Bir Bilgi » Deyimler » Ü Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Ü Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

Ü harfi ile başlayan deyimler ve anlamları kısa açıklamaları ile birlikte bu yazımızda.


(bir şeyin) üstüne bir bardak (soğuk) su içmek : alay o işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek.

(bir şeyin) üstüne gelmek : bir şey yapılırken veya konuşulurken çıkagelmek.

(bir şeyin) üstüne kapanmak : belli bir işi aralıksız bir biçimde yapmak. Örnek Kullanım : ?Nevin tercüme etmeye hazırlandığı romanın üstüne kapandı.? -S. F. Abasıyanık.

(bir şeyin) üstüne yatmak : hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek. Örnek Kullanım : ?Bunlar eşeğin büsbütün üstüne mi yatmak istiyorlar?? -M. Ş. Esendal.

(bir şeyin) üzerine bir bardak (soğuk) su içmek : alay üstüne bir bardak su içmek.

(bir şeyin) üzerine üzerine gitmek : üstüne üstüne gitmek.

(bir şeyin, bir kimsenin) üstüne üstüne gitmek : çekinmeden sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle uğraşmak, yılmamak.

(bir şeyin, kimsenin) üstüne toz kondurmamak : bir şeyin veya kimsenin kusurlu olabileceğini kabul etmemek.

(bir yerin) üst başı : yukarı yanı, yukarıda olan bölümü. Örnek Kullanım : ?… önlerine katıp köyün üst başındaki pınar yerine çıktılar.? -M. Ş. Esendal.

(birinin veya bir şeyin) üstüne yüklenmek : 1) saldırmak 2) mec. ısrar etmek.

(birinin) üstü başı dökülmek : giyecekleri çok eski olmak. Örnek Kullanım : ?Böyle üstü başı dökülen bir adama bu kadar yakınlık göstermesi karşısında şaşırıp kaldı.? -T. Yücel.

(birinin) üstünden geçmek : ırzına geçmek.

(birinin) üstünden silindir gibi geçmek : perişan etmek, çok yormak.

(birinin) üstüne atmak : bir suçu birine yüklemek.

(birinin) üstüne başına etmek : kaba ağır bir biçimde sövmek.

(birinin) üstüne gül koklamamak : sevdiği birinden başkasını sevmemek.

(birinin) üstüne güneş doğmamak : güneş doğmadan önce kalkmak.

(birinin) üstüne kalmak : güçlükler birinin omuzlarına yüklenmek. Örnek Kullanım : ?O giderse bütün yük kızın üstüne kalacak.? -M. Ş. Esendal.

(birinin) üstüne sevmek : birini severken bir başkasını daha sevmek. Örnek Kullanım : ?Sanki ben sizin üstünüze birini sevmişim, herkese rezil olmuşum, siz de onu duymuşsunuz.? -M. Ş. Esendal.

(birinin) üstüne varmak : 1) bir şey yapmasını baskı yaparak istemek. Örnek Kullanım : ?Bir gün o kadar üstüne vardılar ki Resul Efendi zıvanadan çıktı.? -Y. Kemal. 2) saldırmak 3) kadın evli bir erkekle evlenmek.

(birinin) üstüne vazife olmamak : görevi olmamak, o görev kendini ilgilendirmemek. Örnek Kullanım : ?Hiç de değil, üstümüze vazife olmayan şeylere ne karışalım.? -P. Safa.

(birinin) üstüne yıkılmak : yamanmak. Örnek Kullanım : ?Kız belli ki seni gözüne kestirmiş. Üstüne yıkılmak istiyor.? -E. İ. Benice.

(birinin) üstüne yıkmak : 1) kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek. Örnek Kullanım : ?Tek tük torunlar doğmaya, yetişmeye başlamış, kendi havalarında olan genç babalar, cahil anneler bu çocukların bütün yükünü onunla karısının üstüne yıkmışlar.? -R. N. Günteki

(birinin) üstüne yürümek : korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak. Örnek Kullanım : ?Bir gün üstüme yürüdü, sen benim kâğıtlarımı karıştırıyorsun, beni polise gammazlıyorsun diye.? -A. İlhan.

(birinin) üzerine atmak : üstüne atmak.

(iş) üç nalla bir ata kaldı : eline önemsiz bir imkân geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz.

üç aşağı beş yukarı : yaklaşık olarak, az bir farkla. Örnek Kullanım : ?Üç aşağı beş yukarı anlaştık sayılır.? -S. F. Abasıyanık.

üç aşağı beş yukarı dolaşmak : kararsızlık içinde, düşünerek, bir karara varmaya çalışarak gezinmek.

üç buçuk atmak : argo çok korkmak.

üç günlük ömür : ömrün kısalığını anlatan bir söz.

üç maymunu oynamak : gördüğü ve duyduğu bir olay hakkında görmemiş, duymamış ve söylememiş olduğunu belirtmek.

üçe beşe bakmamak : fiyat üzerinde küçük farkları önemsememek.

üçkâğıda bağlamak (getirmek) : karşısındakini şaşırtarak aldatmak.

ülke açmak : bir ülkeyi savaşarak almak, fethetmek.

ümide düşmek : umuda düşmek. Örnek Kullanım : ?Zavallı çocuk bir an geldi ki âdeta yeniden ümide düşer gibi oldu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

ümide kapılmak : umuda kapılmak.

ümidi boşa çıkmak : umudu boşa çıkmak. Örnek Kullanım : ?Kaç sene var ki böyle her ümidin boşa çıktı.? -P. Safa.

ümidi kırılmak : umudu kırılmak.

ümidi sönmek : umudu sönmek.

ümidini kesmek : umudunu kesmek. Örnek Kullanım : ?Bunu gerçekten anlamışım, ben de biliyormuşum gibi bir şeylerden ümit kestiğimi hatırlıyorum.? -F. R. Atay.

ümidini kırmak : umudunu kırmak.

ümit bağlamak : umut bağlamak. Örnek Kullanım : ?Hem ne güzeldi sesindeki yankı / Ben oraya ümitlerimi bağladımdı? -B. Necatigil.

ümit beslemek : umut beslemek.

ümit bırakmak : umut bırakmak. Örnek Kullanım : ?Cemil’in bu sözleri kalplerde hiç olmazsa yarın için biraz ümit bırakıyordu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

ümit kesmek : umut kesmek. Örnek Kullanım : ?Doktorların, hayatından ümit kestikleri bir sırada yavaş yavaş açılmış, hayata geri dönmüştü.? -A. Kulin.

ümit serpmek : umut serpmek. Örnek Kullanım : ?Emine ile aralarını bulmaya çalışacağını söyledi, delikanlının gönlüne biraz ümit serptikten sonra çekildi gitti.? -H. E. Adıvar.

ümit uyanmak : umut uyanmak.

ümit vermek : umut vermek. Örnek Kullanım : ?İnsan zekâsının birliği, düşüncelerin tesanüdünden doğan büyük ve ümit verici bir netice.? -C. Meriç.

ümitsizliğe düşmek : umutsuzluğa düşmek.

ümüğüne sarılmak : bir iş için birini çok sıkıştırmak.

ümüğünü sıkmak : ümüğüne sarılmak.

ün almak (kazanmak, salmak, yapmak) : ünü herkesçe bilinmek ve her yerden duyulmak. Örnek Kullanım : ?Dünyaca ün almış Mark Twain Derneğinin fahri üyeliğini aldığını duyunca…? -S. F. Abasıyanık. ?Ramazan, sertliği, zulmü ile ün salmış bir kabadayı idi.? -H. E. Adıvar.

üne kavuşmak : ün kazanmak, şöhret bulmak.

ünsiyet peyda etmek : dostluk, arkadaşlık kurmak, samimi olmak.

ürküntü vermek : ürkütmek. Örnek Kullanım : ?Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor / Lakin vatandan ayrılışın ızdırabı zor? -Y. K. Beyatlı.

ürperti vermek : korkutmak.

üst çıkmak (gelmek) : yenmek.

üst perdeden konuşmak : üstünlük taslayarak söz söylemek. Örnek Kullanım : ?Sen böyle üst perdeden konuşuyorsun çünkü etrafındaki o çomarlara güveniyorsun.? -R. C. Ulunay.

üst üste gelmek : çakışmak. Örnek Kullanım : ?Yaşam çizgileri bir rastlantı sonucu üst üste geldiğinde yağmur sonrası serinliğinde birlikte yürüyecekler.? -İ. Aral.

üste çıkmak : 1) suçlu olduğu hâlde karşısındakini suçlamak 2) zeytinyağı gibi üste çıkmak.

üste vermek : fazladan vermek, ödemek.

üste vurmak : fiyatı artırmak eklemek, katmak.

üstesinden gelmek : başarmak, becermek.

üstten bakmak : kibirli, gururlu bir biçimde.

üstü kalsın : hesaptan artakalan az miktardaki paranın alınmaması, bahşiş olarak bırakılması sırasında söylenen bir söz.

üstüme (üstümüze, üstünüze) sağlık (iyilik sağlık, şifalar) : 1) ?Tanrı esirgesin, üstümden uzak olsun? anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü 2) şaşma, şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir söz 3) kötü bir durumdan söz ederken konuşanın dinleyene söylediği iyi dilek sözü.

üstün bulmak (görmek) : bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek.

üstün olmak (gelmek) : 1) benzerlerinden daha yüksek düzeyde olmak. Örnek Kullanım : ?Aşk, hayatın bütün zevklerine üstün gelen ruhani bir varlıktır.? -A. Ş. Hisar. 2) bir kimseden veya bir şeyden daha yüksek, daha değerli olmak. Örnek Kullanım : ?Aliço’nun bir gömlek üstün olduğu iyice belirlenmişt

üstün tutmak : bir kimseye, bir şeye başkasından daha çok değer vermek.

üstünde durmak : bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek. Örnek Kullanım : ?Bir çeşit ezbere okuyoruz, durmuyoruz metin üstünde, fikir üstünde.? -A. Erhat.

üstünde hakkı olmak : birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak. Örnek Kullanım : ?Hanımının, çocuklarının üstünde bunca yıllık hakkım var diye ağlamaya başladı.? -R. N. Güntekin.

üstünde kalmak : 1) mal, artırma sonucunda bir kimsenin olmak. Örnek Kullanım : ?Mal üstünde kalınca da herkes gibi sevinmedi, böbürlenmedi.? -H. Taner. 2) suçlanmak. Örnek Kullanım : ?Behiç’le Siyret benden gizlediler, kabahat bizim üstümüzde kalır.? -P. Safa.

üstündeki üstünde, başındaki başında : ?üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Karanfil, üstündeki üstünde, başındaki başında sokağa kovulmuş.? -Ö. Seyfettin.

üstünden (şu kadar zaman) geçmek : aradan herhangi bir zaman geçmek.

üstünden akmak : bir durumu çok belli olmak.

üstünden atmak : 1) bir şeyi ödev olarak kabul etmemek 2) bir şeyin kendi üzerinde bıraktığı etkiyi kaldırmak. Örnek Kullanım : ?Sidar, uyku mahmurluğunu çarçabuk üstünden atarak pişkin pişkin gülümsedi.? -E. Şafak.

üstünden başından akmak : durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak. Örnek Kullanım : ?Üstünden başından itina akan bir yolcudan yol sorulabilir mi?? -S. F. Abasıyanık.

üstünden dökülmek : giysi, giyecek bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.

üstüne alınmak : 1) bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak. Örnek Kullanım : ?Otomobilin dinmeyen yaygarasını üstüne alınmaya mahal yoktu.? -Ö. Seyfettin. 2) bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak. Örnek Kullanım : ?Her biri, ayrı bir defter sayfasının gözden

üstüne basmak : 1) yerinde bir düşünce ileri sürmek. Örnek Kullanım : ?Ne iyi söylediniz, dedi ne iyi üstüne bastınız.? -F. R. Atay. 2) iyice belirtmek. Örnek Kullanım : Üstüne basa basa olmaz, dedi.

üstüne bir iki güneş doğmak : hlk. sabah yataktan geç kalkmak.

üstüne çekmek : kendi üzerine almak, muhatap olmak. Örnek Kullanım : ?Hâlâ eski zenginliğinin hasedini üstüne çeker ve eski terekelerinin veraset vergilerini öder.? -B. Felek.

üstüne çullanmak : saldırarak üzerine abanmak.

üstüne düşmek : bir kimseyle veya bir şeyle çok ilgilenmek. Örnek Kullanım : ?Biz de hani üstüne düşüp düzeltecek yerde, Atatürk’ün Osmanlıcayı Türkçeleştirmek hususundaki güzel arzusunu bugünkü uydurma dilcilik gayretine alet etmişiz.? -B. Felek.

üstüne fenalık gelmek : aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak. Örnek Kullanım : ?Bütün kan başıma çıktı, üstüme bir fenalık gelir gibiydi.? -M. Ş. Esendal.

üstüne geçirmek : 1) bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak 2) evlat edinmek.

üstüne gitmek : 1) bir işe el atmak, karışmak. Örnek Kullanım : ?Hancı kırda yatıyormuş, üstlerine gidememiş. Karıyı gözünün önünde kesmişler de üstüne gidememiş.? -M. Ş. Esendal. 2) üstüne doğru gitmek 3) bir şeyi ısrarla yapmak 4) bir işi yapmak için kişiyi zorlamak.

üstüne koymak : katmak, eklemek.

üstüne kuma gelmek : kocası, başka bir kadın almak. Örnek Kullanım : ?Üstüne kuma gelmesi şart değil insanın bu acıyı tatması için.? -A. Kulin.

üstüne kuş kondurmak : olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak. Örnek Kullanım : ?Tahta döşetmek değil ya, üstüne bir de kuş kondurursan yine de burada oturulmaz.? -M. Ş. Esendal.

üstüne olmamak : daha üstü, iyisi bulunmamak. Örnek Kullanım : ?İngiliz gemisi üstüne gemi olmaz.? -M. Ş. Esendal.

üstüne oturmak : tkz. hakkı yokken bir şeyi kendisine mal etmek. Örnek Kullanım : ?Bunların nesi yoksa ele geçirip sonra da üstüne oturmak mümkün.? -E. E. Talu.

üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi : 1) tembel, uyuşuk, cansız, miskin 2) çok derin bir biçimde.

üstüne perde çekmek : isteyerek örtmek, gizlemek.

üstüne titremek : bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek. Örnek Kullanım : ?Topu topu beş bin lirayı bulan bu tasarrufun üstüne titreyip durmaktaydı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

üstüne tuz biber ekmek : üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.

üstüne yaptırmak : bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak. Örnek Kullanım : ?Ev galiba halasınındı ama Emin üstüne yaptırmıştı.? -S. F. Abasıyanık.

üstüne yok : ?bundan daha iyisi olamaz, hepsinden iyisi bu? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Güner desinler, bir ev döşemiş, üstüne yok.? -A. İlhan.

üstünü görmek : gebeyken aybaşı olmak.

üvey evlat gibi tutmak (saymak) : horlanmak, haksızlık etmek, iyi davranmamak. Örnek Kullanım : ?Sanatçıyı üvey evlat sayma huyumuz yine değişmedi.? -H. Taner.

üvey evlat muamelesi yapmak : 1) dışlamak. Örnek Kullanım : ?Bana üvey evlat muamelesi yapıyorsun, beni burunluyorsun.? -O. Kemal. 2) kötü davranmak.

üyeliği düşmek : üye olma niteliğini kaybetmek. Örnek Kullanım : ?Meclis çalışmalarına özürsüz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayanların üyeliğinin düşmesine karar verilir.? -Anayasa.

üyelik dondurmak : herhangi bir sebeple bir üyenin bağlı olduğu kuruluşun çalışmalarında yer almasını veya toplantılarda bulunmasını belirli bir süre için engellemek.

üzerinde durmak : bir işe önem vermek, bir işle yakından, sürekli ilgilenmek. Örnek Kullanım : ?Klasik yazarlarımızın yapıtları üzerinde durmak, hepimiz için bir görev.? -S. İleri.

üzerinde kalmak : 1) mal veya iş, artırma sırasında bir kimsenin olmak. Örnek Kullanım : ?Hasılı ne yaptı yaptı, elektrikli süpürge üzerinde kaldı.? -H. Taner. 2) istenmeyen şey birine yüklenmek, sorumluluğuna bırakılmak.

üzerinden atlamak : bir şeyi ödev edinmemek.

üzerinden atmak : 1) sıkıntı veren bir iş veya durumdan kurtulmak 2) işi başkasına devretmek.

üzerinden dökülmek : bol ve biçimsiz olmak.

üzerine alınmak : üstüne alınmak.

üzerine almak : 1) bir işi görev edinmek, deruhte etmek. Örnek Kullanım : ?İşte o günden beri keman sesi, ses duymayan kızların kulaklarına sevdanın sesini duyurmak işini üzerine almıştır.? -N. Hikmet. 2) bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak. Örnek Kullanım :

üzerine bir iki güneş doğmak : hlk. üstüne bir iki güneş doğmak.

üzerine çökmek : duygu, durum vb. bastırmak, kaplamak. Örnek Kullanım : ?Üzerimize çöken şimşekli, yıldırımlı havanın bana verdiği helecanı yeniden duyuyorum.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

üzerine çullanmak : üstüne çullanmak. Örnek Kullanım : Korku, su içen bir ceylana saldıran kurt gibi üzerime çullandı.

üzerine koymak : üstüne koymak.

üzerine oturmak : üstüne oturmak.

üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi : üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi. Örnek Kullanım : ?Aldım eve getirdim kuşu. Başka zaman olsa üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi uyurdum. Gece uyku girmedi gözüme. Arada bir uyanıp kuşa baktım.? -T. Dursun K.

üzerine titremek : üstüne titremek.

üzerine toz kondurmamak : üstüne toz kondurmamak.

üzerine tuz biber ekmek : üstüne tuz biber ekmek.

üzerine tüy dikmek : yaşanan durumu veya olayı daha da kötüleştirmek. Örnek Kullanım : ?Ağustos böceklerinin ninnileri, dızdızlarının ahengi sanki bu karanlık gölgelerde saklı haşeratı uyutuyordu.? -Ö. Seyfettin.

üzerine varmak : üstüne varmak.

üzerine vazife olmamak : üstüne vazife olmamak.

üzerine yaptırmak : üstüne yaptırmak.

üzümün çöpü armudun sapı var demek : her şeyde bir eksiklik bulmak, güç beğenir olmak.

üzüntü vermek : tedirginlik yaratmak, sıkıntı ve huzursuzluğa yol açmak. Örnek Kullanım : ?Üzüntü versin diye ara sıra uydurduğu yalanların tesiri altında kalmıştım.? -R. H. Karay.

Makale bilgileri.

Yazar: BB Yazar

Okunma sayısı: 3

Yayın tarihi: 19 Eylül 2019 05:09:16

Güncelleme tarihi: 10 Kasım 2019 06:11:22

Kategoriler: Deyimler