Ana sayfa » deyimler » Z Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

Z Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(bir şey birinin) zevkini okşamak : o şeyden hoşlanmak.

(bir şey birinin) zıddı olmak : bir şey birini tedirgin etmek, hoşuna gitmemek.

(bir şey birinin) zihnini bulandırmak : kuşkuya düşürmek.

(bir şey birinin) zihnini kurcalamak (tırmalamak) : 1) bir şey sık sık hatırlanıp insanı düşündürmek. Örnek Kullanım : ?Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor.? -E. İ. Benice. 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

(bir şey birinin) zoruna gitmek : onuruna dokunmak, gücüne gitmek.

(bir şeyden) zevk almak (duymak) : hoşlanmak, beğenmek. Örnek Kullanım : ?Yılan gibisin, insanları sokmaktan zevk alırsın.? -N. Hikmet.

(bir şeye) zihni takılmak : 1) yanlış bir kanıya takılıp kalmak 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

(bir şeyi) zihnine yerleştirmek : unutulmayacak biçimde aklında tutmak.

(bir şeyi) zimmetine geçirmek : emanet edilmiş para veya eşyayı kendine mal etmek.

(bir şeyin) zamanı geçmek : 1) o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak 2) mevsimi geçmek.

(bir şeyin) zevkini çıkarmak : ondan olabildiği kadar zevk almak.

(bir yer) zindan kesilmek : 1) çok karanlık duruma gelmek 2) çok sıkıcı ve içinde yaşanmaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Lakin bir gün öyle bir şey olmuştu ki Özbekiye Bahçesi gözümde âdeta zindan kesildiydi.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir yer) zindan olmak : yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : Evi ona zindan oldu.

(bir yeri birine) zindan etmek : bir yeri yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz bir duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Ah evladım, sorma, onu bir zalim herif aldı, zavallı tazeye dünyayı zindan etti.? -Ö. Seyfettin.

(biri bir şeyle) zihnini bozmak : sürekli olarak aynı şeyi düşünmek.

(biri biriyle) zıt gitmek : birine karşı sürekli ters davranmak, istediklerinin tersini yapmak. Örnek Kullanım : ?… ahlakını az çok bilirim, onunla zıt gitmeye gelmez.? -A. Haşim.

(biri ötekinin yanında) zemzemle yıkanmış olmak : biri, ötekine göre çok iyi nitelikte olmak.

(birine) zahmet olmak : yapılan bir işten sıkıntı, yorgunluk duymak.

(birine) zar atmak : 1) henüz başarısını kanıtlamamış biri için önceden olumlu düşünce belirtmek 2) birinin ağzından laf alabilmek için onun düşüncesindeymiş gibi konuşmak.

(birine) zevali olmak : zararı olmak, zararı dokunmak.

(birine) zifos atmak : 1) sataşmak 2) kara sürmek, iftira atmak.

(birine) zincir vurmak : 1) elini ayağını bağlamak 2) özgürlüğünü elinden almak. Örnek Kullanım : ?Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım? -M. A. Ersoy.

(birini) zıvanadan çıkarmak : sinirlendirmek, öfkelendirmek. Örnek Kullanım : ?Herhangi bir hastada aldığı tedbirlere rağmen beklediği sonucun doğmaması onu zıvanadan çıkarırdı.? -A. İlhan.

(birini) zincire vurmak : prangaya vurmak.

(birinin) zayiçesine bakmak : bir inanışa göre, yıldızlara bakarak birinin gelecekteki talihini anlamak.

(birinin) zebunu olmak : birini çok sevmek, ona aşırı düşkün olmak.

(birinin) zihnine girmek : düşüncesini değiştirmesine yol açmak. Örnek Kullanım : ?Nezihe ne yapıp yapmış, genç zabitin zihnine girmiş, bir hafta sonra, onunla nişanlanmış.? -R. N. Güntekin.

(birinin) zihnini çelmek : 1) bir kimseyi yanıltmak, yanlış yola sürüklemek 2) baştan çıkarmak.

(birinin) zimmetine geçirmek : bir hesabı birinin borcuna eklemek.

… ziyafeti çekmek : herhangi bir şeyi en iyi biçimde başarmak, herhangi bir yönüyle doyurmak. Örnek Kullanım : Orkestra tam bir müzik ziyafeti çekti.

zaaf göstermek : zayıflığı, yeteneksizliği ortaya çıkmak.

zaafa düşmek : zaafa kapılmak. Örnek Kullanım : ?Korktuğumuzu, zaafa düştüğümüzü hissederlerse, büsbütün üstümüze gelirler.? -A. Kulin.

zaafa kapılmak : direnme gücü gösterememek. Örnek Kullanım : ?Genç adamı her gördüğünde, zaafa kapılarak bütün hakaretlerini bağışlar olmuştu.? -A. Kulin.

zaafa uğramak : eksikliği, yetersizliği belli olmak. Örnek Kullanım : ?Hayatımı karartan bir adamı bile teşhiste zaafa uğradım.? -O. Aysu.

zabıt tutmak : tutanak düzenlemek. Örnek Kullanım : ?Şimdi bir zabıt daha tutsam görev başında memura hakaretten, sülaleni yakarım senin.? -Ç. Altan.

zafiyet geçirmek : zayıflayıp iyice kuvvetten düşmek. Örnek Kullanım : ?Hastalığı için, ciğerleri zayıf düşmüş, zafiyet geçiriyor, demişlerdi doktorlar.? -A. Kulin.

zahmet çekmek : güçlükle karşılaşmak, sıkıntıya katlanmak. Örnek Kullanım : ?Yolda çok zahmet çekmiş, bereket versin Paris sefareti erkânından biri kendisine refakat etmiş.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

zahmet olmazsa : ?rica ederim? yerine kullanılan bir nezaket sözü.

zahmete girmek (katlanmak) : zahmet etmek. Örnek Kullanım : ?Bu kadarcık zahmete de katlanacaksınız artık.? -A. Ümit. ?Bunun için büyük zahmetlere girmeye gerek yoktur.? -S. Birsel.

zahmete sokmak : birine yorgunluk vermek veya masraf ettirmek. Örnek Kullanım : ?Onu kâh susadım, kâh acıktım diye türlü türlü zahmetlere sokmuştum.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

zahmetine değmek : verilen emeği karşılamak.

zam gelmek : fiyatı artmak.

zam görmek : 1) fiyatı artmak. Örnek Kullanım : Ekmek iki ayda üç defa zam gördü. 2) ücreti artmak.

zam yapmak : söz konusu fiyatı artırmak.

zaman almak : sürmek, devam edip zamanı geçirmek.

zaman bırakmak : bir iş için süre ayırmak.

zaman ile yarışmak : hızlı hareket etmek.

zaman kazanmak : vakit kazanmak.

zaman kollamak : 1) bir işin sırasını beklemek 2) uygun bir fırsat beklemek.

zaman öldürmek : boş şeylerle vakit geçirmek.

zaman tanımak : 1) bir iş için yeterli zaman vermek 2) bitmeyen bir iş için süreyi uzatmak.

zaman vermek : bir iş için belli bir süre ayırmak.

zamana uymak : davranışlarını içinde bulunulan günün şartlarına uydurmak.

zamanı avlamak : uygun zamanı bulmak. Örnek Kullanım : ?Nihayet yalnız kaldığım bir zamanı avlayarak yanıma yaklaşıyor.? -R. N. Güntekin.

zamanı dolmak : bir iş için ayrılan süre sona ermek.

zamanı geçirmek : oyalanmak. Örnek Kullanım : ?Kaybolmuş şeyleri bulurum ama sen zamanı geçirmişsin, saatini bulamadım.? -A. Ş. Hisar.

zambırından geçilmemek : çok çalım yapmak. Örnek Kullanım : ?Oğlum subay oldu diye zambırından geçilmiyordu.? -O. Kemal.

zan altında bulunmak : bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak.

zangır zangır titremek : aşırı bir biçimde titremek.

zannına düşmek : sanmak. Örnek Kullanım : ?Âdeta elimi uzatsam dokunabilirim zannına düşmüştüm.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

zapt etmek : 1) zorla almak. Örnek Kullanım : ?Bizans’ta Sırp memleketlerini zapt ettilerse de bir müddet sonra bazı kısımlara geniş otonomiler verdiler.? -F. R. Atay. 2) tutmak. Örnek Kullanım : ?Neveser bir sevinç çığlığını zor zapt etmişti.? -A. İlhan. 3) bir şeyi güç kullanarak önlemek

zapt olunmak : kavranmak, bütünüyle öğrenilmek. Örnek Kullanım : ?Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur.? -Atatürk.

zapturapt altına almak : düzeni ve disiplini sağlamak.

zar almak : oyunu kazanmak.

zar atmak : 1) zarı hızla yuvarlamak 2) mec. kader ile oynamak, geleceği için plan uygulamak.

zar gelmek : şansı iyi olmak.

zar gibi : çok ince, saydam.

zar kesmek : zarını bozmak.

zar tutmak : istediği sayıyı getirmek için zarı, atmadan önce parmaklar arasında düzene sokmak.

zarar çekmek : zarara uğramak.

zarar gelmek : kötülük gelmek. Örnek Kullanım : ?Bizden hiç kimseye zarar gelmez.? -Ö. Seyfettin.

zarar görmek : kötü sonuca uğramak. Örnek Kullanım : ?Usulleri, kaideleri bozanların zarar görecekleri muhakkaktı.? -Ö. Seyfettin.

zarar vermek : 1) kötülük etmek. Örnek Kullanım : ?Bu davaya zarar verecek ihtiyarları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.? -F. R. Atay. 2) birinin parasal kayba uğramasına sebep olmak.

zarara sokmak : zarar vermek.

zarara uğramak : 1) kötü bir durumla karşılaşmak 2) parasal kayba uğramak.

zararda olmak : 1) alışverişte kâr elde edememek 2) kötü duruma düşmek.

zararı yok : özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Dürbünleri mi kırdınız, zararı yok, hiç zararı yok.? -A. Dino.

zararlı çıkmak : 1) bir işin sonunda değerli sanılan bazı şeyleri yitirmek 2) zarar etmek. Örnek Kullanım : ?Bu kitap, kendi ağırlığında altınla dahi satılsa satan yine zararlı çıkar.? -A. Kabaklı.

zarf atmak : 1) dolandırıcı zarf vb. kullanarak bir tür para sızdırmak veya çarpmak 2) karşısındakinin gerçek duygu ve düşüncelerini öğrenmek için kasıtlı olarak uygun sözler söylemek veya bazı davranışlarda bulunmak.

zarını bozmak : 1) tavla oyununda oyuncu, yenilmesini yanına oturan kimseden bilmek 2) atılan zarı karşıdaki oyuncu, eliyle karıştırmak.

zart zurt etmek : yüksekten atıp tutarak çıkışmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak.

zartayı çekmek : argo ölmek.

zayıf düşmek : 1) zayıflamak. Örnek Kullanım : ?Ne yiyip içiyorsun? Zayıf düşmekten korkmuyor musun?? -N. F. Kısakürek. 2) mec. güçsüzleşmek. Örnek Kullanım : ?Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş.? -Ö. Seyfettin.

zayıf yerinden yakalamak : güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak. Örnek Kullanım : ?Kendisini en zayıf yerinden yakalamak istediğinden şüphelenir gibi.? -R. N. Güntekin.

zayiat vermek : kayba uğramak, zarar ziyan görmek. Örnek Kullanım : ?Akvaryumdaki balıklar da büyük zayiat verdiler zamanla.? -E. Şafak.

zebun kalmak : güçsüz, zavallı durumda bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bir zaman gelir ki sırf kendi icadımız olan bir his elinde zebun kalırız.? -H. C. Yalçın.

zehaba (zehabına) kapılmak : kuruntuya düşmek, vesveselenmek. Örnek Kullanım : ?Bu makalemin, adını koyduğum kitap için, ona ayrıca ehemmiyet verdiğim zehabına kapılmamalarını okuyucularımdan rica ederim.? -A. H. Çelebi.

zehapta bulunmak : vesveseye kapılmak, kuruntu içinde olmak. Örnek Kullanım : ?Kim bilir ne taraflara yorar, ne zehaplarda bulunur?? -S. M. Alus.

zehir gibi : 1) çok acı 2) çok soğuk (hava) 3) çok becerikli, usta. Örnek Kullanım : Zehir gibi şoför. 4) çok üstün. Örnek Kullanım : Zehir gibi bir zekâ. 5) çok iyi. Örnek Kullanım : ?Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu.? -Halikarnas Balıkçısı.

zehir kesilmek : 1) çok acı ve yakıcı olmak 2) mec. ortalık ümit, sıkıntılı bir durum olmak. Örnek Kullanım : ?İçimde elim bir boşluk, aşk ve hayat ortasında derin bir yalnızlık hissiyle bütün uykum acı ve zehir kesildi.? -H. C. Yalçın.

zehir saçmak : çevreye kötü propaganda yapmak veya insanları olumsuz davranışlara yönlendirmek, tahrik etmek, ortalığı karıştırmak. Örnek Kullanım : ?Bunlar, etraflarına mütemadiyen zehir saçmakta ve kendi kuruntularını ancak birtakım garip snopluklarla avutmaya çalışmaktadırlar.?

zekât vermek : Müslümanlıkta, sahip olunan mal ve paranın kırkta birlik payını sadaka olarak dağıtmak.

zembereği boşalmak (boşanmak) : 1) zembereği kurulmaz duruma gelmek 2) mec. kendini tutamayarak uzun uzun ve sesli gülmek.

zemberek gibi : birdenbire, aniden. Örnek Kullanım : ?Halim zemberek gibi boşanıyor, sağa bir omuz, sola bir omuz, kalabalığı yarıp Korkut’un karşısına dikiliyor.? -A. İlhan.

zemberek kurulmak : durum kızışmak. Örnek Kullanım : ?Gayri zemberek kuruldu. Söz kâr etmez bunlara…? -H. Taner.

zemin hazırlamak : uygun ortam yaratmak.

zemin ve zamana uygun : konuya, içinde bulunulan şartlara uygun.

zemzem kuyusuna işemek : ünlü olsun, adı anılsın diye herkesi iğrendirip kızdıran kötü bir iş yapmak.

zemzem suyu ile yıkanmak : hiçbir suçu veya günahı olmamak. Örnek Kullanım : ?Konferansı düzenleyenlerin hepsi, zemzem suyuyla mı yıkanmışlar sanki?? -T. Halman.

zenneye çıkmak : tiy. orta oyununda erkek oyuncu, kadın rolüne çıkmak.

zerre kadar : 1) bir parça, çok az. Örnek Kullanım : ?Tuhaf! Çocukların yüzünde zerre kadar utanma belirtisi yok.? -A. Ümit. 2) hiç. Örnek Kullanım : ?Bu iki hikâyecik üzerinde zerre kadar edebî münakaşalara girişmemişlerdi.? -O. C. Kaygılı.

zerresi (zerre kadar eseri) kalmamak (olmamak veya yok) : hiç bulunmamak, tükenmek, yok olmak. Örnek Kullanım : ?Bazen o muammalı hâl tamamen üstünden kalkıyor, zerre kadar eseri kalmıyor.? -S. M. Alus.

zevahiri kurtarmak : görünüşü kurtarmak. Örnek Kullanım : ?Öyle yapmakla beraber zevahiri kurtarıyor, konuşuyor, gülüşüyordum.? -R. H. Karay.

zeval bulmak : bozulup yok olmak, çökmek.

zeval vermemek : yok etmemek, sona erdirmemek.

zevale ermek : zeval bulmak.

zevale yüz tutmak : bozulmaya, alçalmaya, yok olmaya başlamak.

zevk için : 1) yalnız eğlenmek için 2) alay etmek için.

zevki çıkmak : hoşa gitmek.

zevkinde olmak : zevkine bakmak.

zevkine bakmak : yalnız kendi eğlencesini düşünmek. Örnek Kullanım : ?Terfi ümidinde olmadıklarından resmî işlere ehemmiyet vermezler, zevklerine bakarlardı.? -R. H. Karay.

zevkine ermek (varmak) : zevkini çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Hem kitap okumak hem de ağabeyimle birlikte bulmaca çözmek zevkine erdim.? -A. Erhat.

zevkine gitmek : hlk. hoşuna gitmek.

zevkli geçmek : eğlenceli bir biçimde sürmek. Örnek Kullanım : ?Orta yolu bulunca oyunlar çok zevkli geçerdi.? -A. Kutlu.

zevkli gelmek : eğlenceli olduğunu düşünmek. Örnek Kullanım : ?Askerlik bana idman ve gezinti gibi kolay ve zevkli geldi.? -F. R. Atay.

zevkten dörtköşe olmak : çok sevinip keyiflenmek, aşırı zevk duymak.

zeytin dalı uzatmak : barış için ilk adımı atmak.

zeytinyağı gibi üste çıkmak : bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Sizler hep böylesiniz. Zeytinyağı gibi üste çıkmaya alışmışsınız.? -A. Kulin.

zıddına basmak (gitmek) : sinirlendirmek, sinirini bozmak. Örnek Kullanım : ?Niçin babanın zıddına basıyorsun evladım, seni hiç incitmemiş bir baba, bir gün bir fiske vurmadı, bir dediğin iki olmuyor.? -H. E. Adıvar. ?Yalnız akrep kuyruğu gibi bükülmüş pomatlı ibrişim bıyıklar zıddıma gidiyo

zıkkımın kökünü (pekini, dibini) ye! : sunulan yiyeceği beğenmeyenlere söylenen bir söz.

zılgıt vermek : korkutmak, çıkışmak, azarlamak, gözdağı vermek. Örnek Kullanım : ?Şehrin büyükleri otelciye adamakıllı bir zılgıt vermişler.? -R. N. Güntekin.

zılgıt yemek : azar işitmek. Örnek Kullanım : ?Dün akşam benden yediği zılgıttan adamakıllı afallamış görünüyordu.? -R. N. Güntekin.

zınk diye durmak : birdenbire durmak. Örnek Kullanım : ?Askerî bir cip, Camekân Sokağı’nı sarsıla sarsıla geçti, apartmanın kapısı önünde zınk diye durdu.? -A. İlhan.

zıp diye çıkmak : beklenmeyen bir zamanda ortaya çıkmak.

zıp zıp zıplamak : çok sevinmek.

zırıltı çıkarmak : anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek. Örnek Kullanım : ?Durup dururken zırıltı mı çıkarmalı?? -M. Ş. Esendal.

zırnık (bile) koklatmamak : en ufak bir şey vermekten kaçınmak. Örnek Kullanım : ?Karın, kaynanan, çocukların hepsini yiyip sana zırnık koklatmazlar.? -H. R. Gürpınar.

zırnık (bile) vermemek : en ufak bir şey vermemek.

zıvanadan çıkmak : 1) çok sinirlenmek, öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?Dürdane Hanım’ın aşkı seni zıvanadan büsbütün çıkarmış.? -H. R. Gürpınar. 2) aklını yitirmek, çılgın gibi davranmak. Örnek Kullanım : ?Kaç zamandır zaten bir acayipleşen oğlanın artık adamakıllı zıvanadan çıktığına hükmediyorla

zifafa girmek : gerdeğe girmek. Örnek Kullanım : ?Zifafa girdiği gece kaynatası ölüverdi.? -Ö. Seyfettin.

zift gibi : 1) çok acı 2) simsiyah.

zift yesin : ?ne yerse yesin? anlamında öfke bildiren bir söz.

ziftin pekini yesin : zift yesin.

zihin açmak : zihni daha iyi çalışır duruma getirmek.

zihin yormak : bir konuda çok düşünmek, kafa yormak.

zihinde (zihninde) yer etmek : çıkmamak üzere belleğe yerleşmek. Örnek Kullanım : ?Bir hadise insanın zihninde yer etti mi orada kerpiçleşip kalıyor.? -E. İ. Benice.

zihni açılmak : kavrayışı, anlayışı çoğalmak.

zihni boşalmak : kafası rahat ve dingin olmak. Örnek Kullanım : ?Zihnim boşaldıkça daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçenin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm.? -B. Felek.

zihni bulanmak (karışmak) : 1) düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek 2) ne yapacağını şaşırmak. Örnek Kullanım : ?Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı.? -İ. O. Anar.

zihnini altüst etmek : düşüncelerini karmakarışık duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Günlerden beri bu düşünce, Anadolu’ya geçmek zihnini altüst ediyordu.? -S. Kocagöz.

zihnini dağıtmak : gerektiği gibi düşünmemek.

zihnini oynatmak : çıldırmak, delirmek.

zihnini toplamak : kendine gelmek, sağlıklı düşünmeye başlamak. Örnek Kullanım : ?Vehibe benden önce zihnini toplayarak cevap verdi.? -H. R. Gürpınar.

zikri geçmek : anılmak, adı geçmek. Örnek Kullanım : Dün sizin zikriniz geçti.

zikzak yapmak : 1) sık sık sağa sola yön değiştirmek 2) mec. sık sık düşünce değiştirmek.

zil kalmak : parasız kalmak. Örnek Kullanım : ?Zaten müdür aç herifin biri, zil kalmış da gelmiş buralara.? -K. Korcan.

zil takıp oynamak : çok sevindiğini belli etmek. Örnek Kullanım : ?Birini buldu, ne güzel oldu diye zil takıp oynayacak mıydım?? -A. Ümit.

zillete düşmek : hor görülmek, aşağılanmak. Örnek Kullanım : ?Zillete düşmemek için tehlikeyi kabul etmek daha iyi olmaz mı?? -E. İ. Benice.

zilsiz oynamak : çok sevindiğini belli etmek.

zimmet çıkarmak : eksik veya yanlış yapılan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak.

zincir gibi : art arda sıralanmış şey.

zindan gibi : karanlık veya iç sıkıcı (yer).

zinde tutmak : genç ve diri kalmasını sağlamak. Örnek Kullanım : ?İçim ürperiyor, ürpertinin beni zinde tutacağına inanıyorum.? -A. Ümit.

zirveye çıkmak : en üst düzeyde ilgi çekmek, herkes tarafından konuşulur olmak.

zirzopluk etmek : uygunsuz, yakışıksız davranışlarda bulunmak.

ziyade olsun! : yemekte bulunanlara veya yemeğe buyurun diyenlere ?artsın, çoğalsın? anlamında söylenen bir nezaket sözü.

ziyafet çekmek (vermek) : konukları yemekli ağırlamak. Örnek Kullanım : ?O gece telgrafçı, gümrükçü, liman çavuşu, müdür beye bir ziyafet vermek istemişlerdi.? -M. Ş. Esendal.

ziyan etmek : 1) yersiz, boş yere harcamak. Örnek Kullanım : ?Ah budala kız, gençliğinin kıymetini bilmiyorsun, güzelliğini ziyan ediyorsun.? -S. M. Alus. 2) zarara uğratmak.

ziyan olmak : boşuna harcanmak, zarar görmek. Örnek Kullanım : ?Bu fennî ihmal yüzünden Hacer’in çocuğu ziyan oldu.? -N. Hikmet.

ziyan zebil olmak : hlk. boşuna, boş yere harcanmak.

ziyanı yok! : özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Biraz çabuk işe girişmiş olacağız ama ziyanı yok diye düşündü.? -S. Kocagöz.

ziyaret etmek : 1) birini görmeye gitmek. Örnek Kullanım : ?Sporcular da birbirlerini sık sık ziyaret etsinler.? -N. Hikmet. 2) bir yeri görmeye gitmek.

zokayı yutmak : argo aldatılıp zarara sokulmak.

zom olmak : çok sarhoş olmak.

zor alıma çarpmak : kişi mallarına devlet adına yasal olarak el koymak, müsadere etmek.

zor gelmek : bir işin yapılması birine güç gelmek. Örnek Kullanım : ?Ama, sevdiğimiz insanın acı çekmesini seyretmek, ölüm acısından çok daha zor gelmiştir bana.? -K. Tahir.

zor kullanmak : bir işin yapılması için her türlü baskıya başvurmak.

zora binmek : 1) iş ancak zor kullanılmakla sonuçlanacak bir hâl almak 2) zorlaşmak.

zora gelememek : baskıya, sıkıntıya veya sıkı bir çalışmaya dayanamamak, katlanamamak.

zoru olmak : kendisini zorlayan bir durumu, bir sıkıntısı olmak, sorunu bulunmak, güçlüğü olmak. Örnek Kullanım : ?Bizim anlayacağımız, bu memleketin iki tek zoru var. Biri okul, öteki de yol.? -B. R. Eyuboğlu.

zorun ne? : 1) ?amacın ne, ne istiyorsun?? anlamında kullanılan bir söz 2) ?neden kendini bu kadar zorluyorsun? anlamında kullanılan bir söz.

zorunda bırakmak : yapmaya mecbur etmek. Örnek Kullanım : ?Onları susmak zorunda bırakmanın sıkıntısını duyuyorum.? -N. Cumalı.

zorunda kalmak (olmak) : kesinlikle yapması gerekmek, yapmaya mecbur olmak. Örnek Kullanım : ?Kitabını basacak yayınevi bulamamış, onu kendi parasıyla bastırmak zorunda kalmıştır.? -S. Birsel.

zorunlu kılmak : mecbur etmek.

zula etmek : 1) çalmak, aşırmak 2) gizlemek, saklamak.

zulaya atmak : bir şeyi gizli bir yere koymak.

zulüm görmek : kendisine eziyet edilmek.

zurna gibi : dar (pantolon).

zurnacının karşısında limon yemek gibi : birinin zihni çelinip işini göremeyecek duruma getirildiği anlatılırken söylenen bir söz.

zurnanın zırt dediği yer : sürdürülmekte olan bir işin en can alıcı noktası.

zül saymak (addetmek) : bir olay veya sözü küçültücü, alçaltıcı, aşağılayıcı olarak değerlendirmek.

zülfüyâre dokunmak : 1) hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak 2) birine zarar veya sıkıntı vermek 3) sıkıntı verecek, sorun olacak konulara girmek.

Zümrüdüanka gibi : hayal ürünü olan veya adı olup da kendi var olmayan (iyi ve güzel şeyler).

zümrüt gibi : yemyeşil. Örnek Kullanım : ?Şu zümrüt gibi Kuşdili deresi burnumuzun önünde de bir sandalla bir defa bile dolaşamadık.? -S. M. Alus.

zürafa gibi : ince, uzun boylu, uzun boyunlu (kimse).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir