Ana sayfa » deyimler » S Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

S Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir durum birinin) sinirine dokunmak : hoşuna gitmemek, sinirlendirmek. Örnek Kullanım : ?Bu söz sarhoş olmayan zevcesinin fena hâlde sinirine dokunmuş.? -R. N. Güntekin.

(bir iş) sallantıda kalmak : bir çözüme bağlanmamak.

(bir iş) sekteye uğramak : kesilmek, kesintiye uğramak.

(bir iş) sürüncemede kalmak : bir iş sonuçlanıncaya kadar boş yere gecikmek, uzamak, askıda kalmak, bir türlü sonuçlanamamak.

(bir işi birinin) sütüne havale etmek : işi, beklenen biçimde yapmasını o kişinin vicdanına bırakmak.

(bir işi) sürüncemede bırakmak (tutmak) : bir işi sonuçlanıncaya kadar boş yere geciktirmek, uzatmak. Örnek Kullanım : ?Bana niye bu davayı böyle sürüncemede tuttuğunu izah etsin.? -A. Kulin

(bir işin) sakalı bitmek : tkz. bir iş sürüncemede kalmak.

(bir işte) saç sakal ağartmak : o işte uzun zaman çalışmış, emek vermiş olmak.

(bir şey veya bir şeyi) suya düşmek : gerçekleşme olasılığı kalmamak. Örnek Kullanım : ?Artık karşı koyma ümidi suya düşmüştü, harp her cephede kaybedilmişti.? -R. H. Karay.

(bir şey) su gibi gitmek : bol bol harcanmak.

(bir şey) su sabun görmemek : çok kirli olmak. Örnek Kullanım : ?Elleri, tırnakları, yüzü günlerdir su sabun görmemişti sanki.? -A. Kulin.

(bir şey) suyu nereden geliyor? : ?bir işi görmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor?? anlamında kullanılan bir söz.

(bir şeyden) söz etmek : o şey üzerinde konuşmak. Örnek Kullanım : ?Dilin çağdaş kadın yazara hazırladığı tuzaklardan söz etmişti.? -T. Uyar.

(bir şeyden) sünger geçirmek : silip atmak, unutmak.

(bir şeye) sünger çekmek : bir şeyi hiç olmamış saymak, silmek, silip atmak, unutmak. Örnek Kullanım : ?Bir türlü doyamadığım hürriyetimin üstüne sünger çekmek lazım geliyordu.? -O. Kemal

(bir şeyi) sağlam kazığa bağlamak : işin sonuçlanmasına engel olacak şeyleri ortadan kaldırmak, işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri almak.

(bir şeyi) sağlama bağlamak : sağlam kazığa bağlamak.

(bir şeyi) sokaktan toplamak : kolayca sağlamak, masrafsız ve zahmetsiz elde etmek. Örnek Kullanım : ?Baban parayı sokaktan topluyordu.? -M. Ş. Esendal.

(bir şeyi) söz etmek : o şeyin dedikodusunu yapmak.

(bir şeyi, bir yeri) siper almak : bir şeyi siper olarak kullanarak gizlenmek. Örnek Kullanım : ?Kayaların arasını siper aldım, çevreyi gözetlemeye başladım.? -M. Yesari.

(bir şeyi, kendini) siper etmek : 1) kendini veya bir şeyi korumak amacıyla bir başka şeyi siper olarak kullanmak. Örnek Kullanım : ?Tuğla harmanındaki ameleler durup ellerini gözlerine siper ederek etrafı aradılar.? -S. F. Abasıyanık. 2) bir şey veya bir kimse için kendini tehlikeye atmak.

(bir şeyin) sınırlarını (sınırını) zorlamak : 1) en son noktaya kadar çaba göstermek 2) bütün gücünü en son noktaya kadar kullanmak. Örnek Kullanım : ?Hayatı boyunca akıl sınırlarını zorlayan bir korkusuzluğa sahip olacaktı.? -A. Kulin.

(bir yer bir olaya) sahne olmak : bir yerde bir olay geçmek.

(bir yeri) sel götürmek : 1) çok yağmur yağmak 2) çok yağmurdan dolayı bir bölgede, yollar zor geçilir duruma gelmek.

(bir yerin) suyu mu çıktı? : ?beğenilmeyecek nesini gördün?? anlamında kullanılan bir söz

(birinden, bir şeyden) sıdkı sıyrılmak : 1) birine karşı duyulan güven ve inancı yitirmek. Örnek Kullanım : ?Adına en soylu dileklerde bulunduğumuz bu bağırgan, kaba ve düşüncesiz insan yığınından, o dakikada sıdkım sıyrılmaya yetti.? -A. İlhan. 2) birinden veya bir şeyden soğumak 3) birinden veya bir şey

(birine veya bir şeye) söz geçirmek : söylediğini, istediğini, yaptırmak. Örnek Kullanım : ?Düğün sahipleri onlara söz geçiremediler.? -M. Ş. Esendal. ?Her seferinde kalbine söz geçirerek zaaflarını denetleyebiliyordu.? -M. Mungan.

(birine) sempati duymak (beslemek) : birini sevimli, cana yakın bulmak. Örnek Kullanım : ?Şahsıma karşı gerçek bir sempati besliyordu.? -R. H. Karay.

(birine) sırtını dayamak (vermek) : 1) bir yere dayanmak, yaslanmak. Örnek Kullanım : ?Kocaman duvara sırtını vererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi.? -S. F. Abasıyanık. 2) güçlü birine, bir yere güvenmek.

(birine) silah çekmek : 1) silahla vurmaya davranmak 2) silahla vurmak.

(birine) söz düşmemek : 1) başkalarının konuşmasından kendisine sıra gelmemek 2) başkaları dururken kendisinin söz söylemesine gereklik bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Bu toplantıda büyüklere söz düşmüyor.? -H. E. Adıvar. 3) birinin söz hakkı olmamak.

(birine) söz gelmek : bir davranışından dolayı eleştiriye konu olmak, yerilmek.

(birine) söz getirmek : 1) birinin eleştirilmesine sebep olmak, bir kimseye söz gelmesine yol açmak 2) bir kimseye söz gelmesine yol açmak. Örnek Kullanım : ?Hâlbuki bu münasebetsiz dedikodular mektebe de söz getirmeye başladı.? -R. N. Güntekin.

(birini) sarakaya almak : alay etmek, alaya almak. Örnek Kullanım : ?Taşralarda ağırbaşlı kitaplar okumaya kalkışan öğrencileri, arkadaşları sarakaya alır.? -S. Birsel.

(birini, bir şeyi) salık vermek : 1) tavsiye etmek. Örnek Kullanım : ?Dün akşam, bana bu kahveyi salık verdikleri zaman bütün gece sevincimden gözüme uyku girmedi.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) esk. haber vermek.

(birinin) sakalına gülmek : ciddi gibi görünen sözlerle alay etmek.

(birinin) sakalının altına girmek : yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.

(birinin) sesi çıkmamak (kesilmek) : bir şey söylemeyerek susmak.

(birinin) sesi soluğu çıkmamak (kesilmek) : sesi çıkmamak. Örnek Kullanım : ?Koskoca adam eriyiverdi sanki, sesi soluğu çıkmazdı.? -Y. Atılgan.

(birinin) sırtından (para) kazanmak : para kazanmak için birini kullanmak. Örnek Kullanım : ?Benim bu marifetimi bilmeyenlerle bahse girip sırtımdan para kazanan açıkgözler bile oldu.? -H. Taner.

(birinin) sırtından çıkarmak : o kimseye ödetmek.

(birinin) sırtından geçinmek : geçimini o kimseden sağlamak. Örnek Kullanım : ?Öteki karınca türlerinin yuvalarını yağma edip kendi boyunduruklarına alıyor, onların sırtından geçiniyorlarmış.? -T. Halman.

(birinin) sırtını sıvazlamak : birini desteklediğini göstermek.

(birinin) sırtını yere getirmek : 1) güreşte hasmı sırtüstü yere yatırarak yenmek 2) üstün gelmek

(birinin) sinirleri altüst olmak : sinirleri bozulmak, sinirlenip ne yapacağını şaşırmak.

(birinin) sinirleri gerilmek : sinirlenmeye hazır bir durumda bulunmak.

(birinin) sinirlerini bozmak : kızdırmak, sinirlendirmek.

(birinin) sinirlerini germek : birini sinirlenmeye hazır bir duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Bu olay, on beş gündür sıcak yemek yemeyen askerlerin morallerini bozup sinirlerini iyice gerdi.? -İ. O. Anar.

(birinin) sözüne gelmek : sonunda birinin söylediğini kabul etmek.

(birinin) sözünü tutmak : öğüdüne uymak.

(birinin) suçundan geçmek : suçunu bağışlamak.

(birinin) sulbünden gelmek : bir kimsenin öz evladı olmak. Örnek Kullanım : ?Yarım asır evvel göç etmiş Çekoslovak Yahudisi bir babanın sulbünden geliyordu.? -H. Taner.

(biriyle) selam yollamak (salmak) : birine esenleme haberi göndermek. Örnek Kullanım : ?Züğürtlükten telefonumuz kesildi mi ona bir selam yollar, açtırırdık.? -Y. Z. Ortaç. ?Şimdi bizden yüz çevirdi ahbaplar / Bir çift selam salanım yok, gardiyan? -Âşık Ali İzzet.

(biriyle) selamı sabahı kesmek : her türlü ilişkisine son vermek. Örnek Kullanım : ?Onunla tamamıyla selamı sabahı kestim. Ne olursa olsun deyip adını bile artık ağzıma almaz oldum.? -O. C. Kaygılı.

(çocuğu) süt çalmak : bozuk süt, çocuğu hasta etmek.

(herhangi bir şeyi) sokakta bulmamak : herhangi bir şeyi değerli ve önemli bulmak. Örnek Kullanım : ?Ben böyle şeye gelemem efendim… Ben canımı sokakta bulmadım efendim.? -R. N. Güntekin.

sevdasına düşmek : bir şeyi çok fazla istemek.

saat başı galiba! : bir toplantıda, herkesin dalıp sustuğunda bu durumu fark eden bir kimsenin söylediği söz.

saat bir (iki, üç …) yönünde : saat başlarını söyleyerek hedefi yön açısından belirlemek için kullanılan bir söz.

saat bu saat : ?ele geçen fırsattan yararlanmanın tam zamanı? anlamında kullanılan bir söz.

saat gibi işlemek : aksamadan, ara vermeden çalışmak.

saat on bir buçuğu çalmak : yaşı çok ilerlemiş olmak.

saat tutmak : saate bakarak bir işin ne kadar sürdüğünü hesaplamak.

saati çalmak : bir şeyin vakti gelmek. Örnek Kullanım : ?Herkes ona artık vaktini ibadete hasretmek zamanının geldiğini, daha doğrusu ahireti düşünmek saati çaldığını ima ediyordu.? -H. E. Adıvar.

saati saatine uymamak : durumu, huyu sık sık değişmek.

sabaha çıkmamak : sabaha kadar yaşayamamak, sabahtan önce ölmek. Örnek Kullanım : ?Zavallı sabaha çıkmazsa eğer, bil ki benim yüzümden.? -E. Şafak.

sabaha kadar : bütün gece boyunca.

sabahı bulmak (etmek) : sabahlamak. Örnek Kullanım : ?Hiç uyuyamadım. Her dakika gelip kaldıracaklar sanıyorum. Ama işte sabahı ettik.? -S. F. Abasıyanık.

sabahı sabah etmek : sabahın olmasını uyumadan sabırsızlıkla beklemek.

sabahı zor etmek : bir türlü sabah olmamak. Örnek Kullanım : ?İstediği şeyler gelinceye kadar, sevinç ve sabırsızlık içinde sabahları zor ediyordu.? -Halikarnas Balıkçısı.

sabahlar (sabahışerifler) hayrolsun! : 1) günaydın! 2) iş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenen bir söz.

saban sürmek : 1) toprağı sabanla kazıp altüst etmek 2) sp. güreşte, hasmı ayaklarından tutup yüzükoyun yerde sürümek.

sabit olmak : 1) bir şeyin varlığı, gerçekliği kesin olarak belli olmak. Örnek Kullanım : ?Önceden koyduğu teşhislerin doğruluğu sonradan kaç defa sabit olmuş.? -A. Ş. Hisar. 2) durağan durumda bulunmak.

sabrı taşmak (tükenmek) : artık katlanamaz, dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak. Örnek Kullanım : ?Sabrı tükenmiş olanlardan birkaçı, birden söze başlamak istedilerse de reis izin vermedi.? -M. Ş. Esendal.

sabun köpüğü gibi sönmek : gösterişli olmakla birlikte en hafif bir etki ile yok olmak.

saç ağartmak : saç sakal ağartmak.

saç saça baş başa : kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde.

saç saça baş başa gelmek (dövüşmek) : kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde kapışmak. Örnek Kullanım : ?Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi.? -H. E. Adıvar.

saç sakal birbirine karışmak : saçı sakalı uzamak, bakımsız görünmek.

saçak öpmek : tar. sarayda bayramlaşma törenine katılan büyükler, padişahın tahtından sarkıtılmış halı saçaklarını öpmek.

saçı (saçları) değirmende ağartmamak : deneyimli olmak. Örnek Kullanım : ?Bu saçları değirmende ağartmadık, siz birbirinize âşıksınız sanırım? -O. Aysu.

saçı başı birbirine karışmak : bakımsız olmak. Örnek Kullanım : ?Matmazelin saçı başı birbirine karışmıştı.? -S. F. Abasıyanık.

saçı bitmedik (yetim) : doğalı çok olmamış (yetim).

saçı kılmak (atmak) : gelinin başından çiçek, şeker, arpa, para vb. saçmak.

saçı sakalı akar gibi : üstü başı perişan bir durumda. Örnek Kullanım : ?Hani saçı sakalı akar gibi bir adam geliyor ya buraya, o işte.? -N. Ataç.

saçı topuklarını dövmek : saçı çok uzun olmak.

saçı uzun aklı kısa : esk. kadınları aşağılamak için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ona oğluna olduğu kadar güvenmiyor. Kız çocuğu bu, ne kadar okusa da saçı uzun aklı kısa olur, der.? -E. Bener.

saçılıp dökülmek : 1) gereğinden veya kaldırabileceğinden çok harcamak 2) mec. içindekini söylemek.

saçına ak (kır) düşmek : saçı ağarmaya başlamak, yaşlanmak. Örnek Kullanım : ?Benim bütün saçlarıma, senin sadece şakaklarına ak düşmüş.? -R. H. Karay.

saçına başına bakmadan : ilerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde.

saçına kar yağmak : saçı aklaşmaya başlamak.

saçını başını yolmak : çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek. Örnek Kullanım : ?Tanrıça Hebe çaresiz kalmış, saçını başını yoluyordu.? -S. F. Abasıyanık.

saçını süpürge etmek : kadın özveri ile çalışıp hizmet etmek. Örnek Kullanım : ?Ah gençliğim, ah sana saçımı süpürge ettiğim gençliğim de diyecek değilim.? -A. Ağaoğlu.

saçıp savurmak : parasını düşüncesizce, boşuna harcamak.

saçları iki türlü olmak : yaşı ilerlemiş bulunmak.

sadakat göstermek : bağlı kalmak. Örnek Kullanım : ?Eserin aslına fevkalade sadakat gösterilmiş olması da ayrıca kayda şayandır.? -A. H. Çelebi.

sadakatsizlik göstermek : sadakatsiz olduğunu ortaya koymak, açıklamak. Örnek Kullanım : ?Ama kendi hesabına sadakatsizlik göstermemişti.? -S. F. Abasıyanık.

sadede gelmek : konuyla ilgisiz sözleri bırakarak asıl konuya dönmek. Örnek Kullanım : ?Ne ise bunlar hep dedikodu. Sadede gelelim.? -H. E. Adıvar.

sadık kalmak : birine, bir şeye bağlılığını sürdürmek, bağlı kalmak. Örnek Kullanım : ?O tarihten sonra da bir daha görüşmediğimize göre, sözüme hâlâ sadık kaldığım söylenebilir.? -E. Şafak.

sadra şifa vermek : gönlü, yüreği rahatlatmak, ferahlatmak. Örnek Kullanım : ?Reha Bey’e de meseleyi biraz çıtlattım. Ondan da pek sadra şifa verecek bir şeyler öğrenemedim.? -O. C. Kaygılı.

saf bağlamak : sıralanmak, sıraya girmek.

saf değiştirmek : başka bir gruba katılmak.

saf dışı etmek (bırakmak) : 1) dizinin dışına çıkarmak 2) mec. ilgisini kesmek, işin gereğinden alıkoymak, işlemez duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Kendisini de arkadaşlarını da çok rahat susturup saf dışı bırakabilirlerdi.? -O. Aysu.

saf dışı olmak : 1) dizinin dışına çıkmak 2) mec. ilgisi kesilmek, işin gereğinden alıkonulmak, işlemez duruma getirilmek.

saf tutmak : 1) saf bağlamak 2) belli bir gruba katılmak.

saflara ayırmak : belli kümeler içinde toplamak.

safra atmak : 1) insana veya araca fazla yük olan malzemeleri atmak 2) mec. sıkıntı veren bir kimseden veya bir şeyden kurtulmak.

safra bastırmak : açlığını yatıştıracak kadar az bir şey yemek.

safrası kabarmak : açlıktan midesi bulanmak.

sagu sağmak : ağıt yakmak.

sağ eliyle sol kulağını göstermek : kısa yoldan yapılacak bir işi dolambaçlı yollardan geçerek yapmaya çalışmak.

sağ gözünü sol gözünden sakınmak : çok kıskanç olmak.

sağ kalmak : ömrünü devam ettirmek, yaşamasını sürdürmek. Örnek Kullanım : Sağ kalsaydı daha çok kimseye yardımı olurdu.

sağ ol : hoşa giden bir davranış için ?çok yaşa, teşekkür ederim? anlamlarında söylenen bir söz.

sağ olsun : 1) biri için sitem yollu bir şey söyleneceği zaman söyleyenin iyi niyetini belirtmek amacıyla sözün başına getirilen bir söz. Örnek Kullanım : Sağ olsun, beni hiç dinlemedi. 2) bir kişiye güven duyulduğu zamanlarda kullanılan bir söz.

sağ yap! : ?direksiyonu sağa çevirerek sağ yöne git!? anlamında kullanılan bir söz.

sağ yapmak : direksiyonu sağa doğru çevirmek, sağa yöneltmek.

sağa kaymak : siyasette ve ekonomide sağ eğilimli olmak.

sağa sola : rastgele yerlere. Örnek Kullanım : ?Bu kurnaz dilenci böylece inisiyatifi göstermelik de olsa eline alıp sağa sola emirler vermeye başladı.? -İ. O. Anar.

sağa sola bakmadan : ortalığı kollamadan, saygısızca.

sağdan geri dönmek (etmek) : geri dönmek, geri dönüp gitmek. Örnek Kullanım : ?Binbaşının gayriihtiyari içi sızladı, yaşlı bir kadını dövmeye kalkmış gibi utanma hissi duyarak sağdan geri etti, başı önünde mağlup ve mahcup merdivenleri indi.? -R. N. Güntekin.

sağı solu olmamak : 1) nasıl davranacağı kestirilmez olmak 2) olumlu mu olumsuz mu davranacağı bilinmeyen bir kişi olmak.

sağını solunu bilmemek : düşüncesiz, dikkatsiz olmak.

sağlam durmak : gücünü, yeteneğini ve cesaretini toplamak. Örnek Kullanım : ?Daha bugünden sağlam durmayı beceremezse kaptan köprüsüne adım atmasın.? -Z. Selimoğlu.

sağlam pabuç (ayakkabı) değil : bir kimsenin güvenilmez olduğunu belirten bir söz. Örnek Kullanım : ?Nasıl aldattı beni meğer sağlam ayakkabı değilmiş.? -P. Safa.

sağlama almak : güvenilir bir durumda olmasını sağlamak. Örnek Kullanım : ?Oyuna gelenlerin işi sağlama almaları dudaklarımdaki gülüşü kurutuverdi.? -N. Hikmet.

sağlıcakla kal (kalın) : ayrılırken kalanlara söylenen bir esenlik sözü, hoşça kal.

sağlık olsun! : üzücü bir durum veya bir zarar karşısında avunma sözü olarak söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Sürahi kırıldı diye üzülme, sağlık olsun!

sah çekmek : bir yazının doğru olduğunu bu işaretle belirtmek.

sahabet etmek : korumak, kayırmak. Örnek Kullanım : ?Sen hayırlı bir mal mısın ki Hatice’yi sahabet edeceksin.? -P. Safa.

sahabetçi çıkmak : kayırmak, arka çıkmak. Örnek Kullanım : ?Kahpenin gözlerine mi tutulmuş ne, sahabetçi çıkıyor.? -R. H. Karay.

sahaya çıkmak : 1) spor karşılaşmasına başlamak için sahada yerini almak 2) alan araştırması yapmak için belirlenen yere gitmek 3) mec. mücadele etmeye başlamak.

sahile bindirmek : den. gemiyi içindeki yükü oluşan tehlikeden kurtarabilmek amacıyla bilerek karaya oturtmak.

sahile vurmak : bir nesne dalga veya akıntının etkisiyle kıyıya gelmek, kıyıda bulunmak.

sahip çıkmak : 1) kendinin olduğunu ileri sürmek 2) korumak, koruyucu olmak, ilgilenip gözetmek. Örnek Kullanım : ?Yazarlara yalnız yazarlar sahip çıkıyor.? -A. Ağaoğlu.

sahip kılmak : sahip olmasını sağlamak.

sahneye çıkmak : 1) tiyatro, müzik vb. sanatçılar için sanatını izleyici önünde uygulamak, göstermek. Örnek Kullanım : ?Türk kızı, orada sahneye çıktı ilk defa.? -Y. Z. Ortaç. 2) mec. kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?Almanca yanında ara sıra Hırvatça da sahneye çıkıyor.?

sahneye koymak : tiy. tiyatro eserini veya müzikal bir oyunu, metin, oyun, yorum, dekor, müzik vb. ögeleri birbiriyle uyumlu duruma getirerek sahne için uygulamak, oynamak, sahnelemek.

sahura kalkmak : oruç tutan kimse gün doğmadan yemek yemek için yataktan kalkmak.

sak durmak : dikkatli, uyanık durumda bulunmak.

sak yatmak : derin uykuya dalmadan uyumak.

saka beygiri gibi : 1) bir iş uğruna birçok yere uğrayarak dolaşan (kimse) 2) yalnız vakit geçirmek için amaçsız dolaşan (kimse).

sakal bırakmak (koyuvermek veya salıvermek veya uzatmak) : sakalını tıraş etmeyip büyütmek. Örnek Kullanım : ?Yaşıtlarının hemen hepsi sakal koyuverdi.? -Y. Z. Ortaç.

sakal oynatmaz : ağızda eriyecek kadar olgunlaşmış (yemiş, yiyecek).

sakalı değirmende ağartmak : yıllar pek çok deneyim kazandırmış olmak.

sakalı ele vermek (kaptırmak) : başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Yumuşak durmak, yalvarmak, sakalı ele vermek demektir, sonra artık evin idaresi ne olacak?? -M. Ş. Esendal.

sakalı saydırmak : saygınlıktan düşmek.

sakalına ak (kır) düşmek : sakalı ağarmaya başlamak, yaşlanmak. Örnek Kullanım : ?Düşük siyah bıyıklarına, sakalına pek az kır düşmüş olan Selim Paşa, karısından çok genç görünüyordu.? -H. E. Adıvar.

sakalına göre tarak vurmak : birinin hoşlanacağı biçimde konuşmak veya davranmak. Örnek Kullanım : ?Sakalına göre tarak vurdum. Oğlunun çok selamı var, dedim. Tarla icarlarını toplar, kendi elleriyle verir, dedim.? -O. Kemal.

sakalına kar yağmak : sakalı aklaşmaya başlamak.

sakata gelmek : argo tuzağa düşmek.

sakın ha! : ?yapma, yapmaktan çekin? anlamında, yapılması istenmeyen bir davranışa engel olmak için söylenen bir söz.

sakınması olmamak : 1) korkusu, çekinmesi olmamak 2) incelik kurallarına, saygıya aldırmadan davranmak.

sakız gibi : 1) çok temiz, çok beyaz. Örnek Kullanım : ?Kız kucağında hiç kullanılmamış, sakız gibi bir çamaşır sepeti ile çadırdan çıktı.? -O. C. Kaygılı. 2) ayrılmak bilmez, yapışkan.

sakit kalmak : söz söylemesi gerekirken susmak.

sala vermek (okumak) : 1) minarelerde, salat okuyarak cuma namazını haber vermek. Örnek Kullanım : ?Safa, küçük, çarpuk çurpuk vücudu, koca kafası, minarede sala verir gibi etrafa çınlayan sesiyle konağın imamı Şadan Molla’yı hatırlatıyordu.? -H. E. Adıvar. 2) bir kimsenin ölümünü, minare

salah bulmak : düzelmek, iyileşmek, onmak.

salapurya gibi : çok büyük olan veya ayağa büyük gelen (ayakkabı).

salavat getirmek : 1) Hz. Muhammed’e saygı bildirmek için dua okumak 2) tehlikeli bir durumda dua okumak.

saldırıya uğramak : saldırı karşısında kalmak, tecavüze uğramak.

sallantıda bırakmak : bir şeyi sonuca bağlamamak, savsaklamak.

salma gezmek (dolaşmak) : başıboş hayvan gibi dolaşmak. Örnek Kullanım : ?Ne olacak çobansız köyde kurtlar boş oturacak değil ya işte böyle salma dolaşırlar.? -R. Akyavaş.

salma salmak : genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden para toplamak.

salta durmak : köpek arka ayakları üzerine kalkmak.

saltanat sürmek : 1) hükümdarlık etmek 2) bolluk içinde yaşamak.

salto atmak : rakibe salto oyunu uygulamak.

saman alevi gibi : birden parlayıp arkasından hemen yatışan.

saman altından su yürütmek : belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak. Örnek Kullanım : ?Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var.? -Y. Kemal.

saman gibi : tatsız, yavan. Örnek Kullanım : ?Saman gibi bir yaşamdı günlük yaşamım ama her şey dışarıdan bakılınca hiç de kötü değildi.? -E. Bener.

sana yalan, bana gerçek : ?söylediğim şeyi sen bilmiyorsun ancak doğrudur, ben biliyorum? anlamında kullanılan bir söz.

sancak göstermek : den. gemi, ulusunu belirten sancağını göndere çekmek.

sancısı tutmak : 1) birdenbire ve şiddetli bir ağrı gelmek. Örnek Kullanım : ?İlk kum sancısının nasıl tuttuğunu nakledecekmiş.? -S. M. Alus. 2) mec. tedirgin olmak.

sandığa gitmek : 1) seçim kararı almak 2) oy kullanmak.

sandığa gömmek : seçimde ağır yenilgiye uğratmak.

sandık başına gitmek : sandığa gitmek.

sandık düzmek : çeyiz hazırlamak. Örnek Kullanım : ?İleride yine ona gönderilmek üzere bir de sandık düzmesine ne mâni vardı.? -R. N. Güntekin.

sandıktan çıkmak : hlk. seçimle işbaşına gelmek.

sanısına kapılmak : sanmak, zannetmek.

sansür koymak : sansürlemek. Örnek Kullanım : ?Onlar bu vehimle ellerinden gelse / Rüyalara sansür koyacaklar bir gün? -A. N. Asya.

sansürden geçirmek : her türlü yayını, sinema ve tiyatro eserini denetlemek.

santim kaçırmamak : çok dikkatli ve hesaplı olmak.

sap çekmek : biçilmiş ekini tarladan harmana kaldırmak.

sap derken saman demek : belirli ve doyurucu bir düşünce ortaya koyamamak. Örnek Kullanım : ?Konuşma, sap derken saman demek kabîlinden hiçten şeylerden ibaret kalmıştır.? -R. H. Karay.

sap gibi : 1) çok ince. Örnek Kullanım : ?Avurtları çökmüş, boynu yakasının ortasında sap gibi kalmıştı.? -H. Taner. 2) argo yalnız, tek başına.

sap yiyip saman sıçmak : kaba 1) bir olaya kızıp ateş püskürmek 2) yararsız şeylerle uğraşmak.

saparta (sapartayı) yemek : azarlanmak, terslenmek. Örnek Kullanım : ?Mebustan saparta yiyen bu adam kimdir?? -R. E. Ünaydın.

sapartayı vermek : azarlamak, terslemek. Örnek Kullanım : ?Hanımefendi kalkmış, ikisine de sapartayı vermiş.? -H. R. Gürpınar.

sapına kadar : tam anlamıyla, bütünüyle. Örnek Kullanım : ?O sapına kadar askerdir asker doğmuş, asker ölecektir.? -H. Taner.

sapır sapır dökülmek : başarısız olmak.

sapla samanı karıştırmak : iyi ile kötüyü ayıramamak.

saplanıp kalmak : 1) takılıp kalmak. Örnek Kullanım : ?Mistik olmayan felsefe görünüşünde de tamamen H. Spencer’e saplanmış kalmıştı.? -H. Taner. 2) bir konuda yoğunlaşıp başka bir şeyle ilgilenmemek.

sapsarı kesilmek (olmak) : çok sararmak. Örnek Kullanım : ?Heyecandan dudakları titriyordu ve benzi sapsarı kesilmişti.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

sararıp solmak : 1) giderek daha çok solmak. Örnek Kullanım : ?Sokakları dolduran sayılmaz şapkaların zalimce, kurnaz ve namussuz gölgelerinde sararmış solmuş.? -Ö. Seyfettin. 2) mec. sağlığı bozulmak. Örnek Kullanım : ?Karısı anlaşılmayan bir illetle sararıp soldu, birkaç ay içinde ölüp gitti

sardalya gibi istif olmak : bir yerde çok kalabalık ve sıkışık bulunmak.

sarhoşluğa vurmak : kendini sarhoş gibi göstermek, sarhoş olmuşçasına davranmak. Örnek Kullanım : ?Hatta sarhoşluğa vurup orada kaldığım geceler de oldu.? -M. Ş. Esendal.

sarı çizmeli Mehmet Ağa : kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.

sarılıp kundaklanmak : yoğun etki altında kalmak. Örnek Kullanım : ?Çünkü bir bakmışım ki hep başkalarının fikirleriyle sarılıp kundaklanmışım.? -E. Işınsu.

sarıp sarmalamak : sıkıca sarmak. Örnek Kullanım : ?Bak o zaman nasıl yakınlaşacaksınız. Güven nasıl sarıp sarmalayacak ikinizi.? -A. Ağaoğlu.

sarmaş dolaş olmak : 1) birbirine sarılıp kucaklaşmak. Örnek Kullanım : ?Batan bir gemide birbirini arayıp bulduktan sonra sarmaş dolaş olmuş felaketzedelere benziyorlar.? -N. F. Kısakürek. 2) iç içe girmek, karman çorman olmak.

sarpa sarmak (çekmek) : güçlükler ortaya çıkmak, çözülmesi çok güç bir duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Böyle böyle işler sarpa sarmaya başladı.? -E. Şafak. ?Düz ovada sarpa çekme yolunu / Ver mektebe okutsunlar oğlunu? -Âşık Veysel.

sarsıntı geçirmek : beklenmedik bir olaydan çok etkilenmek, üzülmek.

sası kokmak : yiyecek bozulmak, çürümek.

satılığa çıkarmak : satmak, satışa çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Memleketine mi dönüyormuş neymiş, bütün eşyasını satılığa çıkarmış.? -A. İlhan.

satıp savmak : gereken parayı sağlamak için elindeki malı ucuza satıp tüketmek, yok pahasına elden çıkarmak.

satır atmak : herkesi öldürmek, kırıp geçirmek.

satışa çıkarmak : satmak için ortaya koymak. Örnek Kullanım : ?Bir şeye ad koymak, satışa çıkarılan malın üzerine yafta asmaya benzetilebilir.? -N. Uygur.

satışa gelmek : uydurma bir sebeple ortada bırakılmak.

satıya çıkarmak : satışa çıkarmak.

savaş açmak (ilan etmek) : 1) bir veya daha fazla devlete karşı savaş durumuna geçmek 2) ortadan kaldırmak için uğraşmak. Örnek Kullanım : ?Softalığa savaş açan ilk laikler orada toplanmıştır.? -Y. Z. Ortaç.

savaş vermek : savaşmak.

savaşım vermek : bir amaca erişmek, bir güce karşı koyabilmek için uğraşmak, çaba göstermek, mücadele etmek. Örnek Kullanım : ?Sen ancak iyi savlar için savaşım vermekte rahat ederdin.? -H. Taner.

savunmasını almak : soruşturma sebebiyle suçlanan birisinin düşüncesine başvurmak.

savuşup gitmek : ilgi çekmeden gizlice, aceleyle ayrılmak. Örnek Kullanım : ?Yemek kotaracağım diye savuşup gitti.? -H. R. Gürpınar.

saya gezmek : köy çocukları ramazanda veya özel günlerde çeşitli tekerlemeler söyleyip kapı kapı dolaşarak ufak tefek yiyecek toplamak.

sayesinde sayeban olmak : istenilen bir şeyi başkasının aracılığıyla elde etmek. Örnek Kullanım : ?Sayende sayeban olduk İstanbul şehri / Sayende sebil olduk, aç kaldık, sefil olduk? -A. İlhan.

sayfa bağlamak : dizgide dökülen kurşun satırları bir sayfa düzeni içinde toplayarak sıkıca iple bağlamak. Örnek Kullanım : ?Sayfayı öyle sıkı bağlardı ki satırlar âdeta birbirine kenetlenirdi.? -Y. Z. Ortaç.

saygı duymak (beslemek) : birine, bir şeye karşı saygı hissetmek. Örnek Kullanım : ?Şakır şakır yağan yağmurlara benzeyen insanlara, düşmanım da olsalar saygı duyarım.? -N. Kemal.

saygı göstermek : saymak, değer vermek. Örnek Kullanım : ?Kendilerine büyük saygı gösterdim ve imdatlarına muhtaç olduğumu belirttim.? -N. F. Kısakürek.

sayı hesabıyla : bir spor yarışmasında bir sporcu veya takımın kazandığı sayı bakımından. Örnek Kullanım : ?Sayı hesabıyla bir galibiyeti bile öpüp de başımıza koyacaktık.? -H. Taner.

sayım suyum yok : 1) çocuk oyunlarında ?kısa bir süre için oyun dışıyım? anlamında kullanılan bir söz 2) çocuklar arasında bir işte şakaya yer verilmeyeceğini anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Alır mıydım? Sevinir miydim? Yoksa mızıkçılık eder, -Olmaz, sayım suyum yok… Siz birlik

sayıp dökmek : ne var ne yok, hepsini söylemek. Örnek Kullanım : ?Böyle misaller sayıp dökmek gerekse satırlar değil, sütunlar dolar.? -R. E. Ünaydın.

sayısını Allah bilir : ?o kadar çok ki saymakla bitmez? anlamında kullanılan bir söz.

saymakla bitmemek (tükenmemek) : pek çok olmak.

sebat etmek (göstermek) : sözünden veya kararından dönmemek, bir işi sonuna kadar götürmek, direşmek. Örnek Kullanım : ?Fakat şu var ki çocuklar arzularında sebat göstermiyorlar.? -H. E. Adıvar.

sebebiyet vermek : bir şeye, bir olaya sebep olmak, yol açmak. Örnek Kullanım : ?Bu acıya kendi sebebiyet verdiğini hissetmekten gurur duyuyordu.? -H. E. Adıvar.

sebepsiz kalmak : yoksul bir duruma düşmek.

sebil etmek : bol bol vermek, dağıtmak. Örnek Kullanım : ?Dünya üzerindeki tüm canlılara sebil edilmiş bir nitelik değildir iğrenmek.? -E. Şafak.

sebilhane bardağı gibi : hoşa gitmeyen kalabalık (insan topluluğu).

secde etmek : 1) alnı, eli, ayakları, dizleri, ayak parmaklarını yere getirmek. Örnek Kullanım : ?Tozlanmış camların arkasından secde eden ruh ile merkadi tebcile başladı.? -A. H. Müftüoğlu. 2) mec. saygı göstermek.

secdeye varmak (kapanmak) : secde etmek.

sedyelik olmak : ayakta duramayacak duruma gelmek.

sefa (sefalar) bulduk : ?sefa geldin, sefa geldiniz? sözüne ?teşekkür ederim? anlamında karşılık olarak kullanılan bir söz.

sefa geldin (geldiniz) : ?hoş geldin, hoş geldiniz? anlamında kullanılan ağırlama, karşılama sözü. Örnek Kullanım : ?Her şahsa kendi ismiyle sefa geldin, derdi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

sefa geldine gitmek : bir kente, bir mahalleye yeni gelen veya geziden dönen birine ziyarete gitmek.

sefa sürmek : rahat, sakin ve eğlenceli yaşamak.

sefalet çekmek : yoksul ve perişan yaşamak.

sefasına bakmak : rahatına bakmak. Örnek Kullanım : ?Şöyle bir iki parça, sağlam nevinden irat ve akar edinip efendi efendi yan gel, sefana bak.? -E. E. Talu.

sefasını sürmek : bir durumun getirdiği, sağladığı olanaklardan yararlanmak. Örnek Kullanım : ?Uzun yıllar cefasını çektiği Yokuş’un sefasını sürecekti artık.? -Y. Z. Ortaç.

sefer etmek : gezmek, gezinti yapmak, yolculuk etmek. Örnek Kullanım : ?Ne hoş, ey güzel Tanrı’m, ne hoş / Maviliklerde sefer etmek? -O. V. Kanık.

sefer tası gibi : her katında birer odası olan (yüksek ev).

seferber olmak : birçok kimse bir iş, bir amaç için bütün olanaklarıyla girişmek. Örnek Kullanım : ?Anası, kardeşi, konu komşu, bilen bilmeyen, polis, jandarma, herkes seferber oldu. Nevin bulunamadı.? -R. Çalapala.

sefere kalkmak : yolculuğa başlamak. Örnek Kullanım : ?Sefere kalkacak bir sürü tekne vardı limanda.? -Halikarnas Balıkçısı.

segman atmak : aşınan segmanı değiştirmek.

sehpaya çekmek : asarak öldürmek, darağacına çekmek, asmak.

seksen kapının ipini çekmek : içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak. Örnek Kullanım : ?Ama şimdi, bir çift lastik için seksen kapının ipini çekiyoruz.? -R. Enis.

sekte vermek : kesintiye uğramak.

sekte vurmak : kesilmesine sebep olmak, kesintiye uğratmak.

sekteye uğratmak : kesmek, kesintiye uğratmak. Örnek Kullanım : ?Sorular sorar ve dersimi sekteye uğratırdı.? -H. F. Ozansoy.

sel gibi akmak : 1) sıvılar için bol ve gür akmak. Örnek Kullanım : ?Durmaz akar gözüm yaşı sel gibi.? -Âşık Veysel. 2) zaman çabuk ve hızla geçmek 3) insanlar kalabalık bir yığın hâlinde gitmek, yürümek.

sel olup akmak : gitmek. Örnek Kullanım : ?Nerede kaldı bunlar? Sel olup aktılar mı? / Kapkara bir günümde beni bıraktılar mı?? -F. N. Çamlıbel.

sel seli götürmek : çok fazla sel olmak.

selam (selama) durmak : bir büyüğe, bir üste veya saygı duyulan bir şeye ayakta selam vermek. Örnek Kullanım : ?Ama birader, rahat mı edeceğiz bu bahçede, gelene geçene selam mı duracağız?? -Y. Z. Ortaç. ?Yollarda sarı ve zayıf halk selama duruyor.? -F. R. Atay.

selam (selamı) almak : 1) birinin selamlamasına karşılık vermek. Örnek Kullanım : ?Pazara indiği zaman kendine verilen selamı bile almıyordu.? -Ö. Seyfettin. 2) selam gönderilmiş olmak.

selam çakmak : tkz. selam vermek.

selam etmek : uzakta olan birine esenlik dilemek.

selam olsun : ?esenlik dileklerim ulaşsın? anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

selam söylemek : 1) selamını birine götürmesini söylemek 2) birinin gönderdiği selamı başkasına iletmek.

selam vermek : 1) selamlamak. Örnek Kullanım : ?Kapıdan içeri giren adam, topuklarını birbirine vurarak askerce bir selam veriyor.? -E. M. Karakurt. 2) din b. başını sağ ve sol omuzlarına çevirerek namazı bitirmek.

selamete çıkmak : esenliğe kavuşmak, kurtulmak.

selamünaleyküm kör kadı : aşırı tok sözlü kişiler için uyarma yollu söylenen bir söz.

sele gitmek : 1) sele kapılmak 2) mec. gereksiz yere telef olmak.

sele kapılmak : sel sularıyla sürüklenip gitmek.

semer vurmak : 1) semeri, yük hayvanının sırtına koyup bağlamak, semerlemek 2) semer sırtı yaralamak.

semeresini vermek : bir şey istenilen verimi, sonucu vermek. Örnek Kullanım : ?Nitekim bu hummalı faaliyet, semeresini vermekte gecikmedi.? -H. Taner.

semeri devirmek : eşek gibi kabaca yatmak.

sempatisini kazanmak : birinin sevgisini, ilgisini ve yakınlığını kazanmak.

semtine uğramamak : 1) bir yere özellikle gitmemek. Örnek Kullanım : ?Mektebin semtine bile uğramamışlar da hangi derse çalışmışlar acaba?? -M. Yesari. 2) birini hiç aramamak, onunla ilgisini kesmek. Örnek Kullanım : ?Nice iyiliklerde bulunduğu kimseler, onun semtine uğramaz olmuşlardı.? -Y. K. K

sen ben davası (kavgası) : bir konuda anlaşmazlığa düşüldüğünü anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Nihayeti bulunmaz bir sen ben davasına düşmüşler.? -Ö. Seyfettin.

sen bilirsin : ?nasıl uygun bulursan öyle yap? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Kuşağından mendilini çıkarıp gözyaşlarını sildi. -Ya Rabbi sen bilirsin, ya Rabbi sen bilirsin diye söylendi.? -M. Ş. Esendal.

sen sağ, ben selamet : iyi veya kötü bir sonuçla biten bir iş karşısında artık yapacak bir şey kalmadığını anlatan bir söz.

seni gidi seni (seni seni) : yaramaz, haylaz, çapkın. Örnek Kullanım : ?Başını kaldırdı, seni seni diyerek başını sallayıp gülümsedi.? -H. Taner.

senli benli olmak : 1) iç içe olmak, bütünleşmek. Örnek Kullanım : ?Altı ay önce tramvaylar tuhafıma gitmişti. Bu sefer onlarla daha senli benli olduk.? -B. R. Eyuboğlu. 2) aşırı ölçüde içten, teklifsiz olmak. Örnek Kullanım : ?Salonda kahvelerini içerlerken senli benli olmuşlardı bile.? -A. İlha

sepet havası çalmak : argo 1) işinden çıkarmak, sepetlemek. Örnek Kullanım : ?Patrona kalsa sepet havasını çoktan çalardı.? -M. Ş. Esendal. 2) yanından uzaklaştırmak, gitmesini sağlamak.

sepette pamuğu olmamak : tkz. bilgisiz, boş kafalı olmak.

ser verip sır vermemek : ağzı sıkı olmak.

serbest bırakmak : 1) tutuklu veya gözaltında bulunan birini serbest, özgür duruma getirmek, tahliye etmek. Örnek Kullanım : Elde hiçbir delil olmadığı için serbest bıraktık. 2) kendi düşüncesi ve iradesine göre davranmasına izin vermek. Örnek Kullanım : ?Akli muvazenesi pek sağlam bulunmadığı i

serbest çalışmak : bir işverene bağlı olmadan kendi adına kazanç sağlamak.

serde … var : alay sözü edilen kimsedeki bir niteliği anlatan söz. Örnek Kullanım : ?Bakakalırım giden geminin ardından / Atamam kendimi denize, dünya güzel / Serde erkeklik var, ağlayamam? -O. V. Kanık.

sergi açmak : sergilemek. Örnek Kullanım : ?Şehir Galerisi’nde açtığı ilk sergide, yalnız zevkine ve hünerine değil, sabrına da şaştım.? -Y. Z. Ortaç.

sergi sermek : kurutmak veya göstermek için bir şeyi düz bir yere yaymak.

sergin vermek : hastalanıp yatağa yatmak.

serilip serpilmek : 1) rahat bir biçimde yatmak 2) gelişmek.

serilip yatmak : rahat bir biçimde yatmak.

serin gel! : argo ?sakin ol, soğukkanlı davran? anlamında kullanılan bir uyarma sözü.

serin tutmak : sıcaktan etkilenmeden daha soğuk bir durumda bulundurmak. Örnek Kullanım : ?Dedelerimiz sıcakta serin tutan birtakım kürkler bulunduğunu bilirlerdi.? -R. H. Karay.

serinlik vermek : 1) serin duruma getirmek 2) mec. acısını, sıkıntısını azaltmak, avundurmak 3) mec. rahatlatmak, huzura kavuşturmak. Örnek Kullanım : ?Evimin cehennemi içinde bana biraz serinlik verebilecek, bir bu fikirler vardı.? -P. Safa.

sermaye yapmak (etmek) : iş yeri açmak için gereken parayı sağlamak. Örnek Kullanım : ?Üç yüz lirayı alırlarsa bunun yüz lirasını çocuğa sermaye yapacaktı.? -H. E. Adıvar.

sermayeyi doğrultmak : ticaret için ortaya konan anaparayı batırmadan işletmek ve para kazanmak. Örnek Kullanım : ?Köyden kopup, yabancı işçi olup, beş altı yılda sermayeyi doğrultup, yurtta özel teşebbüsçü bir yarım yamalak kapitalist olma özlemi görülüyor çoğunda.? -H. Taner.

sermayeyi kediye yüklemek : şaka parasını yiyip bitirmek.

sermest olmak : çok hoşlanmak, kendinden geçmek. Örnek Kullanım : ?O okurdu, ben dinlerdim o muharebe hikâyeleriyle sermest olurdum.? -Y. K. Beyatlı.

sersem gibi : serseme yakışır biçimde.

serseme çevirmek : sersem etmek.

serseme dönmek : sersem bir duruma gelmek, şaşkın bir duruma gelmek.

sert çıkmak : aşırı biçimde karşı durmak.

servis edilmek : özel bir bilgi veya belge haber kaynağı tarafından istenilen yayın organına gönderilmek.

servis yapmak : sofrada hizmet etmek ve yemeği dağıtmak. Örnek Kullanım : ?Özel olarak iki aşçıyla iki de ayrıca servis yapacak garson çağrıldı.? -Ç. Altan.

servise çıkmak : 1) ulaşım aracı ile öğrencileri, çalışanları gidecekleri yere taşımak 2) servis yetkilisi onarım yapmak üzere çağrılan yere gitmek 3) doktor hastaları durumlarını gözlemlemek üzere ziyaret etmek 4) bir iş yerinde çay, kahve dağıtımı gibi hizmetleri yapmak

serzenişte bulunmak : yakınmak (II).

ses çıkarmamak (etmemek) : bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek. Örnek Kullanım : ?İnsanlar bizim bahçeye çağırdığımız arkadaşlarımıza bile ses çıkarmıyorlardı.? -A. Kutlu.

ses çıkmamak : haber gelmemek.

ses etmek : seslenmek.

ses getirmek : yaptığı işle, söylediği sözle dikkatleri çekmek ve kitleleri harekete geçirmek.

ses kesilmek : ses, artık duyulmamak.

ses seda çıkmamak : 1) haber çıkmamak. Örnek Kullanım : ?Çok uzak ama pek çok uzak birkaç akrabadan ses seda çıkmadı.? -A. Gündüz. 2) hiçbir tepki görülmemek.

ses seda kesilmek (kalmamak) : hiçbir ses duyulmamak. Örnek Kullanım : ?Sanki bütün dünyada ses seda kesilmişti.? -S. F. Abasıyanık.

ses seda yok : ?hiç haber gelmedi? anlamında kullanılan bir söz.

ses vermek : 1) herhangi bir sesi çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Üç defa ses veren bir küçük çanın altından bahçeye girdiler.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir çağrıya karşılık vermek. Örnek Kullanım : ?Her biri bir türlü feryada başlar / Güller seda verir, bağlar ses verir? -Âşık Veysel.

sesi ayyuka çıkmak : çok yüksek sesle bağırmak.

sesini çıkarmamak : bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek. Örnek Kullanım : ?Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.? -N. F. Kısakürek.

sesini kesmek : söylemekteyken susmak.

sesini kısmak : sesini alçaltmak.

sesini yükseltmek : yüksek, öfkeli bir sesle söylemek. Örnek Kullanım : ?Çardaktan kocasının sesini yükselterek söylediğini duyan kadın, kahve takımlarını alıp çıktı.? -N. Cumalı.

sessizliğe gömülmek : sessiz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Karanlık içinden bir süre fısıltılar geldi, sonra her şey derin bir sessizliğe gömüldü.? -Y. Kemal.

set çekmek : 1) suyun akmasını, toprağın kaymasını önlemek için duvar yapmak 2) mec. bir işi, bir davranışı, bir isteği önlemek, engellemek.

sevaba girmek : sevap kazanmak.

sevap kazanmak (işlemek) : hayırlı bir davranışta bulunmak. Örnek Kullanım : ?Gülsüm’ün sevinci sade sevap kazanmak ümidinden doğmuyordu.? -R. N. Güntekin.

sevda çekmek : birine tutkun olmak, aşk tutkusu içinde olmak.

sevgi beslemek : sevgi duymak, sevmek. Örnek Kullanım : ?Makedonya’da savaşmıştı ve Türk köylüsüne karşı büyük sevgi besliyordu.? -H. E. Adıvar.

sevinci kursağında kalmak : bir engel sebebiyle hayal kırıklığına uğramak.

sevincinden ağzı kulaklarına varmak : çok sevinmek.

sevinç yaşları (gözyaşları) dökmek : sevinçten ağlamak. Örnek Kullanım : ?Şu mendilini burnuna tutmuş, sevinç yaşları döken hanım herhâlde gelinin anası olacaktı.? -H. Taner.

sevinçten uçmak : çok sevinmek.

sevk etmek : 1) göndermek, götürmek 2) mec. sürüklemek, itmek. Örnek Kullanım : ?Burada başka bir olay anlatacağım ki bu, Türk’ü şuuraltı bir kuvvetle İstiklal Savaşı’na sevk eden amillerin biridir.? -H. E. Adıvar.

seyirci kalmak (olmak) : bir olay karşısında hiçbir tepki göstermeyerek işe karışmamak. Örnek Kullanım : ?Kavga edenlere kimse karışmaz, sadece uzaktan seyirci kalırlar.? -N. Hikmet. ?Sadece seyirci olduğumu, olayların dolayısıyla hayatın dışında kaldığımı bu sorudan sonra anladım.? -E. Işı

seyre çıkmak : 1) bir yerden başka bir yere gitmek için yola çıkmak 2) eğlenmek üzere gözlemek, bakmak. Örnek Kullanım : ?Seyrimize çıktınız değil mi? Yürek soğutuyorsunuz değil mi? Allah sizi bizden besbeter etsin inşallah!? -O. Kemal.

seyre dalmak : bir şeye kendini vererek bakmak. Örnek Kullanım : ?Sanki Rumeli baştan başa bir arena idi ve Avrupa siyaset adamları da birer Roma imparatoru gibi mermerden localarına kurulmuşlar, oradaki olumlu güreşleri seyre dalmışlardı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

seyreyle gümbürtüyü : ?çıkacak olayları gör, ibretle seyret? anlamında kullanılan bir söz.

sıcak bakmak : anlayışla karşılamak, olumlu değerlendirmek, ilgi duymak. Örnek Kullanım : ?Onlardan genelleme yaparak bütün kol emekçilerine sıcak bakma eğilimini edindim.? -R. Erduran.

sıcak basmak : hava çok ısınmak.

sıcak yüz göstermek : yakınlık göstermek.

sıçan deliği aramak : saklanacak bir yer aramak. Örnek Kullanım : ?Askere gitmemek için sıçan deliği arıyordu değil mi?? -O. Kemal.

sıçan deliği bin akçe : ?kaçıp saklanacak yer yok? anlamında kullanılan bir söz.

sıçan deliğine paha biçilmez olmak : ?güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek? anlamında kullanılan bir söz.

sıçan düşse başı yarılır : ?hiçbir şey yok? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Bir zamanlar hazinemiz tamtakırdı, sıçan düşse başı yarılırdı.? -T. Halman.

sıçana dönmek : üstü başı çok ıslanmak.

sıçıp sıvamak : kaba öfkelenip kaba küfürlerle dolu sözler söylemek.

sıçtı Cafer, bez getir : kaba birinin berbat bir iş gördüğünü anlatan bir söz.

sıfır çekmek : sp. halter yarışmalarındaki silkme ve koparma dallarında belirlenen ağırlığı kaldıramayıp elenmek.

sıfıra inmek : 1) bitmek, tükenmek, yok olmak. Örnek Kullanım : ?Zannedersem kocamın ziyaretçileri de sıfıra indi.? -Ö. Seyfettin. 2) sp. futbol, hentbol vb. oyunlarda hücum oyuncusu rakip alanda bitiş çizgisine kadar gitmek.

sıfıra sıfır, elde var sıfır : bütün çalışmaların boşa gittiğini, istenilen sonucun alınamadığını anlatan bir söz.

sıfırdan başlamak : en baştan, hiçbir şeye sahip olmadan bir işe girişmek. Örnek Kullanım : ?Batı tiyatrosu Türkiye için yepyeni bir şey olduğu için sıfırdan başlamak gerekiyordu.? -M. And.

sıfırı tüketmek : 1) gücü kalmamak. Örnek Kullanım : ?Sonra ulusal sporumuzda hızla geriledik, çok geçmeden sıfırı tükettik.? -T. Halman. 2) yoksul duruma gelmek, yoksullaşmak 3) ölmek.

sıhriyet peyda etmek : hısımlık oluşturmak. Örnek Kullanım : ?Süleyman Şah, kurtuluşu Osman Oğulları ile sıhriyet peyda etmekte görüyordu.? -F. F. Tülbentçi.

sıkı basmak : güçlü davranmak, direnmek.

sıkı durmak : güçlü, dayanıklı olmak, dikkatli bulunmak.

sıkı tutmak : 1) önem vermek. Örnek Kullanım : İşini sıkı tut. 2) sürekli olarak denetlemek, kontrol altında bulundurmak 3) bir işte disiplinli olmak.

sıkıdan geçirmek : argo dayak atmak. Örnek Kullanım : ?Onlarla ahbaplıkta direnirse iş kolaydı kapıaltına çekilir, güzel bir sıkıdan geçirilirdi.? -K. Korcan.

sıkıntı basmak : çok sıkılmak, can sıkıntısı duymak.

sıkıntı çekmek : zorluk veya yoksulluk içinde yaşamak. Örnek Kullanım : ?İki ateş arasında epeyce sıkıntı çektik.? -A. Gündüz.

sıkıntı vermek : tedirgin etmek, bunaltmak.

sıkıntıda olmak : geçim darlığı çekmek.

sıkıntısı olmak : 1) tedirgin, rahatsız eden bir durumda bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bir derdi, bir sıkıntısı olup da öyle susup durduğu akşamlar bile yanında bulunmaktan hoşlanıyoruz.? -N. Ataç. 2) işemesi gerekmek, sıkışmak.

sıkıntıya düşmek : darlık, yokluk içinde olmak.

sıkıntıya gelememek : güç işlere dayanamamak.

sıkıya almak : 1) hareketlerini sınırlamak veya önlemler almak. Örnek Kullanım : ?Seniha etrafını bu kadar sıkıya alan bu adamlardan hiç sıkılmıyor mu?? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) disiplin altına almak. Örnek Kullanım : Başkan son zamanlarda işleri sıkıya aldı.

sıkıya gelmek : güç bir durumla karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Sıkıya geldi mi borç etmekten çekinmez, sonra bu borçları ödemek için evinin eşyasını satar.? -R. N. Güntekin.

sıla etmek : sılaya gitmek.

sılaya gitmek : 1) bir süre ayrı kaldığı evini, yurdunu görmeye gitmek. Örnek Kullanım : ?Ara sıra memlekete, sılaya gitmek lazım.? -R. H. Karay. 2) anne, baba ve diğer akrabalarını görmek için memlekete gitmek.

sınav vermek : sınavdan geçmek.

sınava çekilmek : birinin bilgisi ölçülmek.

sınava girmek : bir kimse, bir konu üzerindeki bilgisinin ölçülmesini sağlamak için yapılan yoklamada hazır bulunmak.

sınavda bırakmak : sınavda başarısız saymak.

sınavdan geçmek : 1) sınava girmek. Örnek Kullanım : ?Evet, bir sınavdan geçeceksin. Ben de sınav amirin tayin edildim.? -A. Ümit. 2) girilen sınavda başarılı olmak.

sınıfta bırakmak : sınıf geçmesine engel olmak.

sınıfta çakmak : argo sınıfta kalmak.

sınıfta kalmak : 1) başarılı olamayan öğrenci, bir üst sınıfa geçemeyerek aynı sınıfta yeniden okumak 2) mec. herhangi bir işte başarısız olmak.

sınır çekmek (çizmek) : 1) sınırını belirtmek. Örnek Kullanım : ?1920 baharı muhteşem bir mart sabahında Sultan Dağları’nın sınır çizdiği Batı Anadolu’ya kan ve barut kokularıyla geliverdi.? -T. Buğra. 2) son vermek.

sınır dışı etmek : bir kimseyi bulunduğu ülkede yaptığı yasa dışı eyleminden dolayı ülkenin sınırları ötesine çıkarmak.

sır tutmak (saklamak) : bir sırrı açığa vurmamak, başkasına söylememek.

sır vermek (sızdırmak) : bir sırrı açığa vurmak, başkasına söylemek. Örnek Kullanım : ?Mustafa dışarı sır sızdırmıyordu lakin üzüntüden de eriyordu.? -R. H. Karay.

sıra (sırasını) savmak : sırayla yapılan bir işte sıra kendine geldiğinde gereğini yapmak. Örnek Kullanım : ?Neyse, sıramızı savdık ve yine yola çıktık ve yolda beni bir düşüncedir aldı.? -N. Hikmet.

sıra dayağı çekmek : birden çok kişiyi teker teker ve birbirinin ardı sıra dövmek.

sıra saygı gözetmek : karşılıklı saygı göstermek.

sıram sıram dizilmek : sıra veya sıralar oluşturacak biçimde yan yana, arka arkaya gelmek.

sırası düşmek : uygun zamanı gelmek.

sırası gelmek : 1) bir başkasından sonra sıra birinin veya bir şeyin olmak 2) sırası düşmek. Örnek Kullanım : ?Hani bazen sırası geliyor da maziye merbutiyet, filan diyoruz.? -M. Ş. Esendal.

sırası gelmişken : ?fırsat düşmüşken, söz bu konudayken? anlamında kullanılan bir söz.

sırasına getirmek : uygun zamanını, fırsatını bulmak.

sırasına göre : durumun gerektirdiği gibi.

sırasını kaybetmek : çocuk veya bebek, hastalık veya başka bir sebep dolayısıyla uyku ve meme zamanını şaşırmak.

sırat köprüsünden geçmek : bir iş yapılırken sıkıntılı, eziyetli durumlar içinde kalınmak.

sıraya dizmek : 1) sıralamak 2) bir topluluk içinde herkese aynı biçimde davranmak.

sırık gibi : alay uzun boylu.

sırım gibi : ince yapılı ve güçlü. Örnek Kullanım : ?Şimdi, altmışını geçmiş olmasına rağmen, sırım gibi bir vücudu vardı.? -R. N. Güntekin.

sırra ermek : gizli tutulan veya sır durumunda olan bir şeyi anlamak, kavramak. Örnek Kullanım : ?Fakat bu iki genç henüz bu sırra eremedikleri için sabırsızlanıyorlar, öfkeleniyorlardı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

sırra kadem basmak : bir kimse ortalıktan yok olmak, ortalıkta görünmemek. Örnek Kullanım : ?Denizde bazı balık türleri sırra kadem bastı ama başka nice türler kıyılara akın etmeye başladılar.? -T. Halman.

sırt (sırtını) çevirmek : 1) bir şeye veya birine önem vermemek. Örnek Kullanım : ?Batı âlemi Türkiye’den vazgeçemez, bizi yalnız bırakamaz, askerî ihtiyaçlarımıza sırt çeviremez…? -T. Halman. 2) bir şeyden veya bir kimseden desteğini, ilgisini kesmek 3) birine darılmak.

sırt sırta vermek : iş birliği yapmak. Örnek Kullanım : ?Sırt sırta verip bitiririz bu işi.? -İ. O. Anar.

sırtı kaşınmak : dayak yemeyi hak edecek davranışta bulunmak.

sırtı yere gelmek : yenilmek, alt olmak. Örnek Kullanım : ?Anladım ki hayat savaşının birinci büyük dönümünde Ayşe’nin sırtı yere gelmişti.? -H. E. Adıvar.

sırtı yere gelmemek : sarsılmamak, yerinden düşürülememek, güçlü olmak.

sırtına almak : 1) yüklenmek, çuvalı sırtına aldı 2) bir giyeceği giymek veya sırtına örtmek. Örnek Kullanım : Sırtına bir şey almadan sokağa fırladı.

sırtına geçirmek : bir şeyi giymek. Örnek Kullanım : ?Pardösüyü sırtıma geçirdim.? -S. F. Abasıyanık.

sırtında yumurta küfesi olmamak : eski düşünce ve yönünü kolayca değiştirmek veya sözünden caymakta sakınca görmemek. Örnek Kullanım : ?Çelişki içinde konuşur ve sırtında yumurta küfesi olmadığından dün ak dediğine bugün rahatlıkla kara diyebilir.? -H. Taner.

sırtından atmak : başından savmak veya birinin, bir şeyin sorumluluğunu, yükünü üzerine almamak.

sırtından bıçaklamak : ihanet etmek. Örnek Kullanım : ?Arkadaşların birbirini sırtından bıçaklaması doğru değil. Bunu ancak düşmanlar yapabilir.? -S. Dölek.

sırtüstü yatmak : 1) sırtı yere gelmek üzere yatmak. Örnek Kullanım : ?Sırtüstü yatıp gözlerinizi kara bir bezle bağlayın.? -H. Taner. 2) hiçbir şey yapmamak. Örnek Kullanım : ?Üç gün sırtüstü yattım trende.? -N. Hikmet. 3) mec. çalışmadan rahat bir yaşam sürmek.

sıska olmak : 1) karın boşluğuna su dolarak karnı şişmek 2) aşırı zayıf olmak.

sıskası çıkmak : çok zayıflamak, sıskalaşmak.

sıtma tutmak : ateş ve ter nöbetleriyle titremeye başlamak.

sıva vurmak : bir duvarı sıva kullanarak düzgünleştirmek, sıvamak.

sıygaya çekmek : birine sorular sorup cevaplarını istemek. Örnek Kullanım : ?Yüksek tahsilli olup olmadığımızı anlamak için bizi kara cümleden bile değil de imladan sıygaya çektiler.? -F. R. Atay.

sıyırıp çıkarmak : çekip kurtarmak. Örnek Kullanım : ?Bunlar yaşama yolunda bir engele çarptılar mı hemen dedelerinin adını verirler ve kendilerini güçlükten sıyırıp çıkarırlardı.? -İ. O. Anar.

sızıp kalmak : çok içki içip veya çok yorulup uyuyakalmak. Örnek Kullanım : ?Eskimiş boş çuvallar gibi sızıp kalırlardı bir köşede.? -K. Korcan.

sicil vermek : sorumlu bir görevli, yanında çalışan birinin bir aşamaya gelmesinde yeterli olup olmadığını gereken makama bildirmek.

siciline işlemek : bir çalışanın yaptığı olumlu veya olumsuz davranışları siciline kaydetmek.

sicim gibi : damlaları ince bir sıra oluşturacak biçimde birbiri ardınca akan (yağmur, gözyaşı). Örnek Kullanım : ?Gözlerinden sicim gibi yaş inerek hepsini bir kömür sandığına doldurdu.? -A. Ağaoğlu.

siftah etmek : 1) esnaf sabahleyin ilk alışverişi yapmak. Örnek Kullanım : ?Bu vakit kim gelecek? Her günkü gibi siftahı sen ediyorsun?? -E. E. Talu. 2) mec. bir işi ilk kez yapmak.

sigara kâğıdı gibi : çok ince.

sigarayı tellendirmek (tüttürmek) : keyifle sigara içmek. Örnek Kullanım : ?Birkaç tane bira çektikten sonra üzerlerine sigarayı tellendirdim mi değme keyfime artık.? -Ö. Seyfettin.

sigorta atmak : bir arıza sonucu sigortada elektrik akımı kesilmek.

sigortası atmak : argo çok sinirlenmek.

s*ktir et! : 1) ?aldırma, önem verme!? anlamında kullanılan bir söz 2) ?kov, defet!? anlamında kullanılan bir söz.

s*ktirip gitmek : başını alıp gitmek.

silah atmak : silahtan mermileri boşaltmak.

silah başı etmek : ask. askerlikte, verilen komut üzerine herkes görevi başına geçmek.

silah çatmak : ask. silahları uç uca çapraz bir biçimde dayayarak durdurmak.

silah patlamak : 1) silah ateş almak 2) mec. savaş başlamak.

silah silaha girmek : karşılıklı olarak ateş etmek. Örnek Kullanım : ?Üç serseri birbirleriyle silah silaha girmişler.? -R. H. Karay.

silaha davranmak : kullanmak için silahına el atmak.

silahaltına almak : askerlik görevine başlatmak.

silahaltında bulunmak : silah altında olmak. Örnek Kullanım : ?Silah altında bulunan er ve erbaşlarla askerî öğrenciler … oy kullanamazlar.? -Anayasa.

silindir gibi ezmek : bir kimseyi her yönüyle güçsüz duruma getirmek.

silinip gitmek : bir şey birdenbire yok olmak veya unutulmak. Örnek Kullanım : ?Bu sonuncular, ardından gelen büyük dalgaların gürültüsünde silinip gitti.? -M. Mungan.

silip atmak : ilgi ve ilişkisini tamamen kesmek. Örnek Kullanım : ?Beni aldattı diye onu kalbimden silip attım, ondan nefret ediyorum.? -R. N. Güntekin.

silip süpürmek : 1) evi, ortalığı temizlemek 2) ne var ne yoksa hepsini yemek. Örnek Kullanım : ?Büyükdere’den yanına bir sepet kiraz aldığı vakit, sandalda bütün kirazı silip süpürür.? -S. Birsel. 3) ne var ne yok hepsini alıp götürmek veya yok etmek. Örnek Kullanım : ?Bu, nereden ve kimden g

silkinip sıyrılmak : kendine gelip kurtulmak. Örnek Kullanım : ?Sebepsiz duyduğu bu kederden bir türlü silkinip sıyrılamıyor.? -Ö. Seyfettin.

silkip atmak : her türlü ilgisini kesmek. Örnek Kullanım : ?… çocuğun olmazsa bir gün bu herif seni silkip atar.? -M. Ş. Esendal.

sinameki gibi : mızmız, sevimsiz, kimseyle ilişki kurmayan (kimse).
sinek avlamak : şaka işi veya müşterisi olmayıp boş oturmak.

sinekten yağ çıkarmak (çıkartmak) : olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Elverişli durumların kokusunu hemencecik alıyor, sinekten yağ çıkartmasını biliyordu.? -T. Buğra.

sinerji yaratmak : bir sonuca katkısı olabilecek birkaç etkeni bir arada harekete geçirerek güç elde etmek.

sineye çekmek : kötü bir davranış, söz veya olaya ister istemez katlanmak. Örnek Kullanım : ?Onlar hızla geçer veya düşer musibeti sineye çekmek millete düşer.? -T. Halman.

sineyimillete dönmek : 1) bulunduğu makamı veya görevi terk edip halktan biri olmak 2) halk oylamasına başvurmak.

sinir buhranı geçirmek : bunalım içinde olmak. Örnek Kullanım : ?Kız kardeşim bir sinir buhranı geçiriyordu.? -A. Gündüz.

sinir buhranına tutulmak : bunalım geçirmek. Örnek Kullanım : ?Üç dört gün olmuştu, acayip sinir buhranlarına tutulmuştum.? -R. H. Karay.

sinir kesilmek : çok sinirlenmek, öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?Başkalarının rahatlık saydığı işlerde sıkıldım, sinir kesildim.? -N. Cumalı.

sinir küpü olmak : aşırı derecede sinirli olmak.

sinir küpüne çevirmek : aşırı derecede sinirlendirmek.

sinir küpüne dönmek : aşırı derecede sinirlenmek. Örnek Kullanım : ?Çocuğum bu sürekli gözaltından huzursuz oluyor ben sinir küpüne dönüyorum.? -A. Kulin.

sinir sahibi olmak : devamlı sinirlenir durumda olmak.

siniri oynamak : öfkelenmek, sinirlenmek.

siniri tutmak : birdenbire sinirlenmek veya davranışlarını denetleyememek. Örnek Kullanım : ?… moda deyince çıldırmaz, çok gülerse siniri tutup sonra yarım saat ağlamaz.? -M. Ş. Esendal.

sinirleri ayakta olmak : çok sinirlenmiş veya öfkelenmiş bulunmak.

sinirleri boşanmak : sinirlenip kendini tutamayarak gülmek, ağlamak veya bağırmak. Örnek Kullanım : ?Şimdi soğukkanlı olan amcam, benim ise sinirlerim boşanmak üzere.? -A. Ümit.

sinirleri bozulmak : çok sinirlenmek, ne yapıp edeceğini bilmeden şaşkın, karmaşık bir duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Başı aylarca ağrımayan, sinirleri bozulmayan, yanılmayan sanatkâr, olduğu yerde sayandır.? -N. Hikmet.

sinirleri gergin olmak : sinirlendirici yeni bir olay çıkarsa hemen tepki gösterecek durumda olmak.

sinirleri gevşemek (yatışmak) : sinirliyken ferahlamak, sakinleşmek.

sinirlerine hâkim olmak : davranışlarını ve kendini denetleyebilmek, soğukkanlı olmak.

sinyal almak : işaret almak, belirtilerin farkına varmak. Örnek Kullanım : ?Ruhunun derinliklerinden ürperti dolu, hiç de yabancısı olmadığı sinyaller alıyordu.? -O. Aysu.

sinyal vermek : bir şeyi işaretle bildirmek.

sipariş almak : bir şeyin yapılması veya gönderilmesi kendisine ısmarlanmak.

sipariş etmek : bir şeyin yapılmasını veya bir şeyin gönderilmesini istemek, ısmarlamak.

sipariş vermek : bir şeyin yapılmasını, getirilmesini veya gönderilmesini birine ısmarlamak.

siper olmak : birini veya bir şeyi korumak amacıyla kendini siper olarak kullanmak. Örnek Kullanım : ?Güneş yakmasın diye onun güzel başını/ Gördüm siper olurken iki arkadaşını? -F. N. Çamlıbel.

sipere yatmak : siper içine saklanmak, gizlenmek. Örnek Kullanım : ?Çatın arkadaşlar da atları çatın / Kurşun bizi tutuyor sipere yatın? -Halk türküsü.

sipsivri kalmak : herkesin çekilmesiyle yalnız kalmak veya ortada kalmak.

sirayet etmek : 1) hastalık geçmek, bulaşmak. Örnek Kullanım : ?Valinin hızı ve coşkusu, yanındakilere de bulaşıcı bir hastalık gibi sirayet ediyordu.? -A. Kulin. 2) mec. yayılmak, dağılmak. Örnek Kullanım : ?Bu dedikodular bizim eve bile sirayet etti.? -A. Gündüz.

sitemde bulunmak : sitem etmek.

siya siya gitmek : geri geri gitmek.

siyem siyem ağlamak : iplik iplik gözyaşı dökmek.

siyem siyem yağmak : yağmur, kar ince ince yağmak.

siz bilirsiniz : ?nasıl istersiniz öyle olsun? anlamında kullanılan bir söz.

siz sağ olun : ?ne yapalım, ziyanı yok? anlamında kullanılan bir söz.

sizden iyi olmasın : birinin, orada bulunmayan bir kimseyi överken karşısındakine söylediği bir nezaket sözü. Örnek Kullanım : ?… sizden iyi olmasın pek babacan, cana yakın bir adamdır.? -H. Taner.

size (sizlere) ömür : bir kimsenin öldüğünü bildirmek için kullanılan bir söz.

size doyum olmaz : bir yerden ayrılırken söylenen bir nezaket sözü. Örnek Kullanım : ?Doktor ‘size doyum olmaz’ diye gülerek müsaade istedi. Ayağa kalktı.? -Ö. Seyfettin.

skala yapmak : çalgı perdelerine parmak alıştırmak.

slogan atmak : sloganı bağırarak söylemek.

sofra donatmak : sofraya bol ve türlü yiyecekler koymak.

soğuk almak : üşüyerek hastalanmak, üşütmek. Örnek Kullanım : ?İliklerine kadar da ıslanmış ve soğuk almış.? -N. F. Kısakürek.

soğuk çalmak : soğuk bitkiye zarar vermek.

soğuk çıkmak : hava soğumak.

soğuk durmak : ilgisiz, sevimsiz davranmak. Örnek Kullanım : ?Suat ilgilerine heyecanla karşılık vermiyor, biraz uzak ve soğuk duruyordu.? -A. İlhan.

soğuk duş etkisi yapmak : ansızın bildirilen tatsız bir haber olumsuz bir tepki yaratmak.

soğuk düşmek (kaçmak) : söz, davranış vb. yersiz ve sevimsiz olmak. Örnek Kullanım : ?Bir cenaze alayında böyle bir latife az buçuk soğuk kaçmakla beraber pek yersiz de sayılmazdı.? -R. N. Güntekin.

soğuk ter dökmek (basmak, boşanmak) : korkmak, heyecanlanmak, bunalmak, gerilmek. Örnek Kullanım : ?Safinaz kardeşini düşününce soğuk ter döktü.? -H. E. Adıvar. ?Hele ansızın alnını, bıyıklarının dibini ve ensesini basan soğuk ter, sinsi bir ölüm korkusunu içine yılan gibi akıtıyor.? -A. İlhan. ?Elleri

soğuk vurmak (yakmak) : çok soğuğun etkisiyle bitki kurumak.

soğukkanlı olmak : kolayca, öfke, telaş ve heyecana kapılmamak. Örnek Kullanım : ?Önce ince manevralar denedi ama soğukkanlı olamadığı için göze çarpıyordu.? -R. Mağden.

sokağa (sokaklara) düşmek : 1) kadın kötü yola saparak orta malı olmak 2) bir şey çoğalıp değerini yitirmek 3) sükûneti, huzuru evin dışında aramak. Örnek Kullanım : ?Babamın iğneli bakışlarından kurtulmak için o uyurken sokaklara düşerdim.? -O. Kemal.

sokağa atmak : 1) birini düşkün, yoksul kalacak biçimde evden, iş yerinden uzaklaştırmak veya kovmak. Örnek Kullanım : ?İnsanı kolundan tutup sokağa atmazlar.? -Halikarnas Balıkçısı. 2) para, eşya vb.ni boş yere harcamak.

sokağa çıkmak : gezmek veya bir iş görmek için evden çıkmak.

sokağa dökülmek : 1) herhangi bir sebeple dışarı çıkmak. Örnek Kullanım : ?Her zaman, saat on bir buçuk dedi mi kadın erkek, kol kola sokağa dökülürlerdi.? -P. Safa. 2) gösteri, protesto gibi amaçlarla insanlar sokaklara, meydanlara inmek.

sokaklara dökülmek : kalabalık hâlde sokakta olmak.

sokakta kalmak : sığınacak yeri olmamak, bakacak kimsesi bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Şimdi eski âdetler kalktı ama bu öksüzün kimseciği yok, sokakta kaldı.? -R. N. Güntekin.

sol eli beklemek : şaka yemeğe beklenilen birine, yemeğe başlandığını anlatmak için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Sol elimiz bekliyor, çabuk gelin.

sol tarafından kalkmak : 1) aksiliği, huysuzluğu, tersliği üzerinde olmak 2) işleri ters gitmek, iyi gününde olmamak.

sol yapmak : direksiyonu sola doğru çevirmek, sola yöneltmek.

sola kaymak : siyasette ve ekonomide sol eğilimli olmak.

solda sıfır kalmak : 1) anlamı olmamak, değersiz olmak. Örnek Kullanım : ?Benim hâlim memleketin düştüğü hâlin yanında solda sıfır kalır.? -A. Kulin. 2) sönük kalmak.

solo yapmak : müzik parçası bir kişi tarafından söylenmek veya çalınmak. Örnek Kullanım : ?Saksafoncu, saksafonun borusunu havalara kaldırarak sololar yapıyordu.? -Ç. Altan.

solucan gibi : solgun ve zayıf (kimse). Örnek Kullanım : ?Solucan gibi cılız ve pis bir çocukmuş.? -R. N. Güntekin.

soluğan etmek : soluk soluğa bırakmak.

soluğu (bir yerde) almak : bir yere hemen gitmek veya sığınmak. Örnek Kullanım : ?Balığı sırtlayınca soluğu ninesinin kulübesinde aldı.? -Halikarnas Balıkçısı.

soluğu kesilmek (tutulmak) : 1) soluk almaz duruma gelmek 2) mec. aşırı heyecanlanmak 3) mec. gücü tükenmek.

soluğunu kesmek : bir şey çok heyecan veya korku vermek. Örnek Kullanım : ?Adımı Türk Yurdu dergisinin kalın, kırmızı kapağında gördüğüm zaman sevinç soluğumu kesmişti.? -Y. Z. Ortaç.

soluk aldırmamak : ara vermeden çalıştırmak, vakit bırakmamak.

soluk almak : 1) havayı ciğerlere çekmek, nefes almak. Örnek Kullanım : ?Caddeye çıkınca derin soluk alıyorduk.? -A. Kutlu. 2) dinlenmek. Örnek Kullanım : ?Hem biraz soluk alırım hem de adamcağızın gönlünü almış olurum.? -S. M. Alus.

soluk soluğa kalmak : nefes alamayacak duruma gelmek, çok yorulmak. Örnek Kullanım : ?Çıkrıkçılar yokuşunu bir sincap çevikliğiyle tırmanır ve yokuşun üst başında soluk soluğa kalırdı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

son bulmak : bitmek, tükenmek. Örnek Kullanım : ?Dallar uçlara doğru gittikçe inceliyor, gecenin karanlığına karışarak son buluyordu.? -N. Cumalı.

son gelmemek : sınır tanımamak, haddi hesabı olmamak. Örnek Kullanım : ?Salime kadının damadından bahsederken onu övmelerine son gelmezdi.? -H. Z. Uşaklıgil.

son kozunu (kartını) oynamak : elinde bulunan son imkânı kullanmak. Örnek Kullanım : ?İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kartlarını oynadıklarını biliyordu.? -M. Mungan.

son nefesini vermek : ölmek. Örnek Kullanım : ?Adam, iskelenin üstüne yığılmış, son nefesini verirken biçarenin şapkasını aşırmışlar.? -B. R. Eyuboğlu.

son vermek : bitirmek, sona erdirmek. Örnek Kullanım : ?Gevezeliklerine tam zamanında son vermişler.? -N. Hikmet.

son yolculuğa uğurlamak : birinin cenaze törenine katılmak.

sona ermek : son bulmak. Örnek Kullanım : ?Dağın patlatılması sona erince dolgu başlayacaktı.? -A. Kulin.

sondaj yapmak : 1) sonda ile yoklamak, sondalamak 2) mec. bir durum, bir düşünceyle ilgili olarak yoklama yapmak, araştırmak.

sonu gelmek : bitmek, tükenmek, yok olmak, ölmek.

sonuç almak : 1) bir işi bitirmek, sonuçlandırmak 2) istenilen sonuca ulaşmak, verim almak. Örnek Kullanım : Görüşmelerden sonuç alınamadı.

sonuç çıkarmak : 1) mat. bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak 2) kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek.

sonuç vermek : bir durumun sağlanmasına imkân sağlamak. Örnek Kullanım : Çalışmaları sonuç vermedi.

sonunu almak : 1) bir işi bitirmek 2) bir işin bittiğini görmek.

sonunu getirememek : iyi başladığı bir işi başarıyla bitirememek.

sopa atmak (çekmek) : dövmek. Örnek Kullanım : ?Şu budalaya bir sopa çekin de bir daha para kazanmadan gurbette kalmayı öğrensin.? -Ö. Seyfettin.

sopa yemek : dövülmek, dayak yemek.

sopanın altına yatırmak : dövmek. Örnek Kullanım : ?Topal iyice küplere binse de avradını sopanın altına yatırsaydı.? -O. Kemal.

sorgu suale çekmek : sorguya çekmek.
sorguya çekmek : bir suçla ilgili olarak soru sorup cevap istemek. Örnek Kullanım : ?Hayalimde polislerin beni karakola sürüklediklerini ve sıkı bir sorguya çektiklerini görüyordum.? -H. E. Adıvar.

sorma! (sormayın!, sorma gitsin!) : çokluk, aşırılık ve kötü bir durum anlatan bir söz. Örnek Kullanım : Öyle bir sıcak ki sorma gitsin! Sorma başımıza gelenleri! O işi sorma, sarpa sardı!

sormak ayıp olmasın : sorulması teklifsizlik sayılan bir şeyi sormadan önce özür dilemek için kullanılan bir söz.

sorması ayıp olmasın (sorması ayıp) : sormak ayıp olmasın.

sorti yapmak : 1) uçak bir noktadan kalkıp başka bir noktaya inmek 2) uçak bir noktaya çeşitli nedenlerle inişe geçip yeniden yükselmek.

sorumlu tutmak : sorumlu saymak, mesul olarak görmek. Örnek Kullanım : ?Belki bu matbaanın işi ama dergiler elimize ulaşmazsa sizi sorumlu tutarız.? -A. Ümit.

sorumluluk almak : sorumluluk yüklenmek.

sorumluluk düşmek : sorumlu sayılmak, sorumlu olarak görülmek. Örnek Kullanım : ?Eskiciye düşen sorumluluk, tanıdık eşyaları sırtlayıp hiç tanımayanlara ulaştırmaktı.? -E. Şafak.

sorun çıkarmak : üzüntü verecek veya içinden güç çıkılır bir durum yaratmak. Örnek Kullanım : ?İskemlesinde sıkıntıyla kıpırdanarak iç geçirdiğini duydum, sorun çıkarmaya başladığımı düşünüyordu.? -A. Ümit.

soruşturma açmak : soruşturma yapmak.

soya çekmek : soyunun özelliklerini taşımak.

soyunup dökünmek : sokak giysilerini çıkarıp ev içinde kullandığı rahat kılığını giymek.

soyup soğana çevirmek : 1) hiçbir şey bırakmamacasına soymak. Örnek Kullanım : ?Şimdi bu herifi soyduk soğana çevirdik, değil mi?? -A. Midhat. 2) hırsız bir yeri veya bir kişiyi adamakıllı soymak.

söküp atmak : gözden çıkarmak, kıymak, feda etmek. Örnek Kullanım : ?Kökü, ciğerimizin içini dolaşan bu filizi söküp atamıyoruz.? -A. Ş. Hisar.

sövüp saymak : aralıksız küfürler sıralamak, uzun uzadıya söverek yermek. Örnek Kullanım : ?Bir akşam ciğerci söve saya kondusundan çıktı. Başını alıp gitti.? -A. Kulin.

söylemediğini bırakmamak : bir kimse veya bir konu ile ilgili olarak söylenmemesi gereken şeyleri söylemek. Örnek Kullanım : ?Bir vakitler aralarında su sızmayan hatun kişiler şimdi birbirlerini çekemiyorlar, birbirlerinin arkasından söylemediklerini bırakmıyorlardı.? -H. Taner.

söylemesi ayıp : utanılacak bir durumun açıklanması sırasında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?O zamana kadar hamallık, boyacılık, müvezzilik ve söylemesi ayıp hırsızlık yapmıştı.? -S. F. Abasıyanık.

söz açmak : bir konu üzerine konuşmaya başlamak, laf açmak. Örnek Kullanım : ?Mademki göndermişler, onlardan kısaca da olsa söz açmak boynumuzun borcu oldu.? -N. Hikmet.

söz almak : 1) konuşmak için toplantı başkanından izin almak, konuşmaya başlamak. Örnek Kullanım : Toplantıda ilk olarak başkan söz aldı. 2) birinin bir işi yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. Örnek Kullanım : İşimin yapılacağı konusunda bakandan söz aldım. 3) erkek tarafı oğul

söz altında kalmamak : 1) bir kimsenin kendisine dokunan sözüne gereken cevabı vermek 2) kendisini inciten, itham eden veya rahatsız bir duruma düşüren söze gereken karşılığı verip durumu düzeltmek. Örnek Kullanım : ?Oğlunu savunmasını bilir, hiçbir sözün altında kalmazdı.? -H. Topuz.

söz anlayan beri gelsin : ?hiçbiriniz laf anlamıyorsunuz? anlamında kullanılan bir söz.

söz aramızda : laf aramızda.

söz atmak : 1) birine dokunacak bir sözü ortalığa söylermiş gibi söylemek, sözle takılmak, laf atmak. Örnek Kullanım : ?Numaralar okunuyor, görüşüyoruz, gruplardan gruplara sözler atıyoruz, şakalar ediyoruz, ne hoş eğleniyoruz.? -R. H. Karay. 2) birine sözle sarkıntılık etmek.

söz ayağa düşmek : bir sorun, karışmaları gerekmeyen veya yetkisiz ve sorumsuz kimselerin görüş bildirdikleri duruma gelmek.

söz bir, Allah bir : verilen sözden dönülmeyeceğini anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Söz bir, Allah bir, seni ele vermem.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

söz birliği etmek : ağız birliği etmek. Örnek Kullanım : ?Çocuklar sanki söz birliği etmişçesine ortadan yok olmuşlar.? -H. Taner.

söz çıkmak : ortalıkta bir söylenti dolaşmak.

söz dinlemek (tutmak) : söylenen bir sözü, verilen bir öğüdü benimsemek, davranışlarını bunlara uydurmak.

söz düşürmek : konuşmayı belli bir konuya getirmek.

söz götürmek : 1) doğruluğu ve gerçekliği tartışılabilir olmak 2) dedikodu yapmak 3) tahammül etmek, katlanmak.

söz götürmez : doğruluğu ve gerçekliği tartışılamayacak kadar açık olan, tersi savunulamayan.

söz kaldırmamak : onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir yaradılışta olmak.

söz kesmek : genellikle evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek. Örnek Kullanım : ?O evlenmek üzere söz kesmiş, işi pişirmiş.? -H. R. Gürpınar.

söz konusu edilmek : sözü edilmek, konuşulmak.

söz konusu olmak : üzerinde konuşulmak, bahis konusu olmak, bahis mevzusu olmak.

söz olmak : dedikodu yapılmak veya bir iş hoş karşılanmamak.

söz sahibi olmak : bir konuda konuşma yetkisi olmak.

söz sözü açmak : bir konudan konuşurken hemen arkasından türlü konulara geçmek. Örnek Kullanım : ?Söz sözü açarak bizim oraları konuşmaya başlıyor ve âdeta gurbette bulunduğumuzu unutuyoruz.? -R. N. Güntekin.

söz tutmak : söz dinlemek.

söz vermek : bir işi yapacağını kesinlikle bildirmek. Örnek Kullanım : ?Vaktim yok, bana para bul, şu borcu ödeyeyim, söz verdim.? -P. Safa.

söz yetiştirmek : 1) laf yetiştirmek. Örnek Kullanım : ?Kadın, kocasına söz yetiştirmeyi bıraktı, konuk kadına baktı.? -B. Günel. 2) birinin söylediğini başkasına götürmek.

söz yok! : hakkında hiçbir şey söylenilemez. Örnek Kullanım : ?Bizim kibarlığımıza söz yok ama veresiye deyince dayanamam.? -M. Ş. Esendal.

sözde kalmak : yapılacağı bildirilmiş bir iş konuşulup gerçekleşmemek.

söze atılmak : bir konu konuşulurken birden araya girip konuşmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Neyyire Hanım hemen söze atıldı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

söze başlamak : konuşmaya başlamak, bir konuya girmek. Örnek Kullanım : ?Bu düşünce aklına gelince delikanlı hemen söze başladı.? -N. Hikmet.

söze karışmak : başkaları konuşurken araya girip konuşmak. Örnek Kullanım : ?Birdenbire söze karışarak düdük gibi bir sesle işi doğruladı.? -R. N. Güntekin.

söze son vermek : konuşmayı bitirmek. Örnek Kullanım : ?Umarım ki sizi tatmin ettim diyerek sözlerine son verdi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

söze yatmak : söz dinlemek.

sözü açılmak : bir şey veya bir konu üzerinde konuşulmaya başlanmak.

sözü ağzına tıkamak : bir kimsenin konuşmasına fırsat vermeden kendisi konuşmaya başlamak.

sözü ağzında bırakmak : sözü ağzından almak.

sözü ağzında gevelemek : lafı ağzında gevelemek.

sözü ağzında kalmak : konuşmasını bitirememek. Örnek Kullanım : ?Doktorun sözü ağzında kaldı. Sevim hanım. Örnek Kullanım : -Hâl neresi oluyor? diye sordu.? -M. Ş. Esendal.

sözü ağzından almak : birinin söylemekte olduğu şeyi bitirtmemek. Örnek Kullanım : ?Kız, sözü anasının ağzından alarak. Örnek Kullanım : -Zaten biz geleli daha kaç gün oldu? dedi.? -M. Ş. Esendal.

sözü bağlamak : konuşmayı bir sonuca vardırmak. Örnek Kullanım : ?Sözü şöyle mi bağlayacağız. Örnek Kullanım : aydın kişinin hem akıllı hem bilgili hem zeki olması zorunludur.? -A. İlhan.

sözü çevirmek : konuşmanın sakıncalı bir biçim aldığını anlaşıldığında başka bir konuya yönelmek, lafı veya konuyu değiştirmek. Örnek Kullanım : ?Yüzüm biraz değişmiş olmalı ki Hayri sözünü çevirdi.? -M. Ş. Esendal.

sözü dağıtmak : konuşurken birçok konuya değinerek anlatmak isteği konudan uzaklaşmak. Örnek Kullanım : ?Konuştuğu konu üstünde, sözü dağıtmadan dikkatini, bilgisini onun kadar toplayan insan görmedim.? -Y. Z. Ortaç.

sözü edilmek : 1) adı anılmak, bahsedilmek 2) önemli sayılmak. Örnek Kullanım : ?Kendim askerlikte sözü edilir bir hizmet görmüş değilim.? -B. Felek.

sözü geçmek : 1) kendisini kabul ettirmiş olmak, hatırı sayılmak. Örnek Kullanım : ?Sağ olsun, tanıdıklardan hatırı sayılır, sözü geçer emekli bir millî eğitim müfettişi vardı.? -H. Taner. 2) adı anılmak, bahsedilmek. Örnek Kullanım : ?Zira sözü geçen memlekette gelişmiş bir proleter sınıfı

sözü kesmek : 1) konuşmasını bitirmeden susmak 2) başkasının konuşmasını önlemek.

sözü sohbeti yerinde : güzel, oyalayıcı, kırmadan konuşan. Örnek Kullanım : ?Bayanın kocası olan şişman adamcağız, sözü sohbeti yerinde, efendiden bir adam.? -M. Ş. Esendal.

sözü tartmak : ölçülü konuşmak.

sözü uzatmak : gereğinden çok konuşmak. Örnek Kullanım : ?Bu hesapları yapabildiğimi göstermek için bu kadar sözü uzatıyorum.? -A. Midhat.

sözüm meclisten dışarı : konuşma arasında çirkin bir söz kullanmak gerektiğinde o sözden orada bulunanların alınmamasını belirtmek için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Gülseren, sözüm meclisten dışarı, uygunsuz bir çift yakalamış bekçi, dedi.? -H. Taner.

sözüm yabana : sözüm meclisten dışarı.

sözün ardı boşa çıkmak : söz olumlu sonuca ulaşmamak. Örnek Kullanım : ?Her seferki gelişimde bu katakulliyi okursun fakat sözün ardı hep boşa çıkar.? -H. R. Gürpınar.

sözünde durmak : verdiği sözü yerine getirmek, verdiği sözden dönmemek, verdiği sözü tutmak. Örnek Kullanım : ?Sözümüzde durmuştuk, benzeme bahsine girmedik.? -R. H. Karay.

sözünden çıkmamak : birinin isteklerine, öğütlerine, sözlerine uyarak davranmak. Örnek Kullanım : ?Halit Ağabey sen benim büyüğümsün, sözünden çıkmam.? -S. F. Abasıyanık.

sözünden dönmek : verdiği sözü yerine getirmemek veya tutmamak.

sözüne sadık kalmak : verdiği söze bağlı olmak. Örnek Kullanım : ?O tarihten sonra da bir daha görüşmediğimize göre, sözüme hâlâ sadık kaldığım söylenebilir.? -E. Şafak.

sözünü (sözünüzü) balla kestim (kesiyorum) : karşısındakinin konuşmasını kesip arada herhangi bir şey hatırlatmak istenildiğinde izin dilemek için söylenen bir söz.

sözünü bağlamak : konuşmasını bitirmek için son sözlerini söylemek. Örnek Kullanım : ?Müdür medrese mantığı ile sözünü bağladı.? -K. Korcan.

sözünü esirgememek (sakınmamak) : düşündüğünü, karşısındakini kıracak bir söz olsa bile söylemekten çekinmemek. Örnek Kullanım : ?Dikbaşlı ve sözünü esirgemez bir insan olduğundan orada bir köşede, küçük bir kâtip kalmıştı.? -Y. K. Beyatlı. ?Emine iskambil falı açıyor, dikiş dikiyor, çorap örüyor.

sözünü geri almak : 1) üstüne aldığı bir işten vazgeçtiğini söylemek 2) söylemiş olduğu bir sözde haksız olduğunu kabul ederek onun söylenmemiş sayılmasını istemek.

sözünü kesmek : biri konuşurken söze karışıp onun konuşmasına fırsat vermemek. Örnek Kullanım : ?Birkaç söz daha söyleyip esasa geçmek istedi ise de arkada oturanlardan biri onun sözünü kesti.? -M. Ş. Esendal.

sözünü tutmak : verdiği sözü yerine getirmek. Örnek Kullanım : ?Sözümü tuttum gibime geliyor, siz istediğiniz kadar bana meşhursun deyin.? -S. F. Abasıyanık.

sözünün eri : verdiği sözü ne olursa olsun yerine getiren kimse.

stop etmek : araba, durmak.

stres atmak : bir etkinlikte bulunarak gerginlikten, sıkıntıdan kurtulmak.

strese girmek : gerilmek, sıkıntıya girmek. Örnek Kullanım : ?Evine görücü gelecek kız tarafı strese girerdi.? -Ü. Dökmen.

strese sokmak : gerilime, sıkıntıya sokmak.

su almak : 1) suyu içine çekmek. Örnek Kullanım : Ayakkabılarım su alıyor. 2) den. su yapmak 3) den. gemiye içme suyu doldurmak 4) tıp herhangi bir organdan tedavi maksadıyla su boşaltmak 5) mec. bozukluk, yozlaşma başlamak. Örnek Kullanım : ?Bu güven bir yerinden su alıyorsa o gediği za

su basmak : bir şey veya yer sular altında kalmak, her yanı suyla dolmak.

su çekmek : 1) içine su almak 2) alçak bir yerden tulumba vb. ile su çıkarmak.

su dökmek : hlk. küçük abdest bozmak.

su dökünmek : yıkanmak. Örnek Kullanım : ?Biraz su dökünüp hafiflik hissettikten sonra kalktılar.? -N. F. Kısakürek.

su etmek : den. bir geminin içine herhangi bir yerinden su girmek veya su sızmak.

su gelmek : tıp doğumdan önce amniyon sıvısı döl yolundan akmak.

su gibi : çok ıslak. Örnek Kullanım : ?Ben bir yere gidemem, arkamda gömlek su gibi.? -M. Ş. Esendal.

su gibi akmak : 1) zaman hızla geçmek 2) para, yiyecek vb. bol bol gelmek. Örnek Kullanım : ?Şoförlükten bir senede artırdığım para ile bu bağı almıştım. O vakit su gibi para akıyordu.? -R. N. Güntekin.

su gibi aziz ol! : su getirenlere iyi dilek olarak söylenen bir söz.

su gibi bilmek (okumak) : yanlışsız bilmek veya okumak.

su gibi ezberlemek : yanlışsız okuyabilecek kadar ezberlemek.

su gibi terlemek : çok terlemek.

su görmemiş : çok kirli (yüz, el).

su götürür yeri olmamak : başka türlü yorumlanacak bir yönü bulunmamak. Örnek Kullanım : Yapılanların su götürür yeri kalmadı.

su içinde : en kötü şartlarda bile. Örnek Kullanım : Bu masa su içinde on bin lira eder.

su içinde kalmak : çok terlemek, su gibi ıslanmak.

su iktiza etmek : gusül gerekmek.

su kaçırmak : 1) su sızdırmak 2) argo baş ağrıtmak, can sıkmak.

su kapmak : yaralar azmak.

su katılmamış : kendine özgü olan durumu koruyan, başka bir etkiyle değişmemiş, bozulmamış olan. Örnek Kullanım : ?O bizim su katılmamış biricik münekkidimizdir.? -B. R. Eyuboğlu.

su kesmek : sulanmak. Örnek Kullanım : Bu yoğurt su kesmiş. Bu karpuz dura dura su kesmiş.

su koyuvermek : 1) sebze ve et pişerken suyunu salıvermek 2) argo sözünde durmamak, cıvıtmak. Örnek Kullanım : ?Melahat büsbütün su koyuvermiş, yerlere yatarak gülüyor.? -H. Taner. 3) vazgeçmek 4) beklenen görevi yapmamak.

su vermek : 1) bitkileri sulamak 2) hayvanlara su içirmek 3) insanlara içmek için su getirmek.

su yapmak : den. gemi veya sandalın içine dibinden su girmek. Örnek Kullanım : ?Bir adam için alın damarı çatlamış, dediler mi su yapan tekneden beterdir.? -B. Felek.

su yürümek : ilkbahara doğru ağaçlar tomurcuklanmaya başlamak.

su yüzüne (üstüne) çıkmak : görünür olmak. Örnek Kullanım : ?Bilinçaltı bir baskı belki de ilk kez su üstüne çıkıyordu.? -Ç. Altan.

su yüzüne çıkmak : bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak. Örnek Kullanım : ?Tiyatroda sorunlar su yüzüne çıkmış, bunların neler olduğu anlaşılmıştır.? -M. And.

sual açmak : üst bir mevki, sorumlu sayılan birine soru sormak.

sucuğunu çıkarmak : 1) yormak 2) çok dövmek.

sucuk gibi olmak (ıslanmak) : baştan aşağı ıslanmak.

sudan çıkmış balığa dönmek : herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak. Örnek Kullanım : ?Yaşama adım attılar mı sudan çıkmış balığa dönerler. Ya yetenekleri değerlendirilmezse bu yeni çevrede? Ya saygı görmezlerse?? -T. Uyar.

sudan geçirmek : 1) herhangi bir şeyi üstünkörü yıkamak 2) sabunlu çamaşırı durulamak.

sufle etmek : 1) tiy. oyunculara, izleyicilere duyurmadan söyleyecekleri sözü veya cümleyi fısıldamak 2) birine unuttuğu bir sözü veya cümleyi kimseye duyurmadan hatırlatmak.

suikastta parmağı olmak : düzenlenen suikast olayında rol oynamak.

sular kararmak : akşam olmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Son vapur iskeleye sular kararırken yanaşırdı.? -A. Ş. Hisar.

sular seller gibi : bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.
suna gibi : suna boylu.

surat (suratı) bir karış : öfkeli, kızgın ve somurtkan.

surat asmak : kaşlarını çatıp yüzüne küskün veya dargın bir anlam vermek, somurtmak. Örnek Kullanım : ?Babam biraz surat astı ama anam katıldı gülmekten.? -F. R. Atay.

surat etmek : birine karşı küskün durmak, asık yüzlü olmak. Örnek Kullanım : ?Şimdi ters yüzü eve dönsek çocuklar ağlar, bayan surat eder.? -R. N. Güntekin.

surat kalmamak : utanmaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?İkimizde de birbirimize bakacak surat kalmamıştı.? -M. Ş. Esendal.

surat mahkeme duvarı : 1) asık suratlı, kimseye gülmeyen, suskun duran 2) utanmaz, sıkılmaz. Örnek Kullanım : ?Onda surat mahkeme duvarı, tükürsem yağmur yağıyor sanacak.? -R. N. Güntekin.

surata bak süngüye davran : çok asık suratlı kimseler için kullanılan bir söz.

suratı bir karış asılmak : öfkelenmek, kızmak ve somurtmak. Örnek Kullanım : ?Hemen suratları bir karış asılır, ona bir sövüp saymadıkları kalır.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

suratı değişmek : bir kimseye karşı davranışı değişmek, daha sert bir durum almak.

suratı kasap süngeriyle silinmiş : ?utanması, sıkılması kalmamış? anlamında kullanılan bir söz.

suratı sirke satmak : öfkeli, kızgın olduğu anlaşılmak.

suratına indirmek : tokat atmak.

suratından düşen bin parça olmak : öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

suratını dağıtmak : yüzüne zarar verecek biçimde dövmek.

suratını ekşitmek (buruşturmak) : yüzüne memnun olmadığını belirten bir anlam vermek. Örnek Kullanım : ?İşte ilmin, âlimin kıymeti bilinmeye başladı diye suratımı ekşittim.? -Ö. Seyfettin. ?Ben suratımı buruşturdukça, bir yaz öğlesinde yarı açık kalmış bir musluktan akarak ak mermer bir yalakta şark

suret almak (çıkarmak) : bir belgenin kopyasını çıkarmak.

sureti haktan görünmek : 1) kendisini iyi niyetli imiş gibi göstermek. Örnek Kullanım : ?İstanbul’a sureti haktan görünen öyle belediye başkanları geldi ki Anadolu’dan gelen hemşehrilerinin gecekondularına göz yumdu.? -A. Boysan. 2) birinin iyiliği için çalışıyor görünmek.

suretine girmek : bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.

suspus etmek : susturmak. Örnek Kullanım : ?Kamburunu gittikçe daha çıkararak tartışmacıları suspus eder.? -S. Birsel.

suspus olmak : susmak, sinmek, sesini hiç çıkarmamak. Örnek Kullanım : ?Bir an üçü de suspus oldular, hiç kimse konuşmadı.? -T. Dursun K.

susta durdurmak : 1) köpeği arka ayakları üzerinde durdurmak 2) mec. bir kimseyi veya birilerini yıldırmak. Örnek Kullanım : ?Sade kazada değil, vilayette bile en belli başlı memurları ve eşrafı susta durdurur.? -R. N. Güntekin.

susta durmak : 1) köpek arka ayakları üzerinde durmak 2) mec. hazır durumda beklemek. Örnek Kullanım : ?Benim susta durmam, ellerimi kaldırıvermem daha kolay.? -N. Hikmet. 3) mec. korktuğu bir kimsenin karşısında saygılı ve çekingen davranmak.

sustaya kalkmak : köpek susta durmak.

suya göstermek : hafifçe yıkamak.

suya götürüp susuz getirmek : herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

suya sabuna dokunmamak : 1) sakıncalı konularla ilgilenmemek. Örnek Kullanım : ?İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.? -O. V. Kanık. 2) davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.

suya salmak : boşuna harcamak.

suyu baştan (başından) kesmek : işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

suyu çıkmak : çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.

suyu görmeden paçaları sıvamak : henüz hiçbir belirti yokken veya gereğinden çok önceden hazırlanmaya kalkışmak.

suyu ısınmak (kaynamak) : tkz. işbaşından uzaklaştırılması yaklaşmak veya gelmek.

suyu kesilmiş değirmene dönmek : işlemez, yararsız duruma gelmek.

suyu seli kalmamak : sulu yemek kaynaya kaynaya suyu azalmak.

suyun akıntısına gitmek : olayların veya durumun gelişmesine göre davranmak, uymak. Örnek Kullanım : ?Bunlarda sezilen intibakçı hatta biraz suyun akıntısına giden ruh, Ayşe’nin mizacına pek uymuştu.? -H. E. Adıvar.

suyun başı : 1) suyun çıktığı yer, kaynak. Örnek Kullanım : ?Suyun başına çöküp ellerini, yüzünü yıkamaya koyuldu.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir işin asıl yetkililerinin bulunduğu yer 3) mec. en çok yarar sağlanacak yer.

suyuna gitmek : suyunca gitmek.

suyuna tirit : baştan savma, değersiz, özensiz.

suyunca gitmek : bir kimseyi sinirlendirmeyecek biçimde davranmak.

suyunu almak : kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.

suyunu çekmek : 1) yemek kaynayıp suyu kalmamak 2) tkz. tükenmek. Örnek Kullanım : ?Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat’a geçti.? -N. F. Kısakürek.

suyunun suyu : tavşanın suyunun suyu.

sübut bulmak : tanıtlanmak, ispat edilmek. Örnek Kullanım : Suç sübut buldu.

sükse yapmak : 1) başarı kazanmak. Örnek Kullanım : ?Paris sosyetesinde büyük sükse yapmıştı.? -A. Gündüz. 2) ilgi çekecek bir durum yaratmak.

sükûnet bulmak : sakinleşmek, rahatlamak. Örnek Kullanım : ?Azıcık sükûnet bulduktan sonra odayı terk etmediğime sevindim.? -R. H. Karay.

sükûtla geçiştirmek : sözü edilmesi gereken bir noktayı söylemeden atlamak, bile bile bir konuya değinmemek.

süluk etmek : 1) bir işe girmek 2) bir tarikata girmek.

sülük gibi : çok sırnaşık, yapışkan (kimse).

sülük vurmak : tedavi amacıyla sülük yapıştırmak.

sülün gibi : boylu boslu ve yürüyüşü güzel (kız veya kadın).

sümen altı etmek : 1) bir evrakın işleme konulmasını engellemek 2) bir işin yapılmasını geciktirmek.

sünger gibi : çok yumuşak.

sünnet etmek : erkek çocukta erkeklik organının ucundaki deriyi çepeçevre kesmek.

sünnet olmak : sünnet edilmek.

sürgit yapmak : iş için uzatmak, sürdürüp durmak.

sürgün gitmek (olmak) : 1) sürgüne gönderilmek, sürgün cezasına uğramak 2) olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak, ishal olmak.

sürgün vermek : filizlenmek.

sürgüne göndermek : ceza olarak bir yere sürmek.

sürme çekmek : gözleri sürme ile boyamak. Örnek Kullanım : ?Kirpiğine sürme çek, kına yak parmağına.? -R. C. Emek.

sürpriz yapmak : birini, beklenmedik, şaşırtan, sevindiren veya üzen bir olayla karşılaştırmak.

sürtünüp durmak : çıkarı, kazancı için yaltaklanıp durmak.

sürtüp durmak : tkz. yersiz, sebepsiz olarak durmadan dolaşmak. Örnek Kullanım : ?Galiba bu tarihî günün yüzü suyu hürmetine, Beyoğlu’nda sürtüp durdukları yanlarına kâr kaldı idi.? -H. Taner.

sürüden ayrılmak : herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol tutturmak, herkesin yaptığını yapmamak.

sürüm sürüm sürünmek : yoksul ve perişan bir biçimde yaşamak.

sürüp gelmek : eskiden beri devam etmek. Örnek Kullanım : ?Muhtarla hiç aram yoktu, babamın sağlığından beri sürüp gelen bir inatlaşma vardı.? -M. Kutlu.

sürüp gitmek : eskiden olduğu gibi, eskiden nasılsa gene öyle olmak, öyle devam etmek. Örnek Kullanım : ?Laf atmalar, ıslık çalmalar, kavgaya tutuşmalar gün boyu sürüp gitti.? -L. Tekin.

sürüsüne bereket! : pek çok, pek bol. Örnek Kullanım : Onda hısım akraba sürüsüne bereket!

süs için : ?yararlı olmak amacıyla değil, gerektiği için değil? anlamında kullanılan bir söz.

süsleyip püslemek : özenle, özen göstererek süslemek, göze çarpacak kadar süslemek, telleyip pullamak.

süt çekmek : bir özelliği akrabalarına benzemek.

süt dökmüş kedi gibi : suçunu bilerek bundan utanarak. Örnek Kullanım : ?Hele süt dökmüş kedi gibi susmaktan ne çıkar?? -N. Uygur.

süt dökmüş kediye dönmek : suçunu bilerek bundan utanmak. Örnek Kullanım : ?İş söze döküldü mü nedense tutuklaşıyor, süt dökmüş kediye dönüyordu.? -A. İlhan.

süt gibi : çok beyaz, çok temiz. Örnek Kullanım : ?Hacı yenge süt gibi saçları, buruşuk yüzüyle asıl şimdi eli öpülecek bir hacı yenge olmuştu.? -R. N. Güntekin.

süt ineği gibi sağmak : birinden kendi çıkarı için daima aşırı ölçülerde yarar sağlamak için uğraşmak.

süt vermek : emzirmek.

sütçü beygiri gibi : çok tembel ve miskin.

sütçü beygiri gibi ayakta uyumak : çok tembel ve miskin olmak.

sütten ağzı yanmak : bir olaydan gerekli dersi alarak uyanık davranmak.

sütten çıkmış ak kaşık gibi olmak : temiz, saf olmak.

sütten kesilmek : tıp hastalık, üzüntü veya bebeğin emmesi nedeniyle anneye süt gelmemek.

sütten kesmek : emzirmeye son vermek. Örnek Kullanım : ?Fadime’yi aldım götürdüm, kaynanamın odasına bıraktım, sütten kesmiştim.? -H. E. Adıvar.

sütun gibi : düzgün biçimli (bacak).

sütununu açmak : yer vermek, yayımlamak. Örnek Kullanım : ?Sanat dergilerinden biri bir ara, genç şairlere sütunlarını açmıştı.? -B. R. Eyuboğlu.

sütüne kalmak : insanlığına, namusuna kalmak.

süzgeçten geçirmek : ayrıntılı bir biçimde incelemek. Örnek Kullanım : ?Genç şair ile hanım ilk anlarda birbirlerini tepeden ayağa süzgeçten geçirdiler.? -N. F. Kısakürek.

süzüm süzüm süzülmek : kendini beğenmiş bir tavırla ağırbaşlı oturup çevreye bakmak. Örnek Kullanım : ?Gelin tarafı da görümceler de yerlerinden kımıldamadılar, süzüm süzüm süzüldüler.? -E. Bener.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir