Ana sayfa » deyimler » V Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

V Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir iş birinin) vaktini almak (yemek) : epey zaman harcanmasını gerektirmek.

(bir şey, bir) vadiye dökülmek : sohbet belirli bir konuya kaymak. Örnek Kullanım : ?Musahabe bu vadiye dökülünce tekrar karışmak ihtiyacını duydum.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir şey, birinin) vazifesinden olmak : bir şey o kimsenin görevleri arasında olmak.

(biri) vazifesinden olmak : görevini yitirmek.

(birine bir şey) vız gelip tırıs gitmek : tkz. önemsememek, aldırış etmemek. Örnek Kullanım : ?Bu ölümle Ahmet, dünya yüzünde sahibi olunacak şeyin yalnız bir kadın olabileceğini, ötesinin ise yalan, haksız olduğunu ve kendisine kadından gayrı bir şeye sahip olmanın vız gelip tırıs gittiğinin farkına varmı

(birine bir şey) vız gelmek : tkz. pek önemsiz görünmek. Örnek Kullanım : ?Fakat bu da Nahit’e vız geldi çünkü kız koltuğa oturmuştu.? -T. Buğra.

(birine) verip veriştirmek : ağzına geleni söylemek. Örnek Kullanım : ?Bunca yıl yalan okuduk, yalan dinledik / Aklına kim gelirse bağır, ver veriştir? -N. Cumalı.

(herhangi bir şeye) varıncaya kadar : ne varsa her şeyini. Örnek Kullanım : Renkli televizyona varıncaya kadar ne varsa aldı.

… vaziyeti takınmak : herhangi bir tavır takınmak.

vaadinde durmak : vaadini tutmak.

vaadini tutmak : verdiği sözü yerine getirmek.

vaatte bulunmak : söz vermek.

vaaz vermek : cami, mescit vb. yerlerde dinî konuşma yapmak. Örnek Kullanım : ?Nasrullah Camii’nde verdiği büyük siyasi vaaz bütün gönülleri fethetmişti.? -Y. Z. Ortaç.

vacip olmak : 1) din b. İslam dinine göre yapılması gerekli olmak 2) mec. yapılması gerekli olmak. Örnek Kullanım : ?Ayağın nasıl olup da mezbeleye atıldığını bulmak artık başhemşireye vacip olmuştur.? -H. Taner.

vadesi gelmek : 1) süresi dolmak, zamanı gelmek. Örnek Kullanım : ?Villanın vadesi ocak sonunda geliyordu, değil mi?? -S. F. Abasıyanık. 2) mec. ömrü sona ermek, eceli gelmek.

vahamet kesbetmek : gittikçe zorlaşmak, tehlikeli ve korkulacak bir durum almak.

vakit geçirmek : oyalanmak, uğraşmak.

vakit kazanmak : 1) bir şeye ayrılan süreyi azaltmak 2) karşı tarafı oyalayarak kendi hazırlanma süresini uzatmak.

vakit öldürmek : zamanı yararsız, gereksiz işlerle veya iş yapmadan geçirmek. Örnek Kullanım : ?Fakat sandal sahibi olur olmaz zaten yarı keyif, yarı kazanç için vakit öldürdüğü balıkçılık sanatında karar kılmıştı.? -S. F. Abasıyanık.

vakit saat aramamak : zamana hiç aldırmamak. Örnek Kullanım : ?Sabah, öğle, akşam gibi hani vakit saat aradıkları yok.? -B. Felek.

vakti gelmek : 1) ölmek üzere olmak, ölümü yaklaşmak 2) zamanı gelmek, süresi dolmak.

vaktini şaşmamak : her şeyi tam zamanında yapmak.

vantuz çekmek : şişe çekmek. Örnek Kullanım : ?Doktor geldi, ilaç yazdı, sırtıma vantuz çekti.? -Y. Z. Ortaç.

var olmak : sağ olmak, yaşamak.

var yok : belli bir ölçüye ya ulaşır ya ulaşmaz, herhangi bir ölçüye, miktara yakın, olduğu bile kuşkulu. Örnek Kullanım : ?Ünlü Haçik’in oğlu Nubar, kırk yaşlarında var yok, göbekli ve dazlak.? -A. İlhan.

vareste kalmak : bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakılmak. Örnek Kullanım : ?Türkçeyi bilmek için aruza aşina olmaktan vareste kalamaz.? -Y. K. Beyatlı.

vareste tutmak (kılmak) : bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakmak.

varit olmak : geçerli durumda bulunmak. Örnek Kullanım : ?İster birinci, ister ikinci ihtimal varit olsun, bunun o kadar önemi yoktur.? -H. Taner.

varla yok arası : belli belirsiz. Örnek Kullanım : ?Yüzünde varla yok arası bir gülümseme, özlem giderircesine, uzun uzun süzdü dostunu.? -T. Yücel.

varlık göstermek : kendinden beklenilen görevi yerine getirmek, beğenilir bir iş yapmak.

varlık içinde yaşamak : bolluk içinde sıkıntısız yaşamak.

varlıkta darlık çekmek : herhangi bir engel yüzünden elindeki imkândan yararlanamamak.

varsa … yoksa … : başına getirildiği kelimenin her şeyin üstünde tutulduğunu anlatan bir söz. Örnek Kullanım : Varsa kızı yoksa kızı, oğlunun yüzüne baktığı yok.

varsay ki : bunları hesaba katmasak da? anlamında kullanılan bir söz.

vartadan atlamak : zor bir durumdan kurtulmak. Örnek Kullanım : ?Bu uzun zaman boyunca, kim bilir neler çekmiş, ne vartalardan atlamıştı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

vartayı atlatmak : tehlikeli bir durumdan kurtulmak. Örnek Kullanım : ?Bu vartayı kazasız belasız atlattığı için memnundu.? -K. Korcan.

vatan tutmak : yurt edinmek. Örnek Kullanım : ?Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz / İlleri var bizim ile benzemez? -Karacaoğlan.

vaveyla koparmak : çığlık atmak.

vay anam! (anasını!, canına!) : tkz. ?çok şaşılacak şey? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Vay anasını, amma dolaştık bugün.? -A. İlhan.

vay sen misin? : herhangi bir söz veya davranışın öfke yarattığını anlatan bir söz.

vazife etmek : görev bilmek.

vazife görmek : bir görevi yerine getirmek, sürdürmek. Örnek Kullanım : ?O evde ne yapacağını, ne gibi bir vazife göreceğini sana şimdi noktası noktasına anlatacağım.? -N. F. Kısakürek.

vazifesi mi? : umurunda değil. Örnek Kullanım : Biz burada beklemişiz, onun vazifesi mi?

vaziyet almak : 1) belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak. Örnek Kullanım : ?İşgalden sonra Rumların bize karşı nasıl bir vaziyet aldıklarını da pekâlâ biliyorduk.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) karşı çıkmak.

vaziyeti kurtarmak : herhangi bir güç durumdan sıyrılmak. Örnek Kullanım : ?Karısı ve arkadaşı da bir müddet sustular, galiba bir şeyler düşündüler. Vaziyeti yine genç diplomat kurtardı.? -R. H. Karay.

vebal altında kalmak : manevi sorumluluk yüklenmek. Örnek Kullanım : ?Başını alıp kaçar da bir belaya uğrarsa vebal altında kalırsın.? -R. N. Güntekin.

vebali boynuna : ?ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Vebali boynuna, bunların karınlarına sığdırdıklarını bir insan tıkınamaz.? -H. R. Gürpınar. ?El konuşur, sevişirmiş bana ne / Sevdalım boynuna vebalim? -O. V. Kanık.

vecde gelmek : kendinden geçecek kadar coşmak, bir şey karşısında sonsuz heyecan duymak, esrimek. Örnek Kullanım : ?Giydir hırkayı, fesi, Rufai tekkesinde zikrederken vecde gelen bir dervişin hayaleti olabilir.? -H. E. Adıvar.

vecde kapılmak : coşmak, kendinden geçmek. Örnek Kullanım : ?Eski konakların mutfağını anlatırken bir tapınağı tasvir eder gibi vecde kapılır.? -H. Taner.

veda etmek : 1) vedalaşmak, esenleşmek. Örnek Kullanım : ?Onu daima öper ve sefere çıkacakları zaman en sonra ona veda ederlerdi.? -N. F. Kısakürek. 2) mec. sevilen bir şeyle olan ilgisini kesmek. Örnek Kullanım : ?Dünyaya veda ettik, atıldık doludizgin / En son koşumuzdur bu, asırlarca bi

vehme kapılmak (düşmek) : yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak. Örnek Kullanım : ?Göreceksiniz işin sonu, bize vehme kapıldığımızı anlatacak.? -R. H. Karay. ?Etrafımda bütün sisleri ve kokularıyla onu görür gibi bir vehme düşerim.? -R. N. Güntekin.

velvele kopmak : büyük gürültü çıkmak. Örnek Kullanım : ?Kıyamet kopar gibi bir velvele koptu, bütün ordu surların üstüne atıldı.? -Y. K. Beyatlı.

velveleye vermek : gereksiz telaşa ve heyecana düşürmek. Örnek Kullanım : ?Susun, ortalığı velveleye vermeyin! Ne bağrışıyorsunuz?? -S. F. Abasıyanık.

ver elini … : ansızın verilen bir kararla yola çıkıldığını anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Pek sıkıldık mı atla bir vapura, ver elini İstanbul.? -A. İlhan.

verem olmak : 1) verem hastalığına yakalanmak 2) mec. sabırsızca davranmak.

veresiye almak : malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak. Örnek Kullanım : ?Bunların içinde Nihat’a istediği kadar veresiye alabileceğini söyleyenler de var.? -P. Safa.

veresiye vermek : malı parasını daha sonra almak şartıyla vermek. Örnek Kullanım : ?Mütemadiyen veresiye veriyor ve müşteriler ay başında borç ödeyeceklerine Tevfik’e dert yanıyorlar.? -H. E. Adıvar.

vergi kaçırmak : bildirimde bulunmamak veya eksik bildirim sonucu ödemesi gereken vergiyi ödememek.

vergiye bağlamak : 1) bir kimse veya şeyden vergi almak 2) bir yerden, bir kimseden yasal olmayan yollardan para almak, haraç almak.

verilmiş sadakası olmak : büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Hiç böyle okkalı enayilik ettiğin yoktu. Ne oldu sana? Gene verilmiş sadakan varmış.? -M. Ş. Esendal.

verim düşürmek : verimli olmaya engel olmak. Örnek Kullanım : ?Siyasi amaçlı … işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.? -Anayasa.

vesikaya bağlamak : mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek. Örnek Kullanım : ?Aynı teşkilat yünlüden, pamukludan giyecek eşyasını da vesikaya bağlamıştı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

vesile aramak : bir fırsatını kollamak. Örnek Kullanım : ?İkide birde içimizden birine çatmak için vesile arıyordu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

vesile bulmak : sebep yaratmak, bahane göstermek. Örnek Kullanım : ?Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu.? -H. C. Yalçın.

vesveseye düşmek : kuruntuya kapılmak.

veto yemek : engellenmek, reddedilmek.

vıdı vıdı etmek : çevresini rahatsız edecek biçimde yerli yersiz çok konuşmak. Örnek Kullanım : ?İşlerine çok karışıyor, çok vıdı vıdı ediyormuş.? -E. Bener.

vır vır etmek : usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşmak. Örnek Kullanım : ?Kadın durmadan vır vır eder, yakınır diye adımızı çıkarmışlar.? -A. Erhat.

vicdan azabı çekmek (duymak) : istenilmeden veya bilinçsizce yapılan kötü bir işten dolayı üzülmek, pişmanlık duymak.

vidaları gevşemek : argo kendini tutamayıp çok gülmek.

vido çekmek : oyundaki kazanılacak sayıyı veya parayı iki katına çıkarmayı teklif etmek.

vidoyu görmek : vidoyu kabul etmek.

vikaye etmek : korumak.

vira etmek : toplamak, almak. Örnek Kullanım : ?Demiri vira edip açılmaya karar verdim.? -Z. Selimoğlu.

viraj almak : virajı dönmek. Örnek Kullanım : ?Memur, geç işareti verince gaza bastı ve virajı umduğundan güzel aldı.? -H. Taner.

viraneye çevirmek : yıkıntı durumuna getirmek.

vites büyütmek : 1) aracın hızını artırmak için daha yüksek vitese geçmek 2) mec. işleri hızlandırmak.

vites değiştirmek : otomobilin çekiş ve hızını değiştirmek. Örnek Kullanım : ?Ankara Caddesi’nde bir ağır kamyon vites değiştiriyor.? -A. İlhan.

vites küçültmek : 1) aracın hızını azaltmak için daha düşük vitese geçmek 2) mec. işleri yavaşlatmak.

vitese takmak : motorlu taşıtlarda vites kolunu uygun duruma getirip aracı kalkışa hazır durumda tutmak.

voli çevirmek : 1) voli ile balık avlamak 2) argo tuzağa düşürmek. Örnek Kullanım : ?Öyle bir voli çevir ki hem senin hem de bizim işimize yarasın.? -H. R. Gürpınar.

voli vurmak : argo vurgun vurmak.

volta atmak : argo bir aşağı bir yukarı dolaşmak. Örnek Kullanım : ?Çaylarını içtikten sonra Şifa ile Moda arasında üç aşağı beş yukarı volta atmak üzere davranırlar.? -S. Birsel.

volta vurmak : 1) den. gemi zikzak yapmak 2) argo bir aşağı bir yukarı dolaşmak. Örnek Kullanım : ?Onu, odamın penceresinden, her sabah kahvaltıdan önce, verandada bir aşağı bir yukarı volta vururken görürdüm.? -N. Cumalı.

voltasını almak : argo 1) kaçmak, savuşmak 2) çekilmek, gitmek.

voltaya geçmek : argo volta atmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Daima belli bir yerden voltaya geçer bin kere gidip dönse gene hep aynı noktaya gelirdi.? -K. Korcan.

vuku bulmak : olmak, meydana gelmek. Örnek Kullanım : ?İstiyorum ki binlerce yıldızcık parlasın, göz alıcı bir fiziki hadise vuku bulsun!? -R. H. Karay.

vur abalıya : bütün özverinin yumuşak huylu kişiye yüklenmesi, sessiz, güçsüz kişinin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda söylenen bir söz.

vur aşağı tut yukarı : uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek.

vur dediyse öldür demedi : bir dileği yerine getirirken aşırılığa düşen için söylenen bir söz.

vur patlasın, çal oynasın : aşırı zevk ve eğlenceyi anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Komşu konaklarda vur patlasın çal oynasın saz âlemleri devam ediyor, uzak yakın piyano sesleri işitiliyordu.? -Ö. Seyfettin.

vurduğu yerden ses gelmek : çok kuvvetli vurmak, eli ağır olmak.

vurdukça tozumak : üzerinde çalışıldıkça, işlendikçe işi artmak.

vurdumduymaz kör ayvaz : duygusuz.

vurdumduymazlıktan gelmek : aldırış etmemek, umursamamak, önem vermemek. Örnek Kullanım : ?Şimdi böyle bir iftira karşısında bizim için vurdumduymazlıktan gelmeye imkân kalır mıydı?? -Y. K. Karaosmanoğlu.

vurgun vurmak : yolsuzluk yaparak kısa sürede büyük kazanç elde etmek. Örnek Kullanım : ?İkinci Dünya Savaşı yıllarında Harun’un paralarını kullanarak vurduğu vurgunlarla bugünkü mertebesine ulaşmıştır belki.? -A. İlhan.

vurgun yemek : vurgun sonucu ölmek veya sakat kalmak.

vurgunu vurmak : vurgun vurmak.

vurup kafayı yatmak (uyumak) : uykusu geldiğinde hemen yatmak. Örnek Kullanım : ?Vurup kafayı tekrar uyumaya çalıştım ama nafile.? -E. Şafak.

vusul bulmak : ulaşmak, varmak.

vücuda gelmek : ortaya çıkmak, oluşmak, meydana gelmek, olmak.

vücuda getirmek : meydana getirmek, var etmek. Örnek Kullanım : ?Koridor burada sola kıvrılarak yeni bir dehliz daha vücuda getirmektedir.? -H. F. Ozansoy.

vücut yapmak : kas geliştirici hareket ve sporlarda bedeni güçlü duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Erkek sporları tarihe karışıyor, halter kaldıran, vücut yapan kadın atletler gündelik manzaralar arasında…? -A. İlhan.

vücuttan düşmek : zayıflamak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir