Y Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

yüz aklığı göstermek : bir işte başarıya ulaşmak. Örnek Kullanım : ?Arkadaşları arasında sivrilmiş, birçok savaşlarda yüz aklığı göstermiş cesur bir kaptandı.? -F. F. Tülbentçi.

yüz bulmak : ilgi ve yakınlık görmek. Örnek Kullanım : ?Akça pakça bir hanım gördü mü biraz da yüz buldu mu hemen bohçacı madamlardan birini evine gönderir, pırlanta gerdanlık vadedermiş.? -S. M. Alus.

yüz bulunca astar istemek : yüz verince astar istemek.

yüz çevirmek : gösterdiği ilgiyi kesmek. Örnek Kullanım : ?… vergi kâtibinden yüz çevirmişler, kendisine hasım olmuşlardı.? -E. E. Talu.

yüz etmek : hlk. ısmarlamak, havale etmek.

yüz geri etmek : geri döndürmek.

yüz göstermek : ortaya çıkmak.

yüz göz olmak : biriyle gereksiz yere, aşırı derecede senli benli olmak.

yüz karası olmak : utanılacak bir durum ortaya çıkmak.

yüz kızartmak : 1) sıkılarak yalvarmak 2) utandırmak. Örnek Kullanım : ?Meşhur bir edibimizin cinsî hayatına dair yüz kızartıcı sözler söylenirdi.? -Y. Z. Ortaç.

yüz kızdırmak : utanmayı göze almak.

yüz surat davul derisi (mahkeme duvarı) : tkz. utanması olmayanlar için söylenen bir söz.

yüz sürmek : aşırı sevgi göstermek için yere eğilmek.

yüz takınmak : yüze verilen biçimle bir duyguyu belirtmek. Örnek Kullanım : ?Osman Nuri Bey umutsuzluğa düşerek sessiz sessiz ağlamaya başlayınca Seniye Hanım onu teselli için hemen güler bir yüz takınmış, aman ne yapıyorsunuz bey, demişti.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

yüz verince astar istemek : kendisine gösterilen küçük bir ilgiden şımararak geniş yetki elde etmeye, daha çok yarar sağlamaya çalışmak.

yüz vermemek : 1) ilgi, yakınlık göstermemek. Örnek Kullanım : ?Sonra geniş bir odada orta yaşlı bankacı kendisine yüz vermeyen yargıcın kızına saldırdı.? -Y. Atılgan. 2) önemsememek. Örnek Kullanım : ?Bursa, yeşiline en uygun maviyi kondururken yüksek mimarlarımız renge hiç yüz vermiyorlar.

yüz yapmak : makyaj yapmak.

yüz yazmak : 1) makyaj yapmak 2) hlk. köy seyirlik oyunlarında taklit edilen kişinin özelliklerini belirtecek biçimde yüz boyamak, maske yapmak.

yüz yüze bakmak : arada hatır gönül meselesi olduğu için karşılıklı ilişkiyi korumak zorunda bulunmak.

yüz yüze gelmek : 1) birden karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Tırmanıp gedikten girer girmez toprak dolu çuvallarla burayı tıkamaya çalışan insanlarla yüz yüze geldi.? -İ. O. Anar. 2) bir araya gelmek. Örnek Kullanım : ?Bir daha yüz yüze gelmemek için ayrılmışlardı.? -Ö. Seyfettin.

yüz yüze getirmek : karşı karşıya getirmek. Örnek Kullanım : ?Her fırsatta yavrucakları ölümle yüz yüze getiriyor.? -R. N. Güntekin.

yüz yüze kalmak : aynı ortam içerisinde bulunmak.

yüz yüze yaşamak : sürekli olarak bir arada olmak zorunda bulunmak. Örnek Kullanım : ?Ölümle aylarca yüz yüze yaşamış, hayatımla oyuncak gibi oynamıştım.? -R. N. Güntekin.

yüze çıkmak : 1) bir sıvının üst bölümüne çıkmak 2) belli olmak, açığa çıkmak, belirmek. Örnek Kullanım : ?Evimizde artık pek de gizli tutulamayarak yüze çıkmaya başlayan bu rezalet yani gelin ve damat arasındaki bu sevda alışverişi böyle devam edip duracak mı?? -M. Ş. Esendal. 3

yüze duramamak : birinin hatırından çıkamamak, birinin hatırını kıramamak. Örnek Kullanım : ?Belki ihtiyaçları olur isterler, yüze duramam.? -R. N. Güntekin.

yüze gelmek : çekinmemek. Örnek Kullanım : ?Ne ben yüze gelip sorabiliyordum ne de o cesaret edip anlatabiliyordu.? -A. Ümit.

yüze gülmek : 1) yalandan dost görünmek 2) sevimli, alımlı görünmek.

yüze vurmak : yüzüne vurmak. Örnek Kullanım : ?Fakat politikada kabahatleri yüze vurmak yoktu.? -N. Cumalı.

yüzsuyu dökmek : onurunu sarsacak kadar çok yalvarmak. Örnek Kullanım : ?Hâlbuki Emin Efendi, feleğin çemberlerinden geçerek, kâh kuvvetlerin önünde diz çöküp yüzsuyu dökerek, kâh zayıflara çelme vurup tuzak kurarak bu mertebeye ulaşmış.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

yüzü ak olsun : ?sağ olsun? anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

yüzü asılmak : somurtmak.

yüzü düşmek : somurtmak.

yüzü gözü açılmak : 1) sıkılmaz, utanmaz bir duruma gelmek 2) toplumsal ilişkiler kurmaya, çevresini, dünyayı tanımaya başlamak.

yüzü gülmek : 1) sevinci yüzünden belli olmak. Örnek Kullanım : ?Otele gidip lavabolu odayı görünce yüzüm güldü.? -F. Otyam. 2) feraha kavuşmak. Örnek Kullanım : Şehirlilerle köylüler arasındaki alışveriş şartları düzenlendikten sonra hepsinin yüzü gülmeye başladı. 3) temiz, tertipli duruma

yüzü kalmamak : bir kimseden daha önce birçok ricada bulunduğu için yeni bir şey istemeye sıkılmak.

yüzü karışmak (allak bullak olmak veya alabora olmak) : can sıkıcı bir durum, yüzünden belli olmak. Örnek Kullanım : ?Beraberce binmiş olduğumuz bir takside birdenbire yüzü karıştı, şoföre yüksek bir sesle…? -A. Ş. Hisar.

yüzü kasap süngeriyle silinmiş : ?utanmayan, utanması sıkılması olmayan? anlamında kullanılan bir söz.

yüzü kızarmak : utanmak. Örnek Kullanım : ?Boynundan bir kese çıkardı fakat içine bakmadan ani bir fikirle yüzü kızardı.? -H. E. Adıvar.

yüzü kireç gibi olmak (ağarmak) : yüzünde renk kalmamak, rengi solmak. Örnek Kullanım : ?Genç kadının yüzü kireç gibi ağarmıştı.? -R. N. Güntekin.

yüzü kireç kesilmek : yüzünde renk kalmamak. Örnek Kullanım : ?Bizim bacınınsa yüzü kireç kesildi.? -Halikarnas Balıkçısı.

yüzü sararmak : korku, üzüntü, coşku vb. sebeplerle yüzün rengi solmak. Örnek Kullanım : ?Gözleri büsbütün büyüdü, saçları dikildi, yüzü sarardı.? -N. Hikmet.

yüzü seçilmemek : açıkça tanınmamak, belli belirsiz görünmek. Örnek Kullanım : ?Işık arkadan geldiği için yüzü seçilmiyor.? -R. N. Güntekin.

yüzü sıcak olmak : çok sevilmek, hoşlanılmak. Örnek Kullanım : Paranın yüzü sıcaktır.

yüzü soğuk olmak : ürkütücü olmak. Örnek Kullanım : Ölümün yüzü soğuktur.

yüzü yazılı kalmak : kullanılmak, yenilmek için hazırlanmışken herhangi bir sebeple olduğu gibi dokunulmadan kalmak.

yüzü yere gelmek (geçmek) : çok utanmak.

yüzüğü geriye çevirmek : evlenme sözünü geri almak, nişanı bozmak.

yüzük takmak : nişanlanmak.

yüzünden akmak : herhangi bir durum yüzünden çok belli olmak.

yüzünden düşen bin parça olmak : öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak. Örnek Kullanım : ?Ama iktisadi bunalım ayyuka çıktı maşallah, yurttaşın yüzünden düşen bin parça olacak.? -H. Taner.

yüzünden kan damlamak : çok sağlıklı olmak, sağlığı yüzünün renginden belli olmak.

yüzünden okumak : 1) ezbere değil, yazılmış kâğıttan okumak 2) herhangi bir durumu yüzünden anlamak.

yüzüne bakamaz olmak : utanç, yüreksizlik vb. sebeplerle bir kimsenin karşısına çıkamamak.

yüzüne bakılacak gibi olmak : çok çirkin olmamak.

yüzüne bakılır olmak : çirkin sayılmamak. Örnek Kullanım : ?Hem bakalım, yirmi yaşında da olsa yüzüne bakılır cinsten midir?? -R. H. Karay.

yüzüne bakılmaz olmak : çok çirkin olmak.

yüzüne bakmamak : 1) önem vermemek, ilgilenmemek 2) darılmak, gücenmek.

yüzüne bakmaya kıyamamak : biri çok güzel olmak.

yüzüne bir daha bakmamak : darılıp konuşmamak.

yüzüne duramamak : dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kıramamak. Örnek Kullanım : ?Aman sayın bayan beni çağırmayınız. Güzel yüzüne duramam, içeri girerim. Girince de…? -M. Ş. Esendal.

yüzüne gözüne bulaştırmak : bir işi becerememek, bozmak. Örnek Kullanım : ?Onun bu işi nasıl olup da yüzüne gözüne bulaştırdığını bir türlü anlayamadım.? -E. E. Talu.

yüzüne gülmek : 1) dostmuş gibi görünmek. Örnek Kullanım : ?Köylünün yüzüne gülüp arkadan jurnalliyormuş.? -E. Işınsu. 2) dostluk göstermek, ilgi göstermek, alakalanmak. Örnek Kullanım : ?Köyde, ondan başka yüzümüze gülen, bize yol gösteren olmadı.? -Ö. Seyfettin. 3) temizliği, yeniliği dolay

yüzüne kan gelmek : sağlığı yerine gelmek, benzinin solgunluğu geçmek.

yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır : çok arsız ve onursuz kimseler için kullanılan bir söz.

yüzüne vurmak (çarpmak) : ayıplayarak kusurunu yüzüne söylemek. Örnek Kullanım : ?Bir büyük kabahatim varmış da yüzüme vuracaklarmış gibi açıp okumaktan çekiniyorum.? -A. Gündüz.

yüzüne yazmak : hlk. gelinin yüzünü süslemek.

yüzünü buruşturmak (ekşitmek) : yüzüne öfke ve hoşnutsuzluk gösteren bir biçim vermek. Örnek Kullanım : ?Yüzünü buruşturuyor Fuat, ukalalığından sıyrılıyor, üzüldüğü belli.? -A. Ümit. ?Ağır işler görüp de güler yüzünü ekşitmemeyi ve kimseyi incitmeden yaşamayı analar bu adamlara öğretmeli idiler.?

yüzünü duvara yapıştırmak : ilgiyi kesmek. Örnek Kullanım : ?Artık anlaşabileceğimizi sanmıyorum, diyerek herifin yüzünü duvara yapıştırıyor Mustafa.? -A. Ümit.

yüzünü gören cennetlik : uzun süre görünmeyen kimseler için söylenen bir söz.

yüzünü görmemek : 1) uzun süre görmemek. Örnek Kullanım : ?Yüzünü de gördüğüm yoktu. Kırkyıl da görmesem göreceğim gelmezdi.? -M. Ş. Esendal. 2) gereksinim duyulan bir şeyi özlemek, ona hasret kalmak. Örnek Kullanım : Harp içinde kahvenin yüzünü görmedik.

yüzünü kara çıkarmak : birini utandırmak.

yüzünü karartmak : birine sinirlenerek somurtmak.

yüzünü kızartmak (kızdırmak) : onuruna, gururuna önem vermeden bir şey istemek, utançla, utanarak istemek. Örnek Kullanım : ?Fakat ben boş ümitle insan avutmanın faydasından ziyade zararına inandığım için çok kere yüzümü kızdırır, açıkça mümkün değil derim.? -R. N. Güntekin.

yüzünü şeytan görsün : sevilmeyen bir kimseye karşı duyulan nefreti belirtmek için kullanılan bir söz.

yüzünü yere getirmek (geçirmek) : utandırmak, mahcup duruma düşürmek. Örnek Kullanım : ?Baban da, olur, demiş, ak sakallı adamın yüzünü yere mi geçireceksin?? -E. Işınsu.

yüzünün derisi kalın : utanması, arlanması olmayan.

yüzünün derisi yere geçmek : yüzü yere gelmek.

yüzünüze güller : hlk. iğrenç bir şey anlatılırken söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Yüzünüze güller, büyüklerin pisliğini temizlemek bile bizde forsla, pistonla oluyor.? -H. Taner.

yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek : uzun sürmüş bir işi bitirmek üzere olmak.

yüzüstü bırakmak : 1) birini yapayalnız, kimsesiz, kötü bir durumda bırakmak. Örnek Kullanım : ?Adam yüzüstü bırakıp gidince böyle bir numara çevirip başına kalmayı deniyor anlaşılan.? -E. Bener. 2) bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak, olduğu gibi bırakmak, ihmal etmek. Örnek Kullanım : ?Evde

yüzüstü kalmak : 1) bir iş, zamanında yapılmayıp olduğu gibi bırakılmak. Örnek Kullanım : ?Altı hücreyle cümle kapısının taş kemeri, kalın meşe tahtasından kapı kanatları yüzüstü kaldılar.? -K. Tahir. 2) bir iş bitirilmeden bırakılmak.

Makaleyi paylaşmak ister misin?
Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak diğer insanların faydalanmasını sağlayabilirsiniz.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27

Makale bilgileri.

Yazar: BB Yazar

Okunma sayısı: 80

Yayın tarihi: 19 Eylül 2019 04:09:03

Güncelleme tarihi: 14 Ocak 2020 04:01:00

Kategoriler: Deyimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir