu yaygaraları koparanların başlıca özelliğidir.? -N. Cumalı.

(bir şeyin) rezili çıkmak : çok eskimek, bozulmak, parçalanmak. Örnek Kullanım : ?Şu gömleğe bak, rezili çıkmış!? -Ç. Altan.

(birinden) ricada bulunmak : rica etmek. Örnek Kullanım : ?Ama bu kez bir ricada bulunmaktan ziyade icazet verircesine üst perdeden çıkmıştı sesi.? -E. Şafak.

(birine) rahat batmak : tkz. iyi bir durumdayken bu durumu olmayacak sebepler yüzünden bırakanlar için sitem yollu söylenen bir söz.

(birini) rezil etmek : isteyerek veya istemeyerek birini çok utanacak güç bir duruma sokmak. Örnek Kullanım : ?Sadece rezil etmekle kalmayacağım, hapse de tıktıracağım.? -P. Safa.

(bu işe) Rufailer karışır : ?bu iş öyle karışık ki bunu kimse çözemez? anlamında kullanılan bir söz.

Rabbena hakkı için : ant içerken inandırmak için kullanılan bir söz.

racon kesmek : 1) görünüşe göre hüküm vermek 2) gösteriş yapmak. Örnek Kullanım : ?Hayati ortaya atılır, tosunca raconu keser ya da dövülürdü.? -H. R. Gürpınar.

rağbet etmek (göstermek) : istemek, beğenmek, istekle karşılamak. Örnek Kullanım : ?El işçiliğine ve çiftçiliğe rağbet göstermediler.? -N. F. Kısakürek.

rağbet görmek (kazanmak) : istenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak. Örnek Kullanım : ?… haftanın bir gecesinde yalnız kadınlara oynayacak kadar mahallede rağbet kazandı.? -H. E. Adıvar.

rahat bırakmak : daha rahat ve huzurlu oturmayı sağlamak.

rahat bırakmamak (vermemek) : tedirgin etmek. Örnek Kullanım : ?Beni son nefesimde rahat bırakmayan herif, bana o vakitler akla gelmez cefalar çektirmişti.? -Ö. Seyfettin.

rahat durmak : yaramazlık etmemek veya kımıldamamak.

rahat etmek : sıkıntısız durumda olmak, ferahlanmak, dinlenmek. Örnek Kullanım : ?Benim ve kardeşimin mektep veya sokak dönüşü kirliliklerimiz yüzünden içlenirdi, bizi yıkayıp temizleyinceye kadar rahat etmezdi.? -Y. K. Beyatlı.

rahat kıçına batmak : tkz. bulunduğu rahat durumun değerini bilmemek.

rahat olmak : üzüntülü, sıkıntılı veya tedirgin durumda olmamak.

rahat yüzü görmemek : hiç rahat etmemek. Örnek Kullanım : ?Derler ki bugünden itibaren Zeliha’nın kalbi rahat yüzü görmedi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

rahata ermek : rahatlamak.

rahata kavuşmak : rahatlamak.

rahatı kaçmak : rahatsız, tedirgin olmak, üzülmek. Örnek Kullanım : ?Eniştem de üşengen bir adamdır, rahatı kaçar diye üstüne düşmedi.? -M. Ş. Esendal.

rahatına bakmak : hiçbir şeye aldırış etmeyerek rahatını sağlamaya çalışmak.

rahatsızlık duymak : tedirgin olmak, huzurunun ve rahatının kaçtığını hissetmek. Örnek Kullanım : ?Anasını ayakta, kara, korkunç bir yüzle görünce tuhaf bir rahatsızlık duydu.? -H. E. Adıvar.

rahatsızlık vermek : rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak.

rahleitedrisinden geçmek : birinden eğitim almak.

rahmet okumak : Tanrı’nın merhamet ve bağışlaması için dua etmek.

rahmet okutmak : biri, kötü bir kimseden daha kötü çıkmak.

rahmet olsun canına : hlk. ?Allah rahmet eylesin? anlamında ölüler anılırken kullanılan bir iyi dilek sözü.

ramp ışığına çıkarmak : bir oyunu sahnelemek. Örnek Kullanım : ?Yasak oyunum bu rejimde aklandı, Ulvi Uraz onu ramp ışığına çıkardı.? -H. Taner.

rampa etmek : 1) taşıt bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak. Örnek Kullanım : ?Bu arabalar her akşam Beyoğlu’nda Tokatlıyan’ın yaya kaldırımına rampa eder.? -H. R. Gürpınar. 2) argo birinin içki masasına çağrılmadığı hâlde oturmak.

randevu almak : bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak. Örnek Kullanım : ?Adamcağız, samimi bir refah ve zevkle yeni bir randevu aldıktan sonra gitti.? -A. Gündüz.

randevu vermek : belli bir saatte, belli bir yerde biriyle buluşmak için söz vermek. Örnek Kullanım : ?Az sonra birbirimize randevu vermişiz gibi ben de gelirim.? -R. H. Karay.

rap diye : ansızın. Örnek Kullanım : ?Delikanlı, yokuşa saptı, arabayı rap diye cakalı bir tavırla durdurdu.? -H. Taner.

rapor almak : 1) hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak 2) sorumluluğu altındakilerden herhangi bir konuda bilgi almak.

rapor etmek : rapor vermek. Örnek Kullanım : ?İşçileri ariz amik inceleyip rapor edecek.? -A. İlhan.

rapor vermek : herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucu düşünce veya gözlemleri bildirmek.

rast gele! : ?işiniz rast gitsin? anlamında kullanılan bir söz.

rast gelmek : 1) düşünmediği, ummadığı hâlde karşılaşmak, rastlamak, tesadüf etmek. Örnek Kullanım : ?Fukara bir denizciye rast gelirsen süngerlerimden birkaç tanesini ona ver, gönlünden koparsa.? -Halikarnas Balıkçısı. 2) düşünmediği veya düşülmediği hâlde payına düşmek.

rast getirmek : 1) rast gelmesini sağlamak. Örnek Kullanım : Üç kurşun attı, ikisini rast getirdi. 2) kollamak, seçmek. Örnek Kullanım : Neşeli bir anında rast getirip dilediğimi söyledim, hemen kabul etti. 3) aranmakta olan bir şeyi veya kimseyi umulmadık bir yer ve zamanda bulmak 4) Tanrı,

rast gitmek : uygun düşmek, istenilen biçimde gelişmek. Örnek Kullanım : İşi rast gidiyor.

rastık çekmek : rastık sürmek.

raydan (rayından) çıkmak : düzeni bozulmak, altüst olmak.

rayına girmek : bir iş, bir girişim düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek.

rayına oturtmak : bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek.

razı etmek : kabul ettirmek. Örnek Kullanım : ?Yalvardı yakardı, beni, fabrikayı beklemeye razı etti.? -S. F. Abasıyanık.

razı olmak (gelmek) : uygun bulmak, beğenmek, benimsemek, istemek, kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle varmaya belki razı olurum.? -H. R. Gürpınar. ?Her akşam, üstlerinin aranmasına razı gelecek on işçi daha aldı.? -L. Tekin.

reaksiyon göstermek : tepkimek. Örnek Kullanım : ?Çok ani, hemen hiç düşünmeden reaksiyon gösterdim.? -E. Işınsu.

reçete gibi : 1) okunaksız (yazı) 2) kesin yargı ve çözüm bildiren. Örnek Kullanım : ?Reçete gibi kati ve veciz bir beyit ki dört kelime ile bu derdin devasını söylüyor.? -R. N. Güntekin.

reçete yaptırmak : reçetede yazılı olan ilaçları hazırlatmak veya satın almak. Örnek Kullanım : ?Tramvay caddesine çıktı, bir eczaneye girdi, reçete yaptırdı.? -T. Buğra.

rehavet çökmek (basmak) : gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek. Örnek Kullanım : ?Bütün asabıma bir rehavet çöktü, gözlerim kapandı.? -N. Hikmet.

rehin almak : bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi alıkoymak.

rehin etmek : rehin olarak vermek.

rehin vermek : tutuya bırakmak. Örnek Kullanım : ?Hacı’dan gereken şunu bunu alarak toprağın şu parçasını, o parçasını rehin verdik? -Halikarnas Balıkçısı.

rehine koymak (vermek) : tutuya koymak. Örnek Kullanım : ?Beş lira için ananın saatini rehine koyduğunu unuttun mu?? -H. R. Gürpınar.

reklam etmek : herhangi bir kimseyi veya olayı, durumu açığa vurmak, ilan etmek, afişe etmek, ifşa etmek.

reklam yapmak : her türlü aracı kullanarak bir şeyi halka tanıtmak, ünlenmesini sağlamak. Örnek Kullanım : ?Sizin için geniş bir reklam yapacağım, adımı ortaya koyacağım.? -T. Buğra.

rekor kırmak : 1) eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek 2) daha iyi bir derece elde etmek. Örnek Kullanım : ?Tam en az elli bin satıp rekor kıracak.? -A. Gündüz.

remil atmak (dökmek) : kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak. Örnek Kullanım : ?Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.? -H. R. Gürpınar.

rengi atmak (kaçmak, uçmak) : 1) solmak. Örnek Kullanım : ?Rengi uçmuş kenarları yenmiş … bir fotoğrafı var.? -A. Ş. Hisar. 2) korku, heyecan vb. sebeplerle benzi sararmak. Örnek Kullanım : ?Kadınlar da bu defa Tevfik’i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı şeyi ona açtılar, Tevfik’in rengi uçtu, dudaklar

rengini belli etmek : yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak. Örnek Kullanım : ?Rengimizi belli etmenin sorumluluğunu her an taşıyabilmek durumundayız.? -A. Cemal.

renk almak : yeni bir renk kazanmak.

renk vermek (katmak) : 1) çamaşır rengi solmak 2) neşe, canlılık veya değişiklik kazandırmak. Örnek Kullanım : ?Bembeyaz bulutlar kırmızılaştı / Sonra yavaş yavaş deminki renksiz / Göklere renk veren bir ziya taştı / Açılırken hülyalı enginlere biz? -N. Hikmet. 3) açık etmek.

renk vermemek : duygularını, düşüncelerini veya başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği hâlde bilmez gibi görünmek. Örnek Kullanım : ?Şaşırmış gibi yüzüme bakıyor ama renk vermiyor.? -A. Ümit.

renkten renge girmek : korkudan veya utançtan yüzünün rengi değişmek, sıkılmak. Örnek Kullanım : ?Genç kız, renkten renge giriyor, verecek cevap bulamıyordu.? -R. N. Güntekin.

replik almak : oyuncunun karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak. Örnek Kullanım : ?Spritüel dostum Pişekâr’ından dişi bir replik almış bir Kavuklu kadar sevinçli, gülümsedi.? -H. Taner.

resim almak : 1) bir şeyin resmini yapmak 2) resim çekmek 3) vergi ödetmek.

resim çekmek (çıkarmak) : fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek.

rest çekmek : 1) oyuncu önündeki paranın tümünü ortaya koymak 2) mec. herhangi bir konuda sert ve kesin olarak son sözü söylemek.

resti görmek : ileri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak.

revaç bulmak : geçerli ve değerli sayılmak. Örnek Kullanım : ?Falcılık bilhassa işlerin kötüleştiği yerlerde revaç bulur.? -N. Hikmet.

revaçta olmak : değerli, üstün veya geçerli olmak. Örnek Kullanım : ?Sakal ve bıyığın revaçta olduğu bir dönemden geçmedik değil!? -H. Taner.

revan olmak : yola çıkmak.

revnak vermek : hoşluk, güzellik, renklilik katmak. Örnek Kullanım : ?Sefiremizin tiyatrosever oluşu konuşmalara daha da revnak verdi.? -H. Taner.

rey vermek : oy kullanmak. Örnek Kullanım : ?Ekseriyeti öksürüklü ise de henüz rey verecek kadar kolunu oynatabilir.? -F. R. Atay.

rezalet çıkarmak : rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak. Örnek Kullanım : ?Her kadının takdim edilmek için can attığı böyle büyük bir adamla dansı yarıda bırakıp rezalet çıkarmak için insanın aklı kaçık olmalı.? -H. E. Adıvar.

rezil olmak : çok utanacak bir duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?El âleme karşı rezil olmayalım.? -N. F. Kısakürek.

rezil rüsva olmak : toplum içinde ayıplanacak bir duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Hasan, bu dediğini yapsaydı, dört başı mamur bir dayak yiyip âleme rezil rüsva olacaktı.? -O. C. Kaygılı.

rıza göstermek : razı olmak, onamak, uygun bulmak. Örnek Kullanım : ?Yarım yamalak ıslahat tedbirlerine inanmaktansa kazaya rıza göstermek bana daha hoş görünür.? -Y. K. Beyatlı.

rızası olmak : izni olmak, müsaadesi olmak. Örnek Kullanım : ?… kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.? -Anayasa.

rızasını almak : onayını almak, müsaadesini almak.

rızkını çıkarmak : günlük yiyecek parasını çıkarmak.

rikkat vermek : duygulandırmak, etkilemek. Örnek Kullanım : ?Yıllardır devam eden bağlılıkları, kendilerini bilenler için rikkat verici bir manzaraymış.? -A. Ş. Hisar.

riske girmek (risk almak) : zararı göze almak.

rivayet olunmak (edilmek) : bir olay, bir haber vb. anlatılmak. Örnek Kullanım : ?Mahkemeden kurtulup kapıdan çıkarken gizlice söylediği rivayet edilen bir laf var.? -N. F. Kısakürek.

robot resmini çizmek (yapmak) : adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek.

rol almak : bir oyunda görev almak. Örnek Kullanım : ?Kafile, rol alan şahıslar tarafından yapılan türlü oyunlarla geziyi tamamlar.? -A. K. Tecer.

rol çalmak : 1) oyun sırasında söz başka bir oyuncuda iken seyircinin ilgisini kendi üzerine çekmek 2) birinin söyleyeceği sözü ondan önce söylemek.

rol kesmek : yalan, uydurma söz söylemek veya içten olmayan davranışlarda bulunmak.

rol oynamak : 1) oyunda rol almak 2) mec. birinin bir işte önemli etkisi olmak. Örnek Kullanım : ?Bunda ne hocanın bilgisi ne çocuğun çalışkanlığı rol oynar.? -B. Felek. 3) mec. davranışlarda içtenlik olmamak. Örnek Kullanım : ?Bu da hile, inanmıyorum pusuda beklediğine ve rol oynadığına in

rol yapmak : davranışlarda içtenlik bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Rol yapmaya kalkışsa yüzüne gözüne bulaştıracağını biliyordu.? -T. Buğra.

rolü olmak : etkisi bulunmak. Örnek Kullanım : ?Sizinle benim bunda bir rolümüz oldu muydu?? -S. F. Abasıyanık.

rolüne çıkmak : oyunda belli bir kişiliği sahnede oynamak. Örnek Kullanım : ?Görgülü rolüne çıkmış zekâsız bir türediye benzeyecek.? -R. H. Karay.

romanı yazılmak : romanlaşmak.

romatizması tutmak : romatizma ağrıları başlamak. Örnek Kullanım : ?Kardeşinin romatizmaları tutmuş.? -Ö. Seyfettin.

rota değiştirmek : 1) gidilen yolu değiştirmek. Örnek Kullanım : ?Turgut, ani bir kararla rotasını değiştirdi.? -F. F. Tülbentçi. 2) mec. tutumunu değiştirmek, izlediği yoldan ayrılmak.

rota kırmak : rota çizgisinden ayrılmak. Örnek Kullanım : ?Bir de baktım ki niyetlendiğim gibi kıyıya paralel gitmemiş, rota kırıp açılmışım.? -R. Erduran.

rölantide durmak (çalışmak) : motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak.

rölantiye almak : 1) motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak 2) mec. herhangi bir işi yavaşlatmak.

röntgen çekmek : 1) herhangi bir organın durumunu tespit etmek için film çekmek 2) mec. bir olayın bütün geçmişini ve durumunu belirlemek.

rövanşı almak : 1) ikinci karşılaşmayı kazanmak 2) mec. kensine yapılan haksızlığın karşılığını vermek.

Rufailere karışmak : psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopmak. Örnek Kullanım : ?Kızım sen Rufailere karışmışsın, bir doktora görünsen iyi olur.? -E. Işınsu.

ruh gibi : 1) durgun, çevresiyle ilgilenmeyen, kendi hâlinde olan 2) çok zayıf.

ruh gibi dolaşmak : hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak.

ruh kazandırmak (vermek) : herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek.

ruhu (bile) duymamak : haberi olmamak, anlamamak. Örnek Kullanım : ?Birinin yukarıdan topladığını öteki sokağa taşır, konak soyulduğu hâlde, kimsenin ruhu bile duymaz.? -H. E. Adıvar.

ruhu karartmak : sıkıntıya sokmak, bunaltmak. Örnek Kullanım : ?Korkunç geceler, çakalların ulumaları, köpeklerin haykırışları bu ruhu da karartan gecelerde sinirleri büsbütün gevşetiyor.? -E. İ. Benice.

ruhu okşamak : 1) duygulara hoş gelecek biçimde konuşmak veya davranmak 2) hoşa gitmek.

ruhu şad olsun! : ?ölüler, sevinsin, mutlu olsun? anlamında kullanılan bir söz.

ruhunda güneş açmak : 1) rahatlamak, huzura ermek 2) sevinmek, neşelenmek, coşmak. Örnek Kullanım : ?Saz dinleyenlerden bazılarının gözlerinde yaş olur, ruhlarında güneş açardı.? -A. Ş. Hisar.

ruhunu şad etmek : ölmüş bir kimseyi anmak. Örnek Kullanım : ?Hepsi örslerinin üzerine birer mum yakmışlar, pederlerinin ruhunu şad ediyorlar.? -Ö. Seyfettin.

ruhunu teslim etmek : ölmek. Örnek Kullanım : ?Hiçbir şey söylemeden ruhunu teslim etmiş.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

rutin dışına çıkmak : 1) bir şeyi her zamankinden farklı yapmak 2) alışılmış olandan farklı davranmak.

ruzname tutmak : günlük olayları bir deftere yazıp toplamak. Örnek Kullanım : ?Dünyada en birinci zevk ruzname tutmaktır, derdi. Ben bunu boş ve manasız ve münasebetsiz bulurdum.? -Ö. Seyfettin.

rüşdünü ispat etmek : 1) kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak 2) mec. herhangi bir konuda yeterli seviyeye geldiğini göstermek.

rüşvet yemek : bir işi yapmak için birinden rüşvet almak.

rüya gibi : olağanüstü, harika, çok güzel. Örnek Kullanım : Yolculuğumuz rüya gibi geçti.

rüyası çıkmak : görülen rüya gerçekleşmek.

rüyasına (rüyalarına) girmek : 1) rüyasında görmek. Örnek Kullanım : ?Geceleri Avrupa şehirleri rüyama girer.? -Ö. Seyfettin. 2) mec. bir şeyden çok etkilenmek, çok korkmak.

rüyasında görememek : olacağını, gerçekleşeceğini düşünememek.

rüyasında görse hayra yormamak : hatır ve hayalinden geçirmemek, olacağına inanmamak.

rüzgâr almak : yel esen bir yerde bulunmak. Örnek Kullanım : Bu ev çok rüzgâr alıyor.

rüzgâr ekip fırtına biçmek : yaptığı bir kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşmak.

rüzgâr gelecek delikleri tıkamak : istenmeyen bir durum veya gelişmeye karşı her türlü önlemi almak.

rüzgâr gibi : çabucak. Örnek Kullanım : ?Rüzgâr gibi geçip giden gençliğimin tanıkları / Şu yıpranmış fotoğraflar, soluk renkli, siyah beyaz? -M. Çınarlı.

rüzgâr tutmamak : rüzgâra açık ve kapalı bulunmak. Örnek Kullanım : ?Rüzgâr tutmayan yerlerinde dadılar, çocuklar ve ihtiyarlar güneşlenirler.? -B. Felek.

rüzgârdan nem kapmak : en küçük bir şeyden alınmak, çok alıngan olmak.

Makale bilgileri.

Yazar: BB Yazar

Okunma sayısı: 4

Yayın tarihi: 19 Eylül 2019 04:09:18

Güncelleme tarihi: 10 Kasım 2019 06:11:22

Kategoriler: Deyimler