Ana sayfa » Deyimler » T Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

T Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

T harfi ile başlayan deyimler ve anlamları kısa açıklamaları ile birlikte bu yazımızda.


(at) tırısa kalkmak : tırıs gitmeye başlamak. Örnek Kullanım : Atlar bazen dörtnala kalkıyor, bazen tırısa geçiyordu. -R. Enis.

(bir iş veya durum) tersine dönmek : beklenildiği, umulduğu gibi gerçekleşmemek, aksi olmak. Örnek Kullanım : Ya hesapları tersine dönüverirse o vakit başımıza gelecek belada ortağız kardeşim!. -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir iş veya durum) tersine gitmek : 1) istenildiği gibi gerçekleşmemek, iyi sonuç vermemek 2) bir işten veya bir durumdan hoşlanmamak. Örnek Kullanım : Kızların keman çalması benim o zamanlar bir tersime giderdi. -H. Taner.

(bir işi) tatlıya bağlamak : kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek. Örnek Kullanım : Hayır kardeşim, istemez diye tatlıya bağladım. -O. V. Kanık.

(bir işte) tulum çıkmak : amacını eksiksiz elde etmek.

(bir şey birinin) tuhafına gitmek : o şeyi tuhaf bulmak. Örnek Kullanım : Ömründe bu kadar tuhafına giden söz işitmemiş olduğunu söylerdi. -A. Ş. Hisar.

(bir şey) ters gitmek : bir iş doğru ve düzgün yürümemek, sorun çıkmak. Örnek Kullanım : Kadın elinde olmadan yutkundu, bir şeylerin ters gittiğini hemen anlamıştı. -O. Aysu.

(bir şeyde) tuzu olmak : katkısı olmak.

(bir şeye) tuz biber ekmek : üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.

(bir şeyin) telaşına dalmak : herhangi bir şeyle ilgili olarak heyecanla, aceleyle, sıkıntıyla davranmak. Örnek Kullanım : Karısı akşam telaşına dalmış, çardağın etrafında dolanıp duruyordu. -N. Cumalı.

(bir yere) temel kakmak : bulunduğu yerden kolay kolay ayrılacak gibi olmamak.

(bir yeri, bir şeyi) tozpembe görmek : aşırı iyimser olmak. Örnek Kullanım : Fakat aynı adamın bütün sıkıntılarına rağmen, kara ufukları tozpembe gördüğü … anlar da vardır. -Ş. Rado.

(birinden) tarafa olmak (çıkmak) : birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek.

(birinden) terbiye almak (görmek) : belli bir eğitimle yetişmek. Örnek Kullanım : Allah rahmet eyleye, ben terbiyemi anamdan aldım. -B. Felek.

(birine veya bir şeye) taş çıkarmak (çıkartmak) : biri ötekinden özellik, yetenek vb. bakımından üstün olmak. Örnek Kullanım : Zaten yol boyunca hem lezzetli hem de buzdolabına taş çıkartacak sulardan geçeceğiz. -N. F. Kısakürek.

(birine veya biriyle) ters düşmek : aykırı durumda olmak, karşıt olmak. Örnek Kullanım : Daha sonra o eşsiz lidere ters düşmek bahtsızlığına kapılmıştır. -H. Taner.

(birine) tarziye vermek : gönül almaya çalışmak, özür dilemek. Örnek Kullanım : Yüzüme bakmadan bana tarziye verdi. -R. N. Güntekin.

(birine) tavır almak (takınmak veya koymak) : mesafeli davranmak, uzak durmak.

(birine) tepeden bakmak : küçümsemek. Örnek Kullanım : Bilakis amele olmayanlara karşı tepeden bakar, onları bir ağacın üstündeki mantarlar gibi görür. -N. Hikmet.

(birini veya bir şeyi) tepe tepe kullanmak : sağlamlığına güvenilen şeyleri yıpranacağını düşünmeden, esirgemeden, sakınmadan hoyratça kullanmak.

(birini) tefe koymak : biri hakkında alaylı dedikodu yapmak. Örnek Kullanım : Sonradan anlaşıldı ki adam hükûmeti tefe koymuş. -T. Halman.

(birini) telaş almak : herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek. Örnek Kullanım : Mabeyni büyük bir telaş alıyor. -A. Ş. Hisar.

(birini) teneşir paklamak : yaşarken kirli işlere bulaşan kimseler için tek çıkar yol ölüm olmak. Örnek Kullanım : Pis herif, o huyundan vazgeçmez. Onu ancak teneşir paklayacak. -O. Kemal.

(birini) terkisine almak : üzerinde bulunduğu atın sağrısına bindirmek. Örnek Kullanım : Sonra atlarının terkisine aldılar, benimle beraber kaçtılar. -H. Taner.

(birinin veya bir şeyin) tırnağına değmemek : değerce ondan çok aşağı olmak.

(birinin) tebdili şaşmak : ne yapacağını bilememek, telaşa kapılmak. Örnek Kullanım : Haydar’ın kılıcını görenin tebdili şaşar. -Y. Kemal.

(birinin) tepesinde bitmek : 1) istenmediği hâlde birinin yanına gelip ayrılmak istememek, türlü isteklerle canını sıkmak, rahatsız etmek 2) ansızın yanına gelmek.

(birinin) tepesine binmek (çıkmak) : genellikle kendinden daha güçsüz kimseleri ezmek, kötü davranmak. Örnek Kullanım : Böyle kız gibi nazik bir zabiti askerler sayarlar mı? Askerlerimiz tepenize çıkıyordur, nedir?? -R. N. Güntekin.

(birinin) tepesine dikilmek : başına dikilmek.

(birinin) terbiyesini vermek : sert sözlerle terbiyesizliğini kendisine anlatmak.

(birinin) tırnağı olamamak : birinden değerce çok aşağı olmak.

(birinin) tırnaklarını sökmek : elindeki güçten yoksun bırakmak, etkisini yok etmek.

(birinin) türküsünü çağırmak : bir kimsenin hoşuna gidecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak. Örnek Kullanım : Azizim, biz kimsenin arabasında kimsenin türküsünü çağırmayız, kendi havamızı mırıldanırız. -S. F. Abasıyanık.

(birinin) tütününü tüttürmek : ev ve aile düzeninin sürmesini sağlamak. Örnek Kullanım : Ben rahmetlinin tütününü tüttürmek için o rahatlığı da teptim. -A. Sayar.

(birinin) tüyleri diken diken olmak : üşümekten veya korkmaktan vücuttaki kılların dipleri kabarıp kıllar dikilmek. Örnek Kullanım : Hayret! Bu tür yakıştırmalardan tüylerimin diken diken olduğunu sanırdım. -A. Ağaoğlu.

(birinin) tüylerini diken diken etmek : korkutmak, tiksindirmek. Örnek Kullanım : Ne vahşi, ne korkunç insanın tüylerini diken diken eden bir ölü sessizliği var. -O. V. Kanık.

(birinin, bir şeyin) tiryakisi olmak : bir şeye veya birine çok düşkün olmak. Örnek Kullanım : Artık birbirimizin tiryakisi olmuştuk. -Y. Z. Ortaç. ?Açık söyleyeyim, ben parasızlığın tiryakisi bile oldum. -P. Safa.

(birinin, birilerinin) takdirini kazanmak : bir kimse veya bir topluluk tarafından beğenilmek. Örnek Kullanım : İhtimal ki senin alın yazında şunlar yazılıydı. Örnek Kullanım : Âlemin saygı ve takdirini kazanmış bir adam olacaksın. -Y. K. Karaosmanoğlu.

(biriyle) temas etmek : 1) görüşüp konuşmak 2) cinsel ilişkide bulunmak.

(biriyle) temasta bulunmak : temas etmek.

(herhangi bir şeye) talim etmek : tkz. 1) az para karşılığında çalışmak 2) hep aynı şeyi yemek zorunda olmak.

(işi) tavına getirmek : işi en uygun duruma getirmek.

(üzerine) tüy dikmek : tkz. kötü bir durum almış bir işi büsbütün kötü bir duruma sokmak. Örnek Kullanım : Otelin kapıcısı yalan söylemekte tüy dikiyordu. -S. F. Abasıyanık.

ta kendisi : (ta kısa söylenir) o kimse, tastamam kendisi.

taam etmek : yemek yemek.

tabakhaneye bok mu yetiştiriyorsun? (göytürüyorsun?) : işin bu denli acele ve önemli mi?? anlamında kullanılan bir söz.

taban çıkmak (girmek, koymak) : futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek.

taban tabana zıt (olmak) : birbirine son derece aykırı. Örnek Kullanım : Hiç değilse bir gazetemiz, bizim fikirlerimizle taban tabana zıt olacaktır. -N. F. Kısakürek.

taban tepmek (patlatmak) : uzun yol yürümek. Örnek Kullanım : Her akşam gazete başına kırk para kazanmak için şehrin dört bir köşesinden buraya kadar taban tepmek…? -R. N. Güntekin.

taban yapmak : ekon. fiyat, en aşağı duruma düşmek.

tabana kuvvet : bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatan bir söz. Örnek Kullanım : Haydi bakalım, tabana kuvvet!

tabana kuvvet kaçmak : çok hızlı, koşarak kaçmak. Örnek Kullanım : Sanki yerden taş aldığımı, hayır eğildiğimi görmüş gibi tabana kuvvet kaçıyor. -S. F. Abasıyanık.

tabancaya davranmak : ateş etmek için tabancayı bulunduğu yerden almaya kalkışmak. Örnek Kullanım : Tabancasına davranmaya vakit kalmadan sıkışıverdi kalabalığın ortasına. -Ç. Altan.

tabanları kaldırmak : koşarak kaçmak. Örnek Kullanım : Ziver sanki canı çok yanmışçasına -Vay anam- diye bir çığlık kopardı ve tabanları kaldırıp kaçıyor gibi yaptı. -Y. K. Karaosmanoğlu.

tabanları patlamak : çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak.

tabanları yağlamak : alay 1) uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak 2) hızlıca koşmak, kaçmak. Örnek Kullanım : En iyisi, çantayı da tabancayı da atıp tabanları yağlamaktı. -T. Buğra.

tabi kılmak : egemenliği altına almak, boyun eğdirmek, kendine uydurmak.

tabi tutmak : tabi kılmak. Örnek Kullanım : Köylü temsilleri muhtelif bakımlardan tasnife tabi tutulabilir. -A. K. Tecer.

tabiri (tabir) caizse : 1) ?sözün özünü söylemek gerekirse? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Tabiri caizse medyatik olanların adlarını duymuşlar elbette. -N. Meriç. 2) ?diğer bir deyişle, şöyle söylemek uygunsa? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Tabir caizse, yalanın böy

taburcu etmek : doktor hastayı yatarak tedavi gerekmediğinde hastaneden çıkarmak. Örnek Kullanım : Kızımı bugün taburcu ettiler. Hamdolsun hiçbir şeyi kalmadı. -N. F. Kısakürek.

tacizlik etmek : hlk. tedirgin etmek, can sıkmak.

tacizlik getirmek : 1) tedirgin olmak 2) usanç getirmek.

tacizlik vermek : 1) tedirgin etmek 2) usandırmak.

taç giymek : 1) tahta çıkmak 2) kral veya kraliçe seçilmek.

tadada çıkmak : ask. yoklamaya katılmak üzere toplanmak.

tadı damağında kalmak : 1) yenen bir şeyin tadını unutamamak 2) hoşa giden, zevk alınan bir şeyi unutamamak. Örnek Kullanım : Eski seyahat hürriyeti, yine tadı damağımızda kalan tatlı bir hatıra olmuş. -R. H. Karay.

tadı kaçmak (gitmek) : 1) tatsız bir duruma gelmek. Örnek Kullanım : Ali giderse bizim evin tadı iyice kaçar. -O. Kemal. 2) mec. bir şey hoşa gidecek yönlerini yitirmek.

tadı tuzu kalmamak (bozulmak) : eski zevki kalmamak, yavanlaşmak. Örnek Kullanım : Buradan itibaren anladım ki memleketin hiç tadı tuzu kalmamış. -Y. K. Karaosmanoğlu.

tadı tuzu yok : zevksiz, yavan.

tadına bakmak : ağzına alıp tadını denemek, test etmek. Örnek Kullanım : Ana çorbaya tuz atıyor, baba mancanın tadına bakıyor. -O. C. Kaygılı.

tadına doyum olmamak : 1) bir şeyin tadı çok beğenilmek 2) mec. herhangi bir şey çok beğenilmek. Örnek Kullanım : Bir orman, tadına doyum olmayan bükülüşlerle denize kadar iniyordu. -B. R. Eyuboğlu.

tadına varmak : bir şeydeki ince güzelliği kavramak. Örnek Kullanım : Bir kere tadına varanlar, yine ondan ver diye başıma balta kesiliyorlar. -H. R. Gürpınar.

tadında bırakmak : aşırılığa kaçmamak. Örnek Kullanım : Yeter artık! Her şeyi tadında bırakmalı. -A. İlhan.

tadından yenmemek : çok tatlı, çok hoşa gider olmak.

tadını almak : bir şeyin güzelliğini bilir olmak, zevkine varmak.

tadını bulmak : tadı yerine gelmek.

tadını çıkarmak : bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak. Örnek Kullanım : Kırlarda karısı ile birlikte çıkacakları uzun at gezintilerinin, ocak ateşlerinin tadını çıkarırdı. -N. Cumalı.

tadını kaçırmak : aşırılığa kaçmak, hoşa gitmeyen bir durum yaratmak. Örnek Kullanım : Şaka ettiğini ama şakanın tadını kaçırdığını söylüyordu. -A. Kutlu.

tadını tuzunu bulmak : kıvamına gelmek, beklenen ölçülere ulaşmak.

tafra satmak : böbürlenmek, büyüklenmek, büyüklük taslamak.

tafsilat vermek : bir kimse, bir şey veya durumun özelliklerini, inceliklerini, ayrıntılarıyla anlatmak, uzun uzadıya anlatmak. Örnek Kullanım : Size bugün uzun uzadıya tafsilatını verecek değilim. -R. H. Karay.

tafsilata girmek : ayrıntılar üzerinde durmak. Örnek Kullanım : Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım. -B. Felek.

tahakkuk ettirmek : kurum, kuruluş veya kişilerin herhangi bir konuda ödemesi gereken miktarı belirlemek.

taharet almak : temizlenmek.

tahkime gitmek : herhangi bir anlaşmazlığı, çözülmesini sağlamak için tahkim kuruluna taşımak.

tahkire uğramak : hakaret görmek.

tahlilden geçirmek : gözden geçirmek. Örnek Kullanım : Kalabalığı kısa ve kuş bakışı bir tahlilden geçirelim. -F. R. Atay.

tahsil görmek : eğitim almak. Örnek Kullanım : İyi tahsil görmüş gençlerden bir grup meydana getiririz. -R. N. Güntekin.

tahta çıkmak : hükümdar olmak. Örnek Kullanım : Sultan Süleyman tahta çıkar çıkmaz, babası namına inşa ettirdiği cami 1522’de bitmiş ve halka açılmıştır. -Y. K. Beyatlı.

tahtaya kaldırmak : öğrenciyi sözlü sınav için sınıftaki tahtanın önüne çağırmak.

tahtaya kalkmak : öğrenci sınıfta kara tahta önüne çıkmak.

tahttan indirmek : hükümdarlığına son vermek.

takas tukas etmek : değiştirmek.

takat getirmek : dayanmak, katlanmak.

takati kalmamak (kesilmek) : gücü azalmak, bitmek. Örnek Kullanım : Sonra, artık takati kesilmiş gibi kendini bıraktı. -R. N. Güntekin.

takati yetmemek : gücü yeterli olmamak. Örnek Kullanım : Günahlarımızın icmaline gelince ben tutamam, takatim yetmez. -A. İlhan.

takatsizlik duymak : güçsüz ve kuvvetsiz kaldığını anlamak. Örnek Kullanım : Yere uzanmak isteyecek kadar vücudunda takatsizlik duyuyordu. -P. Safa.

takılı kalmak : bir iş bitmemek. Örnek Kullanım : Bütün dava şimdi Trakya’daki bu sınırlama keyfiyetine takılı kalmıştı. -A. N. Karacan.

takılıp kalmak : herhangi bir noktadan ayrılamamak. Örnek Kullanım : Duygularının bilmecesini filan çözmüş değildir. O duyguların abecesinde takılıp kalmıştır. -S. İleri.

takım tutmak : spor takımlarından birini desteklemek.

takıp takıştırmak : özenerek süslenmek. Örnek Kullanım : Kız, kalk giyin, tak takıştır, diyor. -H. E. Adıvar.

takibe vermek : banka, alacağını hukuki yoldan tahsil edilebilmek için işi avukata havale etmek.

takla atmak : 1) takla hareketini yapmak. Örnek Kullanım : Adam o kadar kederli, o kadar meyustu ki takla atıp ney çalan kambur cüceler bile onu güldürmeyi başaramamıştı. -İ. O. Anar. 2) mec. çok sevinmek. Örnek Kullanım : Biz senin yaşındayken iki altına takla atardık. -F. R. Atay. 3)

takla attırmak : 1) bir şeyi dilediği gibi beceriyle kullanabilmek. Örnek Kullanım : Sizin için Türkçenin cambazıdır, kafiyelere taklalar attırır, dedi. -Y. Z. Ortaç. 2) birine istediği her şeyi yaptırmak.

taklidini yapmak : 1) bir şeyin veya kimsenin konuşmasını, davranışını komik bir biçimde tekrarlamak. Örnek Kullanım : Annesinin, babasının taklitlerini yapıyordu. -Ç. Altan. 2) öykünmek.

takoz koymak : 1) aracın hareketini önlemek için tekerleklerden birinin önüne veya arkasına takoz yerleştirmek, takoz atmak 2) argo olacak işi engellemek.

takrir etmek : ders anlatmak.

takrir vermek : 1) satışlarda sattığını söylemek. Örnek Kullanım : Tapu memuruna takrir vermek için o gün bize nöbet gelmedi. -N. Hikmet. 2) önerge vermek.

taksi çevirmek : hareket hâlindeki taksiyi bir yere gitmek için durdurmak. Örnek Kullanım : İbrahim caddeye çıkar çıkmaz bir taksi çevirdi. -A. İlhan.

taksite bağlamak : bir şeyi belli aralıklarla, belli miktarlarda ödeme şartları ile almak veya satmak. Örnek Kullanım : Yoksa musahhih maaşımdan haftada üç papel taksite bağlayıp seni bir şamaroğlanı gibi kullanırım. -N. Hikmet.

taktik vermek : çeşitli sorunlarda sonuca ulaşmak için yol ve yöntem göstermek. Örnek Kullanım : Artık yapacak işleri kalmamış da afyon kaçakçılarına, karaborsa gangsterlerine taktik vermeye kalkmışlar. -H. E. Adıvar.

talandan geçmek : yağmalanmak. Örnek Kullanım : Her uğradığı yerde çarşılar talandan geçer. -F. R. Atay.

talibi çıkmak : talip çıkmak.

talihi yaver gitmek : talihi iyi olmak, işi yolunda gitmek. Örnek Kullanım : Her devirde talihi yaver gitmiş birisiydi. -S. F. Abasıyanık.

talihin kucağına atılmak : kendi kaderine boyun eğmek. Örnek Kullanım : Bir gelinden ziyade, zalim bir nezri yerine getirmek için talihin kucağına atılmış bir kurbana benziyordu. -A. H. Tanpınar.

talihine küsmek : kötü bir durum veya olayla karşılaşıldığında yalnızca talihi suçlamak. Örnek Kullanım : Talihimize küseriz ama millî menfaat prensiplerinin bizim yüzümüzden kötülenmesini istemeyiz. -F. R. Atay.

talimat vermek : üst düzeyde bulunan biri, yaptıracağı işle ilgili olarak görüşünü belirtmek, yol göstermek.

talip çıkmak : 1) kız evlenme teklifi almak. Örnek Kullanım : Keşke bilmeksizin, tesadüfen, İsmail’in almak istediği bu kıza talip çıkmış bir adam vaziyetinde kalsaydım. -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir şeye istekliler bulunmak.

talkın vermek : ölü gömüldükten sonra mezar başında imam dinî sözler söylemek.

tam adamına çatmak : olumsuz bir davranış ve tutum içinde bulunan kimseyle karşı karşıya gelmek.

tam adamını bulmak (adamına düşmek) : 1) en uygun kişiyi seçmek 2) alay en uygunsuz kişiyi seçmek.

tam gelmek (olmak) : uygun gelmek, uymak. Örnek Kullanım : Elbise tam geldi. Ayakkabı ayağına tam oldu.

tam maaşla tekaüt (emekli) : şaka işi az, ödeneği çok olan bir işe yerleşenler için söylenen bir söz.

tam üstüne basmak : 1) kesin olarak belirlemek. Örnek Kullanım : Tam üstüne bastın canım, ben sıradan değil sıra dışı biriyim. -A. Kulin. 2) doğru olanı, benzerini, istenileni bulmak.

tamam bulmak : esk. bitmek, sona ermek.

tamam gelmek : bir şeye uygun düşmek.

tamir görmek : onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek. Örnek Kullanım : Köşk tamir görmekte olduğundan Gazi, bu küçük dairede oturuyordu. -R. E. Ünaydın.

tamire vermek : onarılmak için bir şeyi onaracak kimse veya yere vermek.

tamtakır kuru (kırmızı) bakır : boş, bomboş. Örnek Kullanım : Sütnine yukarı çıktığı zaman ne görsün? Sandık tamtakır kuru bakır. -R. N. Güntekin.

tan ağarmak (atmak, sökmek) : gün doğmaya başlamak, şafak sökmek. Örnek Kullanım : Artık tan sökünceye kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar. -S. Birsel.

tan tuna gitmek : öldürülmek veya başı belaya uğramak.

tan yeri ağarmak : sabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak. Örnek Kullanım : Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı. -A. H. Müftüoğlu.

tandem oynamak : sp. kalecinin önünde savunmak amacıyla duran iki oyuncu paslaşarak oynamak.

tane bağlamak : meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek.

tane tane söylemek (konuşmak) : acele etmeden, seslerin hakkını vererek herkesin anlayabileceği gibi konuşmak. Örnek Kullanım : Genç kadın ağır adımlarla eski yerine oturdu, tane tane söylemeye başladı. -A. Gündüz.

tanıdık çıkmak : 1) önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak 2) bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak. Örnek Kullanım : Sırrı Bey, bu iki ada hemen tanıdık çıktı ve artık oturduğu koltukta büsbütün uzanarak, bekliyoruz paşam, dedi. -Y. K. Karaosmanoğlu.

tanımazlıktan gelmek : bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak.

tanış çıkmak : daha önceden tanışmış olmak.

Tanrı yarattı dememek : Allah yarattı dememek.

Tanrının günü : Allah’ın günü. Örnek Kullanım : Tanrı’nın günü bu pasaj sabahın yedisinden, gecenin yarısına kadar her çeşit insanla dolar taşardı. -H. Taner.

tansiyonu çıkmak (fırlamak, yükselmek) : kan basıncı aniden yükselmek. Örnek Kullanım : Kocasının hiddetten tansiyonu yükseldi. -H. Taner.

tansiyonu düşürmek : gerilimi azaltmak. Örnek Kullanım : Hiç değilse önde gelen fırkacıların tansiyonunu düşürmeyi de ümit etmişti. -T. Buğra.

tansiyonu yükseltmek : gerilimi arttırmak.

tantana yapmak (etmek) : 1) kuru gürültü çıkarmak 2) gereksiz yere, boşu boşuna konuşmak.

tapan çekmek : tapanlamak.

tapi kalmak : kumar oyunlarında fişsiz ve parasız kalmak.

taraf (tarafını) tutmak : birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek. Örnek Kullanım : Benim, daha çok erkeklerin tarafını tutar gibi görünen akıl öğretmelerime hanımlar kızabilir. -Ş. Rado.

taraf çıkmak (olmak) : taraf tutmak.

taraf gözetmek : birinden yana olmak. Örnek Kullanım : Meseleyi taraf gözetmeden aksettirmek için o yazıdan da bir parça almak isterdik. -O. V. Kanık.

tarak vurmak : taramak.

tarife gelmemek : açıklanması güç olmak. Örnek Kullanım : Oysa gece boyunca daracık bir döşekte gözünü kırpmadan uzanmak tarife gelmeyecek kadar sıkıcıydı. -İ. O. Anar.

tarih atmak (koymak) : bir şeyin üzerine tarih yazmak.

tarih düşürmek : önemli sayılan bir olayın, çoğunlukla nazım biçiminde söylenen sözlerle, ebcet hesabına göre tarihini belirtmek.

tarihe geçmek : önemi bakımından unutulmayacak bir durum kazanmak. Örnek Kullanım : Bütün ömründe tek bir kitap yazmış ve sadece bu kitabıyla tarihe geçmiştir. -A. Boysan.

tarihe karışmak : unutulmak, yalnız adı kalmak. Örnek Kullanım : Bir yaş gelir ki ondan sonra ehemmiyet verdiğiniz şeyler tarihe karışmış yani hayattan çıkmıştır. -A. Ş. Hisar.

tarizde bulunmak : sözle sataşmak, taşlamak.

tarla açmak : çalıları, ağaçları, taşları kaldırarak veya ormanlık bölgede ağaç keserek, yakarak bir yeri sürülüp ekilir duruma getirmek.

tartak martak etmek : kazıp dağıtmak, darmadağın etmek.

tartışma götürmek : bir konu tartışmaya açık olmak. Örnek Kullanım : İki yandan gelen arabaların orada yolu tıkadığı tartışma götürmez. -S. Birsel.

tartışmaya girmek : münakaşa etmeye başlamak. Örnek Kullanım : Mustafa’nın yanında bir tartışmaya girmek de istemiyorum. -A. Ümit.

tartma tartmak : baş örtüsü takmak. Örnek Kullanım : Bayanlar sırtlarına toza, yağa dayanır birer takım giydiler, başlarına da birer tartma tarttılar, … fabrikaya gittiler. -M. Ş. Esendal.

tas gibi : 1) saçsız, dazlak 2) çok düz, açık.

tasa çekmek : kaygılanmak, üzüntü içinde olmak, üzülmek. Örnek Kullanım : Toprağı yeşertmeye lazımsa benim kanım / Hiç tasa çekme, çoktan ben yurduma kurbanım? -F. N. Çamlıbel.

tasası sana mı düştü? : sen karışma, seni ilgilendirmez? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Sonra, dedim, bunun tasası sana mı düştü?? -M. Ş. Esendal.

tasasına düşmek : derdine düşmek.

tası tarağı toplamak : her türlü ilişkiyi kesmek üzere hazırlanmak. Örnek Kullanım : Tası tarağı toplayıp ortalıktan usul usul tüyüyorsunuz. -T. Uyar.

tasvip görmek : birinin bir düşünce ve davranışı uygun, yerinde bulunmak.

tasvir gibi : çok güzel (kimse). Örnek Kullanım : … beyim, dadılar, tayalarla şımartılmış, kuşsütüyle beslenmiş, beyaz, tüysüz, oğlandan çok kıza yakın, tasvir gibi bir civan. -H. Taner.

taş atıp kolu yorulmamak : bir kazancı hiç yorulmadan sağlamak. Örnek Kullanım : Taş atıp kolunuz yorulmadan üstüne konduğunuz paranın nasıl kazanıldığını bir yazarsak görürsünüz. -H. E. Adıvar.

taş atmak : birine dolaylı olarak iğneleyici, dokunacak bir söz söylemek. Örnek Kullanım : İkide birde bana bunun için taş atıyordu. -R. N. Güntekin.

taş attın da kolun mu yoruldu? : bir kazancın hiç yorulmadan sağlandığını anlatan bir söz.

taş bebek gibi : çok güzel fakat genellikle soğuk ve donuk (kadın).

taş çatlasa : 1) bütün olanakların kullanılmış olmasına karşın. Örnek Kullanım : Bunlardan en iyisini taş çatlasa konakta iki aydan fazla tutamazdı. -R. N. Güntekin. 2) ne olursa olsun 3) en fazla. Örnek Kullanım : Taş çatlasa otuz yaşlarında görünen genç kadın yanındaki boş yere oturmuş

taş düşürmek : böbrekte oluşan kum ve taşları vücuttan atmak.

taş gibi : 1) çok sert, çok katı 2) çok sağlam 3) hareketsiz. Örnek Kullanım : Bütün galeyanı, bu taş gibi karşısında oturan, her an fırlayacak adam önünde tavsadı. -N. Hikmet. 4) vücudu diri, taze (kadın).

taş kesilmek : 1) çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilememek. Örnek Kullanım : Salonun içinde kimse kımıldayamadı. Hepsi olduğu yerde dondu. Taş kesildi. -Ö. Seyfettin. 2) sesini çıkaramaz olmak. Örnek Kullanım : Hayvan sanki taş kesilmiş ve kulaklarını dimdik dikmişti. -O. C.

taş kırdırmak : böbrek taşlarını çeşitli yollarla parçalara ayırarak vücuttan atmak.

taş koymak : engelleyecek biçimde davranmak. Örnek Kullanım : Damadım hakkında kötü şeyler düşünmeni, bu işe taş koymanı istemiyorum. -O. Kemal.

taş sürmek : satranç, dama, domino vb. oyunlarda taşlardan birini oynatmak.

taş taş üstünde bırakmamak : baştan başa yıkıp yerle bir etmek. Örnek Kullanım : Kaçsan da kaç para eder? Sana, köyde taş taş üstünde bırakmayacak diyorum. -Y. K. Karaosmanoğlu.

taş yağar kıyamet koparken : telaşlı ve tehlikeli zamanları anlatan bir söz.

taşa çekmek : bileği taşında kılağılamak.

taşa tutmak : 1) üst üste taş atmak, aralıksız taşlamak. Örnek Kullanım : Sokaktan her geçişinde çocuklar taşa tutarlardı onu, canını yakmanın bir yolunu bulurlardı. -T. Uyar. 2) tek. zımparalamak amacıyla çok hızla dönen bileği taşına hafifçe dokundurmak, pürüzlerini almak, dü

taşı gediğine koymak : gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söyleyerek karşısındaki kimseyi susturmak, zekice davranmak. Örnek Kullanım : Fırsat çıkmışken kim bilir hangi uzak meseleden tutturup taşı gediğine koymak ve tenkit etmiş olmak için kaplarına sığamıyordu. -M. Ş. Esendal.

taşı ölçeyim : hlk. kırık, ezik, yara vb. durumlar anlatılırken bir kimsenin vücudu üzerinde yer gösterildiğinde ?benden uzak olsun? anlamında söylenen bir söz.

taşı sıksa suyunu çıkarır : birinin vücutça çok güçlü olduğunu belirtmek üzere söylenen söz. Örnek Kullanım : Aslan gibidir maşallah, taşı sıksa suyunu çıkarır, diyor. -A. İlhan.

taşı toprağı altın olmak : 1) arazisi çok değerli olmak 2) her türlü zenginliğe, olanağa, fırsata sahip olmak.

taşın altına elini koymak : elini taşın altına koymak.

taşlar yerine oturmak : 1) her şey yerli yerinde olmak 2) her makama, işin veya görevin gereklerine uygun kişi yerleşmek.

taşralı kalmak : bir kimse taşrada edindiği görgü, örf ve âdetleri bırakmamak. Örnek Kullanım : Şehirli görünmek gururu kasaba kızının İstanbul’dan aldığı ilk kötü huy oldu birkaç hafta geçince babasıyla anasının yeni hayata kendisi gibi uyamayacaklarını, taşralı kalacaklarını anla

tat almak : bir şeyden hoşlanmak, zevk almak. Örnek Kullanım : Kelimenin de tadını alır, kafiyenin de. -Y. Z. Ortaç.

tat kazanmak : belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak.

tat vermek : 1) acı, tatlı, ekşi vb. bir tat kazandırmak 2) mec. hoşa giden bir duruma sebep olmak 3) mec. bıktırmak.

tatil etmek : 1) başka bir güne, zamana erteleyerek çalışmaya ara vermek 2) okul, iş yeri vb.ni kapatmak, çalışmasına ara vermek. Örnek Kullanım : O zamana kadar inşaatı tatil edeceksiniz, dediler. -H. Taner.

tatil olmak : kapanmak, ara verilmek.

tatil yapmak : 1) tatile çıkmak 2) işe ara verip dinlenmek.

tatile girmek : belirli bir süre için çalışmalara ara vermek. Örnek Kullanım : Üniversite haziranda tatile girecek.

tatlı canından etmek : öldürmek. Örnek Kullanım : Canımı dişime takmayayım bir kere, adama hiç acımam tatlı canından ederim. -K. Korcan.

tatlı canını sıkmak : gereksiz şeylere üzülmek ve bunları dert edinmek.

tatlı yerinde bırakmak (kesmek) : bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sona erdirmek.

tatmin etmek : 1) karşısındakinin cinsel isteklerini gidermek 2) karşısındakine güven vererek onu istenilen bir biçimde hoşnut etmek 3) mec. doyurmak. Örnek Kullanım : Mizaç ve karakterleri dışa dönük olanlar kendilerini tatmin eden çevrelere ihtiyaç duyarlar. -M. Kaplan.

tatmin olmak : 1) istediği bir şeye ulaşarak hoşnut olmak, rahatlamak, doyurulmak 2) cinsel isteklerini gidermek 3) mec. doyurucu bulmak.

tatsızlık çıkarmak : hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak. Örnek Kullanım : Çoktandır aramızda tatsızlık çıkardığım yoktu. -N. Cumalı.

tav olmak : 1) kanmak. Örnek Kullanım : Bazen kadınlara çabuk tav olduğunu düşünürüm de işe zarar verir, bilirsin aşırılık. -E. Işınsu. 2) tam olarak istediği olmasa da kabul etmek.

tav vermek : 1) gereken ve uygun nemi sağlamak 2) mec. en uygun duruma getirmek. Örnek Kullanım : Biraz durdu. Sonra işe az daha tav vermiş olmak için…? -M. Ş. Esendal.

tava gelmek : 1) toprak sürülecek duruma gelmek 2) mec. yumuşamak, kanmak, yola gelmek. Örnek Kullanım : Oğul, anasının tava geldiğini sezmişti. -O. Kemal.

tava getirmek : 1) gereği kadar ısıtmak 2) mec. olayları istenilen duruma getirmek.

tavan başına çökmek (yıkılmak) : beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak. Örnek Kullanım : Gelmeyecek mi? Neden gelmedi? diye sordukları vakit tavan başıma yıkılıyordu. -M. Ş. Esendal.

tavan yapmak : 1) Menkul Kıymetler Borsasında işlem görmekte olan hisse senedinin değeri en üst düzeye ulaşmak 2) sinir, heyecan vb. en üst düzeye çıkmak.

tavana vurmak : tavan yapmak.

tavı kaçmak (geçmek) : uygun zamandan yararlanamamak.

tavını bulmak : iş vb. için en uygun şartları yakalamak.

tavır almak (takınmak) : belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, vaziyet almak. Örnek Kullanım : Bilgin değilim. Onun için yazılarımda da bilgince tavır takınmaktan çekinirim. -O. V. Kanık. ?Parçasını söylerken aldığı tavır, insanı gülmekten katıltacak kadar komik. -R. H. Kara

taviz vermek : ödün vermek. Örnek Kullanım : Galiplerin yenilen devletlere hiçbir taviz vermeyecekleri hissediliyordu. -R. N. Güntekin.

tavla atmak : tavla oynamak. Örnek Kullanım : Çoğu tedaviden sonra, bir parti de tavla atardı hastaları ile…? -Y. Z. Ortaç.

tavşan boku gibi (ne kokar ne bulaşır) : kaba ne yararı ne de zararı olan (kimse).

tavşana kaç, tazıya tut demek : iki tarafı, karşıt olan davalarında kışkırtmak, ikili oynamak.

tavşanı araba ile avlamak : işini telaşsız ve soğukkanlılıkla görmek.

tavşanın suyunun suyu : iki şey arasındaki ilginin çok uzak olduğunu anlatan bir söz.

tavuk ayağı yemek : gevezelik etmek, dedikodu yapmak. Örnek Kullanım : A, o nasıl lakırtı, dedi. Bunlar da tavuk ayağı yemişler, ağızlarında bakla ıslanmıyor. -M. Ş. Esendal.

tavuk gibi : erken yatıp uyuyan.

tay tay durmak : emekleme döneminde, henüz yürüyemeyen çocuk ayakları üzerinde durmak.

tayini çıkmak : atanmak.

tazarruda bulunmak : Tanrı’ya yakarmak.

taze ot görmüş eşek gibi : iştahlanmış bir biçimde. Örnek Kullanım : Çamur, taze ot görmüş eşek gibi pis pis sırıtmış bunun üzerine. -H. Taner.

tazı gibi : 1) çok zayıf ve ince kemikli (kimse) 2) çok hızlı (kimse).

tazyik etmek : 1) zorlamak, baskı yapmak 2) sıkıştırmak. Örnek Kullanım : Adamın bileklerini iki avucunun arasına alarak tazyik ediyor. -E. M. Karakurt.

tebdil gezmek : 1) tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek 2) mec. değişik görüntüde olmak. Örnek Kullanım : Anlayana sivrisinek saz düşüncesine dayanan ve tebdil gezen bir şiir yaygınlaştı. -S. Hilav.

tebdilimekânda ferahlık vardır : sağlık veya görev değişikliği nedeniyle bir yerden başka bir yere giderek huzur sağlanacağını bildiren bir söz.

tebelleş etmek : birini veya bir şeyi birinin başına bela etmek. Örnek Kullanım : … hanım evladını tepemize tebelleş eden kendisidir. -A. İlhan.

tebelleş olmak : onun başına dert olmak, musallat olmak. Örnek Kullanım : Ha şunu bilmende yarar var, kadın çok tebelleş olursa, ona bir randevu verip kendisini dinleyebilirim. -E. Işınsu.

tebligatta bulunmak : bildirim yayımlamak, bildirimden haberdar etmek, bildirim göndermek. Örnek Kullanım : 7 Temmuz 1919 tarihinde, şu umumi tebligatta bulundum. -Atatürk.

tecahülüarifaneden gelmek : bilmez gibi davranmak.

tecrübe tahtasına çevirmek : üst üste başarısız denemelere konu etmek. Örnek Kullanım : Hastaları tecrübe tahtasına çevirmiş nice vakaları rastgele bir kinin tedavisiyle tedavi ettiğimi bilirim. -R. N. Güntekin.

tecrübe tahtasına dönmek : üst üste başarısız denemelere konu olmak.

tedahülde kalmak : ödenmeden birikmek.

tedarikte bulunmak : hazırlık yapmak.

tedavi görmek (olmak) : iyileşmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçmek. Örnek Kullanım : Birkaç kez alkol tedavisi gördü ama yararı olmadı. -C. Külebi.

tedavülden kalkmak : para artık kullanılmamak.

tedavüle çıkarmak : parayı piyasaya çıkarmak.

tedbir almak : 1) önlem almak. Örnek Kullanım : Selefleri bu yolda bir sürü tedbir almışlar fakat tam muvaffak olamamışlardır. -N. F. Kısakürek. 2) hazırlanmak.

teessüf etmek : 1) acımak, üzülmek, yazıklanmak. Örnek Kullanım : İdraksiz, şuursuz geçen günlerimiz için teessüfler edeceksiniz. -Ö. Seyfettin. 2) kınamak.

teessür göstermek : üzüntüsünü açığa vurmak. Örnek Kullanım : Artık gözümün önünde ölse teessür göstermek istemiyordum. -R. N. Güntekin.

tef çalsan oynayacak : karmakarışık olan eşyalar için söylenen bir söz.

tefe koyup çalmak : tefe koymak.

tefekküre dalmak : derin düşünmek, düşünceye dalmak.

tefrika çıkarmak : birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

teğet geçmek : 1) yakınından geçmek 2) mec. bir konuya üstünkörü dokunmak. Örnek Kullanım : Birbirine teğet geçmiş iki acılı yaşamın öyküsü radyofonik seslere dönüşür. -S. İleri.

tehdit etmek : 1) gözdağı vermek. Örnek Kullanım : Şimdi yalnızca güvenliğini tehdit edebilecek tehlikeler üzerine düşünüyor. -N. Hikmet. 2) tehlikeli bir durum yaratmak. Örnek Kullanım : Şimdi yalnızca güvenliğini tehdit edebilecek tehlikeler üzerine düşünüyor. -A. Ümit.

tehdit savurmak : korkutmak, gözdağı vermek. Örnek Kullanım : Adam -bunu sizin yanınıza komam, ikinizi de temizleyeceğim- diye tehdit savuruyormuş. -H. Taner.

tehlike atlatmak : büyük zarar ve sıkıntılara yol açacak bir olayı savuşturmak.

tehlike çanları çalmak : kötü bir durumun ortaya çıkacağı belli olmaya başlamak. Örnek Kullanım : Bedenimde tehlike çanları çalmaya başlamış, eklem romatizmasına yakalanmıştım. -A. Ümit.

tehlikeye atılmak : zarar ve sıkıntılara yol açacak bir davranışta bulunmak. Örnek Kullanım : Şimdilik sizin tehlikeye atılmanıza hacet yoktur. -Y. K. Karaosmanoğlu.

tehlikeye düşürmek : sıkıntı, üzüntü veya zarar oluşturacak bir duruma sokmak.

tek dalmak : sp. güreşte karşı güreşçinin tek bacağını kapmak.

tek durmak : uslu durmak, yaramazlık etmemek, sessiz kalmak. Örnek Kullanım : Keşke tek duraydın da bunlar başına gelmeseydi. -A. Kulin.

tek durmamak : 1) bir taraf öbür tarafa karşı bazı hareket ve çalışmalar içinde bulunmak 2) yaramazlık, çapkınlık vb. yapmak.

tek elden : bir yerin veya bir merkezin kumanda ve yönetimi altında olarak.

tek geçmek : sadece onunla ilgilenmek, sadece ona önem vermek.

tek kürekle mehtaba çıkmak : 1) eksik hazırlıkla bir işe kalkışmak 2) beceriksizce alay etmeye kalkışmak.

tek sıra olmak : sıraya girmek, sıralanmak. Örnek Kullanım : Fabrikaların akşam vardiyaları dağıldıktan sonra işçiler fabrika kapılarında tek sıra oldular. -L. Tekin.

tek vücut olmak : birlikte hareket etmek. Örnek Kullanım : Birbirimize sımsıkı sarılmış, tek vücut olmuş, sallanıp duruyoruz. -A. Kulin.

tekbir getirmek : Müslümanlıkta Tanrı’nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve ?Allahuekber? sözü ile başlayan duayı okumak. Örnek Kullanım : Hemen şükran secdesine kapanarak tekbir getirir. -H. R. Gürpınar.

tekeden süt çıkarmak : hlk. olamayacak şeyleri olur duruma getirmek. Örnek Kullanım : Sen meram ettikten kelli, tekeden süt çıkarırım, ağam! diyordu. -Halikarnas Balıkçısı.

tekelinde olmak : herhangi bir şey tekeli altında bulunmak, elinde tutmak, inhisarında olmak.

tekeline (tekellerine) almak : 1) bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak 2) mec. fikir, sanat vb. alanda kendi görüşünü hâkim kılmak.

teker meker yuvarlanmak : 1) döne döne yuvarlanmak 2) iyi durumda olan bir kişi durumunu birdenbire yitirmek.

tekere çomak sokmak : birinin yolunda giden işini aksatan, engelleyen davranışta bulunmak. Örnek Kullanım : Neden ikide bir tekere çomak sokarlar? Neden kalkınma hamlesine bir tuğla da onlar koymazlar?? -H. Taner.

tekerine (tekerinin önüne) taş koymak : tekere çomak sokmak. Örnek Kullanım : Kırıp geçirmeye niyet etmişti ama ah bu kadın, gene tekerine taş koymuştu. -O. Kemal. ?Doğrudur dedik herife, tekerimizin önüne taş koyma dedik, anlatamadık. -K. Korcan.

tekme atmak (vurmak) : 1) ayakla bir yere sertçe vurmak. Örnek Kullanım : Kafama bir tekme vurdular, bir şeyler söylenerek bırakıp gittiler. -M. Ş. Esendal. 2) çifte atmak 3) mec. ihanet etmek.

tekme tokat girişmek : dayak atmak.

tekme yemek : 1) birinin ayağından darbe almak 2) ihanete uğramak. Örnek Kullanım : Bu sefer de heriften bir tekme yersen bir daha belini doğrultamazsın. -M. Ş. Esendal.

tekmil almak : ask. üst, birliğin o andaki durumunu bildiren sözlü bilgiyi asttan almak.

tekmil vermek : ask. 1) ast, bir iş ve durum hakkında üste bilgi vermek 2) ast, üstüne künyesini söylemek.

tel çekmek : telle çevirmek, tel germek. Örnek Kullanım : Bahçeye tel çektik.

tel çekmek : telgraf çekmek.

tel takınmak : alay teller takmak.

tel tel dökülmek : 1) dağılıp gitmek 2) mec. çok başarısız olmak.

telakki olunmak : sayılmak, öyle kabul edilmek. Örnek Kullanım : Pek taaccüp ettim, niye mücrim telakki olunacakmış?? -A. İlhan.

telaş göstermek : telaşını belli etmek. Örnek Kullanım : Polisle ben konuşurum, siz telaş göstermeyin. -H. E. Adıvar.

telaşa düşmek : telaşlanmak. Örnek Kullanım : Vapur işlemeyecek zamanlarda bile bir gün işinden kalmadığını bilen Hayriye Hanım telaşa düştü. -R. N. Güntekin.

telaşa gelmek : bir iş telaş sırasında yapılmak.

telaşa vermek : davranış ve hareketleriyle çevresindekileri heyecana, aceleye, sıkıntıya sokmak. Örnek Kullanım : Bir münasebetsizin denizde boğulma taklidi yaparak vapuru telaşa verdiğini uzun uzun anlatmıştım. -R. N. Güntekin.

telef etmek : 1) hayvanı öldürmek 2) mec. mahvetmek, yok etmek. Örnek Kullanım : Gönlümü gönlümü cahil gönlümü / Bir güzele telef ettim ömrümü? -Halk türküsü.

telef olmak : 1) hayvan, ölmek 2) mec. mahvolmak.

telefon etmek (açmak) : birini telefonla aramak ve bir şey söylemek. Örnek Kullanım : Siz gelmeyin, ben telefon eder, gelirim. -A. H. Tanpınar.

teleme peyniri gibi : tombul ve beyaz tenli (kadın).

telgraf çekmek : telgrafla haber göndermek, tellemek. Örnek Kullanım : İstanbul’a telgraf çekip para getirtmekten başka çare yoktu. -A. Erhat.

teli kırmak : bağlı bulunduğu kuruluşlarla ilişkisini kesmek.

tellal çağırtmak : bir haber, bir istek vb.ni tellal aracılığıyla duyurmak.

teller takmak : alay sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılan bir söz.

telleyip pullamak : 1) birçok süsle süslemek 2) mec. değerinden çok övmek.

telvis etmek : kirletmek, pisletmek.

temas kurmak : ilişkiye geçmek, bağlantı sağlamak. Örnek Kullanım : Adam buraya kadar geldiği hâlde acaba neden kendisiyle temas kurmuyordu?? -O. Aysu.

temasa geçmek : arada bir bağlantı kurmak, görüşme yapmak.

temasa gelmek : buluşup görüşmek.

tembelliği tutmak : tembelleşmek. Örnek Kullanım : Lâmi’nin bazı tembelliği tutuyor, öğleye kadar evden çıkmıyor. -P. Safa.

tembihatta bulunmak : uyarmak. Örnek Kullanım : Her türlü istirahatiniz temin edilsin diye de bu ağalara tembihatta bulundu. -T. Buğra.

temcit pilavı gibi (ısıtıp ısıtıp öne sürmek) : bir şeyi birçok kez tekrarlamak. Örnek Kullanım : Bu gerekçeyi tam beş yıldır temcit pilavı gibi ev sahibinin önüne koyuyordu. -A. Kulin.

temel atmak : 1) bir yapının temellerini yapmaya başlamak 2) herhangi bir işe başlamak, girişmek, bir şeyin gelişmesine, büyümesine sebep olmak.

temel tutmak : 1) temelin kazılacağı zemin sağlam olmak 2) sürüp gidecek bir duruma gelmek, kökleşmek, yerleşmek.

temennide bulunmak : dilemek.

temerrüde düşmek : huk. ödenmesi hâlâ mümkün olan borcu ödememekte direnmek.

teminat altına almak : güvence altına almak.

temiz bir dayak atmak : adamakıllı dövmek.

temiz bir dayak yemek : adamakıllı dayak yemek. Örnek Kullanım : Yaramazlığı bir yana, çocukları da azdırdığı için temiz bir dayak yemiş olmalı. -A. Kutlu.

temiz tutmak : bir şeyi kirletmeden, bozmadan kullanma, temiz olmasına özen göstermek.

temize çekmek : bir yazının karalamasını temiz olarak yazmak. Örnek Kullanım : Bizim yazarımız temize çektikten sonra romanı elinde dolaşır dururdu kapı kapı. -N. Cumalı.

temize çıkmak : huk. aklanmak. Örnek Kullanım : Gazete kendi evin, temize çıktığın gün gelmezsen küserim bak. -A. İlhan.

temize havale etmek : 1) uzayıp giden bir işi bitirivermek 2) yiyeceği yiyip bitirmek 3) argo kısa yoldan çözümlemek, çabucak bitirmek.

temizlik yapmak : 1) temizlemek 2) mec. öldürmek. Örnek Kullanım : Ovadaki İslam köylerinde nasıl temizlik yapılacağını müzakereye koyuldular. -Ö. Seyfettin. 3) mec. zararlı şeyleri yok etmek.

tempo tutmak : el çırparak veya el ve ayaklarını bir yere vurarak bir müziğe eşlik etmek. Örnek Kullanım : Parmaklarımızla masanın tahtasında tempo tutuyoruz. -A. Ağaoğlu.

temyize gitmek : mahkemelerce verilen kararın kanun ve usul yönünden incelenmesi için Yargıtaya başvurmak.

tenakuza düşmek : birbiriyle çelişen sözler söylemek.

tencerede pişirip kapağında yemek : geçinme konusunda var olanla yetinmek.

tenceresi (tencereleri) kaynamak : geçimleri az çok yerinde olmak.

tenceresi kaynarken, maymunu oynarken : geçimi yolunda, keyfi yerindeyken.

teneffüs etmek : soluk almak. Örnek Kullanım : Sanki teneffüs ettiği havayı kollayan bir tilki gibi tetikte, sihirli ve hamarat görünürdü. -A. Ş. Hisar.

tenha kalmak : 1) ıssızlaşmak. Örnek Kullanım : Onlar gittikten sonra her yer tenha kaldı. -M. Ş. Esendal. 2) esk. yalnız kalmak.

tepeden tırnağa süzmek : herhangi bir sebeple birine dikkatlice bakmak. Örnek Kullanım : Çocuk, onu tepeden tırnağa şöyle bir süzüp üstü peçeteyle örtülü bir tabak uzattı. -E. Şafak.

tepesi aşağı gitmek : işleri bozulup büyük zarara uğramak.

tepesi atmak : birdenbire öfkeye kapılmak, öfkelenmek. Örnek Kullanım : O sırada babalığını anımsıyordu kötü bir düşü anımsarcasına ve kızgınlıktan tepesi atıyordu. -M. Uyguner.

tepesi üstü : başı yere gelmek üzere, tepetakla.

tepesinde değirmen çevirmek : tepesinde havan dövmek.

tepesinde havan dövmek : üst katta oturan biri, gürültü yaparak alt kattakini rahatsız etmek.

tepesinden kaynar sular dökülmek : başından aşağı kaynar sular dökülmek. Örnek Kullanım : Nazmiye’nin tepesinden sanki kaynar sular döküldü, yooo … dedi. -O. Kemal.

tepesinin tası atmak : birdenbire çok sinirlenmek.

tepetakla etmek (devirmek) : birinin toplumsal veya ekonomik durumunu bozmak.

tepetakla gitmek (yuvarlanmak) : hızlı bir biçimde toplumsal ve ekonomik durumu bozulmak.

tepki çekmek : olumsuz, sert bir eleştiriyle karşı karşıya kalmak.

tepki duymak : bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek. Örnek Kullanım : Eski alışkanlıkların yanı sıra genel yaşantıya tepki duymuşlardı. -C. Külebi.

tepki göstermek : bir olay veya durum karşısındaki düşüncesini söz veya davranışla belirtmek. Örnek Kullanım : Önemli olan, tepki gösterdiğimiz şeyden kurtulmanın yoluna bakmak, bu yolu bulmaktır. -O. Kemal.

tepki koymak : bir düşünce veya harekete karşı çıkmak.

tepki vermek : herhangi bir etkiye karşı söz veya davranışla karşılık vermek.

tepkide bulunmak : tepki göstermek.

tepkimeye girmek : kim. bir cisim etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki vermek.

teptim keçe oldu, sivrilttim külah oldu : bir şeyi işine geldiği gibi gösterenler veya yorumlayanlar için söylenen bir söz.

ter alıştırmak : terinin biraz kurumasını beklemek.

ter atmak : vücudu rahatlatmak amacıyla aşırı derecede terlemek. Örnek Kullanım : Göbek taşında ter atarken bunaldı.

ter basmak : çok terlemek.

ter boşanmak : çok terlemek.

ter dökmek : 1) çok terlemek 2) mec. bir iş yapmak için zahmet çekmek. Örnek Kullanım : Erenköy yollarına ne kadar ter döktüğümü bilemezsin. -F. R. Atay.

ter ter tepinmek : direnmek, istememek, inat etmek, sinirlenmek.

terakki göstermek : geliştiğini, ilerlediğini ortaya koymak. Örnek Kullanım : Hususi surette aldığı şan derslerinde büyük terakkiler göstermiş. -H. Taner.

teraziye vurmak : iyice tartarak düşünmek.

terbiyeli maymun gibi : çok saygılı, çekingen, itaatkâr.

terbiyesini bozmak : terbiyesizlik etmek.

tercüman olmak : başkasının düşüncesini ve duygusunu bildirmek, dile getirmek, anlatmak.

tereciye tere satmak : birine çok iyi bildiği bir şeyi öğretmeye kalkmak. Örnek Kullanım : Edebiyat dünyamız tereciye tere satmaya kalkışan sahte şöhretlere, üçkâğıtçılara kısa bir zaman için katlanıyor. -B. Necatigil.

tereyağı gibi : çok yumuşak (elma, armut).

tereyağından kıl çeker gibi : 1) her türlü mecburiyetten, mükellefiyetten ve sorumluluktan kolayca sıyrılarak. Örnek Kullanım : Tereyağından kıl çeker gibi bu belalı işten sıyrıldı. 2) bir işi kolayca yaparak, becerikli bir biçimde. Örnek Kullanım : Mehmetlerin askerde dev yapılı kamyonları tereyağından k

terini soğutmak : terinin kurumasını bekleyerek dinlenmek.

ters anlamak : yanlış yorumlamak, doğru anlam vermemek. Örnek Kullanım : Hegel’in bu sözünü ters anlamamak gerek. -N. Hikmet.

ters pers olmak : 1) yüzükoyun düşmek 2) mec. fena hâlde bozulmak.

ters tarafından kalkmak : sol tarafından kalkmak. Örnek Kullanım : Hacı Ömer’in o gün ters tarafından kalktığına artık şüphe yoktu. -R. N. Güntekin.

ters ters bakmak : düşmanca ve öfkeli bir biçimde bakmak. Örnek Kullanım : Nöbetçi, ustanın anasına ters ters baktı. -N. Hikmet.

ters yüz çevirmek : ters yüzüne çevirmek.

ters yüz dönmek : ters yüzüne dönmek.

ters yüz etmek : 1) bir süre kullanılmış olan giysilerin içini dışına çevirmek 2) mec. değiştirmek. Örnek Kullanım : Erkeklik, yiğitlik kavramının ters yüz edilmesi irdelenmedi. -A. Ağaoğlu. 3) mec. işleri bozmak 4) mec. şüpheli duruma sokmak. Örnek Kullanım : Yalan, hakikati ters yüz eder.

ters yüz geri dönmek : gittiği bir yerden istediğini elde edemeden dönmek. Örnek Kullanım : Bugün hava çok sıcak, başka bir zamana bıraksak olmaz mı? -Olur ya, neden olmasın deyip köyün arka tarafından ters yüz geri döndük. -Y. K. Karaosmanoğlu.

ters yüzü geri dönmek : gerisin geriye gitmek. Örnek Kullanım : İçeriye bir adım atmaya cesaret edememiş, koşarak ters yüzü geri dönmüştüm. -Y. K. Karaosmanoğlu.

ters yüzüne çevirmek : geri döndürmek. Örnek Kullanım : Yanına uşak filan almaz. Müracaat edenleri ters yüzüne çevirir. -Ö. Seyfettin.

ters yüzüne dönmek : geri gitmek, geri dönüp gitmek. Örnek Kullanım : Nezih, önce ters yüzüne dönüp eğri büğrü yollardan kaçmayı düşündü. -R. H. Karay.

tersi dönmek : şaşırıp bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek.

tersinden okumak : 1) yanlış anlamak 2) olayı veya bir sanat eserini farklı biçimde değerlendirmek, yorumlamak.

tertibat almak : olacağı düşünülen sakıncalı bir duruma, harekete karşı hazırlık yapmak. Örnek Kullanım : Yüz sandık cephaneyi Anadolu’ya gönderebilmek için müzakere edip tertibat aldıklarını veya depolardan silah kaçırdıklarını söylüyorlardı. -M. Ş. Esendal.

tertibe düşürmek : zarar verici bir eyleme, komploya uğratmak. Örnek Kullanım : Eski arkadaşının bir tertibe düşürüldüğünü sanmakla yanılmış. -Y. K. Karaosmanoğlu.

teselli bulmak : avunmak. Örnek Kullanım : Bu beklenmedik açıklamada teselli bulmaya çalışarak şaşkın şaşkın gülümsedi. -E. Şafak.

teselli etmek (vermek) : avutmak, avundurmak. Örnek Kullanım : Öyle ağlıyor ki ben de içimi çeke çeke onu teselli etmeye çalışıyorum. -A. Ağaoğlu. ?Zehra Hanım, Tevfik’in ebesiydi ve onu çok severdi, arkasını sıvadı, teselli verdi. -H. E. Adıvar.

tesir bırakmak : etki bırakmak. Örnek Kullanım : Bu sözler derin ve kuvvetli bir tesir bıraktı. -P. Safa.

tesirini göstermek : etkisini göstermek. Örnek Kullanım : Bir hastaya tatbik edilen serum derhâl şifalı tesirini göstermiştir. -N. Hikmet.

teslim almak : 1) teslim edilen bir şeyi almak 2) tutsak almak.

teslim bayrağı çekmek : 1) yenilgiyi kabul etmek 2) çekişme sonunda, karşısındakinin istediğini yapmaya razı olduğunu bildirmek.

teslimiyet göstermek : birinin isteğini olduğu gibi kabul etmek.

tesmiye etmek : adlandırmak.

tespih çekmek : 1) tespihin tanelerini birer birer iki parmak arasından geçirmek. Örnek Kullanım : Kimisi bağdaş kurmuş, tespih çekiyor, kimisi diz çökmüş Kur’an okuyor. -R. H. Karay. 2) Allah’ın adını zikrederek ibadet etmek 3) tespih tanelerini çeşitli maddelerden imal etmek ve

tespihe dizer gibi dizmek : sp. futbolda, rakip takımın oyuncuları arasından birer birer geçip gitmek.

testi gibi : büyük ve sarkık (meme).

teşebbüse geçmek : bir işi yapmak için davranmak, girişmek.

teşebbüsü ele almak : öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak.

teşvik etmek : 1) isteklendirmek, özendirmek. Örnek Kullanım : Kasketi yıpranmış bir ihtiyar programı övüyor, halkı teşvik ediyordu. -H. E. Adıvar. 2) mec. bir kimseyi kötü bir iş yapması için kandırmak, kışkırtmak.

tetiğe basmak (dokunmak) : ateş etmek. Örnek Kullanım : Tüfeği geze aldım, ses toprağa yakın geliyordu. Porsuktur sandım, tetiğe dokundum. -M. Ş. Esendal. ?Şimdi tetiğe bassam hiç doğmamışa dönersin. -Ç. Altan.

tetiği çekmek : tetiğe basmak.

tetiğini bozmamak : soğukkanlılığını bozmamak, telaş göstermeyerek durumunu değiştirmemek.

tetik bulunmak : tetikte bulunmak.

tetik durmak : hazır ve uyanık bulunmak.

tetik üstünde beklemek : hazır, dikkatli, uyanık bulunmak, tetikte olmak. Örnek Kullanım : Kimisi dönmeye başlamış bile kimisi tetik üstünde bekliyor. -A. İlhan.

tetikte (tetik) olmak (beklemek, bulunmak, durmak) : her an uyanık ve hazır bulunmak. Örnek Kullanım : Güldane tehlikeyi sezmiş gibi tetikte. -T. Buğra. ?Onun sakinliği etrafta tetikte bekleyen karısına, çocuklarına da geçti. -N. Cumalı. ?Hele kendini güçlü hissederse tetik ol, basbayağı saldırganlaşır. -A. İlhan.

tevdiatta bulunmak : para yatırmak.

teveccüh göstermek : güler yüz göstermek. Örnek Kullanım : Gösterilen bu teveccüh tamamen hasbi mi idi?? -K. Bilbaşar.

tevil götürmek : söz veya davranışa başka bir anlam verebilmek. Örnek Kullanım : Ne kadar inkâr etse hırsızlığı tevil götürmüyordu. -Ö. Seyfettin.

teyakkuza geçmek : dikkatli ve tetikte olmak.

tezada düşmek : bir sözü öbürünü tutmamak.

tezgâh açmak : seyyar satıcı, herhangi bir yere tezgâhını kurmak.

tezgâhı kurmak : 1) işe başlamak üzere çalışma araçlarını hazırlamak, çalışmaya başlamak 2) argo yasal olmayan bir işi gerçekleştirebilmek için yalan dolanla aldatmaya, kandırmaya çalışmak.

tezgâhtarlık etmek : bir şeyi beğendirmeye çalışmak için fazlaca konuşmak, lüzumsuz yere övmek, methetmek.

tezkere almak : ask. askerlik görevini tamamlayarak bunu bildiren bir belge almak.

tezkere bırakmak : ask. askerlik görevini bitirdiği hâlde orduda çalışmasını sürdürmek, orduda kalmak.

tezkeresini eline vermek : işine son vermek, kovmak.

tezkiyesini düzeltmek : ahlakça kötü tanınmışken durumunu düzeltmek.

tezvir çıkarmak : birisi hakkında kovculuk etmek.

tığ gibi : ince, zayıf, sağlam ve çevik (kimse). Örnek Kullanım : Böyle kibar, yakışıklı, tığ gibi kocayı rüyada görsen inanmazdın. -S. M. Alus.

tıka basa doldurmak : doldururken çok bastırıp sıkıştırmak.

tıka basa yemek : mideye sıkıntı verecek kadar çok yemek.

tıkırı yolunda olmak (gitmek) : varlıklı olmak, hâli vakti yerinde olmak.

tıkırında gitmek (olmak, yürümek) : işler yolunda ve düzenli gitmek. Örnek Kullanım : Kimi zaman da her şeyin tıkırında gittiğini düşünüp, haydi bir gece daha yaşasınlar, diyorum. -S. İleri.

tıkırını yoluna koymak : geçim düzenini iyi olarak sağlamak.

tıknefes olmak : nefesi tıkanmak, nefes darlığı olmak.

tıpış tıpış yürümek : 1) kısa adımlarla çabuk yürümek 2) mec. ister istemez bir yere gitmek veya bir yerden ayrılmak.

tıraş etmek : 1) tıraş işini yapmak 2) argo bıkkınlık verecek kadar uzun konuşmak.

tıraşa tutmak : argo birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak.

tıraşı gelmek (uzamak) : saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek.

tırhallı, hep bir hâlli : aynı şartlar altında bulunanların aynı durumda olduklarını anlatmak için söylenen

tırıs gitmek : koşmaya yakın hızlı yürümek.

tırnak göstermek : korkutmak, gözdağı vermek.

tırnak takmak : kötülük yapmak için bahane aramak. Örnek Kullanım : İş karıştırmak için de ilkin belediyeye tırnak takarlar. -M. Ş. Esendal.

tırtıl çekmek : henüz yumuşak olan bir parçayı metal bir tırtılla süslemek.

tırtıl kesmek : bir şeyin yanlarını diş diş kesmek.

tıs kesilmek : sessiz kalmak. Örnek Kullanım : Neyzen hicaz bir taksime başladı bu koca yeri dolduran yüzlerce insan birden tıs kesildi. -O. C. Kaygılı.

tıs yok : bir yerde hiç ses olmadığını belirtmek için kullanılan bir söz.

tilki gibi : kurnaz (kimse).

tilki uykusuna vermek : uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak. Örnek Kullanım : Muzafferiyeti sonuna kadar yudum yudum içebilmek için kendimi tilki uykusuna verdim. -F. Celâlettin.

tilki uykusuna yatmak : uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak.

timsal olmak : simge durumuna gelmek. Örnek Kullanım : Biz, Türkler, bütün tarihî hayatımızca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz!? -Atatürk.

tir tir titremek : 1) çok üşümek 2) mec. çok korkmak.

tiridi çıkmak : iyice ihtiyarlamak, çok yaşlanmak.

tirit gibi : yerinden kımıldayamayacak kadar ihtiyar (kimse).

titizlik göstermek : titizlenmek.

titreme gelmek : titremeye başlamak, titremeye tutulmak. Örnek Kullanım : Başına küçük bir ağrı, vücuduna hafif bir titreme geliyor. -P. Safa.

tiye almak : argo biriyle alay etmek, eğlenmek. Örnek Kullanım : O günkü ne oldum delisi yeni zenginleri, özenti aydınları tiye alıyordu. -H. Taner.

tohuma kaçmak : şaka 1) üreme veya üretme gücü kalmamak 2) yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak. Örnek Kullanım : Şimdi saçlarının tepeden döküldüğüne bakarak üzülüyor, arada bir, tohuma kaçıyoruz artık diye hayıflandığı da oluyordu. -H. Taner.

tohumu dökülmek : geçirdiği büyük bir korku dolayısıyla dölden kesilmek.

tok evin aç kedisi : gereksinimi olmadığı hâlde açgözlülük eden.

tok tutmak : açlığı uzun süre giderme veya doyurma özelliği olmak.

toka etmek : 1) el sıkışmak. Örnek Kullanım : Çımacı İzzet’le iki ellerini birbirine uzatarak bayramlaşır gibi toka ederler. -S. F. Abasıyanık. 2) den. karşılıklı iki parçayı getirip birbirine dayamak 3) kadeh tokuşturmak 4) argo vermek. Örnek Kullanım : Bin beş yüzü toka edip yarın hal

tokat (tokadı) yemek : 1) kendine tokat vurulmak. Örnek Kullanım : Senin minimini elinden yediğim tokadın acısını yüzümde kıyamete kadar duyacağım. -A. N. Asya. 2) mec. yenilgiye uğramak. Örnek Kullanım : Acısını unutamayacakları bir tokat yediler halktan. -N. Cumalı. 3) argo dolandırılmak.

tokat aşk etmek (eylemek) : hızla vurmak. Örnek Kullanım : Sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşk etti. -S. F. Abasıyanık.

tokat atmak (patlatmak) : 1) el içi ile vurmak 2) argo dolandırmak.

tokmak gibi : tıkız etli.

tombala çekmek : tombala oynamak. Örnek Kullanım : Komşularınızda ya da dostlarınızda konken oynadınız, tombala çektiniz. -H. Taner.

tomruğa atmak : tutukevine koymak.

tomruğa vermek : işkence aracına suçlunun ayaklarını geçirmek.

tongaya basmak (düşmek) : kendisini kötü bir duruma düşürmek için hazırlanan bir düzene uğramak, tuzağa düşmek. Örnek Kullanım : Fakat insan salim kafayla bir dakika düşündü mü tongaya bastığını anlar. -R. N. Güntekin.

top atmak : argo 1) batkınlığa uğramak, iflas etmek 2) sınıfta kalmak.

top etmek : bir şeyi yığın durumuna getirmek.

top gibi gürlemek : gürültülü bir biçimde bağırmak veya konuşmak.

top gibi patlamak : birden gelen şaşırtıcı ve ürkütücü haber duyulmak.

top sürmek : sp. kısa vuruşlarla, topu kaçırmadan karşı takımın kalesine veya potasına doğru götürmek.

top yapmak : sp. topu rakibe kaptırmadan takım oyuncuları arasında dolaştırmak, topa daha uzun süre sahip olmak.

top yuvarlaktır : sp. ?karşılaşma bitmeden sonuç belli olmaz, değişebilir? anlamında kullanılan bir söz.

topa çıkmak : sp. rakibin topu rahatça kullanmasına engel olmak için topa hamle etmek.

topa tutmak : 1) üzerine topla ateş etmek. Örnek Kullanım : İngilizlerin topa tuttuğu yerlere gidip bir saat kadar muhtelif çapta birçok mermi ölçtüm. -F. R. Atay. 2) mec. kötü eleştiri amaçlı saldırmak.

topaç gibi : vücutça toplu ve sağlıklı (çocuk).

topal eşekle kervana katılmak (karışmak) : tkz. yetkisi ve yeteneği olmadığı hâlde önemli bir işe katılmaya yeltenmek.

toprağa bakmak : ölümü yakın görünmek.

toprağa düşmek : ölüp gömülmek. Örnek Kullanım : Bu sabah hesap ettim, küçüğüm toprağa düşeli tam yetmiş üç gece olmuş. -R. N. Güntekin.

toprağı bol olsun : Müslüman olmayanlar için ?ruhu sükûn içinde olsun? anlamında söylenen bir söz. Örnek Kullanım : On dakikaya kalmadan adamcağız sizlere ömür! -Toprağı bol olsun diyeceksiniz. -R. Erduran.

toprağı çekmiş : sürekli olarak yaşadığı yerden kısa bir süre kalmak üzere gittiği başka bir yerde ölenler için söylenen bir söz.

toprağına ağır gelmesin : bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz.

toprak çekmek : 1) bir yerdeki toprağı başka bir yere taşımak 2) mec. ölmek.

toprak doyursun gözünü : gözünü toprak doyursun.

toprak olmak : 1) ölümünün üzerinden çok zaman geçtiği için artık çürümüş olmak, toprağa karışmış olmak 2) ölmek. Örnek Kullanım : Boş saatlerde, şimdi ikisi de toprak olan iki dostumla sanat tartışmaları yapıyorduk. -Y. Z. Ortaç.

toprak paklar : bir kimsenin yaptığı kötülükler ancak ölmesiyle son bulur? anlamına kullanılan bir söz.

topu atmak : argo 1) iflas etmek. Örnek Kullanım : Biz kim oluyoruz ki veresiye verelim, iki günde topu atarız. -M. Ş. Esendal. 2) sınıfta kalmak.

topu dikmek : 1) topu ayakla hızlı bir biçimde havaya doğru atmak 2) mec. ölmek.

topu taca atmak (bırakmak) : 1) sp. karşılaşmada topu yan çizgi dışına çıkarmak. Örnek Kullanım : Dündar koşmuyor ve topu taca bırakıyor. -A. İlhan. 2) mec. konuşulan konuyu saptırmak.

topuk çalmak : yürürken ayakların iç kemikleri birbirine çarpmak.

topuk kapmak : dalmak.

topuk vurmak : ask. selamlamadan önce ayak topuklarını yan yana getirmek.

topuz gibi : kısa ve tıknaz (kimse).

torbaya koymak : tkz. sağlamak, elde etmek.

tornistan etmek : 1) den. gemi geri dönmek 2) hlk. bir giyeceği ters yüz etmek.

tortop olmak : top biçimine girmek. Örnek Kullanım : Çocuklar köşede bir hasırın üstünde tortop olmuşlardı. -R. N. Güntekin.

torun tosun (torba) sahibi olmak : 1) torunu olmak 2) yaşlı olmak.

tos vurmak : alın veya boynuzla vurmak, süsmek. Örnek Kullanım : Bir tos vurduğu gibi kapıyı darmadağın ediyor.

toz almak : bir yerin tozunu temizlemek.

toz etmek : ezip harap etmek, ortadan kaldırmak.

toz kondurmamak : bir şeyde herhangi bir kusurun varlığını kabul etmemek, bir şeyi kusursuz göstermek. Örnek Kullanım : Toz kondurmadığı devletinin kendisini hatırlamasını sabırla bekliyor. -E. Atasü.

toz koparmak : toz kaldırmak.

toz olmak : 1) toz durumuna gelmek 2) argo kaybolup gitmek, kaçmak, uzaklaşmak.

tozdan dumandan ferman okunmamak : ortalık çok karışık olmak.

tozu dumana katmak : 1) ortalığı altüst etmek. Örnek Kullanım : Uzaktaki yoldan açık bir otomobilin tozu dumana katarak kasabaya geldiği görüldü. -H. Taner. 2) toz kaldırarak hızla gitmek veya kaçmak. Örnek Kullanım : Aliş tozu dumana katarak kulübeye seğirtirken o da arkadaşlarının birini aram

tozunu almak (atmak, silkelemek, silkmek) : 1) bir şeyi silerek tozdan temizlemek 2) tkz. dövmek, hırpalamak.

töhmet altında kalmak : suçu işlediği düşünülmek. Örnek Kullanım : Hiçbir doktor her an intihar etmeye hazır bir psikopatın töhmeti altında kalmak istemez. -A. Kulin.

tövbeler olsun! (tövbesi!) : bir kimsenin herhangi bir işten çok pişman olarak tekrarlamama kararı aldığını anlatan bir söz. Örnek Kullanım : Geyik çekti bizi kendi dağına / Tövbeler tövbesi geyik avına? -Halk türküsü.

tövbesini bozmak : tövbe ettiği herhangi bir işe, duruma yeniden dönmek.

trafik kilitlenmek : herhangi bir sebepten dolayı araç yolu tıkanmak, işlemez duruma gelmek. Örnek Kullanım : Yolun iki tarafına arabalar park ettiği için çöp kamyonu kolay manevra yapamaz ve muhakkak trafik kilitlenirdi. -E. Şafak.

transa geçmek (girmek) : kendinden geçmek, içinde bulunduğu ortamdan başka bir dünyaya veya havaya geçmek. Örnek Kullanım : O garip bir transa girmişti beni konuşturmak, nasıl aşağılık duygusu içinde kıvrandığımı işitmek istiyordu. -A. Ümit.

transit geçmek : 1) bir yerden, dinlenmeden, beklemeden, durmadan geçmek 2) mal gümrüksüz geçmek 3) argo sürücü, trafik kurallarına uymamak.

treni kaçırmak : bir şeyi elde etme, bir işi gerçekleştirme fırsatını ve imkânını yitirmek.

tribünlere oynamak : iş yapmadığı hâlde kendini iş yapıyor gibi göstermek.

tu kaka etmek : hafife alıp bir kenara itmek, önem vermemek, kötülemek. Örnek Kullanım : Tu kaka edilen eserler de er geç eski tahtlarına geçer otururlar. -H. Taner.

tu kaka olmak : hafife alınıp bir kenara itilmek, önem verilmemek, kötülenmek. Örnek Kullanım : Refik Halit Karay ‘ve’ nin bu kadar tu kaka olmasının sebebini son zamanlarda pek yerli yersiz kullanılmaya başlamasında buluyor. -O. V. Kanık.

tuğra çekmek : Osmanlı Devleti’nde ferman, berat ve resmî belgelere tuğra koymak.

tulum çıkarmak : 1) hayvanın derisini yarmadan çıkarmak 2) çoğunluk sistemine dayalı seçimlerde bir partinin listesindeki bütün adaylar seçimi kazanmak.

tulum gibi : her yanı şiş, şişman.

tumba etmek : den. 1) sandalı, omurgası yukarı gelecek biçimde çevirmek 2) araba veya vagonu ters çevirerek boşaltmak.

tumturak yapmak : vurgulamak, önemini belirtmek, etkili olmasını sağlamak. Örnek Kullanım : Hecelerimiz de telaffuzda tumturak yapmak için lastik gibi çekilir. -Y. K. Beyatlı.

tun tun kaçmak : gizlice kaybolmak. Örnek Kullanım : Duyarlığı hastalık derecesinde yüksek, gerçekle bağlantısı zayıf, ürkek bir çocuktu İhsan, kavgadan gürültüden tun tun kaçıyordu. -A. İlhan.

tundan tuna atmak : bir kişiyi uzaklara sürüp dolaştırmak.

tur atlamak : spor karşılaşmalarında çok puan toplayarak veya kurada kazanarak bir sonraki tura katılma hakkını kazanmak.

tur atmak : 1) dolaşmak, dolaşıp gelmek, dönmek. Örnek Kullanım : Bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor. -H. Taner. 2) şampiyon olunca veya galip gelince takım oyuncuları seyircileri selamlayarak sahada dolaşmak.

tur bindirmek : sp. 1) uzun mesafeli pist yarışlarında hızlı olanlar, yavaş olanları bir veya daha fazla tur geride bırakmak 2) mec. üstün gelmek, fark atmak.

tura çıkmak : gezinti yapmak. Örnek Kullanım : Her ay, mehtapta bir iki kere merkeplerle tura çıkardık. -A. Ş. Hisar.

turfa olmak : değerini yitirmek, çürümek. Örnek Kullanım : Turfa oldu artık eski felsefe. -Y. Z. Ortaç.

turnayı gözünden vurmak : umulmadık bir kazanç veya çıkar sağlama imkânı ele geçirmek. Örnek Kullanım : Ne talih varmış bunakta. Turnayı gözünden vurdu, dedi. -R. N. Güntekin.

turp gibi : sağlığı yerinde.

turşu gibi olmak : çok yorgun düşmek.

turşu kurmak (yapmak) : turşuluk sebze veya meyveleri kavanoz, fıçı vb.ne yerleştirmek. Örnek Kullanım : Haminnenin içi sıkıldı mı mutfağa girer, turşu kurardı. -H. Topuz.

turşu olmak : 1) yiyecek bozulmak, ekşimek 2) mec. güçsüzleşmek, bitkinleşmek.

turşusu çıkmak : 1) çok yorulmak. Örnek Kullanım : Bütün gün çocukların peşinde koşmaktan turşusu çıkmış ihtiyar lalanın karanlık bir köşede horladığı işitiliyordu. -R. N. Güntekin. 2) ezilmek, parçalanmak. Örnek Kullanım : Portakalların turşusu çıkmış.

turşusunu kurmak : bir şeyin elden çıkarılması gerektiği hâlde buna bir türlü kıyamamak? anlamında kınama yollu söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Bir kısmetin çıkar çıkmaz seni vereceğiz. Turşunu kuracak değiliz ya!? -H. R. Gürpınar.

turşuya dönmek : çok yorulmak, bitkinleşmek. Örnek Kullanım : Zaten yerinden kımıldanacak hâli kalmamıştı, turşuya dönmüştü ve lakin kabadayılığı da elden bırakmıyordu. -N. Hikmet.

turu geçmek : elemeli karşılaşmalarda bir üst tura yükselmek.

tuşa getirmek : 1) güreşte hasmı sırtüstü yere sermek 2) mec. yenmek, mağlup etmek.

tut kelin perçeminden : tkz. çözümü güçlük gösteren bir durum karşısında söylenen bir söz.

tut ki : varsay ki.

tutarağı tutmak : huysuzluğu depreşmek, aşırı istekte bulunmak. Örnek Kullanım : Rakı tutarağı tutunca pantolonunu bile satıyor. -H. E. Adıvar.

tutkal gibi : sırnaşık ve yapışkan (kimse).

tutkuya kapılmak : aşırı istek ve eğilim içinde olmak.

tutsak düşmek : esir olmak, hükmü altına girmek. Örnek Kullanım : Geleneğe, ahlaki kaygılara tutsak düşüyor. -S. İleri.

tuttuğu altın olsun : her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa? anlamında kullanılan bir söz.

tuttuğu dal elinde kalmak : dayandığı, güvendiği kimse veya şey önemini yitirerek işe yaramaz duruma gelmek.

tuttuğunu koparmak : becerikli olmak, giriştiği her işte başarı sağlamak.

tutunacak bir dal aramak : güvenilecek, dayanılacak bir insana ihtiyaç duymak. Örnek Kullanım : Yaşamının boşluğundan nasıl sıkıldığını, tutunacak bir dal aradığını ama bulamadığını anlatır. -İ. Aral.

tutunacak dalı olmak : güveneceği bir kimse veya şey bulunmak.

tutuya bırakmak (koymak) : ödünç para almak için değerli bir şeyi rehin olarak vermek, rehin vermek.

tuvalet (tuvaletini) yapmak : sidik veya dışkıyı vücuttan dışarı atmak.

tuz buz olmak : tuzla buz olmak.

tuzağa düşmek : birileri tarafından hazırlanan kötü bir duruma uğramak, oyuna gelmek. Örnek Kullanım : Sana bir tuzak kursak sen o tuzağa düşmezsin ey oğul!? -S. Çokum.

tuzak kurmak : 1) bir şeyi yakalamak için düzenek hazırlamak 2) mec. birini güç ve tehlikeli bir duruma düşürmek için düzen hazırlamak, komplo kurmak.

tuzla buz etmek : cam türünden şeyleri onarılmayacak biçimde kırmak, paramparça etmek. Örnek Kullanım : Kaldırdığı gibi pekmez çömleğini vurmuş yere, tuz buz etmiş. -R. Ilgaz.

tuzla buz olmak : cam türünden şeyler onarılamayacak biçimde kırılmak, dağılmak, paramparça olmak. Örnek Kullanım : Küçük votka kadehleri, mermi ıslıklarıyla aynalara çarpıp tuzla buz oluyorlar. -A. İlhan.

tuzlayayım da kokmayasın (kokma) : hlk. birine, düşüncesinde aldandığını ve aklının bir şeye ermediğini anlatmak için söylenen bir söz.

tuzluya mal olmak (oturmak veya patlamak) : çok para vererek satın almak, çok pahalı gelmek. Örnek Kullanım : Bu eğlenti bize biraz tuzluya mal oldu. -E. E. Talu. ?… kendisine tuzluya patlamıştı. -Halikarnas Balıkçısı.

tüfek atmak : tüfekle ateş etmek.

tüfek çatmak : ask. askerlerin dinlenme sırasında tüfeklerini, dipçikleri üzerinde üçerli olarak birbirine dayamak. Örnek Kullanım : Tüfekleri çatar çatmaz ordayım. -B. S. Erdoğan.

tükürdüğünü yalamak : tkz. verdiği sözden benliğini küçülterek geri dönmek.

tükürüğünü yutmak : imrenip ağzı sulanmak.

tünel geçmek : argo aklını yaptığı işe vermemek.

tünelin sonunda ışık görünmek : sıkıntılı durumdan kurtulmak için çare belirmek.

türbülansa girmek : çalkantılı hava içerisinde güçlükle yol almak.

türkü çağırmak : türkü söylemek. Örnek Kullanım : Türkü çağırmak şöyle dursun, konuşamıyorduk bile. -A. Erhat.

türkü söylemek : ezgisiyle bir türküyü seslendirmek. Örnek Kullanım : İçeride bir yandan türkü söylüyor, bir yandan da iş yapıyordum. -P. Safa.

türkü tutturmak : türkü söylemek. Örnek Kullanım : Dikişine başlarken güzel bir türkü tutturmuştu. -R. Enis.

türkü yakmak : türkü sözünü bestelemek.

tütün içmek : tütünü yakıp dumanını içine çekmek.

tütün sarmak : sigara kâğıdına tütün koyup sigara yapmak. Örnek Kullanım : Bir yandan tütün sararken bir yandan da köyün evlerine bakıyorum. -M. Kutlu.

tütünü tepesinden çıkmak : dumanı tepesinden çıkmak.

tüy atmak : hayvan tüyünü değiştirmek.

tüy düzmek : 1) hayvanın tüyü düzelmek 2) tkz. iyi bir yaşayışa kavuştuğunu belirtecek biçimde güzel giyinmek. Örnek Kullanım : Akıllı kız Güner, ortaya çıkalı ne kadar oldu, daha dün bir bugün iki, baksana iyice tüyü düzmüş. -A. İlhan.

tüy gibi : çok hafif.

tüyleri ürpermek : kötü bir olay, soğuk, gıcıklanma vb. sebeplerle korku veya tiksinti duymak. Örnek Kullanım : Görünce tüyleri ürperir, şeytan görmüş gibi kızar. -Ö. Seyfettin.

tüyüne dokunmamak : dokunacak, zarar verecek en ufak bir davranışta bulunmamak.


Paylaşın.

Değerlendirin.



Makale ile benzer yazılar.

Sitede yayımlanmış son makaleler.

En çok okunan makaleler.

Makale bilgileri

Makale numarası: 569

Yazar: BB Yazar

Görüntülenme sayısı: 2

Yayın tarihi: 19 Eylül 2019 04:09:44

Güncelleme tarihi: 27 Ocak 2020 05:01:01

Kategoriler: Deyimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir